Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Yazar daha önce ki röportajlarında; Niemans serisini 4 kitap olarak yazmayı planladığını açıklamıştı. 1 kitap daha gelecek.

Ayrıca seride kitaplar arasında bir bağlantı bulunmuyor. Sadece karakter aynı kişi. Serilerin birbiri ile bağlantısı olmadığı için, karışık okunmasında da bir problem yok.

2 Beğeni

Kim ne derse desin ben Schopenhauer çok sevdim ve farkettim ki ondan etkilenenleri de seviyormuşum.Darwin, Freud, Tolstoy, Nietzsche, Thomas Hardy, Thomas Mann, Richard Wagner, Edgar Saltus, Ivan Turgenev, Oscar Wilde, Carl Jung, Dostoevsky, Faulkner, Einstein, Joseph Campbell, Joseph Conrad, Kurt Vonnegut, Wittgenstein ve Thomas Ligotti evet bunların hepsi ailenizin filozofu Schopenhauer dan etkilenmişler. Gelelim kitaba ve genel şopen felsefesine. Burada biraz Kant ve Şopen üzerinden gideceğim. İrade sadece enerji değildir. Tüm canlılar ve hatta cansız nesneler, İrade’nin tezahürleridir der Schopenhauer.
Kant, kendinde şeyi tam olarak bilemeyeceğimiz konusunda emindi. Bununla birlikte, kişinin bedenle ilgili bilinci sayesinde gönüllü ve istemsiz hareketlerde ve süreçlerde tüm eylemi harekete geçiren ve İrade bilir mottosunda toplayabiliriz iki filozofu.:+1: Kanta göre çevremizdeki tüm nesneleri ve deneyimlediğimiz her şeyi, yalnızca diğer nesnelerle nasıl ilişkili oldukları ve özellikle de bizimle nasıl ilişkili oldukları bizi nasıl etkiledikleri onları nasıl algıladıkları ile ilgili sezgisel olarak ilişkilendiririz.İrade sonsuz akış içindedir bu nedenle, dünya sonsuz bir akış içindedir. Şimdi aç gözleri aç aç :roll_eyes: Bu bizi Herakleitos’a geri götürüyor, bunu yaz​:wink:
Ve Kant bir nesneyle aynı kuralları kabul edip aynı yerde bulunan bir özne olmadan, nesne bir hiçtir der. Ve kendi çağına göre haklı da. Dünya pek çok özne ve nesnelerle dolu bize tabi olan nesnelere tabi oluyoruz ve nesneler, nesne olduklarını önce bilmezler. Özne ve nesne karşılıklı olarak bağımlıdır ama şu da var bir duyum, bir nesnenin nedeni olarak ya da bir nesneden gelmemeli, yalnızca duyularımızın, en azından onlardan birinin algıladığı bir şey olarak görülmelidir. Sadece bir nesnenin gerçek olduğunu biliyoruz çünkü duyularımızdan en az birini harekete geçiriyor o zaman bu durumda nesnel anlayışımız öznel oluyor 🤷Ve yine bu durumda bir şeyin önemli olduğunu söylediğimizde, sadece var olduğunu değil, aynı zamanda algılandığını da söyleriz.
İrade bedenin dışında, hala sadece soyut olarak bilinebilir. Bu Kant’ın kendi içinde şeyinin, bilinemeyecek kadar çok geçerliliğe sahip olduğu anlamına gelir Ancak Schopenhauer bunları Kant’ın ötesine taşıdı. Caanımsın Schopenhauer der gibiyiz, irade cansız nesneler de mevcuttur nesnelere belirli nitelikler verir canlılarda irade ikincilleştirilebilir nedensellik yalnızca zaman ve mekanda mevcuttur yerçekimi formlar ve tüm enerji ebedidir ve zaman mekan formları dışındadır. Schopenhauer iradesi plato nun formlarını alır ve onları zaman mekanda gördüğümüz sayısız kopyaları ile ifade eder.Eylemlerimiz idare tarafından yönlendirilen güdüler tarafından yönlendirilirler, irade çabalamak gelişmek ve yaşamak ister ve yine irade saf arzudur. insanlarda zeka iradeyi yumuşatmak için çağırılmalıdır. Schopenhauer Kantçı kendinde şeyin irade olduğunu söyler . Kant’ın şeyinin herha gi bir biçimde olması gerekmediginden o şeyin parçası olmaktır Bu şey kısmen bilinebilir, kendini bilerek bilinebilir :scream: Schopenhauer kuzum reçete de veriyor. Bilgi iradeden kurtulabilir , birşey sanatsal bir şeye dahil olduğunda üretip tasarladığı zaman ve mekandan kurtulur ve iradeden kopar diyor. Velhasil kelam iş böyleyken Schopenhauer benim asi minik kuşum oldu. Kimbilir belki ruhumun bir yani Şopendir :thinking:🤷:shushing_face:

10 Beğeni

Teşekkür ederim :smiley: (20)

1 Beğeni

Kimler okumuş diye bakarken bu yorumu gördüm. Bendeki de 1. baskı ve aynı şeyi düşünüyorum. Daha 100 sayfa olmadan en az 10 tane yazım hatası gördüm. Üstelik düzelti filan da yapılmış (Yapılmış mı acaba? Ya da düzelti belki düşündüğümden farklı bir şeydir).

@Everfever Kemal Bey, Pegasus için sayfa başı 2 TL’ye son okuma yapabilirim, kendime güveniyorum. :slight_smile:

4 Beğeni

İlgili arkadaşlara durumu bildireceğim. Çok teşekkür ederim.

(Sayfası 2 lira çok!)

4 Beğeni

Katilbot Günlükleri

Dörtlemenin son kitabını da okumuş bulunmaktayım ve seri hakkında birkaç şey söylemek istedim. Öncelikle serinin kitapları novella kategorisinde prestijli ödüller almış veya aday gösterilmiş. Bunda konunun sıradışılığından ziyade işlenişinin başarısı ön planda. Yoksa yepyeni bir şey sunmuyor seri bize. Yazarın dili ve yarattığı karakter oldukça başarılı, yarattığı dünya ilgi çekici. Bunun haricinde bilindik bir bilim kurgu teması var diyebilirim. Felsefi altyapısı şirketlerin yapısı ve bir nebze de kapitalizm eleştirisinden öteye pek gidemiyor. Zaten bu seriyi de felsefi altyapı ya da mesaj kaygısı yerine böyle “dizi izler gibi kitap okumak” isteyenlere tavsiye ediyorum; kitaplar hiç ama hiç yormuyor. Atıştırmalık diye tarif edebilir miyiz bilmiyorum ama rahat okunan, akıcı ve keyifli bir seri olarak rahatlıkla sınıflandırabiliriz.

Seri hakkında en fazla gördüğüm şey, devamı olmasından ötürü bir soru işareti bulunması okurlarda. Ancak şunu söyleyeyim; bu dörtleme başladığı hikaye açısından dördüncü kitapla sona eriyor. Tabii bu hikayenin öncesinde meydana gelen olaylar (katilbot’un idari modülünü hacklemesine neden olan olaylar) tamamlanmıyor. O konuda seri bittikten sonra merakta kaldığımızı söyleyebilirim ama devam kitaplarında tahminimce bütün bu konular sonuca ulaşacaktır. Bir de ara sıra olayları takip edebilmek zorlaşabiliyor. Bunun biraz kendi terminolojisini oluşturması ve bazen fazla detaycılaşabilmesi nedeniyle olduğunu düşünüyorum.

İlk kitap benim dörtleme içinde en beğendiğim kitap oldu. İkinci ve üçüncü kitaplar konu hakkında ufak detaylar topladığımız ve bizi dördüncü kitaba yol aldıran, aslında biraz da konuyu ve macerayı çeşitlendirme amacıyla yazılmış gibi duran kitaplardı. Dördüncü kitap yine gayet güzel bir hikayeye sahip ve geldiği nokta beni tatmin etti. Ama dediğim gibi arka planda devam eden hikaye sona ermedi. Yine de dörtleme kendi içerisinde başlayıp bittiği ve bir bütünlük oluşturduğu için, bilim kurgu seviyorsanız bir şans verebilirsiniz bu dörtlemeye.

25 Beğeni

İlk kitap polisiye tadı veriyor. Fantastik evrende bir cinayet onu çözmeye çalışan bir dedektif ve onun yardımcısı şeklinde ilerliyor. 2. kitap daha güzel bence ama polisiye baya bir azalıyor ilk kitaba kıyasla. 3’te iyice abartıyor yazar o yüzden daha zayıf gelmişti bana ilk iki kitaba kıyasla.

KOPYALANMIŞ ADAM - JOSE SARAMAGO

Kitabı bitirdim ve şaşıracaksınız belki ama çok beğendim :sweat_smile: Özellikle kitabın sonu tüyleri diken diken eden cinstendi. Konusu; Tarih öğretmeni olan Tertuliano Maximo Afonso’nun bir filmde kendisine çok benzeyen bir oyuncuyu görmesi üzerine o kişiyi bulma çabasını ve bulduktan sonrasını ki olaylar tam da burada başlayıp gelişmeye başlıyor konu alıyor. Kesinlikle okuyun diyeceğim sürükleyici bir Saramago kitabı.

18 Beğeni

Hocam daha önce hiç Saramago okumadım ve elimde de bu kitap mevcut. Yazara başlamak adına iyi bir kitap mıdır sizce?

1 Beğeni

Konusu Denis Villeneuve’nin Enemy adlı filmine benziyormuş. Orada da Tarih profesörü (Jake Gylenhall) kendinin benzerini buluyordu. Güzel filmdi :+1:

2 Beğeni

Yazara bu kitapla başlayabilirsiniz hocam sıkıntı olmaz. Sadece yazarın imla ve yazım tarzında biraz zorlanırsınız ama kısa sürede alışırsınız :slightly_smiling_face:

@connected internetten baktım da dediğiniz film bu kitaptan uyarlanmış :slightly_smiling_face:

2 Beğeni

Teşekkür ederim. Saramagoya başlama konusunda hep bi şüphem vardı. Saramago uzmanı olarak bunu ortadan kaldırdınız :smiley:

1 Beğeni

Saramago’ya ilk kez başlarken bende de yazım tarzı konusunda şüphe vardı ama okumaya başladıkça hem işlediği konuları, hem yazarın kalemini, hem yazarı çok sevdim. Umarım aramıza bir Saramago sever daha katılır :slightly_smiling_face:

2 Beğeni

Sicilya’da Bir Aşk Hikayesi-Ann Radcliffe
Sonunda bitti, sonunda diyorum çünkü kitap beni çok yordu.Gotik-romantik bir kitap kendisi ilk defa bu türde kitap okuyorum, türü nedeniyle anlatımı da abartılı. Bazen olayların aşırılığına güldüğüm bile oldu.Bana hitap eden bir tür değildi maalesef.

10 Beğeni

Kitap serisini bilmiyorum ama Master Chief mi o? :scream:
Figürü görünce gençliğime gittim. Eski Xbox cuların gözleri yaşlı…
Zaten bir Marcus Fenix, iki Chief :skull::black_heart:

2 Beğeni

Benim de çok severek oynadığım oyunlardan birisiydi Halo ki Master Chief’in hayranıyız tabii. :slight_smile: Bir de bunlara Gordon Freeman’ı ve Solid Snake’i katalım, kare as tamam olsun oyun karakterlerinde. :slight_smile:

2 Beğeni

Snake de gönlümüzde yeri derindir ama fenix ve chief ile tarzları epey farklı olduğu için bu ikisini ayrı tuttum.
Ne Gordon a nede (opposing force hariç) seriye ısınamadım bir türlü 🤷
Madem efsanelerden bahsediyoruz Sam Fisher, Soap MacTavish ve Cpt. Price(:heart::heart::heart:) ide unutmayalım.
Neyse başlığın konusunu dağıttık arkadaşlar kusura bakmasın.

1 Beğeni

Hafifte olsa spoiler yedik, teşekkürederim. Ben incelemeleri bile okumuyorum okuyacağım kitapların :relaxed:

Sayılmaz yav. Zaten kitabın en başından hissettiriyor yazdıklarımı kitap. Kitap içeriği ile ilgili ek bilgi vermedim.


Düş Oyunu
Çok ilginç ve bolca sembolizm dolu bir roman. Strindberg’in kadınlar ve din üzerine düşüncelerini, Kierkegaard’ı, Nietzsche’yi, Schopenhauer’i, belki Freud’u biliyorsak onu anlamak daha mümkün olur bence.

Öncelikle oyunun başından sonuna kadar bir kapıdan bahsediyoruz. Açılması gereken bir kapı var ortada. Bu kapının arkasında ne olduğunu bilmiyoruz. Bir umut kapısı bence bu. Bir bitki gibi olan bir şatoyla başlayıp, yine o bitki gibi şatoyla bitiyor. Camcı ve onun kızı, bir subay var söz konusu olan bu şatoda. Okurken kafamız çok karışıyor. Subayın doktora alacağı törende dinbilimin, felsefesenin, tıpın ve hukuğun ilginç bir çatışması var. Bu sembolizm meselesi o kadar garip ki iki kere ikinin kaç olduğu bile beklediğimizden farklı şeyleri simgeliyor gibi.

Anlam kapıları çok açık bırakıldığı için okumadan anlaşılmayacak bir eser gibi. Ama çok şiirsel olduğu açık. Okurken kimi yerleri ayağa kalkıp sesli bir biçimde okuma ihtiyacı duydum.

Çeviri meselesine gelince de, oldukça şanslıyım ki bu eski Cumhuriyet çevirirlerinden okuma şansım oldu. Temiz, akıcı, uğraşılmış bir çeviri.

Üç Öykü
Üç tane ünlü ve absürd komedi ürünü olan öykü var karşımızda. Burun, Fayton ve Palto. Benim de kendi öykülerimde işlemeyi sevdiğim, okumayı da sevdiğim küçük insanların hayatlarıyla alakalı bu öyküler. Bir şube müdür yardımcısı, bir taşra soylusu, bir yazı memuru gibi. Hayatları işleriyle, ellerindekiyle geçen insanlar bunlar.

Burun oldukça garip başlayan ve döneminin Rusya’sına iyi göndermeler yapan bir öykü. Zaten o dönemde Gogol yayınlatamıyor ama sanşstır ki Puşkin dergisinde bu öyküyü yayımlıyor. Burnu kaybolan ve onu aramak için gazeteye ilan veren bir şube müdür yardımcısıdır konu, kılıklara giren burnunun peşine düşmüştür. Oldukça eğlenceli ve komik bir öykü olduğunu söyleyebilirim.

Fayton kısa ama güzel bir öykü. Bir taşra soylusunun generale yeni aldığı muhteşem faytonu göstermek için davet etmesi fakat bu daveti unutmasını okuyoruz. Sonunda ciddi ciddi güldürüyor.

Palto Gogol’un en ünlü öyküsü olsa gerek. Memurlara, bürokrasiye, çalışan sınıfa, insanın hayatının küçüklüğüne, basit bir yazıcının sert St. Petersburg kentine dayanamamasına dair. Okurken merak ediyor, bir yandan da karakterimize üzülüyorsunuz. Dönüp dönüp tekrar okunacak bir öykü.

Genel anlamda çok güzel öyküler ve ben oldukça kaliteli bir çeviri olan Cumhuriyet çevirisinden, yani Orhan Veli ve Erol Güney çevirisinden okuma fırsatı buldum. Gogol okumaya devam edeceğime eminim.

Son olarak da kitabın önsözünden Palto’ya dair güzel bir pasaj bırakayım:
Bir gün Gogol’un yanında ava çok meraklı zavallı bir me­murun öyküsü anlatıldı. Bu memur, bin bir sıkıntıyla bi­riktirdiği 200 rubleyle güzel bir av tüfeği almış. Yeni tü­ feğiyle ilk ava çıktığı gün bir sandala binmiş. Ama tü­fek nasılsa suya düşüvermiş. Memur evine döndüğün­ de yatağa düşmüş. Büyük bir üzüntü içinde günlerce yat­mış. Ancak arkadaşları, aralarında para toplayarak ona yeni bir tüfek aldıkları zaman iyileşip yataktan kalkmış. Bu öyküyü dinleyenlerin hepsi kahkahalarla güldüler. Yalnızca Gogol gülmedi, uzun süre düşünceli kaldı. Palto’nun ilk düşüncesi, işte o gün doğmuştu. Bu öykü 1834’te anlatılmıştı. Gogol bunun üzerinde çok çalıştı, aradan sekiz yıl geçtikten sonra Palto yayımlandı. 1842’de ilk yayımlandı Palto’nun Dostoyevski, Tolstoy ve Çehov üzerinde büyük etkileri olmuştur.

8 Beğeni