Düş Oyunu
Çok ilginç ve bolca sembolizm dolu bir roman. Strindberg’in kadınlar ve din üzerine düşüncelerini, Kierkegaard’ı, Nietzsche’yi, Schopenhauer’i, belki Freud’u biliyorsak onu anlamak daha mümkün olur bence.
Öncelikle oyunun başından sonuna kadar bir kapıdan bahsediyoruz. Açılması gereken bir kapı var ortada. Bu kapının arkasında ne olduğunu bilmiyoruz. Bir umut kapısı bence bu. Bir bitki gibi olan bir şatoyla başlayıp, yine o bitki gibi şatoyla bitiyor. Camcı ve onun kızı, bir subay var söz konusu olan bu şatoda. Okurken kafamız çok karışıyor. Subayın doktora alacağı törende dinbilimin, felsefesenin, tıpın ve hukuğun ilginç bir çatışması var. Bu sembolizm meselesi o kadar garip ki iki kere ikinin kaç olduğu bile beklediğimizden farklı şeyleri simgeliyor gibi.
Anlam kapıları çok açık bırakıldığı için okumadan anlaşılmayacak bir eser gibi. Ama çok şiirsel olduğu açık. Okurken kimi yerleri ayağa kalkıp sesli bir biçimde okuma ihtiyacı duydum.
Çeviri meselesine gelince de, oldukça şanslıyım ki bu eski Cumhuriyet çevirirlerinden okuma şansım oldu. Temiz, akıcı, uğraşılmış bir çeviri.
Üç Öykü
Üç tane ünlü ve absürd komedi ürünü olan öykü var karşımızda. Burun, Fayton ve Palto. Benim de kendi öykülerimde işlemeyi sevdiğim, okumayı da sevdiğim küçük insanların hayatlarıyla alakalı bu öyküler. Bir şube müdür yardımcısı, bir taşra soylusu, bir yazı memuru gibi. Hayatları işleriyle, ellerindekiyle geçen insanlar bunlar.
Burun oldukça garip başlayan ve döneminin Rusya’sına iyi göndermeler yapan bir öykü. Zaten o dönemde Gogol yayınlatamıyor ama sanşstır ki Puşkin dergisinde bu öyküyü yayımlıyor. Burnu kaybolan ve onu aramak için gazeteye ilan veren bir şube müdür yardımcısıdır konu, kılıklara giren burnunun peşine düşmüştür. Oldukça eğlenceli ve komik bir öykü olduğunu söyleyebilirim.
Fayton kısa ama güzel bir öykü. Bir taşra soylusunun generale yeni aldığı muhteşem faytonu göstermek için davet etmesi fakat bu daveti unutmasını okuyoruz. Sonunda ciddi ciddi güldürüyor.
Palto Gogol’un en ünlü öyküsü olsa gerek. Memurlara, bürokrasiye, çalışan sınıfa, insanın hayatının küçüklüğüne, basit bir yazıcının sert St. Petersburg kentine dayanamamasına dair. Okurken merak ediyor, bir yandan da karakterimize üzülüyorsunuz. Dönüp dönüp tekrar okunacak bir öykü.
Genel anlamda çok güzel öyküler ve ben oldukça kaliteli bir çeviri olan Cumhuriyet çevirisinden, yani Orhan Veli ve Erol Güney çevirisinden okuma fırsatı buldum. Gogol okumaya devam edeceğime eminim.
Son olarak da kitabın önsözünden Palto’ya dair güzel bir pasaj bırakayım:
Bir gün Gogol’un yanında ava çok meraklı zavallı bir memurun öyküsü anlatıldı. Bu memur, bin bir sıkıntıyla biriktirdiği 200 rubleyle güzel bir av tüfeği almış. Yeni tü feğiyle ilk ava çıktığı gün bir sandala binmiş. Ama tüfek nasılsa suya düşüvermiş. Memur evine döndüğün de yatağa düşmüş. Büyük bir üzüntü içinde günlerce yatmış. Ancak arkadaşları, aralarında para toplayarak ona yeni bir tüfek aldıkları zaman iyileşip yataktan kalkmış. Bu öyküyü dinleyenlerin hepsi kahkahalarla güldüler. Yalnızca Gogol gülmedi, uzun süre düşünceli kaldı. Palto’nun ilk düşüncesi, işte o gün doğmuştu. Bu öykü 1834’te anlatılmıştı. Gogol bunun üzerinde çok çalıştı, aradan sekiz yıl geçtikten sonra Palto yayımlandı. 1842’de ilk yayımlandı Palto’nun Dostoyevski, Tolstoy ve Çehov üzerinde büyük etkileri olmuştur.