Ben beğendim yazarın kalemini ve kurgusunu dediğiniz gibi. Kitap okurken gerilim hissetmek / şaşırmak her zaman mümkün olmuyor benim için. Bu nedenle dizisi de çok beğenilince önce kitabı okuyayım dedim.
Işık Tanrısı
Bazı kitapları okumadan seveceğinizi hissedersiniz. Benim için de Işık Tanrısı bu kitaplardandı, okudum ve haklı olduğunu gördüm. Kitabın zor okunduğunu görmüştüm pek çok yorumda, ben zorlanmasam da zor okunduğu kanısına katılıyorum. Bunun nedenlerinin; hint mitolojisi tabanlı olması, pek çok tanrının pek çok ismi olması ve bunların telaffuzlarının da zor olması ve de kurgunun karışık olması olduğunu söyleyebilirim. Ben Hint mitolojisine bir nebze de olsa aşinaydım, size de en azından büyük tanrılar bazında bilgi sahibi olarak okumanızı öneririm. İnternetten araştıeabilirsiniz bir iki bilgi de olsa. Tabii karakterlerin görünüşü olarak ben kafamda hint tanrıları şekillerini çizmedim, orasını kendi hayal gücüme bıraktım ve çok keyifli bir yolculuk oldu benim için. Size de öyle yapmanızı öneririm. Yoksa hint tanrıları mavi, dört beş kollu falan oluyorlar, ama kurgu sanki bizi öylelermiş gibi düşünmeye itmiyor. 
Konusu hakkında çok bilgi vermek istemiyorum, okuyanlar girişsinler, çabalasınlar, kafaları karışsın ve kendileri çözsünler diye bu şekilde boşluklu oluşturmuş hikayesini zaten Zelazny. Kitabı okurken çok işinize yarayacak bir bilgi yazacağım ama hiçbir şey bilmeden okumak isteyenler için blur spoiler içerisine alayım; kurguda kitabın ilk bölümünün aslında kronolojik olarak sondan bir önceki bölüm olduğunu bilmeniz sizin faydanıza, yani 7 bölümden oluşan kitap 6 ile başlıyor, 1, 2, 3, 4, 5 şeklinde devam edip 7 ile sonlanıyor. Bunu bilmeseniz de olur tabii ama, konunun karışıklığı, karakter çokluğu vs derken ne oluyor şimdi diye kalıp, kitabı bırakma tehlikesi de var. O yüzden bilmenin daha iyi olacağını düşünüyorum okuyacaklar için.
Zelazny gerçekten hayran olduğum bir yazar. Amber Yıllıkları ile hayal gücüne ne kadar etki edebildiğini kanıtlamıştı bana, Bu Ölümsüz çeviri hatalarına ve kurguda bırakılan boşluklara rağmen, okuduğum ve en sevdiğim bilimsel fantezi romanlarının başındadır. Şimdi yanına Işık Tanrısı da eklendi. Okuduğum kitaplarında bilim kurgu, fantastik kurgu ve mitoloji arasında gidip gelmeler ve boşlukları sizin hayal gücünüze bırakması ortak özellik denilebilir. Keşke daha fazla kitabı çevrilse Zelazny’nin. Emek istiyor ama kendinizi kaptırırsanız muhteşem bir rüya gibi oluyor kitapları. Bu kitabını bilim kurguda fantastik hakimiyeti sevenlere özellikle tavsiye ediyorum. Bir de okuyacak olanlara sabır göstermelerini ve içine giremiyorlarsa ayrıntılara takılmadan, kendilerini kaptırmaya çalışarak okumalarını öneriyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Güzeldi hakkaten. O tüm fantastik ögeleri bilim kurguya dönüstüren ters köse benim icin kitabin en güzel kismiydi.
Benim de çok beğendiğim hatta BKK içinde en çok zevk aldığım bir kitap Işık Tanrısı. Mitolojik göndermeleri takip etmeye çalışmak biraz uğraştırsa da çok hoşuma gitmişti.
Hatta kitapta geçen tanrı ve tanrıça isimleri bayağı aklımda yer edinmiş. 
James Rollins - Kum Fırtınası(Sigma #1)
6.5/10
@Leingrad Tavsiye için teşekkürler.
Fena sayılmaz dediğim bir macera romanı olmuş. Karakterler sığ kalmış, bazen saçmalıyorlar da. Yine de yazarın kalemi akıcı, okutuyor. Aslında 7.5 puan olurdu ama çeviri komik hatalara sahip. Biraz da gereksiz yere uzatılmış hissettirdi, kitap 680 sayfa. Serinin devam kitabına da şans vereceğim. Bir Wilbur Smith seviyesi beklenmeden okunursa iyi zaman geçirtir.
Ben kitapyurdundan ikili seti 20TL’ye almıştım. Trendyolda da 23 küsura mevcut. Macera severler -hele ki bu fiyatlara- gönül rahatlığı ile alabilir.

Hayatımda okuduğum ilk kişisel gelişim kitabı. Önyargımdan dolayı daha önce kişisel gelişim kitaplarına hiç şans vermemiştim ama çok tavsiye edilince ve de psikolojik olunca açılışı bu kitapla yapmaya karar verdim. İyi mi yaptım bilemiyorum…
Öncelikle, ilk elli-atmış sayfa kitabın sizi depresyonunuzu iyileştireceğine ikna etmeye çalışmasıyla geçiyor. Bilişsel terapiyle ilgili deneylerden, istatistiklerden uzun uzun bahsediyor, psikoloğa gitmekten bile daha etkili olduğunu söylüyor, eğer inanmıyorsanız, “Bakın bu da inanmamıştı şimdi zihni turp gibi,” gibisinden örnekler veriyor. Belki de iyileşeceğinize inanarak okumanız için “İnanmak başarmanın yarısıdır.” gibisinden bir psikolojik hiledir bilemiyorum ama bu pazarlamayı biraz gereksiz buldum. Zaten kitabı aldığıma göre bir şekilde bana iyi gelebileceğini düşünmüşümdür değil mi, bu kadar çaba neden? Gerçi kitap ilerledikçe anlattığı konu ne olursa olsun David Burns’ün bir şeyden olabildiğince uzunca bahsetmeyi sevdiğini görebiliyoruz.
Sonunda kitap depresyonunuzun iyileşeceğine yeminler etmeyi bırakıyor ve iyileşip iyileşmeyeceğinizi kendinizin görmesine izin veriyor. Fakat burada da “uzatma” sıkıntısıyla tekrar karşılaşıyorsunuz. Eğer bir tür depresyondaysanız şöyle hissediyorsunuzdur, böyle düşünüyorsunuzdur, diye uzun uzadıya açıklıyor. Bir süre sonra bunalıyorsunuz, içinizden “Ya evet, tamam, öyle hissettiğimi biliyorum, artık bana nasıl öyle hissetmeyeceğimi söyle, yeter…” diye söylenmeye başlıyorsunuz. Tabii bu açıklamaların duygudurum farkındalığı, düşünce şeklini kontrol etme vs. açısından gerekli olduğunun farkındayım ama mesela “Ümitsiz hissediyorsunuz” deyip orada kesebilecekken ümitsizliğin ne anlama geldiğini koca bir paragraf boyunca açıklamasını gereksiz buldum.
İronik olansa kitapta, depresyonda olan birinin canının hiçbir şey yapmak istemeyeceği, dikkatini toplamakta oldukça zorlanacağı yazıyor fakat kitap özellikle yukarıda saydığım nedenlerden dolayı dikkatini toplamakta zorlanan biri düşünülerek yazılmış gibi görünmüyor.
Özetlemek gerekirse sıkıcı, fakat dişinizi sıkıp sonuna kadar okumayı başarırsanız size faydalı şeyler katabilecek bir kitap.
Karışık kanılar ve özdeyişler de Nietzsche daha önce olduğu gibi iradenin özgür olmadığını kabul etmemizi engelleyen tek şey kibirdir diyor:thinking: Ve ayrıca ahlaki sorumluluğu da reddediyor hala psikolojik hazcılığı olumluyor ve erdemin ancak deneyimi yendiğinde haz veriyorsa karakterimiz de sabitleşeeceğini söylüyor, aslında bu kitapta bu çerçeve içinde özgür ruhlunun nasıl gelişeceğine dair tavsiyelerde bulunup gözlemlerini sunuyor ve kayıtsız şartsız hakikatin peşine düşme konusunda bir nebze de olsa yumuşuyor, artık hakikatin hayattan daha değerli olduğu fikrini reddediyor. Nietzsche bu kitabında daha yapıcı, daha iyiyimser ve ancak böyle ruhlu insanların karanlık tarafının yok olmasının ya da en azından biçim değiştirmesini mümkün olduğunu savunuyor. Kronolojik okumak gibisi yok diyor, iyi okumalar diliyorum 
Böyle seriler veya yazarlar çoğunlukla daha sonra açılıyorlar ve ustalaşıyorlar. Ben bu kitabın ilk baskısını okumuştum sanırım
. seri bayağı ilerlemiş aslında. Böyle ilk kitapları yayınlanıp yazar ustalaşamadan veya karakter derinleşemeden yitip giden çok seri var maalesef.
- kitap ağustosta çıkacakmış, dediğiniz gibi oldukça ilerlemiş. Muhtemelen geliştirmiştir de kalemini, 2. kitaptan sonra daha net fikrim olur. Daha 3 kitap var dilimizde bu seriden bildiğim kadarıyla. Umarım devam kitapları bu kadar çeviri kokmuyordur.
Kıyıda kaldığını ve iyi olduğunu düşündüğünüz macera yazarları varsa tavsiye almak isterim.

Açıkçası hayatımda ilk defa daha çok çocuklara yönelik bir kitap okudum. Sebebi bunaltacak derecede Neil Gaiman fangirl olan bir arkadaşım. Neil Gaiman’dan okuduğum ilk kitap oldu.
Odd, Koralin ve Yolun Sonundaki Okyanus, sıralamasını takip etmemi önermişti.
3/10
Terry Pratchett - Büyünün Rengi
Diskdünya’nın ilk kitabını sonunda okudum. Seriye ilk olarak Bekçi alt serisiyle başlayıp, ilk iki kitabını bitirmiştim. Ama Büyünün Rengi’ni okumadığım için bir şeyler kaçırdım hissi vardı hep içimde. Büyünün Rengi’ni okuduktan sonra Diskdünya Evreni’ni daha iyi anladım, bazı şeyler daha anlamlı geldi bana. Yine de Bekçi serisiyle başlamak benim için doğru bir tercih olmuş.
Bu kitabı çok beğenmeme rağmen bazı yönlerden zayıf buldum, herkese hitap etmeyen bir tarzı var. Oysaki Bekçi serisi öyle değildi, okuyucuyu kolayca içine alan bir tarzı vardı. İlk kitap olduğu için herhalde yazarın tarzı bu kitapta tam oturmamış.
Rincewind ve İkiçiçek karakterlerini sevdim, serinin geri kalanını da en kısa zaman içinde okuyacağım.
Ben de tüm seriyi okuyanlara sormuştum hep böyle mi (aynı, görece zayıf) devam edecek diye, sonraki kitaplar çok daha iyiymiş. Özellikle 4’ten sonra seviye atlıyormuş.
Bekçi serisinden okuduğum kitaplar mükemmeldi. Seriye Büyünün Rengi ile başlasaydım, büyük ihtimalle geri kalan kitapları okumazdım. Arada devasa bir fark var.
Ben bu dediğinizi yaptım ve kitabı yarıda bıraktım. Bekçi serisi dediğiniz hangi kitapları acaba? Olmazsa bir şans daha verebilirim seriye.
Muhafızlar! Muhafızlar! kitabı, Bekçi serisinin ilk kitabı. 4 kitabı basıldı şimdiye kadar. Bu serinin The Watch adlı bir dizisi var, okumadan önce bakabilirsiniz. Bire bir kitaptan gitmese de kitabın atmosferini güzel yansıtmıştı. Ben diziyi izledikten sonra seriyi okumaya başladım.
O zaman bende ordan devam edip ikinci bir şans veriyim keza merak ettiğim bir seri. Teşekkurler bilgi için.
Sevgili Nietzsche bu kitapta da pek insanca kitabında olduğu gibi özgür ruhlara hitap ediyor mevcut gelenek ve görenekleri direnen yasadışı diye ilan edilen kimselere yönelik bir kitap ve sık sık örgütlü bir güç olma durumundan bahsediyor, evlenme konusunda düşündükleri biraz tuhaf, türün ıslahı soy arıtımı düşüncesiyle evlenmeyi destekliyor ve garip bir şekilde sadece özgür ruhların evlenmesini istiyor ; geleceğin kusursuz insanı için.
Kitap bir şey öğretmek amaçlı değil daha çok manevi bir kaynak gibi düşünülebilir tefekkür ve derin düşünme ile okunabilir ve kitapta derin bir bilinç akışı tekniği var, aforizmalar halinde yazılmıştır ama kafka’nın aforizmaları gibi değil.
Epikuros etkisi bu kitabında da devam etmekte nietzsche bu kitabında Kantçı ve Schopenhauercu idealizmi reddediyor daha çok Darwin’e dönüyor yüzünü tek bir doğa dünyası vardır ve insan bu dünyada evrilmiş bir organizmadan başka bir şey değildir görüşüne sahip oluyor . Determinizm görüşü aynı şekilde devam etmektedir ve psikolojik hazcılık bencillik diğer kitapta olduğu gibi bu kitapta da devam ediyor. Nietzsche’nin standardına göre neredeyse hiçbir aklı başında insan ‘iyi’ olmak istemez. Başkalarıyla arkadaşlık etmekten zevk alırız, başkalarına karşı iyi ve şefkatli olmayı severiz ve kesinlikle hayatımızın geri kalanını kendi düşüncelerimizle meşgul etmek istemeyiz. Nietzsche kendi düşüncesine takıntılı görünüyor ve bu onu büyük sonuçlara götürüyor. İnsanlar, kendileri üzerinde, başkaları üzerinde, dünya üzerinde güç için çabalarlar; insanlar (en azından çoğu) efendiye dönüşmüş kölelerdir; insanlar hastadır, kendi tutkuları ve boşluklarından muzdariptir; ve tanrıyı öldürmemizin de pek bir faydası olmaz … 🤦Ahlak, olduğu gibi görülmeli: bir illüzyon. Ahlak yoktur, tüm ahlak biçimlerine karşı radikal şüpheci olmalıyız ve öncelikle kendi hayatımızı iyileştirmekle ilgilenmeliyiz.Ne kadar yükseğe uçarsak uçamayanlara o kadar küçük görünürüz.İnsanlık tarihinin en büyük beyinlerinden biri tarafından göklere çıkarılan zamansız felsefe. Gerçekten okuyun , okutun .

Öncelikle, Neil Gaiman’ın bu kitaptaki yazım dilini sevemediğimi söylemeliyim. Çok basit. Sade denilemeyecek kadar basit; etti, yaptı, çıktı, zart-zurt, çıkh çıkh. O kadar basitti ki, ağır bir dili olan klasik eserlerden birinde boğulduğumu sandım.
Gaiman bize güzel bir hikaye anlatmayı başarmış. Ama çok basit. Bir çocuğun bile bir şeylerden ders almasını istemiş. Olay örgüsü, kurgu, kısacası dili de basit olunca etkilenmediğimi fark ettim. Beğenmedim.
Belki de Gaiman için kötü bir günümdü. Belki okumaya ara vermem ve tekrar o açlığı hissedene kadar uzak durmam gereken bir zamandır. Kabahat Gaiman’a patlamış olabilir. Bilmiyorum. Ama ben, beğenmedim. Overrated bir yazar olduğunu düşündüm. Okyanus’u da okuyup beğenmezsem Gaiman benim için bitebilir.
Kitap genç-yetişkin olarak geçiyor, ama belki kalbim irin dolu olduğu için sevememişimdir. Yetişkinler için fazlasıyla basit. Genç kardeşlerimiz için de basit olduğunu düşünüyorum. Eh çocuklar için desek tam anlamıyla uygun olur mu bilmiyorum, dil basit olsa da korku teması oldukça var. Genel hitap ettiği doğru. Kitabın şirin olmaya çalıştığı da doğru.
Bir de işin bir başka boyutu var ki o da hikayenin bir şeyler anlatmak istemesi ve bunu basit, oldukça basit bir dille yapması. Kurguyu baştan sona adınız gibi okuyabiliyorsunuz. İşin bir diğer başka boyutu o korku teması da aslında zaten ders içeriğinin başlıca nedenlerinden. Bu yüzden çocuklara yönelik olduğu bana daha doğru geliyor.
Genç-yetişkin, her yaşa hitap ediyor palavraları da artık kabak tadı mı vermeye başladı. Pat Rothfuss zaten Gaiman hayranı ve yalakası olduğu için adam dışkıyla ilgili bir makale yazsa, harika bir romandı deyip 5 yıldız basacak birisi. Bu kitap bu kadar ödül almış, yarısı da genç-yetişkin ödülü, çocuk kitabı demeyeyim diyorum; sonra onların da yalakalık yaptığını düşünüyor insan.
Bilemedim.
Sevmedim.
Dürüst olayım mı? Neil Gaiman’ın romanlarından Anansi Çocukları, Yokyer, Amerikan Tanrıları ve Mezarlık Kitabı’nı okudum. Koralin’ in de filmi çocukluk travmam.
Hepsi iyi kitaplar ama çok net şekilde en beğendiğim işi Sandman oldu. Bence romancılığı biraz abartılıyor ve çizgi romanda kesinlikle daha başarılı.
Bu bana da söylendi ama çizgi roman okumayı sevmediğim için o yönüyle açıkçası pek ilgilenmiyorum.
Aslında ilk hedefim Yokyer okumaktı fakat Amazon Prime kullandığımdan dolayı ve stoklarında olmadığı veya indirim yapmadıkları için alamadım.





