Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

1984, George Orwell, çevirmen Ülker İnce.

Ülker İnce çevirisi olması beni bu baskıya çekti.

Yıllar yılı bu kitaba neden “1984” ismi verildiğini merak ettim. Sonuçta 2084 de denilebilirdi. Okumaya başlar başlamaz anladım ki gerçek Büyük Birader tarafından sürekli değiştiriliyorsa yılların da önemi yok. Olayların geçtiği tarihi bilmek mümkün değil. Büyük Birader tutup kendi yönetiminin başladığı yılı 0 (sıfır) yılı olarak tanımlayabilirdi örneğin.

16 Beğeni

1948 yılında tamamlayıp sayıların yerini değiştirmiş. Ayrıca uyarının aciliyeti için 130 yıl sonrasını seçmek anlamsız olurdu.

3 Beğeni

Evet evet, yani yılın bir önemi olmadığı için 48’i 84 yapmış olmalı. 19’u 91 de yapabilirdi.

130 yıl veya 400 yıl sonrasını belirtmek bilimkurgu yazmaya oturan bir yazar için mühim olmasa gerek. Yani uyarının aciliyeti meselesi bu roman için geçerli değil. Okur tarihin ne kadar yakın olduğuyla ilgili bir endişe hissetmemiştir eminim, içeriği önemsemiştir.

Huxley hikâyenin tarihini 26. YY olarak belirttiği için uyarısının ciddiyeti azalmadı.

1 Beğeni

https://www.shmoop.com/study-guides/literature/1984/analysis/title

Jack McDevitt Engines Of God’ı okudum. Hikayenin genel başlangıcı hakkında şurada bahsetmiştim.

Kitap temelde iki ana bölümden oluşuyor. Sanki iki sezonluk bir dizi gibi ortasında ilk kısımdaki olaylar iyi kötü bir sona gelip sezon finali yapıyor. İkinci yarıda ise çözüme kavuşmamış ana hikayenin yeni olay zincirleri ile devam ettiği ikinci sezon başlıyor.

Hikaynin gizem unsurları, arkeolojik kazılarda bulunan artifactler ve bilinmeyen kadim uygarlıkların araştırılması konusu ile, gerilim ve tempo ise “zamana karşı yarış” teması ile verilmiş. Hep bir “Acaba zamanında yetişecek mi ?” durumu söz konusu. Bu tür bir temayı sevenlerin de hoşuna gidecektir.

Kitabın ilk yarısında bilinmezlikler, keşifler, diplomasi trafiği, zaman karşı yarış derken tempo hayli yüksekti fakat kitabın bu temposu ikinci yarının başında ani bir düşüş yaşadı. Yaklaşık 100 sayfa kadar sonra kısmen toparlansa da okuma temposunu sekteye uğratıyor.

Hikayedeki hemen her karakterin geçmişi ve özellikleri belli oranda detaylandırılıyor, yüzeysel şekilde geçiştirilmiyor. Yine de hikayenin yüksek temposu ve sürekli kendini koruyan gizem unsurunun yanında özellikle yan karakterler yeteri kadar ön plana çıkamamış gibi geldi. İki kişi arasında vuku bulan aşk, kavga, laf sokma vs. gibi olayların da sonraki zamanlarda etkisi hissedilmiyor. Karakterler konusunda pek başarılı bulmadım.

Yer yer hikayenin ağırlığına ters bir şekilde çocuksu kaçan veya tutarsız duran kısımlar olsa da genel olarak gizem, arkeoloji ve bilimkurgu türünün bence gayet başarılı bir karışımıydı.

15 Beğeni

Adsız2

BENJAMIN BUTTON’IN TUHAF HİKAYESİ - F. SCOTT FITZGERALD

Kitabı bitirdim. Oldukça ince bir kitap tam çerezlik. Konusuna çok girmeyeceğim çünkü zaten çoğunuz ya filmini izlemişsinizdir ya da okumuşsunuzdur. Bu arada hazır filmi demişken yine olmazsa olmazımız hikaye uzasın diye kitapta olmayan bölüm yakaladım. Örnek vereyim; filmde trafik kazası sahnesi vardı galiba kaderle ilgiliydi, hatırlamışsınızdır umarım. Öyle bir şey kitapta yok. Filmi tekrar izlesem belki çok başka eklenmiş şeylerde görürdüm ama izleyeli epey oldu.

Herkese keyifli günler ve okumalar dilerim :slightly_smiling_face:

11 Beğeni

image
Katherine Paterson - Terabithia Köprüsü

Filmini izledikten sonra kitabını okudum. Okuduğum iyi oldu, filmde belirsiz olan birkaç yerin cevabını kitapta buldum. Filmde yer alan görsel efektler ve eklenen sahneler nedeniyle filmini en başarılı kitap uyarlamalarından birisi olarak görüyorum. Kitabın baskısı yok ama bulursanız okumanızı veya filmini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

10 Beğeni

Ruh Adam

Türk edebiyatının en iyi eserleri arasında gösterilen Ruh Adam’ı bitirmiş bulunmaktayım. Selim Pusat karakteriyle de tanışmış olduk. Görüşlerini kesinlikle sevmedim, karakterin tutumu fazla militarist ve kadınlar hakkında görüşleri fazlasıyla çağ dışı. Ama sonuçta karakterlerin görüşlerine göre değerlendirmeyi çok sevmiyorum kitapları, asıl bu görüşlerinde haklı çıkma çabası, bize bunları kabul ettirme çabası olup olmadığına bakarım. Selim Pusat özelinde ise karakterin tuhaf olduğunun hem kendisi hem de çevresi farkında. Yani bize çok da haklı çıkma gayesinde değil. Onun için bu görüşleri sıyırabiliriz. Örneğin Yalnızız kitabında da Peyami Safa kendi görüşlerini karakter aracılığıyla bize veriyor ama orada karakteri haklı çıkarma çabasında kurguyu büküyor. O kitap da çok beğendiğim bir kitap ama fikirleri çok da atamıyoruz kurgudan (bu arada Yalnızız da bir bölüm var, bir kitapta nasıl korkutulur, tedirgin edilir, bunu sonuna kadar gösteriyor Peyami Safa). Ruh Adam gerçekten edebi olarak da kurgusal amlamda da çok başarılı bir kitap. Keyifle okudum, beğendim. Psikolojik kitaplar sanırım bana oldukça hitap ediyor. Ruh Adam da politik görüşler bir yana bırakılarak şans verilmesi, okunması gereken bir eser.

images (1) (5)

Houston, Houston Duyuyor Musun?

James Tiptree Jr. (Alice Bradley Sheldon) daha önce Kurma Kız kitabıyla tanıştığım bir yazardı. O kitabı dönemine göre gayet başarılı bulmuştum ama çok fazla beğenmemiştim, bu kitabına ise bayıldığımı söyleyebilirim. Her iki kitabına da bakınca bilim kurgu edebiyatı içerisinde daha iyi yerlerde olabilirdi diye düşünüyorum.

Kitabın kurgusu oldukça başarılıydı. Kitap ortasından başlıyor, en azından bir 10 15 sayfa şans vermelisiniz anlamak için, sonra oturuyor zaten. Güneşin etrafında keşfe çıkan bir uzay aracı ekibi, dünyayla iletişime geçmeye çalışıyor. Frekanslarında yabancı bir ses duyuluyor, devamında ekibi şaşırtan olaylar başlıyor ve biz de karakterlerle beraber ne olduğunu anlamaya, çözmeye çalışıyoruz. Çok güzel bir bilim kurgu novellası, çok sevdim. Bilim kurgu sevenlere tavsiye ederim.

51WJJqys47L.AC_SY780

Rus Öyküleri

Üç adet öyküden oluşuyor;
Timsah
Dostoyevski’nin bu öyküsü bana aşırı derecede Bulgakov’u hatırlattı. Oldukça ironi yüklü ve bürokrasi eleştirisi temelli bir kitap. Kafkaesk diyebileceğim derecelere varıyor bazen. Güzel bir hikayeydi.
Elazar
Bu kitpta en başarılı öykü İvan İlyiç’in Ölümü olabilir ama ben en fazla bu hikayeyi beğendim. Andreyev çok güzel bir kurgu oluşturmuş. Anlatımı da oldukça şiirsel. Elazar’ın gözlerine bakmış kadar oldum okudukça.
İvan İlyiç’in Ölümü
Tolstoy’un bu meşhur öyküsü de kitabımızın son hikayesi. Gerçekten yazıldığından çok daha fazlasını anlatıyor. İvan İlyiç’in yaşamı doğrultusunda Rus toplumunu, ailesini, arkadaşlarını çok güzel anlatmış kitap.

Rus Öyküleri benim çok beğendiğim bir kitap oldu. Babil Kitaplığı’nda okuduğum en iyi eserlerden olduğunu söylemeliyim. Üç hikaye de birbirinden başarılıydı.

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç

Hüseyin Rahmi Gürpınar zamanının çok ötesinde bir yazar. Gulyabani gibi bir harikanın yazarı zaten. Bu kitap da konu olarak döneminin çok ilerisinde ama kurgusal olarak yer yer sıkıldığımı da itiraf etmeliyim. Halley kuyruklu yıldızı dünyamıza yaklaşmaktadır (tabii milyonlarca km uzaktan da olsa). Halkta bir yığın bilgi kirliliği, batıl inançlar var. Kadınlardan yana şansı açık olmayan ana karakterimiz İrfan Galip okumuş, bilgili bir dönem genci. Mahalleliye Halley kuyruklu yıldızı hakkında bilgi vermek için konferanslar düzenliyor. Tabii işler bambaşka yerlere çıkıyor devamında. Güzel bir kurgu ama süprizler fazlaca anlaşılıyor okurken. Arada sıkılmış olamama rağmen beğendim yine de kitabı. Sanırım Gürpınar kitaplarına da devam edeceğim. :slight_smile:

Herkese keyifli okumalar dilerim.

26 Beğeni

Ailenizin filozofu Nietzsche, bu kitabında artık spinozacı olduğunu ilan ediyor. Bir spinoza canın panteist dünyayı olumlayıcı vizyonuna sahip oluyor. Bengi dönüş fikrine de spinoza ve emer son panteizmi ile epeyce meşgul olduğu için giriş yapıyor. Bengi dönüşün Bengi dönüşü arzulamanın mümkün olan en yüksek hayat sevgisini ifade ettiği için burada ilk kez açığa kavuşacaktır. Bengi dönüş, zamanın ve geçiciliğin kaçınılmaz olduğu bir dünyada mümkün mertebe kalıcı mevcudiyeti yaklaşmayı garantiler ve kitapta insanlara değil de yoldaşlara hitap ediyor gibi söylevleri vardır. Kendi yasasına sahip olan insanlara seslenir, özgür ruhlu insanlara seslenir ve bana göre kitapta 3 argüman var; ilki, gelişen kültür. İkincisi, halk olmanın ne anlama geldiği. Üçüncüsü ise kültürel bir sağlık teorisidir yani kültürel bir evrim teorisi de denebilir. Nice kültürel Evrim teorisini hayatta potansiyel olarak düşman çevrede en uyumlunun ayakta kalması olarak nitelendirir yani bir yana sosyal darwinci olarak görülür. Ve ortak inanç ortak ahlakın bireylerin toplum olarak ayakta kalmasını kalıcılaşmasını sağlar der. Geleceğin sanatını da yeni inanca bağlar antik yunandaki apolloncu görüşü ve kahramanları yüceltir ve kitabın özü aslında Tutarlı benlik olmaktan fazlasıdır insan anlatmaya karar verdiği hayattan olmaya karar verdiği kişiden hoşlanmalıdır. :+1: İnsan, hayatı sevmeli, hayatı ve her şeyi sevmeli çok az bir olumsuzlama bile amor fatiyi başarısızlığa uğratır, kişinin bengi dönüşünü sevebilmesi gerekir​:confetti_ball::heart: Nietzsche’nin mutluluk idari de budur zaten Bengi dönüşü arzulamak yani amor fati. :pray::raised_hand:

6 Beğeni

8 adet gönderi şu konuya taşındı: Tartışma Köşesi

Zygmunt Bauman - Retrotopya dün bitti.

‘‘Müesses nizamı belirleyen biz değilizdir fakat onun 7/24 gardiyanlığını oynaması gereken bizlerizdir, her birimizdir.’’
‘‘Dünyanın gidişatına dair kritik soruları, çağdaş toplumun koşullarını gerçekçi bir bakış açısıyla kabullenerek soran yazar, on yıllarca süren çalışmalarının getirdiği bilgelikle, kapitalizmin ve akışkan modernliğin bizi çelişkili bir şekilde vadesi dolmuş sanılan geçmişteki toplumsal formlara doğru çekip çekmediğinin cevabını Retrotopya’da arıyor. Sınırları giderek “geçirgen” hale gelen ulus-devletlerin işlevsizleşmesinin doğurduğu politik iktidarsızlığın, değişiminn sarsılmaz temposuyla birleşmesinin yarattığı “sosyal bozulma” ve “yaklaşmakta olan felaket” kaosundan çıkış yolu bulmaya çalışıyor ve geçmişle gelecek arasında sıkışmış olan dünyaya gözlerini kapatmadan önce, yaşadığımız çağın muhasebesini yapıyor.’’

James Tiptree, Jr. - Uzaktan Kumandalı Kız bugün bitti.

uzaktan-kumandali-kiz

(Bana göre) samimi bir anlatım tarzıyla güzel bir hikaye anlatılmış. İşlediği konu (adeta) bugünü anlatıyor gibi. Reklamların yasaklandığı bir dünya, bu yasağı çiğnemek için bulunan yol vb. Bir kaç saat içinde hızlıca okuyup keyfine varılabilecek bir kitap. Bu ablamızın diğer kitaplarını da düşündürdü bana.

16 Beğeni


Abbas Sayar - Dik Bayır
Okumak konusunda en istekli olduğum türlerden biri köy romanları, belki de bir süredir kafamın kenarına kazılmış olan köy romanı yazma isteğinden bu. Sanki, bu ülkenin bir öyküsünü anlatacaksak, bu öyküyü ne başka memleketlerden esinlenme şehirlerimizle, ne de odaların içeriyle anlatabiliriz. Şehirliyi bile anlatmak, anlamak istiyorsak, köyün ardına düşmeliyiz. İşte Dik Bayır’a tüm bu istek ve merak ile başladım.

Abbas Sayar aslında Yılkı Atı kitabını merak ettiğim bir yazardı. Eminim o da çok güzeldir.

Dik Bayır, adı da üstünde, ta Celali İsyanları’nda dik bir bayıra kurulmuş bir köyün öyküsü. O günden, geçtiğimiz yüzyıla kadar okuyoruz en başta. Buralar oldukça yavaş. Ama gün, biraz daha yakına, 60’lar-70’lere doğru gelince daha akıcı ve merak ettirici oluyor. Su gibi okunuyor. Zor bir dili yok. Peyami Safa gibi. Hem psikolojik-sosyolojik tahlil, hem de edebi değer dolu sayfalar.

Bir köyün, “Alamancı” gönderme hevesiyle içine düştüğü durumu anlatıyor roman. Büyüklere, kadınlara, çocuklara taşradaki bakışı okuyoruz. Köy romanları önemli dedim ya, bu yüzden. Çünkü bugünün şehirli kitleleri bile hala aynı kültürel genleri taşıyor. Bundan uzaklaşmaya çalışınca da kaldığı araf, oldukça sorunlu bir toplum doğuruyor.

Roman çok güzeldi, Abbas Sayar okumaya devam edeceğim. 8/10, çünkü konu artık bugüne kadar klişeleşmiş bir hale geldi doğal olarak. Yoksa 9/10’luk roman.


Amin Maalouf - Ölümcül Kimlikler
Lübnanlı bir Hristiyan olan, aynı zamanda Fransız da olan Maalouf’un tüm bu kimlikler, etiketler üzerine yazdığı bir deneme kitabı. Yenilir yutulur cinsten mi? Sanırım öyle.

Lübnan da bize benzer bir geçmişe ve bir yapıya sahip. Kozmopolit bir ülke, ama bu kozmopolitlik ülkeyi bölmüş, savaşa sürüklemiş. Çok uzakta değil, 1. Dünya Savaşı’nda Anadolu halkları da böyle birbirine düşmüştü. O günlerden bize kalan da ırk isimleriyle, bir kimlikle hakaret değil mi? “Ermeni” demek halk arasında bir hakaret değil mi? İşte Maalouf, bu örneği vermese bile oldukça gereksiz kimlik ayrımlarıyla toplumların, kitlelerin birbirlerine neler yaptığına değiniyor. Sosyolojik boyutu bu. Türklere dair de güzel şeyler var. Maalouf Orta Doğu’yu okumayı bilen bir adam.

Kişisel açıdan, bana kim olduğumu, kim olmanın ne demek olduğunu bir kere daha sordurdu. Kimim ben? Türk’üm değil mi? Kesinlikle evet. Bu bir kimlik etiketi olarak bana ne gibi bir değer katıyor? Sahip olduğum başka etiketler ne katıyor? Diye düşündüm. İçinden çıkılmaz ama bana değer katan bir durum bu.

Kimlikleri dökecek miyiz? Dedemin Çerkez, babaannemin Ermeni, anneannemin Abdal, büyükbabamın Türkmen kökenli olmalarının ne gibi bir değeri var üstümde? Ben ne Çerkez’im, ne Abdal. Kendime Türkmen de demiyorum. Türkiye’de yaşamayı bile istemiyorum doğrusu. Nerede yaşacağım? Kanada mı? Umarım. O zaman ne olacağım? Bu beni ne yapacak?

Irk isimlerinin hayatına ne gibi bir etkisi var diyebilirsiniz, o her ırk benim bir özelliğimi sağlıyor. Önemli veya önemsiz bir özellik olabilir bu. Maalouf’da bu kimliklerin hem ne kadar önemli, hem de ne kadar önemsiz olduğunu aktarıyor aslında bize.

Kimlik felsefesi, kimlik siyaseti olunca ne olacağını da, sanırım Türkiye’de onlarca yıldır görüyoruz.

Kitabı beğendim, 8/10.

14 Beğeni

1 adet gönderi şu konuya taşındı: Tartışma Köşesi

ZACHARIUS USTA - JULES VERNE

Kitabı bitirdim. 50 sayfalık kısa ve kolay okunur bir kitap. Yazar din ile bilimi karşılaştırmış ve yazar açısından din daha ağır basmış gibi geldi bana. Bilim Şeytandır demek istemiş gibi geldi ya da ben öyle algıladım bilemiyorum. Kitabın konusu; saat ustası Zacharius Usta’nın yaptığı saatlerin kusursuzluğu sonucu kibirlenmesini ve kendini Tanrı’ya denk görmesini konu alıyor. Kibir konusunu güzel işlemiş ama onu söylemeden geçmeyeyim.

11 Beğeni

Amerikan Tanrıları, Kıyamet Gösterisi ve Sandman’i okudum ben de. Kesinlikle katılıyorum görüşünüze. Amerikan Tanrılarını beğenmemekle birlikte kıyamet gösterisini sevmiş Sandman’e ise bayılmıştım ve buna dayanarak ben de çizgi romanda Gaiman’ın açık ara daha iyi olduğunu düşünüyorum.

4 Beğeni

Resimli Adam
Kitapta bir çok öykü var ancak benim aklımda sadece 2-3 tanesi kaldı, birkaç tanesini de -çeviriden mi kaynaklı bilmiyorum- bağlamdan kopuk anlaşılmaz dilinden dolayı yarım bıraktım, gerisi de vasat öykülerdi.
En beğendiğim öyküler uzayda sonlarını yaşayan astronotlu bölüm ve zamanda geriye giden çiftin hikayesiydi, bu öyküleri barındırdığı için bakacaksak evet başarılı bir öykü derlemesi ancak genel olarak bakacaksak benim için vasatın bir tık üstü bir kitap.

11 Beğeni

Bu kitapta Nietzsche’nin Yahudi karşıtlığı yanlış anlaşılmasın. Kitabın yayınlanmasında Hristiyan engeli artı Yahudi engeli ile karşılaştığı için kültürel anlamda ve birkaç Yahudi arkadaşının ona ihanet etmesi anlamında bir karşıtlık söz konusu. Yahudi karşıtlığından nefret ederim ama Yahudileri sevmem gibi bir durum çıkıyor ortaya, günümüzde ki siyasal hareket anlamında bir karşıtlık değil keza olgunluk döneminde Yahudileri seven ve birçok Yahudi arkadaş olan biriydi Nietzsche. Kitabın adı Zerdüşlük dininin kurucusundan gelmiştir yani dini içeriği fazlaca bir kitap , kisım kısım zaten, İncil gibi yazılmış Goethe’den bazı unsurlar almış. Kitabı bir tanrının yazdığını Hristiyanligin yerini alacağını buda onun kutsal metni olduğunu söylemiştir. Yani Zerdüşt Nietzsche’nin avatarı 2. hayatında olmak isteyeceği kişidir. Kitap metaforlarla dolu şehrin adı bile Platon’un Devlet’te demokratik devleti tanımladığı sözcüktür "Alacalı inek " :thinking: alacalı sözcüğü modernlige tekrar tekrar atfedilen barbarligi simgeler . İnek sözcüğü ile de şehirde meşhur Nietzsche’nin sürüsünün yaşadığını anlarız. Kitap üst insan ile hayvan arasındaki gerilmiş bir ip ile anlatılır. Zaten bu kitaptan sonra da kitaplarını herkese ya da hiç kimseye ,kadınlara ya da hıristiyanlara yönelik değil sadece özgür ruhlara yazmaya başlamıştır. Yine karşımıza bir deve metaforu çıkar Buda pozitivist olan Nietzsche dir, imanı bırakan devenin manevi çölünde yaşayan Nietzsche. Kitaptaki çocuk ise yaratıcıdır yeni bir yaşam biçimini yaratan, üst insan olan özgür ruhtur. Bu yaratıcı durumu soruna tekabül edebilir kendi kendine başlayan ilk hareket fikri Nietzsche tarafından reddedilip irade özgürlüğü kabul ediliyor gibi görünebilir ama burada çocuğun kendi kendine hareket eden doğasını nedensel determinizmden kurtulma olarak değil, sürü iç güdüsüyle hareket eden bir sürü hayvanından ziyade, sahici bir benlik haline gelme olarak anlamak gerekir, yeni yaşam biçiminin kurucusu olarak anlamak gerekir. Ahlakın halkın güç istenci olduğu sıkça bahsediliyor .Soy arıtımı ve kişinin kendi kararı ile ötenaziyi de savunmaktadır, zamanında ölmesini bil sözü meşhurdur ve mutluluk peşinde koşmayı uzun süre önce bıraktığı için psikolojik bencillikten de bu kitabında vazgeçmiştir. Üst insan kim olursa olsun sonuçta insandır insan karşıti bir figür değildir. Bu üst insanı neandertal insan, kromagnum insan , aryan insanı gibi kategorize halde düşünmeyiniz. Kitapta bahsedilen hayatın anlamsız olduğunu söyleyen Schopenhauer cu figür olan kahin, hiyerarşi ve saygı eksikliğinden bahseden ayak takımını atıp tutan 2 kral ,sadece hakikat ile ilgilenen vicdanlı ve wagneri andıran sihirbaz ,tanrının öldüğünü bilen papa, İsa figürüne benzeyen ineklere vaaz veren dilenci ,kendini gezgin olarak tanımlayan gölge ve son olarak çirkinliği yüzünden tanrı’nın onu görünce ölmesine yol açan en çirkin adam nietzsche’nin kişiliğini ve geçmişinin veçheleridir.

10 Beğeni

9786254491719

(Öncelikle Koralin’in incelemesinde çevirisine değinmediğimi gördüm. Çevirisi bir-iki hata dışında bence harikaydı.)

İlk kitapta yaptığım o uzun değerlendirmenin bir benzerini yapacaktım ama korkmayın, yapmayacağım.

Öncelik öncesi, çok önemli bir şey belirtmem gerekiyor. Ben Alfa’nın yerinde olsaydım yan başlıkları farklı belirlerdim. Bakın ben söylemiyorum, asıl yayınevinin tercihine göre karakterin ‘‘Suikastçı’’ olarak tanıtılması, yani ana temanın bir suikast olarak gösterilmesi yayınevinin güçlü bir reklam taktiğinden kaynaklanıyor. Robin Hobb ismi kendisinin belirlemediğini vaktinde açıklamış. Yeni okuyacak arkadaşlar için dikkat edilmesi gereken en büyük husus bu. Ben bunu bilerek seriye başlamıştım ve gayet keyif alıyorum. Belki keyif almayan insanlar bu algıya aldandığı için kitabı beğenmiyor.

İlk kitaptakiyle ikinci kitap arasındaki dil konusunda gözle görülür bir fark var. Yazarın ikinci kitaptaki dili o kadar oturaklı ki, ilk kitabı onun gibi bir yazar için başarısız bulduğumu belirteyim. Eğer çevirisinde bir sorun yok ise yazar sadece bir yıl içerisinde kendisini iyi eğitmiş.

Serinin en güçlü yönlerinden ikisi olan gerçekçiliği ve biyografik akışı hala iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Olay örgüsü ağır akan romanı akıcı kılmak bir yazar başarısıdır. Daha önce de söylediğim gibi: Fitz’in insan gibi hissettirmesi serinin en güçlü yönü.

Yer yer gözlerimi doldurdu. Hatırladığım kadarıyla bunu bana yapabilen tek roman olabilir. Bence ikinci kitap, ilk kitapta gördüğümüz dramayı bir toz tabakasını süpürürcesine bir köşeye itelemiş. Serinin ikinci kitabı gerçekten hüzünlü, sert ve acımasız. Çokça kez Fitz’in hür düşünce ve davranışlarına şahit oluyoruz. Olgunlaştı. Artık bir birey gibi davranıyor; ergenliğin getirdiği, o kanı kaynatan çılgınlığı dizginlemeye çalışan, aklını kullanmak için çaba gösteren birisi.

Şöyle de bir şey belirtmek isterim: Seri Asoiaf sertliğinde bir grimdark. Ve serinin 2. kitabında daha fazla entrika, daha fazla saray kaosu görüyoruz.

Ve hayır. Size sır, tüyo yahut bilgi vermeyeceğim. Sadece şunu söylemek istiyorum: Serinin 2. kitabı daha oturaklı olduğu için ilkinden daha çok beğendim.

Forumda bir Alfa yetkilisi varsa eğer, sizden rica ediyorum şu serinin reklamını iyi yapın. Serinin diğer kitapları da basılmayı hak ediyor. Bir ‘‘elitist’’ klasik okurunun psikolojik tahsisler ve tarihi öğretiler çıkarabileceğiyle ilgili kompozisyon, antoloji, bildirge, sunum, proje siz adını ne koyuyorsanız onu yaparım. Bu kitap herkese hitap ediyor. Yüzüklerin Efendisi veya Hobbit ile aynı ekmek sırasında değil.
Bu kitabı herkese okutabilirsiniz. Hakkını veremeyeceğiniz bir tanıtım önsözü gibi bir şey yazamayacaksanız da getirin bu işi ben üstleneyim. Ben bu kitabın devam serilerini görmek istiyorum arkadaş. O kadar.

Ya Fitz başa, ya kuzgun leşe!

27 Beğeni

Ahmet Niyazi Banoğlu’nun 1966 baskılı Tarih ve Efsaneleriyle İstanbul kitabını okuyorum. Her ne kadar İstanbul’a yüzlerce km ( tam olarak 579 km.) uzak olsam da bir İstanbul aşığı olarak okumaktan keyif alıyorum efendim.

1 Beğeni


Jack London - Beyaz Diş

Beyaz Diş bitti. Yazarın, Vahşetin Çağrısı adlı kitabını pek sevmediğim için okumayı sürekli ertelediğim bir kitaptı. İki kitapta da ana karakter kurt/köpek olmasına rağmen, kitaplar olay örgüsü ve ana fikir olarak birbirlerinin tamamen zıttıdır. Beyaz Diş’i hem kitabın iyimserliğinden dolayı, hem de yazarın bu kitapta yazarlığını geliştirmesinden dolayı daha çok beğendim.

14 Beğeni