V. S. Naipaul - Yarım Hayat
Kitaba değinmeden önce Naipaul’a değinmek istiyorum biraz. Naipaul Trinidad asıllı biri. Ama kendini İngiliz olarak tanımlıyor. 2001’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış, bu ödülü almış biri için pek bilinmeyen bir yazar olduğunu düşünüyorum. Ki zaten bilinmesi için bir sebep de yok. Edebi olarak ortalama üstü değil, vatanını güzel de temsil etmiyor.
Fakat Naipaul hakkında söylenecekler bitmiyor burada. Naipaul Trinidad asıllı olsa da vatanından, kültüründen nefret ediyormuş gibi duruyor. İran’da ve Malezya’da tuttuğu gezi notlarında buradaki insanların aciz, acınası ve kültürsüz olduğu gibi saçma sapan şeyler yazmış. Bu abimize göre kültür denen şey Antik Yunan’la beraber başlamış ve batı medeniyetine dahil olmayan hiçbir şey o kadar da kültürlü değilmiş anlayacağınız. Aynı şekilde emperyalizm ve kolonizmi de savunuyor ve dünyanın kurtuluşu için tüm dünyanın batı medeniyetinde uzlaşması gerektiğini düşünüyormuş. Anlayacağınız fikriyat olarak çöp bir adam. Edward Said onun siyah olan derisinden utanan biri ve oryantalist bir cahil olduğunu söylerken baya haklıymış sanırım.
Adamın Trinidadlı olduğunu duyunca, sanırım oldukça orjinal bir metinle karşı karşıya kalacağımı düşünmüştüm. Nobel falan da almış diye düşünmüştüm. Ama adamın kimliğinden utanan, onu yok etmeye çalışan biri olduğunu anlayınca çok da ciddiye alamadım.
Kitaba gelelim, dil olarak kötü değildi. Karakter inşaası güzeldi, ama ana karakter değil de onun babasının hikayesi hoşuma gitti. Ana karakterin hikayesi kopuk, bağlantısız oradan oraya atlayan bir hikaye gibi geldi. Tabi ben tüm bu tespitleri devam kitabı olan Büyülü Tohumlar’ı da değerlendirerek yapıyorum. Ona da kısa da olsa bir inceleme yapacağım.
Kitap Hindistan’daki kast sorunlarıyla başlıyor. Üst kastlardan, ruhban sınıftan biri olan karakterimizin babasının aşağıdan biriyle evlenmek zorunda kalması ilk olaylardan biri. Willie’de böyle bir ailenin çocuğu. Babasını çok sevmeden büyüyor ve annesinin isteği üzerine yerel okula değil de misyoner okuluna gidiyor. Buradaki eğitimi kafasını çok karıştırsa da sonunda babasının da yardımıyla eğitimine devam etmek için İngiltere’ye gidiyor. Hayatında hiçbir şey bilmediğinin farkına varıyor İngiltere’de. Kendini tanımaya çalışıyor fakat çıkmaza girince bir çözüm yolu aramaya başlıyor. Öylesine yazdığı öykü kitabını okuyan bir kadınla evleniyor ve alelacele kızın Afrika’daki dedesinden kalma malikanesinde yaşıyorlar, burada tam 18 sene yaşıyor. Oradaki yaşamından bahsettiği yerler oldukça sıkıcıydı. Oldukça gereksiz ayrıntıya girmişti. İşte bu 18 yıl içerisinde ülkede devrim oluyor ve Portekizliler oradan çekilince malikâne yaşamı da sona eriyor. Hayatta sıkıntıya düşmüş olan Willie’de artık oradan ayrılması gerektiğini düşünüyor ve olayların bundan sonraki kısmı Büyülü Tohumlar’da devam ediyor.
Çevirisinden mi olacak artık, yazarın dilinden mi bilemiyorum Hindistan’daki kısım hariç kitap beni hiç içine çekmedi. Kimlikler konusunda yaptığım okumaların en vasatlarıdan biriydi. Ama bu kimlik konusuna Büyülü Tohumlar incelememde değineceğim.
Kitap vasat veya bir tık üstü işte. Sırf yeni bir noktaya giriyor diye okudum devam kitabını da.
6/10

V. S. Naipaul - Büyülü Tohumlar
Yarım Hayat’ın devam kitabı. Naipaul’dan Yarım Hayat incelemesinde baya bahsettiğim için bu incelemede çok değinmeyeceğim.
Willie dostumuz kitabın başında 18 yıl yaşadığı Afrika’dan Almanya’ya kız kardeşinin yanına gidiyor. Burada 6 ay güzel güzel yaşıyor ve kız kardeşi sayesinde ülkesi Hindistan’daki devrimci hareketten haberdar oluyor. Afrika’daki devrim deneyimi falan derken, ezilenlere katılmak için Hindistan’a geri dönüyor. Burada bir gerilla timine katılıyor. 6 yıl bu tim ile savaşıyor. Doğrusu savaşamıyor, çünkü o da yaptıklarının devrimcilik oyunu olduğunu biliyor, halk tarafında hiçbir karşılık görmüyorlar. Sonunda yaptığının aptallık olduğunu fark edip başka bir yüksek rütbeli ile teslim oluyorlar. Hapse mahkum ediliyor. Biraz orada takılıyor. Sonra onlarca yıl önce yazdığı öykü kitabı sayesinde hapisten çıkıp İngiltere’ye geri dönüyor. Kitabın bu kısımları oldukça sıkıcı. Çoğu zaman atlaya atlaya okudum. İşte İngiltere’de yıllar sonra kendini yeniden buluyor ama çok yaşlanmış oluyor.
Önceki kitaba göre biraz daha iyi olsa da bunu çeviriye yoruyorum. Bitirmek için çok uğraştığım çünkü oldukça sıkıcı olan bir seriydi bu.
Kimlik üzerine okumalarım devam edecek. Ama Naipaul gibi kendi kültüründen utanan, emperyalist birinden edineceğim hiçbir şey yok. Eğer siz de kimlik arayışındaysanız yakın süre önce okuduğum ve incelemelerini de yazdığım Ölümcül Kimlikler ve Ara Perde kitaplarına bakabilirsininiz.
6/10




















