Bunlar olurken yazar okuyucuya ne hissettirmeyi başarıyor peki? İyiler ölüyor, kötüler ve acımasızlar kazanıyor, insanlar kandırılıyor, katlediliyor, masumlara öylesine işkence ediliyor fakat bunlar okuyucuya nasıl aktarılıyor? Tabiri caizse peynir ekmek yer gibi.
Demek istediğim şu Parçalanmış İmparatorluk’ta Jorg köy basarken karakterin umursamazlığının arkasındaki şeytani zihniyet gözlenebiliyor, Farseer’de Fitz dayak yerken içinde bulunduğu umutsuzluk hissedilebiliyor, Asoiaf’ta her şeyini bir anda kaybeden karakterlerin hayal kırıklıkları anlaşılabiliyor, Şeytan Döngüsünde toplumun içinde bulunduğu iğrençlik o kadar iyi anlatılıyor ki insan kitabı fırlatıp atmak istiyor. Ama Kadim Kanunlar’da bunların onda biri kadar bir şey hissedilmiyor.
@driveinthenails in yorumuna katılıyorum seri grimdark ama başarısız bir grimdark.
Ben de ilk kitabı okuduktan sonra benzer şey düşündüm. Aradığım tat pek yoktu Kadım Kanunlar’da. Kötü kitap mı? Değil ama önerebileceğim kitaplar arasında değil ilk kitap için konuşursam.
Wikipedia’ya göre grimdark: Grimdark is a subgenre of speculative fiction with a tone, style, or setting that is particularly dystopian, amoral, or violent.
Bu serideki tüm karakterler (Bayaz’dan Glokta’ya, Logen’den Jezal’a) yukarıdaki tanıma uyuyor. Grimdark’ın sözlük anlamı bu seri.
Ben mesela Farseer’ı grimdark olarak görmüyorum, biraz bakındım, pek diyen de yok
Sanırım biraz kelimeye yüklediğimiz anlama, biraz da beklentimize göre değişiyor.
Farseer grimdarkdan ziyade trajedi ayarında olduğu için daha sarsıcı. Karakterler gri değil, iyi-kötü savaşı var ve günün sonunda iyiler kazanıyor. Fitz iyi bir insan ve onun başına gelen kötülükler daha can yakıcı.
Okuduklarım kadarıyla grimdarkı iki çeşide ayırıyorum.
Ölümler kanlı ve detaylı. Ana karakterler direkt kötü, sebepsiz yere adam bıçaklayacak türden. Ama aynı zamanda becerikliler ve kafalarındakini yapıyorlar. Her şey ekstra karanlık. Örneğin: Prince of Thorns ve Michael R. Fletcher’ın kitapları.
Ölümler önemsiz. Ana karakterler gri ve çabaları sonuç vermeyebilir. Örneğin: Kadim Kanunlar, Black Company.
Birkaç sene önce yapılmış şöyle bir grimdarklık sıralaması vardı.
Cradle serisi -yayınlandığı kadarıyla- bitti. Bir hikaye arcı tamamlandı fakat en az 5-6 kitaplık daha malzeme rahat var. Umarım yazar devamını da hızlı bir şekilde getirir çünkü yetmiyor!
Seri Lindon isimli karakterimizin güçlenmek iin yaptığı yolculuğa odaklanıyor. Serinin dünyası uzak doğu esintili, mistik yaratıklar, çok güçlü iyiler ve kötüler, bol miktarda power-uplar, adına aslında chakra desek daha güzel olacağını düşündüğüm madra temelli beceriler, okuması çok keyifli irili ufaklı dövüşler, arka planda kozmik boyutta bir başka savaş ve güzel bir doz da mizah içeriyor. @isos81 'in ısrarla belirttiği üzere Naruto sevenler için birebir diyebilirim. Benzerlikleri büyük ve yine de hem karakter hem de dünya olarak oldukça farklı. Kitaplar shounen mantığında ve tadında. Ciddi bir vahşet vs yok fakat insanlar ölüyorlar ve şiddet tek çözüm haline gelebiliyor zaman zaman. Seri her yaştan okuyucunun rahatça okuyabileceği şekilde yazılmış, romantizm vs yok sayılır.
Edebi bir derinlik beklemeden, sadece eğlenmek için okunmalı fakat eğlence kısmının hakkını da çok çok iyi verdiğini söylemeliyim.
İngilizce gereksinimi yüksek değil, yazarın üslubu sade ve akıcı. Betimlemeler boğmuyor ve dövüşler yağ gibi akıyor. Serinin çoğu kitabı da 300 sayfa civarında. Velhasıl okuma imkanı olan herkese bu eğlenceli seriyi şiddetle öneriyorum.
(@isos81 hocam Paternus’a başladım lakin yazarın yazın biçimi biraz itici geldi, yarım saniyede bir kamera açısı değişen filmler gibi. Ama sakin kafayla oturup en azından yarılayacağım karar vermeden. Dünyası görebildiğim kadarıyla umut vaadediyor. )
(@narpal Bu serinin hoşunuza gideceğini düşünüyorum.)
12 kitap olacak sanırım toplamda. Community’si hiç fena değil, kitaplar hacimsiz oldukları için her sene 1 tane gelir sanırım ama @M3rett0 daha yakın takip ediyor, ben geriden geliyorum (hala Underlord’a başlamadım).
Paternus’ta başta ben de birebir aynı şeyi yaşadım, başlarda biraz sabır gerekiyor. Ama ilk kitap bitmeden de açılıyor. 150 200 sayfa sonra her şey yoluna girecek, bana güvenin hocam.
Anlaştık. İlk kitabı bitirene kadar devam öyleyse. @M3rett0 o zaman ilk arc bitti dememeliyim, 9un sonundaki olayı geliştirip sonlandırıp Abidan serisine geçecek diye tahmin yürütebilirim. Her türlü uyar açıkçası, çok sevdim seriyi. ikinize de tekrar teşekkürler.
Aslında sertlik bakımından Farseer ile Kadim’i karşılaştırmak istemiştim, ama siz Grimdark’ın tanımını daha net açıklayınca, söylemimin fazlaca yetersiz olduğunu, hatalı olduğumu fark ettim. Tabii ki ana hatlarını biliyordum ama tembellik etmeyip daha fazlasını araştırmam gerekliymiş. Fakat hala her şey bitmiş değil. Bu tartışmayı son kitabı bitirdikten sonra malum başlığa taşımaya davet ediyorum.
İlkbahar Şafağı Ejderhaları’ndaki yeterince açıklanmamış ve ana kitaba dahil edilmemiş olayları Raistlin’in gözünden anlatıyor. Onun dışında sıradan bir Ejderha Mızrağı kitabı.
Ben bol fantastik ögeleri ve Raistlin karakterini sevdiğim için kitabı beğenerek okudum. Merak edene tavsiye ederim, ama okuyacaksanız öncesinde ana üçlemeyi okuyun, yoksa bir şey anlamazsınız.
Leigh Bardugo nun Grishaverse üçlemesinin son kitabı “Çöküş ve Yükseliş” bitti.
Daha öncede belirttiğim gibi ilk kitabı okumadım ama dizi bence iyiydi. Bu sebeple ikinci kitaptan ititbaren seriye giriş yapmıştım.
Yazar ile ilgili daha önce okuduğum yorumlar bu kitap ile haklılığını oldukça gösterdi. Her kitapta hikayenin gelişiminin yanında yazarda üstüne koyarak ilerliyor.
Serinin son kitabı kendi içinde bir dolu spoiler ve ters köşe barındırdığı için yorumumu çok detaylandıramıyorum.
Kitap çok hızlı ilerliyor. Yazarı da bu yüzden sevmeye başladım lafı dolandırmamak ve nabzı düşürmemek benim için vazgeçilmez özellikler. Sağlık sorunlarım olmasaydı daha erken bitirebilirdim.
İkıncı kitabın yanında bu kitabı anlatacak olan dizinin 3.sezonunu merak ediyorum.
Son olarak Grishaverse üçlemesini ve yazarı herkese tavsiye ederim. Biraz mola verdikten sonra Kargalar Meclisinden devam edicem kendilerine
Kitabı bitirdim. Bu kitabı okumadan 7-8 ay öncesi filmini izlemiştim ve beğenmiştim. Kitabı okuyunca film ile hemen hemen aynı gidiyor. Bu yüzden sadece filmini bile izleseniz kitabı okumuş gibi olursunuz. Kitapta arada hikayeden bir kopuluyor, filmde de böyle kopma oluyordu. Yazar bilerek mi öyle yapmış bilmiyorum, tek sıkıntısı oydu. Konu olarak; Birinci Dünya Savaşı sonrası Amerika’nın Caz Çağını anlatıyor. Bunu anlatırken de yazar hüzünlü bir aşk ile harmanlamış. Bu çağda sevgi, saygı paran kadar, herkes etrafında pervane, sonra bir bakmışsın etrafında kimse yok Kitapta sevdiğim 2 karakter var; birincisi Nick yani hikayeyi anlatan kişi diğeri de Gatsby. Güzel, etkileyici bir kitaptı tavsiye ederim, aynı şekilde filmini de tavsiye ederim. Dediğim gibi sadece filmini bile izleseniz kitabı okumuş gibi olursunuz.
Sabahattin Ali’nin kitaplarındaki erkek karakterler neden hep çekip gidiyor?
Kitabı çok yanlış bir zamanda okudum bence çünkü sağlam bir psikoloji lazım bu tarz bir kitabı okumak için. Her yapılan haksızlığı kendime yapılmış gibi hissedip kitabı kapatmam ve geri alıp okumam arasında 10 sn fark oluyor… Yazar her zamanki gibi çok akıcı bir dille yazmış.Kitabı bitirdiğimde sanki devamı gelecek gibi bitirildiğini hissettim. Daha sonra bir yerde okudumki aslında yazar bu kitabı 3 cilt olarak basmak istemiş ama ne kadar doğrudur bilemiyorum.
Füruzan - Gecenin Öteki Yüzü
Güzel bir eser, güzel bir öykü derlemesi. İlk defa Füruzan okudum, Parasız Yatılı’yı okumak fikri var aklımda ilerleyen süreçte.
Dört öykü var kitapta. İlk öykü olan “Kanı Unutma” bir köyde geçiyor ve oldukça hoş bence. Köyün ve erkeklerinin kaderiyle alakalı bir anlatıyı Durkadın isimli yaşlı bir teyzenin ağzından dinliyoruz. Tarihi kalıntılar için köye araştırmaya gelen bir çiftin sembolize ettiği şey de oldukça hoştu. Cumhuriyet ile gelen değişiminin reddi, tarihi eserlerin parçalarının köy gereci olarak kullanılması konularına da güzel değinilmiş. Aynı şekilde sünger toplamak için dalış yapan ve vurgun yiyen köy ahalisinin durumu da üzücüydü.
İkinci öykü “Çocuk” annesinden ve dünyadan ilgi görmeyi bekleyen, çevresini tanımaya çalışan bir çocuğun öyküsünü anlatıyor. Biraz sıkıcı denebilecek bir öyküydü. Yine de kitabın genelinde hakim olan çocuk temasını güzel yansıtmış bir öykü.
“Sokaklarından Gemilerin Geçtiği Bir Kent” üçüncü öykü. Annesiz ve babasız çocukların İstanbul sokaklarında sığıntı bir hayat yaşayarak, sokaklarda yaşamayı öğrenmeye çalışmasını konu alıyor. Ana karakter olan Bünyamin’in dede olarak gördüğü inşaat bekçisi ölüyor ve Bünyamin de artık tam teşkilatlı bir sokak çocuğu oluyor.
Dördüncü ve kitaba ismini veren, aynı şekilde en uzun olan öykü ise “Gecenin Öteki Yüzü”. Sevdiği adam için mirasını reddeden bir kadının küçük kızıyla yılbaşı gecesi üst komşularına konuk olması öykünün temel konusu. Oldukça güzel bir öykü. Yaşama, memlekete, gençliğe, mala, akrabalara dair oldukça güzel şeyler barındırıyor.
Benim için iyi olan ama efsane olmayan bir kitaptı. Sadece Gecenin Öteki Yüzü öyküsü olsaydı daha yüksek bir puan alırdı.
7/10
Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar
Uzun zamandır merak ettiğim kitaplardan birisiydi Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Storytel’de dinleme fırsatım oldu. Önce seslendirmeye değinmek gerekirse, Murat Eken’i her zaman beğenmişimdir, bence süper bir iş çıkarıyor. Ancak bu kitapta cümleler arası bekleme süresi normalden daha uzun sürüyordu ve bu durum da her zaman olmuyordu. Dinleme motivasyonumu ciddi etkileyen bir şeydi bu.
Kitap daha önceki okuduğum Tanpınar kitabında (Mahur Beste) olduğu gibi orta başlayıp, sonra gazı yükseltip, sonra düşüşe geçti. Bunun da ana sebebi aynı şeyleri tekrar ediyor hissinin oluşmasıydı. Sonlara doğru “Devam etmesem de olur” düşüncesi hakim oldu. Belki dinlemek yerine okusam çok daha farklı olurdu ama şu an “Tanpınar bana göre değilmiş” düşüncesi hakim bende.
Elmas şakasından sonra olayların sarpa sarması bölümünde çok güldüm, onun hatırına kitaba puanım 7/10.
Polisiye yazarlar arasında Celil Oker de önerildiği için denemek istedim, kronolojik olarak başlamak da makul görünüyordu, o yüzden ilk kitabı Çıplak Ceset ile başladım. Yine Storytel’de dinledim, Emre Melemez sevdiğim seslendirmenlerden, bu kitabın altından da başarıyla kalkmış.
Polisiye kitabı zannediyordum ama THY’den kovulan eski bir pilot olan ve hayatını özel dedektiflik yaparak kazanan Remzi Ünal’ın hikayesi ile karşılaştım. Aslında polisiye olmaması güzel bir sürpriz oldu çünkü ben saf polisiye kitapları dinlerken sıkılıyorum, o kitapların okunması gerektiğini düşünüyorum. Kitap, Tarsus’ta yaşayan birinin, Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan yeğeninin kaybolması sebebiyle Özel Dedektif Remzi Ünal’ı tutmasını konu ediyor. Aslında girişten klasik bir kitapmış hissi verdi ama plot twist sonrası “Hadi be!” dediğimi hatırlıyorum (öyle ahım şahım bir twist olmasa da).
Bu arada belirtmeliyim ki Remzi Ünal ilginç bir karakter, farklı özellikleri var. Sigarayı ve kahveyi seviyor (ben ikisini de sevmem) ki kitabın yazıldığı dönemde her yerde fosur fosur sigara içiliyor (Polisite kitaplardaki bu sigara özendiriciliği şart mı acaba? Bir tanesi de sigara içene kızsın, içme şu zıkkımı diyerek eline vursun…). Aynı zamanda Aikido yapıyor ve mesleği gereği savunma sanatlarına yetkinliği var. D&D alignment chart’ta hangi gruba giriyor bilmiyorum ama sanki True Neutral gibi geldi bana. Kitapları okuyup onu daha yakından tanıdıkça fikirlerim de netleşecektir.
Kitabı süper heyecanlanmasam da baştan sona ilgiyle dinledim. Oker’in ilk kitabı olması sebebiyle ufak tefek pürüzler var ancak sonraki kitaplarından ümitliyim, o yüzden mutlaka devam edeceğim. Şimdilik Ümit gibi seveceğim bir yazar keşfetmenin mutluluğu içerisindeyim.
Ek: @pcd’nin başka bir kitabı için yaptığı incelemesinde bazı yorumlar okudum. Şöyle:
Bu kitapta da benzeri vardı ama ilk kitap olması sebebiyle normal sanırım. Demek ki kendisini veya okurları pek rahatsız etmemiş ki sonraki kitaplarda da devam etmiş.
Bu beni de rahatsız etti. “Sadri Alışık bıyıklı taksici” tasviri, Remzi Ünal taksiden inene kadar devam etti. En sonunda “Ya anladık tamam, Sadri Alışık bıyığı var taksicinin” diye söylenmiştim mesela.
Bu kitapta yoktu (ya da ben hatırlamıyorum) ama nefret ediyorum şu İstanbul güzellemelerinden, kusasım geliyor (belki de Ankara’da yaşadığım ve İstanbulluların Ankara’ya bakış açılarını bildiklerim için bir oto-refleks geliştirmiş olabilirim).