Teşekkürederim sizin verdiğiniz bilgiler bayağı etkili oldu 
Rica ederim, ne demek çok sevindim 
@yates232 geçmiş olsun hocam.
Geçmiş olsun
(20k)
OTOMATİK PORTAKAL - ANTHONY BURGESS
Kitabı bitirdim. Kitap 3 bölümden oluşuyor ve Alex adlı karakterin yaptıklarını okuyoruz. İlk bölümde yaşanılan olayları yazar öyle bir anlatmış ki iğrendim diyebilirim ama o birinci bölümü atlatırsanız diğer bölümler oldukça güzeldi. İkinci bölüm ise hapishane de yaşadıkları olaylar ve devletin suç oranlarını düşürmek için gönüllü mahkumlar üzerinde yaptığı deneyler( Pavlov koşullaması) sonrasını ki kitap bu bölüm ile birlikte güzelleşiyor ve üçüncü bölüm ile siyasetin kirliliği, ikiyüzlülüğü, devletin baskıları güzelce işlenmiş.
Yazar sanki ilk bölümü öyle gerçekçi öyle tiksindirici anlatayım ki okuyan kitabı bırakmayıp sınavı geçerse diğer bölümler müthiş olsun diye okuyucuyu denemiş gibi
Kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Keyifli akşamlar ve keyifli okumalar dilerim 
Cemil Meriç - Mağaradakiler
Türkiye’de ve Avrupa’da aydın, entellektüel kavramlarına oldukça geniş ve derin bir bakış aslında Mağaradakiler. Kitap Horatius’un bir sözüyle ve hemen ardından Platon’un mağara alegorisi ile başlar. Tüm kitap da bu iki mesele üzerine kuruludur.
Aydın kavramının kökeniyle ve geçmişiyle başlar kitap. Avrupa’daki aydınlanma sürecinin hemen ardından, Rus aydınlanmasından ve intelijansiya kavramından bahsedilir. Özellikle anarşizm, sosyalizm ve liberalizm meselesine enlemesine boylamasına bahsediyor.
Dünyada bu fikirlerin ve akımların mahiyetinden bahsettikten sonra bize, bizim aydınlara geliyor. Geç kalmışlıktan, ama aslında muhtaç olmamaktan bahsediyor. Osmanlı’nın liberalizme, sosyalizme veya anarşizme ihtiyacı var mıydı? Varsa bu adımlar nasıl atıldı, atılmalıydı. Türk aydınına, sağ ve sol meselesinin nasıl oluştuğuna da oldukça değiniyor. 60’dan sonra yaşanan Marksizmin ve Türk-İslamcılığın sebeplerine değiniyor. En sonunda da dil inkılabı adıyla dilin talan edilemesi üzerine de değiniyor. Kendi gelişimine, yaşadığı görüş değişimlerine değiniyor.
Özellikle Türkiye’de bir şeyler düşünmeye başlamış her gencin, içinde bulunduğu mağaranın özelliklerini kavraması için önemli. Neyin, kimiz, nereden nereye gidiyoruz konusunda çok önemli. Mutlaka okunmalı, mutlaka. Katılmadığım bir sürü konu olsa da dolu bir kitap. Cemil Meriç okumaya devam.
8/10
@Ramazan_Karakoc @Blackheart Teşekkürederim sağolun 
Yoksul bir yerleşim yerinde bir incinin bulunmasıyla toplumun tavırlarındaki değişimi oldukça sade bir şekilde anlatmış. İlginç bir şey beklememek gerek ama insanoğlu bazen bu kadar yalın özetlenebiliyor.
Ahmet Haşim’in 1928’de yayımlanmış, denemelerinden ve seyahat yazılarından oluşan 3 bölümlük bir eser. Ahmet Haşim, edebiyatinin yaninda kendisinden ilginç karakteriyle de söz ettiren biri isim olmuş. Bağdat doğumlu olduğu ve Türkçeyi İstanbul’a yerleştikten sonra ilkokulda ögrendiği için kendisiyle Arap Haşim diye dalga geçilirmiş. Buna rağmen tüm eserlerini Arapça değil de Türkçe yazmayi tercih etmiş. Peyami Safa ve Yahya Kemal’le de şiir yazma sanati üzerine görüş ayriliklarindan dolayi kavgaliymiş. Çirkin olduğunu düşündüğü icin utangaç ve kadın düşmanı olduğu gibi söylentiler de var hakkında.
Kitabin birinci kisminda İkdam gazetesi icin yazdiği köşe yazilarina yer verilmiş. Bunlar genelde Yeni Cumhuriyet’i keskin gözlemlerle ve müthiş tespitlerle eleştiren ve batıyla karşılaştıran denemeler.
İkinci kisimda Paris’e ve Bursa’ya yaptiği gezilerdeki gözlemlerini yazmiş. Mimari, doğa, hayvan sevgisi, hayvanlara edilen zulüm (bu konudaki görüşlerine hayranlik duydum), moda, kadinlar, erkekler ve medeniyet üzerine yine müthiş tespitleri var.
Örnek:
"Yaşayanların sessizliğine aldanmamalı! Acı çekenler yalnız, “Mustaribim!” diye bağırabilenler değildir. Bilinmez niçin, acıyı hayata katan kudret, insandan başka hiçbir mahluka acının sırrını ifşa etmek imkânını vermemiştir. Her mahluk, hayatın kanlı yollarında, boynuna geçirilen ve sesini boğan bir ağır “sessizlik” zincirini sürükleyip yürüyor. Hiçbir beygir, hiçbir arı, hiçbir sinek, başının ağrıdığını veya midesinin bulandığını bize söyleyememiştir. Fakat bu türden bir ıstırabın gözü, başı, ağzı olan bir mahluka yabancı olabileceğini zannetmek ne merhametsizliktir. "
Üçüncü kisim hastaliğindan dolayi Frankfurt’a tedavi olmaya gidişinden, Almanya’daki dostlariyla buluşmalarindan, klinikteki doktorlarla gülümseten sohbetlerinden, Avrupa insanlari ve medeniyeti üzerine fikir yazilarindan oluşuyor.
Örnek:
"Frankfurt’taki klinikte gece nöbetini yapan hemşire, taze, temiz, sporcu bir Alman kızıydı. Gözünün bebeğinden ruhunun dibini görmek güç değildi. Akşamın sekizinden sabahın sekizine kadar, her gece, bütün hiddetli zil seslerine, genç, yaşlı, sinirli veya bunak türlü türlü hastaların ağrısına, bağırmasına, şımarıklığına, nöbetine aynı sakinlikle, aynı tebessümle koşan ve her içine girdiği odaya bir şefkat serinliği getiren bu kızın hizmetinden o derece memnundum ki, bir gün söz arasında ve bir iltifat olsun diye, “Seni İstanbul’a götürelim!” dedim.
Tabii benim için buna imkân yoktu. Bu sadece bir nezaket yalanıydı.
Kız cevap vermedi. On gün geçti. Bir akşam ben çağırmadan odama geldi. Çehresi sevinç ışıkları içindeydi:
“Teklifinizi mektupla anama babama bildirmiştim. Şimdi cevap aldım, İstanbul’a gitmem için müsaade veriyorlar…”
Donakaldım!"
Tespitlerinin keskinliği ve başarisi haricinde, üslubu da hayranlik verici Ahmet Haşim’in. Şiir gibi akan giden denemelerini okumaya doyamadim.
Filmini izlemişsinizdir belki ama yine de kaçırdıysanız diye önermek isterim. Kubrick yönetiyor. Aslında bu hikâyeyi henüz tüketmemiş insanlara, önce filmini izleyip sonra kitabı okumasını öneriyorum ama okumuşsunuz artık. 
Filmi olduğunu bilmiyordum, sayenizde öğrenmiş oldum, izlerim. Okumuş bulundum artık 
Aklıma gelmişken ben de bir şey anlatayım. ![]()
Nazım Hikmet’in şiirleri ilk yayımlanmaya başladığında Haşim çeşitli yazılarında şiirlerden övgüyle bahsetmiş.
Daha sonra şiirde yeni - eski tartışmaları başlamış ve içlerinde Nazım’ın da olduğu bir grup “Putları Yıkıyoruz” (Galiba Resimli Ay dergisinde)
(Putlar dedikleri : 1- Abdülhak Hamit 2- Mehmet Emin 3- Hamdullah Suphi 4- Yakup Kadri)
başlığında eski şiiri ve edebiyatı eleştirmeye başlamışlar.
Bunun üzerine Haşim “eski şiirden” taraf olmuş ve Nazım’a ağır eleştiriler yazmış. Nazım ise “Cevap Veriyorum” başlığı ile 3 ayrı şiir yayımlamış. Bu şiirlerden “Cevap Veriyorum 2” şiiri Haşim için yazılmış.
Beşir Ayvazoğlu “Haşim” kitabında Nazım’ın şiiri ile olan sert eleştirisini haksız bulur. Nazım’ın Haşim’e yönelik şiirinde yazdıkları çok serttir.
İkinci serseri
atlas yakalı sarhoş sofralarında
Bağdatlı bir dilencinin çaldığı sazdır.
Fransız emperyalizminin
idare meclisinde ayvazdır.
kinci serseri
yolumun üstünde duruyor
ve soruyor
bana:
“PROLETER
dediğimin
ne biçim kuş
olduğunu?”
Anlaşılan
Bağdadî şaklaban
unutmuş
Mösyö kimle beraber
Adana-Mersin hattında o kuşu yolduğunu…
“sen uşşşak murabbaı,
sen uşşşak mik’abı
satılmış uşşakların uşşşağı sen!!!”
Nazım, Beşir Ayvazoğlu’nun “Haşim” kitabında dediği gibi haksız mıdır? Bilmiyorum. Böyle şeyleri, edebiyat dünyasının kavgalarını, tartışmalarını taraf olmadan okumayı, öğrenmeyi seviyorum. ![]()
Daha sonraları Kemal Tahir Karılar Koğuşu’nda yaptığı 2-3 gönderme ile Nazım’ın Haşim’e yönelik bu “uşak -şaklaban” gibi sıfatlardan oluşan ithamlarını devam ettirir.
İşte böyle şeyler olmuş bir zamanlar, aklıma gelmişken yazayım dedim. Belki daha fazlasını merak eden olur, araştırır. öğrenir. ![]()
Ben de öyle. Bu kalibreden yazarların birbirleri ve eserleri üzerine görüşlerini ve sataşmalarını okumak çok keyifli. ![]()
Bu güzel örnek için teşekkür ederim. Ahmet Haşim de Yakup Kadri hayranıymış, ona laf kondurmazmış. ![]()
John Steinbeck - İnci
Daha önce okuduğumu hatırladığım bir kitap. Okurken bir sonraki bölümde ne olacağını bilerek okudum sanki.
Kitabımız bir inci avcısı olan Kızılderili Kino’nun ve ailesinin hikayesi. Çocuğunun hayatı için bir umut olan bir inciyi buluyor Kino, Dünyanın Biricik İncisini. Kino’nun bu inciyi bulması kasabada büyük sansasyon uyandırır. Fakir ve sazdan bir kulübede yaşayan Kino’nun. Bu inciyi bulmasının üzerine kurduğu umutları görüyoruz. Bir tüfek alacak, karısıyla bir düğün yapacak ve küçük oğlunu okula gönderecek.
Kino tüm bu umutları kurarken farklı alıcılarmış gibi görünen ama danışıklı dövüş yaparak malı aynı kişiye alan inci alıcılarının farklı planları vardır. Bu Dünyanın Biricik İncisinin oldukça değersiz olduğunu, Kino’nun beklentisi olan paranın 50’de birinin bile fazla olduğunu söyleyerek onu hayal kırıklığına uğratırlar. Kino bunun üzerine sinirlenir ve başkente gitmeye karar verir. Ama o inciyi istiridyeden alırken duyduğu türkü, onun için farklı bir kader çizmiştir.
Dönemi için oldukça önemli bir yazar Steinbeck. Sorunların, krizlerin ve savaşların arasındaki yıllar. Tam bu yıllarda umut olacak, insanlığın sorunlarını şiirsel bir anlatımla aktaran bir adam.
Kitap oldukça güzel, çok da ünlü zaten. Konu dediğim gibi hafiften klişeleşmeye başlamış ama doyurucu ve güzel. Tek oturuşta okunuyor. Steinbeck okumaya da devam.
8/10
Katilbot bu kitapta eskiden yaşadığı, kendisini rahatsız ettiği bir olayı aydınlatmak için bir uzay gemisiyle namı değer GAT’la olay mahaline gider. Bizde bu kitapta Katilbot’un olay mahalinde neler yaptığını okuyoruz.
GAT ile Katilbot’un diyalogları çok keyif vericiydi bu ikiliyi gerçekten sevdim. Keşke hemen ayrılmasalardı umarım tekrar yolları birleşir.
İlk kitaba göre daha güzel olduğunu söyleyebilirim. Onun haricinde bu hackleme olayları bana çok basit geldi. Üstün körü yani anlayacağınız. Onun haricinde gerek evren gerek yan karakterler ve ana karakteri okumak çok keyif vericiydi.

Spoiler vermeden serinin son kitabını değerlendirmek yetersiz ve zor olacak.
Her şeyden önce aslan değil, Elderling payını yazara bırakacağım. Miura, LordGrimdark ve Martin alınmasın; Hobb hanım sertlik konusunda üçüne de yakın bir yazar. Kendimce bir şeyler karalıyordum fakat Farseer’daki olağanüstü romancılığıyla karşılaştığımdan beri kendimi bu hobiye layık görmüyorum. İlk kitapta bu kadar etkilenmemiştim ama ikinci kitabı okuduğumdan itibaren kendimi yetersiz hissettim. Robin Hobb beni aşağıladı. Hayranlığımın aksine nefret ediyor olabilirim. Belki derin bir kıskançlık duyuyorum, bilmiyorum. Uzunca bir süre yazmaya yelteneceğimi sanmıyorum. Zaten yoğunluğum yüzünden yazmaya vakit ayırmak istemiyordum ve şimdi Robin Hobb suratıma iki tokat çalıp bir kenara savurdu.
Kısacası yazar romancılığının üstüne koyduğunu her devam kitabında bize göstermiş.
Romancılık konusunda Ursula’dan sonra ilk defa bir kadını bu kadar güçlü buldum.
İlk kitapta kendisini bazı yerlerde amatör bulduğumu belirtmiştim; ama ikinci kitaptan itibaren sazını, gitarını, lavtasını ne varsa almış eline. Lakin üçüncü kitap, ikinciye göre daha kusurluydu. Bunu farklı bir tarz denemeye çalışmış diye söylemiyorum, denememiş zaten, sadece bir şeyler olmamış.
Martin, Tolkien, Rothfuss; hiçbiri Hobb’un duygu yoğunluğunu yansıtabilecek kaleme sahip değil. Kusura bakmasınlar. Kusura bakacaklarını da sanmıyorum. Malazan yazarının Hobb hayranlığını net bir şekilde anlıyorum. Malazan’ı okumadım, umarım yakında kavuşacağız; bence yazarının bu seriye hayranlığının sebebi, Hobb’un duygu aktarımını ustaca başarmasından kaynaklanıyor.
Evet. İyi yönlerini konuşmadık. Yanlış anlaşılmasın. Ben sadece yazarı övdüm. Genel olarak seriyi sevdim. Son kitap nezdinde hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Hayal kırıklığı diyorum çünkü seriyi inanılmaz takdir ettiğimi daha önceki iki kitabı değerlendirdiğimde görenler olmuştur.
İlk iki kitaba karşın çok ağırdı. Bunun kalınlıkla da bir alakası yok; mesela ikinci kitap da kalındı fakat akıcı dilinin yanında bir de olay örgüsünün keşmekeşliği ve saray içindeki siyasi çatışma su gibi akmıştı. Sonuncuyu okumak öyle olmadı. Daha derin, daha trajedik, kısacası sonuncu kitap oldukça ağırdı. Zaten ikinci kitabın finalinde dalağı, kaburgayı, yüreği bıraktık. Sonuncu kitapta ise sürekli keder, sürekli bir başı gökyüzüne kaldıramama hissiyatı bizi tüketti. Ama bunun kitabın akmamasıyla bir alakası yok. Akıcı olmama konusunda ise yazarı suçlamak istemiyorum. Tam bir biyografi havası vermek için yaptığı aşikar olsa da okuyucuyu düşünmeliydi. Bir yandan ise böyle bir anlatım kullanmasaydı hikaye ne kadar geçerdi diye düşünüyorum. Bana göre nasıl uygun görülüyorsa öyle yazılması makbuldür ancak okuyucunu da hikayenin içinde tutman önemli. Ben sırf uzatmak için yazdığını düşünmüyorum. Bilinçsizce yapılmış gibi duruyor. Reddit ve farklı mecralarda üçüncü kitabın şişirme bölümleri olduğuyla ilgili yorumlar okumuştum. Bilinçli bir şişirme yok, ama şişirme bölümleri var mıydı derseniz, var. Akış için gerekliydi belki, ama orası da olmasaymış dediğim yerler var mıydı? Vardı. İşin kötü yanı tek tük değildi. Ritmi bozan yerler çok oldu. Sorun şu ki gerekli olan yerleri de diğer olmasaymış dediğim yerlerden ötürü boğdu. Ayrıca son kitabın başlangıcından bir sabırsızlık, bir bekleyiş yaratıldı. Ortada belirsizliğin verdiği sürükleyicilik yok. Verity’i bul. Süreç uzadıkça yordu. İnsanları yoran şeyin de bu olduğunu düşünüyorum. Hatta en kötü tarafı da bu. Birazcık örtülü bir dil kullansaydı daha iyi olurmuş. Yani hikayenin yönü inanılmaz belli edildi. Tüm tahminlerimin bu kadar kolay tuttuğu başka kitap yoktur. Burrich mevzusunu bile Starling’in hikayenin ortalarında damlatmasından önce tahmin etmiştim. Akmama durumunun bir diğer sebebi de üçüncü kitabın tahmin edilebilir olmasından kaynaklıydı.
Mesela Fitz’in durmadan yakalanıp kurtulması inanılmaz sıktı. Başında muhafızlara yakalandığında da akışı, örgüyü bozacak bir şey olmayacağı belliydi. Bu yakalanıp kurtulma kısımları inanılmaz boğucu ve gereksiz geldi bana. Bolt’un tayfasını indirdiği kısım gerekliydi, ama bu kadar uzatılmasına gerek var mıydı bilmiyorum.
Seriyi yeni okuyacak arkadaşlar için söylüyorum: Ana temayı geçtim, yan temada bile Fitz’in ‘‘suikastçı’’ kimliğinin adamakıllı İşlenmediğini anlayabilirsiniz. Üzerinde 1 sayfa bile durulmayan suikastlar var. Dünyasının diğer serilere nazaran daha az yaratıcı olması ve az aksiyon barındırması fantastik alanda
görmeye alışık olmadığımız şeyler. Açıkçası ben tarz olarak da karakterlerin üzerine düşen bir okurum. Dünya yaratım kısmı beni etkileyen unsurlardan tabii, yine de pek takıldığım konular değil, kendi adıma konuşmak gerekirse.
Artık Farseer serisine bulaşmayı düşünmüyorum. Devamı gelse bile emin değilim. Çok sancılıydı. Çok acı çektik. İtiraf etmeliyim ki mutsuzluğa eğilimli biri olarak ben bile kitaptan kaçmak istedim. Berserk okumak çok sancılıydı; okuyucu Guts’ı hissettiğinde parçalanıyordu. Burada da Fitz’le aynı İrfan bağlantısını yaşadım.
Daha fazla yazmak istemiyorum. Çünkü üçlemenin son kitabını okumuş oldum. Söylenmesi gereken,
dilimizin ucunu yakan birçok duyguların dökülmesi gerek. Bunu burada yapmayacağım. Yoğun düşüncelerimi burada paylaşmayacağım. Hacimli bir seri olduğu için okurken karakterle özdeşleşme durumu oldu. Zaten öyle hissetmeseydim seriyi niye okumaya devam ettim değil mi? Bu süreç açıkçası çok yorucuydu. Özenle yontulmuş bir kadim heykel bile kederden çatlardı.
Bu seriyi fantastik severlerden önce klasikle kafayı bozmuş okurlara öneriyorum; seriyi seveceğinize eminim, çünkü bir klasikte bulabileceğiniz birçok şey var. Bunlar sahiden çok iyi aktarılıyor. Özellikle ikinci kitapla yazarın kalemi inanılmaz yükseliyor.
Farseer fanı olamadım belki, ama Robin Hobb hayranı olduğumu söylemeliyim. Tıpkı Yerdeniz serisini sevemeyip Ursula hayranı olmam gibi bir durum.
Fitz için de bir feryat, bir isyan bırakayım.
Kurtlar sofrasından çıkamazsan ona yanarız dedik.
Çıkamadın.
Yandık.
Zalımların tahtlarını yıkamazsan ona yanarız dedik.
Yıktın.
Biz yine yandık.
Aleksandr Belyaev’ in Su Adamı bitti.
Arjantin’ in başkenti Buenos Aires’ teki yerli inci avcılarının ve balıkçılarının başına Deniz Şeytanı dedikleri bir şey musallat olmuştur. Halk arasında yaygın bir söylenceye dönüşen bu yaratık balıkçılara yardımlarda bulunuyor olsa da korkulan bir şeydir. Fakat daha sonra her şey ortaya çıkmaya başlayınca macera da başlıyor.
Kitabı okurken aklıma gelen ilk şey bir deniz kızı hikayesine benzemesi oldu. Tabii biz buna deniz erkeği desek daha doğru olur.
Kitapta biyolojik açıdan harika, psikolojik açıdan romantik, insanlık açısından çıkarcı, Hristiyanlık(katolik) açısından kabul edilemez şeyler oluyor. Kitap insanlar arasındaki ilk balığı, balıklar arasındaki ilk insanı anlatıyor.
Kitap konu açısından çok iyi. Bilimi, bilimin sınırlarını, bilimin dinle ilişkisini(katolik), sömürgeciliği, yaşam şartlarını, aşkı, farklı olanların aynı olanlar arasındaki durumunu, insanların çıkarcılığını vb. anlatmış.
Benim kitapta tek eleştireceğim nokta anlatımı. Sanki amatör bir yazarın kaleminden çıkmış gibi cümleler. Adeta yavan bir anlatımı var gibi. Sanki daha detaylandırılabilirmiş gibi geldi ama yine de okunası bir kitap.
Victor Hugo - Bir İdam Mahkûmunun Son Günü
19. Yüzyılda yazılmış en önemli idam karşıtı metinlerden biridir bu. Efsane bir önsöz ile başlar, hemen ardından ilk baskılarda gelen tepkilere dair yazılmış bir komedi olarak bir önsöz daha bulunur. Bu önsözleri okurken kendi kendimize sorarız, bir insan ölmeyi hak eder mi, ederse bu nasıl olmalıdır diye. Anladığımız kadarıyla Hugo, romanı yazdığı yıllarda idam karşıtlığı sebebiyle ciddi eleştiriler almış, işte önsözlerde de bu eleştirilere cevap veriyor.
Sonrasında kitaba geçiyoruz. İdam edilmesine günler kalmış olan bir mahkumun günlüğü bu, kendisini tanımayan kızı için yazdığı günlük. Dönemin hapishane ortamını, idam yerine verilecek kürek cezasının da halini, mahkemeleri inceliyor. Öleceğini bilen bir kişinin ruh haline tanık oluyoruz. 5 hafta sonra öleceğinizi bilseniz ne düşünürdünüz? Hem de bu ölüm şehrin meydanında onlarca kişinin önünde bir gösteri gibi yapılsa, sizi öldürecek giyotinin tek darbede öldürmeme olasılığı da olsa.
İşte o ruh halini yansıtıyor. Bitmişlik, tükenmişlik. Anlatımı muhteşem, çok akıcı. Konusu ayrı güzel ve dönemi için önemli. Okuduğum en iyi romanlar listesine üst sıralardan girer kesinlikle.
Sonuç olarak, idam iyi ki kaldırılmış ve bunun kaldırıması için verilen mücadele ne güzel bir şeymiş diyorum. Ama bir bilgi olarak şunu da ekliyorum, Hugo’nun bu romanı yazarken merkez aldığı ülke olan Fransa’da idam 1981 yılında kaldırılmıştır, bu romandan bir asır sonra, dile kolay bir asır.
Hugo elimde başka kitapları da olan ve kesinlikle okuyacağım bir yazar. Tavsiye ediyorum.
9/10
Watchmen çizgi romanı okuyorum forumda çok övüldüğünü gördüm. Şu anda gayet iyi gidiyor 
İnci ve Altın Kupa ikişer kez okuduğum ender kitaplardan. Harikadır…






