Bir Hikaye İncelemesi
Perili Ev - Virginia Woolf - (Bütün Öyküleri’nden) (Çeviren: Deniz Arslan)
1921 tarihli “Pazartesi ya da Salı” öykü derlemesinde Woolf, kulağımıza postmodern bir “Perili Ev” hikâyesi fısıldar. Geçmişin korkularının kurgusal bir dönüşümüdür bu. Yeni bir terör, kısacık ama vurucu bir şiir. Geride kalanlar, hissedilenler ve yaşananlar; Viktoryen doğaüstü hayaletinin yerini alan safi ışıktan bir sağanak. Woolf’un bizi hapsettiği bu hayaletli ev, kendi evimizdir aslında. Titreyen lambalar, süzülen güneşte yüzen toz zerreleri, kucakta kayan bir kitap, yalnızca sarı tarafı gözüken bir elma. Hangi saatte uyanırsınız uyanın, bir kapının kapandığı o bildik bilinmezliklerle dolu yuva. Adımlarda bırakılan anıların nabza dönüştüğü bizden bir parça. Woolf oynatırken kalemini defterinde, ikinci şahsa bu yüzden kaydırır durur sesini. Anlatılan sahiden bizizdir, kendi hayalet hikâyemizi yaratan yıldız tozları. Orada burada bırakılmış anılar, solan fotoğraflar, tozlanan raflar ruhsal bir höyük yaratır durur çünkü hayatımızda. Woolf da elbette, ruhların arkeologuna dönüşüverir. Uyku ile uyanıklık arası o gelgitli anlardan toplar solgun çiçekleri. Rüya ile gerçeğin silik sınırlarında dikilip durur, izler sessizce, tam da hayalet gibi. Gerçeği bulanıklaştıran o titrek algının ışığından besler mürekkebini. Hayalet hikâyesi, aşk hikâyesine evrilir. Ya da geri döner. Sınırların alabildiğine solukken, aşk da yalnızca bir hayalettir. Ne parlak kırmızı ne de capcanlı bir sarı barınır o yerde, yalnızca pastel, o da ölesiye solgun. Tek parlayan yalnızca gün ışığıdır, sessiz öğleden sonraların tozlu uzantısı, yeniden kavuşmanın o kadim simgesi, titrek bir uyandırıcı. Tek parlayan gömülü olandır yalnız, onların ve bizim hazinemiz, kalpteki ışık. Terör de belki de yalnızca bundan ibarettir, yok olmaya mahkum soluk hatıraların rüyalarda buluşan hayaletleri.
David Lowery’nin 2017 tarihli A Ghost Story’si Perili Ev’in ilk cümlesi ile açılır, hikâyenin olduğu sayfayı da filmin can alıcı bir anında kadrajına dahil eder. Lowery, Woolf’un bu postmodern hayalet hikâyesini ayrılık, acı ve baş etmeye dair nefis bir filme dönüştürür. Kenarları yuvarlanmış bir aşk mektubu, okunmamaya yazgılı bir mektup, gitmek ve kalmak üzerine sessiz bir şarkı. Bir rüya için ağıt.










.





