Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

İlk temas kitabı ne demek ?

2 Beğeni

Bilimkurgu kitaplarda vs. dünyalılar (insanlar) ile dünya dışı yaşamın (uzaylıların) ilk kez karşılaştığı hikayeleri konu olan kurgular için kullanılıyor.

5 Beğeni

Anladım.🤦Ben bayağı yanlış anlamışım ilk temas deyince hehehe. Teşekkürler.

4 Beğeni

Beni a noktasından b noktasına ışık hızıyla sürükleyen harika bir öykü oldu. Betimlemeler akıcı, hikâye birdenbire başlıyor.
Büyük bir olayın içinde olduğum, birazdan çok acaip şeyler yaşanacağı hissini vermiyor. Bu kötü bir şey değil benim için. Çünkü beklentiyle okuduğum ya da izlediğim zaman küçük ayrıntılardan sıkılıyorum, hemen asıl konuya geçmek istiyorum. Bu öykünün sadeliği hoşuma gitti.
Kitabın sonuna başka bir mini öykü eklemişler, bu yüzden bitişi de çok ani oldu. Kayıp gitmeyen hoş bir “bir saat” idi.

15 Beğeni

Edouard Louis - Babamı Kim Öldürdü

Kitap kısacık ancak oldukça yoğun ve başarılı bana göre. Edouard Louis genç bir Fransız yazar. 92 doğumlu. Buna rağmen yazdıkları oldukça olgun ve okunurluğu yüksek.

Otobiyografi kitabı tarzında bir eser bu ve Eddy’nin sonu bunun öncülüymüş. O da benzer tarz demektir. Ben onu okumadan bu kitabı okuyarak ufak bir hata yaptım ama sorun yok. Anlamda bir karışıklık yok.

Babasıyla bir tür hesaplaşma diyebiliriz kitap için. Adeta karşısında babası varmış gibi anlatıyor Louis. Hatta sen diye hitap ederek doğrudan babasına sesleniyor. Özellikle cinsiyet ve yönelim kavramları konusunda belli başlı yaşanmışlıklar ve psikolojik etkiler mevcut.

Güzel bir eserdi. Tavsiye ederim.

21 Beğeni

Okuduğum Tarih: 25-27 Ocak 2022
[Okuduğum 278.betik]
2022 (Pars) yılında okuduğum 5.betik
[Ocak ayının 5. Betiği]

Serinin ikinci betiği okuduktan sonra Ufuk Tufan gibi Türk Mitolojisi’ne ait olmayan mitsel karakterleri mitolojimize ait olduğunu lanse ediliyor. İslam ve çevre kültür kanalıyla benimsediğimiz mitsel karakterler kültürümüze yerleşmiştir. Bunu inkar etmiyoruz ama onlar bize aittir diye diretmiyoruz. İlk betiğe göre bana birazcık durağan geçti bu betik.

Yalvaçlar (Resuller ve Nebiler) ve Tünkörler (Melekler), Tanrı’nın günahsız kulları olduğu için kurgularda kullanmak sakıncalıdır çünkü onları bir yalanın içine dahil ediyoruz. Zamanında ben de aynı hatayı yaptım. Öğretmenimin uyarısı doğrultusunda hatamı düzelttim. Hızır, kutsal kitabımızda geçen üç kişiden biridir. Onları kimileri yalvaç ve kimileri de veli olarak kabul edilir. Hızır, İslam kanalıyla kültürümüze geçen Tanrı’nın abid kullarından biridir. Hızır yerine Merkür ve Hermes’in eşdeğeri olan Erdenay karakteri kullanılırdı. Müslüman olduğumuz olduğu için Tanrı dışındaki diğer karakterleri koruyucu ruh olarak kabul ederiz.

Ayakları sağlam bir şekilde yere basan fantastik romanlar yazmak istiyorsak mitolojimizde geçen efsanevi hakanları kullanabiliriz çünkü tarihi bir kişiliğe izdüşümü olmadığı için esere renk katarlar. Bilge Kağan yerine efsanevi hakanlarımızdan biri kullanılır. Ayrıca mitolojimize ait olmayan Yettiyel ve Haftar gibi karakter kullanıp kullanılması yazarın tercihine kalmıştır. Mitolojimizde İblis’in eşdeğeri Erlik Han’dır ve insanlık tarihinden daha eskidir Karanlık Dünya’nın hakanlığı. Alor yerine mitolojimizde geçen Asar ve Dede Korkut Halk Öyküleri evrenine ithafen KIPÇUZ olabilir. Yeşim Taşı değil Yada Taşı’dır.

Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Bugün doğru yada yanlış olarak yazılan Türk Mitolojisi temalı fantastik romanlara değer verilmelidir çünkü kaynağını köklerimizden alan eserlerdir. Özgün fantastik yazmak adına uyduruk ve anlamsız adlarla yazılan fantastik eserler okumak yerine Ömer Ünal’ı okumayı yeğlerim. Hatay doğumlu olan halkbilimcimiz geniş kültür yelpazesini bir eserde harmanlamayı biliyor. Keşke hobi olarak Türk Lehçeleri öğrense de bu yolda en büyük yardımcısı olur. Gelecekte onu daha iyi bir yerde görebiliriz. Türk Mitolojisi tanınması adına okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Bu seriyi her şeye rağmen takip ve okumaya devam edeceğim.

#BetikEli #YeşimTaşıEfsanesi #GizemliKitap #ÖmerÜnal #KarakurumYayınları #Kitapyorumu #Roman #Fantastik #BozkırYaşamı #İyiliğinMücadelesi #TürkMitolojisi #Hızır #KitapTutkusu #KitapOkumakÇokGüzelŞeydir #OkudumBitti #Bookstagram #Bookstagramer

7 Beğeni

Cengiz Aytmatov - Cemile

1958 yılında, Cengiz Aytmatov’un ün kazanacağı ilk roman olarak edebiyat dünyasına gözlerini açtı Cemile.

Louis Aragon, ünlü şair, bu kitaba yazılmış en büyük aşk hikayesi dedi ve olanlar oldu. Hem Aytmatov, hem eserleri buradan aldığı güçle büyüdü de büyüdü.

Cemile, karakter olarak iyi midir, kötü müdür, namuslu mudur, hafif midir, sadık mıdır, değil midir bunlar tartışılır. Tüm bunlar kitabın ne kadar iyi bir öyküye sahip olduğu gerçeğini değiştirmez. Ben karakter olarak Cemile’yi sevmemiş olsam da, esere bayıldığımı söyleyebilirim. Yaratılan karakterler orijinal. Aile yapısı ilgi çekici. Folklorik davranışlar çok hoş.

Tavsiyemdir. Mutlaka okuyun.

23 Beğeni

images (25)

H. G. Wells için neden bilimkurgunun babası diyorlar en çok bu kitabıyla anladım. Hayranlık duyarak okudum, bitirdim ve hala etkisindeyim. En çok finale yaklaşırken olan olayları sevdim. Güzel bir ters köşe oldu. Kurgunun atmosferiyse bir başkaydı. Herkeste bulunan o duyguyu -çaresizliği- ben de hissettim. Tasvirleri çok etkiledi. Öyle ki izliyormuşçasına okudum.

Kitapla ilgili minik bir olumsuz düşüncem var ve bu beni biraz rahatsız etti; yazar kahraman bakış açısını kullanmışken bazı yerlerde “okuyucu” diye belirtiyor, haliyle kurgudan kopmama neden oluyordu. Ama eski yazarlar çoğunlukla bunu yapıyor. Günümüze göre bakmamak gerek sanırım. :slight_smile:

Kitabı, okumamış olanlara tavsiye ederim.

Puanım: 9/10

30 Beğeni

Okuduğum Tarih: 27-30 Ocak 2022
[Okuduğum 279.betik]
2022 (Pars) yılında okuduğum 6.betik
[Ocak ayının 6.Betiği]

Üç ilahi dinin en eskisi olan Musevilik inancının baskıcı ve zorbalığın ülkesinde Mısır’da doğuşuna tanık olacağın romanı okurken romandaki eksikler ve yetersizlikleri gördüm. Çocukluğumuzda sürekli animasyon ve filmlerle tanık olduğumuz Musa (AS) hayatını 2003 yılında yazıldığı için kısıtlı kaynaklardan faydalandığını görüyoruz. O dönemlerde Tevrat, dilimize çevrilmemişti. Tevrat’taki Musa (AS) kıssasını İslam ışığında romanlaştırmak daha kolay ve o dönemin dil anlayışına hakim olunurdu.

İbrani inancına göre; Yuhayil, İmran’ın halasıdır. Yani Musa (AS), Harun (AS) ve Meryem ensest ilişkinin meyveleridir. Yazar bu bilgiyi hiç kullanmamış çünkü İslam inancında ensest ilişkiler yoktur. Musa (AS) adından önce annesi ona “Tanrı doyurursun” anlamında Yekutiel adını vermişti. Musa (AS), Şuayb (AS)'ın damadıdır. Safura’dan iki oğlu olur. Garsum ve Elyezer adlarında Elyezer adı Ezer olarak geçirmiş. Allah adı o dönemde geçmemesi normaldır. Rab sözünü kullanabilirdi yazar. Kurguda Musa (AS); annesini, babasını ve ablasını görmüyor. Harun (AS) evlidir ve çocukları vardır. Arapça üstünlük hastalığında bu bilgilere pek yer verilmemiştir. Harun (AS), Elşeva adında kadınla evlidir ve dört tane oğlu vardır. (Elyezer, Abiyu, Nadav, İtamar). Meryem de Hur yada Kalev adında biriyle evlendi.

Yazarın anlatımına göre Neferure; Amalika kavminden olup Yusuf (AS)'un şeriatına inanan bir babanın kızı olup Mısır Firavuniçesi oluyor. Babası ona Asenath adını verip ona kısaca Asiye diyor. Asiye (daha doğrusu Bitya), Hz.Musa (AS)'nın halası olma fikiri daha mantıklıdır. Amalika halkı; Yusuf (AS) şeriatına bağlı olup olmadığını kanıtlayan tarihi bir belge yoktur. Bitya, Kıpti yada İbrani olması kuvvetle muhtemelendir. Bitya, firavun tarafında zülum ve şiddette maruz kalarak vefat ediyor. Yazarın kurgusuna göre kolay bir ölümle ölmüyor. Hadiselerde adı Asiye geçse de dönemin ruhiyetine göre Bitya demeyi yeğliyorum çünkü Arapça üstün bir dil değildir.

Kurgunun sonuna doğru orijinal öykünün dışına çıkmıştı yazar. Normalde Tevrat ve On Emir, Mısır’dan çıktıktan sonra Tanrı tarafında Tur Dağı’nda veriliyor. Musa (AS) ve II.Ramses mücadelesi sadece Sihirbazlık olayı tek değildir. Musa (AS), sürekli saraya gelip Hakk Yolu’na davet eder II.Ramses’i. Mucize olarak bir gecede II.Ramses’in oğlu ve diğer Kıpti çocukları ölüyor. Çöldeki buzağı olayı, Musa (AS) ölümü ve Yuşa (AS), İsrailoğulları’na önderlik etmesi gibi konulara değinmemiş. Cumartesi günü kutsal olması, Musevilik’in bozulmasından sonra ortaya çıkıyor. Eksiklikler ve yanlışlara rağmen okumaya değer bir eserdir. Bu eser daha sonra Firavun’un Ölümü adıyla yayım hayatına devam ediyor.

#BetikEli #AsânınGücü #CanAlpgüvenç #NesilYayınları #Kitapyorumu #Roman #DiniRoman #FiravunZülmü #MuseviliğinDoğuşu #Mısır #Medyen #KitapTavsiyesi #KitapTutkusu #KitapOkumakÇokGüzelŞeydir #OkudumBitti #Bookstagram #Bookstagramer

3 Beğeni

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat -Stefan Zweig
Stefan Zweig’ın diğer hikâyelerinde olduğu gibi burada da ana karakterlerin iç dünyasına girerek olaylar silsilesi içinde kendimizi bulup ‘acaba ben olsam ne yapardım?’ şeklinde düşünebileceğimiz bir kitap.
Hikâyedeki bir karakter olan anlatıcı-aynı zamanda yazar- toplumda nahoş karşılanan bir durumun etik değerlere o kadar da ters düşmediğini gayet doğal ve herkesin başına gelebilecek olarak nitelendirmekte yaşanan hiçbir şeyin aslını sandığımız kadar yansıtmadığını savunmaktadır. Bu savına binaen hikâyenin ana konusuna doğru ilerliyoruz.
Henüz okumayı tamamlamadığım için şimdilik burada bırakıyorum:)

1 Beğeni

Modern Japon edebiyatının önemli değerlerinden olan Ogai Mori ile Yaban Kızı romanıyla tanışmış oldum. Japonya’nın Meiji Restorasyonu ile birlikte değişim sancıları çektiği yıllarda kaleme alınan Yaban Kızı, ekonomik ve sosyokültürel değişimin izlerini aşk hikayesi üzerinden anlatan bir dönem romanı niteliğinde.

Alper Kaan Bilir’in başarılı çevirisi ve okuru bilgilendirici harikulade dipnotlarıyla keyifli ve akıcı bir okuma oldu. Mori’nin dili oldukça sade. Basit bir kurgu ile tempoyu düşürmeden okuru yaklaşan sona götürmeyi başarıyor. Romandaki farklı karakterlerin düşünce ve eylemlerini de yansıtarak metni zenginleştirmeyi başarmış. Keza realist romana özgü gözlem ve araştırma örnekleri de sunuyor okura. Hikayeye dair sadece final bölümünde bir tatminsizlik yaşadığımı söylemeliyim. Japonya ile alakalı çok fazla terim ve gönderme olduğu için metin ara ara bölünebiliyor ama burada çevirmen faktörüyle kolayca metne geri dönebiliyoruz.

Japon klasiklerine giriş niteliğinde bir metin olduğunu düşündüğüm Yaban Kazı, sade dili ve akıcı kurgusuyla kendini okutturmayı başaran bir roman. Tavsiye ederim.

https://1000kitap.com/aydinfaruk

15 Beğeni

R.A. Salvatore - Drizzt Efsanesi 6. Kitap: Buçukluğun Mücevheri bitti.

drizzt-efsanesi-6-kitap-bucuklugun-mucevheri

Nihayetinde ikinci üçlemenin son kitabını da bitirmiş oldum ve ilk kitapla birlikte başlayan maceralar -yenisine kapı açarak- son bulmuş oldu. Drizzt’ i daha çok zorlayan bir maceraydı özellikle ruhsal açıdan. Yine farklı yaratıklarla baş edildi, kesilip biçildi, zor durumlara düşüldü, altından kalkıldı. 8/10. Seriye ilerleyen zamanlarda kesin devam edeceğim ‘‘yoksa ben de sakallı bir gnomum.’’ :smiley:

Sheridan Le Fanu - Carmilla bitti.

Bugün biten Drizzt’ ten hemen sonra başladım ve birkaç saatte bitirdim. Bram Stoker’ ın Dracula’ sından çok önce yazılmış bir vampir hikayesidir kendisi. Heyecanlı, tedirgin edici ve ürpertici bir havası var. Sıkılmadan okunabilecek bir klasik. 8/10.

20 Beğeni

Momo - Michael Ende

Yazardan okuduğum ilk kitap. Ende’nin dili, son derece sade ve akıcı. Kitabın insanın içini sıcacık yapan bir yanı da var. Karakterler ve anlattıkları yardımıyla güzel duygular hissettiriyor. En başta, Momo sayesinde. Onu gerçekten sevdim.
Kitap aynı zamanda masalsı, fantastik. Ve tabii düşündürücü. Kurgunun eleştirel tarafı çok yerinde olmuş. Hatta üstüne düşünce insan üzülmüyor değil.

Ben kitabı çok sevdim. Sadece bir çocuk kitabı demek hata olur. Daha fazlası.

Puanım: 10/10

24 Beğeni

indir (1)

Merakla beklediğim ve okuduğum bir kitaptı. Loki’nin içinde olduğu eğlenceli bir İskandinav hikayesi okurum diyordum ama birçok açıdan hayal kırıklığı yaşadım. Öncelikle kitabın yazarının kadın mi erkek mi olduğunu bilmiyordum, hiç bakmadım, ama okurken kesinlikle bir kadının yazdığından emin oldum. Kitabın birçok yerinde gerçekten kadınların artık DNS’ına mı işlemiş ne yapmış bilinmez o duyguları rahat gördüm. Bunlardan fazlasıyla sıkılmış biri olarak ana karakteri fazlasıyla yetersiz zayıf buldum. Nedense tahmin edilebilir tipik hamleleri var, (Buradan kahramanın yolculuğuna selam olsun.)

İkincisi nedir bu sapkın ilişkiler ağı anlamıyorum. Kitaptaki en iyi denebilecek kadın karakteri ve güzelim bir dostluğu bu şekilde harcayan yazara da bu popüler furyaya katıldığı için yazıklar olsun.

Edebi açıdan bakılınca kitap basit günlük bir dille yazıldı, çok kolay okunuyor. Altını çizecek bir cümleye rastlamadım. Etkileyici değil, bir daha popüler kitaplar almamam gerektiğini bana hatırlattı. Bir dahaki kitap satışımda ilk sırayı çekecek. Kitaplığımda öyle yıllar yılı duracak bir kitap değil.

Madem bir kadın olarak mitolojiyi kadınlar açısından yazacaksın bunu biraz daha etkileyici bir şekidle yapmalı yazar.
Çok tavsiye etmem.

11 Beğeni

Japon Klasikleri 4: Ardından, Natsume Soseki

Natsume Soseki’nin Ardından’ını okurken Japon Klasikleri dizisinden yeni bir kitap haberi geldi. Dizinin beşinci kitabı Hagakure: Saklı Yapraklar- Tsunetomo Yamamoto olarak duyuruldu.

Japon edebiyatıyla ilgili bu diziden daha önce üç kitap ve başka yayınlardan da birkaç eser okumama rağmen her kitapta farklı bir dünyaya açılıyor gibiyim. Bu nedenle o yabancılığımın farkında olarak beklentimi en aza indirgeyerek okumaya başlıyorum. Ve böyle yaptığımdan mıdır nedir bilmem ama beğenmediğim bir kitap da olmadı diziden. ‘Bayıldım, aşık oldum’ gibi görüşleri açık açık belirtmesem de bu diziyle aramda bir bağ oluştuğunu görebiliyorum şu an. Sevdiğimi de kabullenebiliriz. :slight_smile:

Ardından yazardan okuduğum ilk kitap, zaten dilimize de yeni kazandırılmış olduğundan iyi denk geldi. Yazarın çok bilinen kitaplarının aksine böyle bir kitabıyla başlamam da kötü bir başlangıç olmadı. Henüz okunma sayısı az ve okuyanların bir kısmı beğenmediklerini sert bir dille ifade etmiş olsalar da üç günlük Ardından yolculuğumdan oldukça memnunum.

Daisuke otuzuna yeni girmiş, varlıklı ailesine bağımlı, evliliği ve işi olmayan, sadece kitaplarıyla haşır neşir olan biri. ‘‘Oblomovvari’’ denilmesinin sebebi ise kendi düşünceleri içinde yaşaması ve bu süreçte bir şey yapmak için nedeni olmadığına inanan bir tavırda olması. Gonçarov’un Oblomov’unu okuyanlar için daha anlaşılır ve tanıdık biri Daisuke. Tamamen Oblomov’un aynısı demek yanlış bir ifade olur ama esintilerini hissedebilirsiniz belki. Daisuke’nin Oblomov’dan farkı beni sinir etmesi. Kitabın başlarında aşırı duygusuz göründü bana ve sonrasında bu görünüşünü unutturan şeyler yaptı tabii. Daisuke-Oblomov olayına çok takılmayalım çünkü kitabın kendisinden uzaklaşmak istemeyiz. :slight_smile: Ha bir de unutmadan Melville’nin Katip Bartleby adlı eserini bilenler bilir; ‘‘Yapmamayı tercih ederim.’’ Daisuke’nin ailesiyle ve çevresiyle ters düştüğü anlarda bu kalıbı anımsatan tarzda cevaplar vermesi bana Bartleby’i hatırlattı. Japon ailelerin bizden daha geleneksel olduğunu gösteren bir portre çizmiş Soseki; Daisuke’nin cevaplarına karşın ailesi de çok sabırlı. Babası eski samuray geleneklerinin kafasında olduğu halde gayet iyi idare ediyor; bu durum gözümden kaçmadı.

Meici döneminin sonundaki değişimler ve Japonya’nın Batı modernliğini örnek almaya çalışması, ayrıca ülkenin bu çabalar içinde kıvranırken çeşitli borçlara girmesi gibi durumlar, kitabı gözümde çok daha değişik kıldı. İçinde sadece yasak bir aşkın olacağını düşünürken yozlaşmış bir toplumun ve ekonomik krizin pençesine düşen Japonya’nın genel sorunlarıyla baş başa kaldım. Bu eleştirel sürece de Daisuke’nin hiçbir şey yapmayarak ve çalışmaya inanmayarak aslında yaptığı eylemsizliklere bir anlatıcı yani yazar bakışıyla tanık oluyoruz. Odak noktası Daisuke ve arkadaşı Hiraoka’nın eşi Miçiyo olduğu halde bir toplum analiziyle iç içe oluyoruz gibi bir şey bu.

Batılı yazarları ve ressamları takip eden Daisuke kendi ülkesine dair her şeyi çekilmez bulur; evlenmez ve çalışmaz nedeni ise borçlu bir ülkede çalışmanın sadece aç kalmamak için olduğuna inanarak bunun onurlu bir eylem olmadığına karar vermesidir. Ailesinin evlilik baskılarını önemsemez; kitaplarıyla, bahçesine bakarak ve arada bir yürüyüşe çıkarak sürdürür kendince doğal ve dertsiz yaşamını. Eski bir arkadaşı olan Hiraoka da bir nedenle eşiyle beraber Tokyo’ya dönünce dananın kuyruğunun koptuğu yere geliriz.

Kitabın ortalarında olaylar durgunlaşır çünkü yasak aşkın şiddetini ve ailenin baskılarının yoğunluğunu görmeyiz. Ben Japon edebiyatının sakinliği içinde boğulurken bu sırada Daisuke, bir ailesi bir de Hiraoka-Miçiyo çifti arasında mekik dokur. Büyük gelişmeler beklemeden kendinizi bu sakin akıntıya bırakın ve sonlara yaklaşmak için sabredin derim.

Olaylar ilginç bir hal almaya başlıyor çünkü. Kendinden ve prensiplerinden hiç ödün vermeyen Daisuke’nin planlarında unuttuğu bir şey var halbuki: AŞK. Bu duygu yüzünden neler olacak Daisuke’ye acaba? Kitabın sonu herkesi tatmin etmeyebilir ama benim için ‘‘son’’ hiçbir zaman önemli olmadığı için okumaktan pişman olmadım bu kitabı. Bu son olayına takılmamayı Hayao Miyazaki animeleri sayesinde öğrendim. :slight_smile: Yazarın çok bilinen Ben Bir Kediyim, Madenci ve Gönül gibi kitaplarını da listeme aldım. İçlerinden okuduklarınız varsa da önerilere açığım ayrıca. :slight_smile:

İthaki Yayınları’na bu dizi ve muhteşem kapak tasarımları için de TEŞEKKÜRLER.

24 Beğeni

İncelemeniz çok güzeldi, teşekkür ederim. Kitabım kargoda, bekliyorum ve incelemenizi okumak bekleyişimi sabırsızlaştırdı😄. Natsume Soseki ile kütüphanede rastgele gözüme çarpan Gönül (Kokoro) kitabıyla tanıştım. Çok severek okudum Gönül kitabını ve Ardından’ın açıklamasını okuduğumda ona benzer esintiler hissedince sipariş vermeden edemedim.

1 Beğeni

Rica ederim, ben de çok teşekkür ederim :slight_smile: Gönül’ü okuma listeme eklemiştim okumalarımda öne çekerim belki (bu kadar sevildiyse ve Ardından’a benzer esintileri varsa değer :slight_smile: ) Umarım en kısa zamanda elinize ulaşır ve okumaya başlarsınız, keyifli okumalarınız olsun :))

1 Beğeni

Blood Music - Greg Bear
Bu novelette’i (nasıl çevirmek lazım acaba) Hugo ödülüyle ilişkili novelettle’ler arasında buldum, 1984’ün kazananı. Greg Bear ismi kulağıma sıkça çalınan bir yazardı zaten ve okumak istiyordum. Türkçede sanırım sadece bir kitabı (ya da serisi) var İthaki’den çıkan. Daha fazla uzatmadan hikayenin bütün akışı:

Hikayenin anlatıcısı tıp fakültesinden eski arkadaşı, uzun zamandır görmediği Vergil Ulam’la karşılaşır günlerden bir gün. Okulda şişman, eşek şakaları düşkünü ve sivri bir karakter olan Ulam incelmiş ve zarifleşmiştir. Çok geçmeden sırrını hikayenin anlatıcısına açar. Bir genetik araştırma laboratuvarında çalışmış ve kendi kanı üzerinde deneyler yaptığı fark edildiği için de buradan kovulmuştur. Ne var ki deneyleri başarılıdır ve ak yuvarlarını genetik olarak değiştirerek kendine tekrar enjekte ettiği kanı onu dönüştürmekte ve evrimde başka bir noktaya doğru taşımaktadır.

Fakat bu tam olarak Ulasm’ın evrimi değildir. Zira kendine enjekte ettiği kan bilinçlenmiş ve Ulam’ın içindeki evreni keşfetmeye başlamıştır. Ulam artık bir galaksidir ve bu galaksinin içindeki medeniyetlerin galaksinin bilinçli bir canlı olduğunu keşfetmesi çok uzun sürmeyecektir. Bu aşamada içindeki medeniyetlerin çokluğu karşısında Ulam zavallı ve tek bir bireydir.

İşler çığrından çıkmaya ve medeniyetler Ulam’ın dışına bir çeşit köpük biçimde sondalar (Ulam’ın deyimiyle astronotlar) yollamaya başlayınca Anlatıcı Ulam’ı ve bütün medeniyetleri öldürür.

Ne var ki artık içinde olduğu medyumu tanımış olan bu canlılar Anlatıcı’ya da bulaşmıştır. Sonra da Anlatıcının sevgilisine. Her ikisi de çok geçemeden dönüşüme girer ve kanlarındaki medeniyetler için sorun çıkarmayacak derecede hareketsiz organik yığınlara bir nevi ağaca dönüşürler. Ki oturdukları dairenin su tesisatı aracılığıyla bu salgın her yere yayılır.

Hikayenin minimal olmasına rağmen çok etkileyici olduğunu söylemeliyim. Bu minimallik hissi kurgudaki bri eksiklikten mi kaynaklanıyor emin değilim fakat. Greg Bear’ın aynı isimde bri de romanı var. Sanırım bu hikayeyi genişleterek bir romana dönüştürmüş ki bu çok mantıklı. Hikayede daha geniş bir anlatımı hak eden ya da böyle bir beklenti oluşturan bazı yerler var. Romanı da okuyup hikayenin nereye doğru genişletildiğine bakmak iyi bir oyun olabilir. Mesela hikayenin salgın kısmı çok hızlı, adeta bir iki cümleyle oluyor. Romanın da bu noktadan genişlemiş olmasını bekliyorum.

Kapatmadan önce küçük bir not. Vergil Ulam’ın isminin Manhattan Project matematikçilerinden ve evrimsel biyolojinin matematiği üzerinde de çalışmış olan Stanislaw Ulam’dan geldiğini tahmin ediyorum. Muhtemelen daha isabetli bir seçim dijital ortamda evrim üzerine çalışmış Nils Aals Baricelli olurdu.

13 Beğeni

Passing - Nella Larsen

Passing, Türkiyeli okur tarafından pek aşina olunmayan bir dönemden, “kükreyen” 20’li yıllara damgasını vuran Afroamerikan kültürel hareketi olarak tanımlanabilecek Harlem Ronesansı’ndan doğan çarpıcı bir roman. Kendisi de “Karayipli” bir baba ve Danimarkalı bir annenin çocuğu olan yazar Nella Larsen’ın otobiyografik gölgeler bırakarak yarattığı Passing, yazıldığı dönemden bugüne yazarın magnum opus’u Quicksand’in gerisinde bekleyip duran bu sessiz “diğer başyapıt”; gerek adaptasyon kalitesi, gerek sinematografisi, gerek muhteşem oyunculuklar ev sahipliği ile oldukça başarılı bir filme dönüşerek kendini yeniden çağdaş okura hatırlatma şansı buluyor.

Passing, “açık tenli” bir siyahi kadının (Clare) ırk temelli sosyoekonomik statü değişimini, yine bu değişimin bir başka ucunda yer alan çocukluk arkadaşı Irene’in gözünden anlatan postmodern bir geçiş (passing) anlatı örneği. Ülkemizde daha çok köle (slave) anlatısı koluna aşina olduğumuz (ki en yakın örneklerinden biri olarak muhteşem Begüm Kovulmaz çevirisi ile Siren Kitap imzalı Yeraltı Demiryolu verilebilir) Afroamerikan edebiyatının öksüz kolu geçiş anlatısını, köle anlatısının odağı olan fiziksel sınırların yerini görünmez zihinsel ve sosyal sınırlara bıraktığı bir diğer sınır (border) anlatı biçimi olarak tanımlamak mümkün.

Passing’i özel kılan ise onu çağdaş okuruna da sıkı sıkıya bağlayacak anlatı unsurlarından müteşekkil doğası. Hem üslup hem kurguda başat unsur olarak kimlik, kimliksizleşme, aidiyet ve parçalanma; kesişimselliğin doğası gereği kaçınılmaz bir şekilde cinsiyet; risk alma-geri çekilme metaforu ile belirginleşen, “queer” anaforuna sıkı sıkıya tutunan bir cinsel özgürleş(eme)me ve lezbiyen alt metni bu unsurlar arasında öne çıkanlar.

Larsen’ın yazınsal ustalığı ise metnin belkemiğine yerleştirdiği okuma-okunma ikiliğinde yatıyor. Irene’in roman boyu "geçiş"in öznesi Clare’ı, okurun ise “gizli özne” Irene’i okuduğu bir kulaktan kulağa oyunu yaratan Larsen, anlatısını dokunsal bir oyuna çeviriyor diyebiliriz.

Irk, sınıf ve cinsiyet bağlamında sayısız okumalara yelken açtıran “gizli hazine” içeriği, karakterlerinin kaygan doğasını inşa ediş şekli, metnin gizemli ve dokunsal özü, trajik melez/femme fatale anlatısına getirdiği feminist bilinci ile Passing, zamansız bir anıtsallıkla edebiyatın kıymeti bilinmeyenleri arasında gururla ve vurdumduymazca yükseliyor.

11 Beğeni

Neil Gaiman’ın sorununu buldum. Usta bir kalem olmasına karşın acemi yazarların sahip olduğu hastalıktan mustarip: Yazdığı şeyleri silmeye kıyamıyor yahut her yazdığının iyi olduğuna inanıyor.

Gerçekten başka bir açıklaması yok.

Neil Gaiman herhangi bir yayınevine bir eser götürdüğünde, o eser vasatı aşmıyorsa bile kabul edilir. Benim yayınevime gelse, ben de kabul ederdim, yalan yok.

Fakat birileri Gaiman’ı bu konuda uyarmalı. Aklına gelen her öyküyü ve hikayeyi kaleme döküyor, objektif bir gözle okuyamadığına eminim. Bir konu aklıma geldiğinde, o hikayenin ne kadar kaliteli olup olmadığını düşünürüm. Gaiman çıtayı o kadar yükseltti ki, bu öyküleri sırf çerezlik yazıyor olsa bile ben bu tarz işlerini kötü olarak algılıyorum. Gaiman’ı gömüyorum, sebebi ise Sandman’de yaptığı harika işlere şahitlik etmiş olmam. Bu hakka sahibim. Gaiman’ın kendisi bana bu hakkı verdi.

Pelerinli Süvari’ye Ne oldu?, dört ayrı öykü kapsıyor. İlk ve çizgi romanın da asıl öyküsü olarak geçen öykü için vasat diyorum, geri kalanına vasat bile diyemiyorum.

Bu adam tekrardan Sandman seviyesine çıkmadığı sürece eserlerini beğenmeyeceğim sanırım.

6/10

13 Beğeni