Hocam çok güzel kitaplar ve daha da güzel yorumlar. Darısı Türkçe baskıyla bizim başımıza diyelim. Seveneves, nasıl çevriliyor tam olarak? 7 Havvalar gibi bir şey mi?
En çok The Outside merak uyandırıcı.
Teşekkürler. Evet, 7 Havvalar. 
Kings of the Wyld - Nicholas Eames
Öncelikle kitabı bana tavsiye eden @isos81’a teşekkür ediyorum, çok keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. 
Canavarların ve onları avlayan kahraman/paralı asker gruplarının yaygın ve becerisine göre ünlü olduğu bir dünyada bu mesleği yıllar önce bırakmış olan Clay Cooper evli ve çocuklu, sakin bir yaşam sürmektedir. Bir gün eski grubunun lideri olan Gabe kapısında belirir ve yardımını ister…
Bundan sonrası yaşlanmış kahramanlarımızın ağrıyan sırtlarına rağmen literatüre geçmiş her türlü canavar ile dövüşmesinin (ve zaman zaman da yoldaş edinmesinin) esprili bir dil ile anlatılmasından ibaret. Her ne kadar fantastik kurguda komediden pek hoşlanmasam da kitap genelde esprilerin dozunu iyi ayarlamış ve rahatsız etmedi. Yazar tüm kitabı kısa kısa chapterlar hâlinde yazmış, oldukça sürükleyici bir tarzı var ve aksiyon neredeyse hiç kesilmiyor. Fantastik kurgu seven herkesin bir şans vermesi gerektiğini düşünüyorum. Umarım dilimize kazandırılır.
Vauv, mizahi fantezi olduğunu bilmiyordum. Canavar kese kese ilerleyen, sohbet eden yaşlı savaşçılar mı dedin?
Derhal okuma listemde ön sıralara çekiyorum.
“Terry Pratchett, George R.R. Martin’le buluşuyor” gibi bir yorum okudum. Daha ne olsun.
Yetmezse bir doz Orconomics de önerebilirim, ama mizahı daha fazla ve kesme olayı çok daha az. 
Türkçe olmayanları önerip moral bozmayalım lütfen
Kings of the Wyld çok ilgimi çekti, umarım çevirisinin yapılıp, yayınlandığını görürüz.

Okuduğum Tarih: 01-02 Akman 2022
[Okuduğum 280.betik]
2022 (Pars) yılında okuduğum 7.betik
[Akman ayının ilk betiği]
Betikteki öykülerin sadece bilimkurgu, fantastik ve korku alanı gibi Türk edebiyatında şimdiye kadar öksüz kalmış bu türe katkı sağlamakla kalmayıp genel olarak yazın dünyamızda kurmacanın ve hayal gücünün sınırlarını zenginleştirmek adına dikkate alınmaları gerektiğini söylemek hiç abartılı olmaz. Spekülatif kurgu öykü seçkilerini okurken çok zevk alıyorum çünkü bazen bir türden sıkılırken işte o anlarda bir kurtarıcı gibi geliyor. O dönem keşke birincilik, ikincilik ve üçüncülük gibi ödüllerin yanında başarı ödülü de verilseydi. GİO Ödülleri, Spekülatif Kurgu Ödülleri olarak da lans edilir.
Doğum (Ali ASLANKAN): Nutkum tutuklanmış bir şekilde öyküyü okurken baya baya ürperdim. Kurmaca olmasaydı gerçekten bir olay sanacaktım. Fantastik ve gerilim türlerinden ötesinde bir uzaylı öyküsüdür. İnsansı görünen uzaylılar içimizde yaşıyorlar. Anladığım kadarıyla Okan’ın aile soyunda uzaylı kanı vardır. Dondurucu özelliğinin peşine düşmediler. Keşke bu öykünün roman versiyonu olursa bu sırrın ifşasına tanık olsaydık. Denenmemiş bir kurgudur. Ağzım açık kaldı.
Almila (Kurt RAM): Aşk, korku-gerilim öykülerinde umut ışığı olduğunda o öyküleri okuyanların nutku tutulur çünkü kalplerinde kavuşamadığı aşkın sarmaşığı taşıyorlar yada hazin bir sonla biten aşkları vardır. Almila, kırmızı elma anlamına gelen Türkçe addır. Kurgudaki ağacın asıl adı Ulu Kayın’dır. Bütün dileklerin gerçekleştiği ağaçtır. Oysa dileği Tanrı’ya dilemektir. Tanrı da senin hayrına olan en doğru olanı verir. Akın gibi bu maceraya düşmek isterim çünkü kalbimde kavuşamadığım aşkın sarmaşığını taşıyorum. Ona kavuşmayı çok istiyorum. Mutlu sonla biten bir öykü olsaydı bu seçkide en beğendiğim öykü olurdu. Aşk temalı kurgu-gerilim öykülerini çok seviyorum.
Balanka Olmak (Gülbike BERKKAM - 2013 Birincisi); Fuck New Year, İstanhul Büyücüsü ve Aşkın Karanlık Yüzü adlı seçkideki öyküsünü okudum. Türkiye’de Korku-Gerilim Edebiyatı’nın yeni ve başarılı yüzlerinden biri olan Berkkam, 2013 yılındaki GIO Ödülü ile o günlerden gelecek vaat ettiğini haykırmış. Ülkemizdeki okuma oranı yüksek olsaydı böyle güçlü kalemler, ülke çapında tanınmış olurdu. Amatörce yazsam da hayran olduğum yeni yazarlar vardır. 300 sayfanın üstünde eserler yazan kalemin romanlarındaki sevişme sahnelerine bayılıyorum. O kadar etkileyici yazıyor ki sanki kalem benimle öpüşüyor gibi bana sıcaklık basıyor ve nutkum tutuluyor. Gerçek böyle bir durum yaşasam hayır demeyi bırak ve o anki güçlü ambianstan dolayı ya bayılırdım yada kalpten giderdim. Aslında yazma dilini kullanan kalemler etkileyici olur. Bu öyküden sonra kalemlerle ve fanlarıyla tenha bir yerde kalmak istemem çünkü birazcık korktum vallaha.
Kumarcı Bahattin (Mehmet Berk YALTIRIK - 2013 Başarı Ödülü): Durağan başlayan kurgudan dolayı belki dönemin gerisinde kalmış olabilir. Galiba korku-gerilimin sevilen yüzü olmadan önceki ilk eserlerinden biri olduğu için mi teknik olarak zayıf kalmış. Korku güldürüsünde Türk’ün zekasını ve İslam dinini yanlış yorumuyla harmanlaşarak oluşan bağnazlığını gözler önüne serilmiş. Belki de paralı Türk ve Türkopol askerlerinin yaşadığı zorluklarını az da olsa yüreklerimizde his ettik. Klişeleşmiş korku-gerilim finallerinde farklı bir final okuduk. Keşke bu final, bütün korku-gerilim öykülerinde görseydik. Yaltırık’ın Anadolu korku-gerilim öykülerini çok seviyorum çünkü halk bazında olduğu için kültürümüzün doğal halini görüyoruz.
Telef ve Telafi (Nermin KORKMAZ): Bir hortlak temalı paranormal öyküdeki akıcılık, heyecan ve merakın üst düzeyde olması, okurları kendine çeker. Öykünün eksik yanı; amcanın neden hortladığına dair makul bir açıklamaya değinmemiş. Kuraklığın asıl nedeni hiç belirtilmemiş. Öykünün birazcık daha genişletilse eksik yanlarıyla birlikte böylece ayakları sağlam bir şekilde yere basan bir paranormal öykü olur. Korku-gerilim demek ki öyküde korku ve gerilime dair bir şeyler bulmalıyız. Amcanın geceleri hortlayıp köyü korkutması ve onun öküzünü kıskananların hayvanlarını öldürtebilirdi. Öykünün sonunda dinsel metafora yer verilmesi öykünün geneline tezat düşmüş bir durum olmuş. Sanki alelacele öyküyü bitirmiş gibi bir hava veriyor.
Rüya Evrenin Tanrısı (Hakan BALCI - 2013 Başarı Ödülü): Bu öyküye öncelik adı Düşyeri’nin Sahte Tanrısı olmalıdır çünkü Tanrı’ya şirk koşmak günahtır. Kurgu açısında baktığın zamanda merak, heyecan ve akıcılık olduğu için öykü sarmalına giriyor. Metafizik düşler insanı yorar ve daha fazla kurcalanmamalıdır. Öyküdeki cinlerinin rahmani olduğuna kanaat getiriyorum çünkü manevi dünya kendilerinin bilinmesini istemez. Tanrı, her şeyin bir zamanı yaratmış. Uykunun vakitinden fazla yatılması insan sağlığına zarardır. Uyku sadece dinleme ve rahatlama zamanıdır.
İntihar Odası (Ümid QURBANOV): Hemyerlisi olan Toğrul Sultanzadə gibi sanat yapayım diye laf ebeliği yaparak insanları okumaktan aciz etmeyen Qurbanov, sıradışı kurgusuyla gelecek vaat ettiğini haykırmıştı dokuz yıl önce. Tarihi bir evin gizemliği ve ölümsüzlük her zaman insanları cezbetmiştir. Kimi insanlar cesaret edip tekinsiz eve girip oranın gizemini öğrenmeye çalışır. İntihar odasına girseydim en korkunç ölüm, sevdiğim kızın gözlerimin önünde ölmesiydi. Onun olmadığı yıllara alışmak bana çok zor gelirdi. Kıyamet koptuğunda hiçbir insan ayakta kalmaz. İntihar Odası niçin vardır sorusuna yönelseydi kalem, belki öyküde akıcılık, merak ve heyecanın üst düzeyde olmasını sağlardı. Hatta bu öykü, o dönemin ödül töreninde birinci olurdu.
Duygudaşlık Terörü (Belma FIRAT): Psikolojik Gerilim türünde bir bilimkurgu öyküsünde duygudaşlık iğnesinin sırrını öğrenmeden artan duygudaşlık terörizmi eleştiren bir güldürü olarak kabul ederiz. Oysa önce duygudaşlık iğnenin buluşu ve ülkemize gelişini anlatsaydı ayakları sağlam bir şekilde yere basan öykü olacaktı. Dilenci kılığındaki PKK teröristi, zengin kıza o duygudaşlık iğnesini vurmasıyla kızın Kürtçe konuşması ve kılık kıyafetini değiştirmesi yerine PKK sempatik besleyen tavır sergilemesi daha mantıklıdır çünkü burada Kürt kökenli vatandaşlarımıza hakaret ediliyor dolaylı yoldan. Terörizmin dili, dini ve ırkı yoktur. Kürt kökenli vatandaşlarımızın içinde iyi insanlar da vardır. Onların günahına girmeyelim. İnsanı insan olduğu için seven bir ulusuz Türk ulusu olarak. Önyargılardan uzak durmalıyız. Akıllı ve düşünen bir varlık olduğumuz için bir grubu ve bir halkı dışlamadan gündelik sıkıntılardan yararlanarak güçlü kurgular kurmalıyız.
Asul’karen Büyücüsü (Altuğ Can ONAT): Normal şartlarda özgün fantastik roman kisvesinde altında değerlendirilen uyduruk fantastik romanları pek sevmiyorum çünkü Türk Mitolojisi ve Türkçe’nin geniş bir lehçe yelpazesi olmasına rağmen uyduruk kişi ve mekan adlarında ısrarcı davranmaları bana anormal geliyor. Bu öyküyü kısmen beğenmemin nedeni fantastik ve korku-gerilim türleri uyum içinde kurgulanması ve öykünün finaline nutkunun tutulması, bu öykünün cezbedici özellikleridir. Keşke öykünün yaratıcısı bana imkan verseydi de bu öyküdeki karakterler ve mekan adlarının Türk Mitolojisi’nden seçerdim. Böylece savunduğum şeyi başarıyla savunduğumu gösterseydim.
Bebek (Sevgi SAYGI - 2013 Başarı Ödülü): Öykü baştan sona kadar başarı ödülü almayacak düzeydedir. Heyecan, merak ve akıcılık yoksunudur. Hamile kadınlar, karnında taşıdığı çocuğun sağlığı hakkında bir bilgi sahip olmuyor. Öyküdeki kabus yoluyla uyarılıyorsa hemen akıl edip doktora giderdi. Gerekli tetkitler yapılır. Selçuk gibi babalar neden engelli evlatlarından tiksiniyorlar. O insanların ne suçu var. Tanrı yazgıları böyle yazmışsa tiksinmeyi bırakıp onları benimsemelidir babalar. Her engelli sağlıklı olmak ister. Onlarda kendi durumlarını sevmiyorlar. Hayata eksik olarak başlıyorlar. Sağlam insanlar gibi hayattan zevk alamıyorlar. Tanrı, hiçkimseyi evladıyla sınamasın. Her insan sağlıklı olarak bu sınama yerine gelsinler. Bir engelli olarak insanlığa en büyük duam budur. Kurguda net bir karar olursa güçlü öyküler ortaya çıkar.
Galaktik Tiyatro (Tevfik UYAR): Daha önce Tevfik Uyar’ın Tek Kişilik Firar adlı öykü seçkisinde yüzeysel olarak okudum çünkü günümüzün dizileri gibi kasvetli bir havası vardır. Kalem, karakter adları vermeden olay örgüsünü kurduğu için sıkıcılık bir atmosferi vardır. Karakter adlarının olması ne denli önemli olduğunu bir kez anlıyoruz. Okurlar; olay örgüsüne çeken karakterlerin adlarıdır. Bu adlar sayesinde karakter gözümün önünde başarılı bir şekilde canlanıyor ve böylece olay örgüsünü net bir şekilde anlıyoruz.
Okurlar jüri olursa hak eden öyküler layığını buluyor çünkü okurun geniş bir hayal dünyası olduğu için öyküleri değerlendirme yetisine sahip oluyorlar. GİO Ödülleri 2023 yılında 10.yılının şerefine birincilerden oluşan bir öykü seçkisini bekliyorun çünkü All Author konseptinde olur. On yılın en sevilen birincisi okurların seçmesini öneriyorum. Ondan sonraki yıllarda ise beş yılda bir öykü seçki gelmelidir çünkü GİO Ödülleri, Yerli Bilimkurgu Yükseliyor ve TBD Öykü Ödülleri gibi değerli bir yarışmadır. FABİSAD’ın "fantastik eylemleri"ne şapka çıkarıyor, onları destekleyerek eylemlerinin devamlılığını diliyorum.
Motivasyon diyelim biz buna.
Pegasus sever aslında bu tip kitapları, radarlarına alırlar belki. 
Kings of the Wyld İthaki’de olması lazım.
Sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim
Onlardaysa basarlar ama ne zaman kim bilir. Elleri fazlasıyla dolu zaten.
Gelen cevapta belli değil olmuş.
Komedi unsurları bunda (Kings of the Wyld) var ama ana tema değil. Komedi kısmı biraz İngiliz mizahını hatırlatmıştı bana. Mesela bir grup pasifist kadın var. Bunları Minotaur’lar yemeğe davet ediyor, bunlar da barışçıl olduğu için kabul ediyorlar. Ama gittikleri zaman anlıyorlar ki yemek kendileriymiş.
(gibi)
Orconomics ise senin çok seveceğin bir kitap. Yüzde 80 kadarı çok komik, kalanı ise Spoiler olmasın. Ekonomik taşlama (satire) türünde esasen. Ben bayılmıştım. @Pyrewrath sevmiş ama benim kadar değil. @nefarrias_bredd’in de ilgisini çekmişti ama henüz o da okumadı. Bence ikiniz de çok seveceksiniz.
Bugün Voices Of History’den merak ettiğim konuşmaları okudum.
Kitap Özgürlük, Meydan Okuma, Devrim, Soykırım, Peygamberler vs. gibi başlıklara ayırılmış. Arada Politik Doğruculuk da eksik kalmasın diye Michelle Obama ve Greta Thunberg’in bırakın dünyayı değiştirmeyi çoğu kişinin iplemediği konuşmlarını da eklemiş Montefiore. Bunları ayırı tutarsak genel anlamda başarılı bulduğum bir derleme.
Orconomics’i okuyacağım.
Liste kabardıkça kabarıyor. Nasıl baş edeceğiz bu kadar kitapla, bilmiyorum.
@nefarrias_bredd’in aklını çelme, önce Seveneves’i okusun. 
O baş etme durumu benim de canımı sıkıyor. Keşke bir yolunu bulabilsek.
Ama bundan sonra deneme kitaplar yerine en çok merak ettiklerime başlayacağım. Öyle bir planım var. Yoksa tbr listesi eriyecek gibi değil.
Sizin gibi okurlar, bu forum için büyük şans. Kitap yorumlarınızı hikaye okur gibi okuyorum. Hem seçtiğiniz kitapların müthiş ilgi çekici olması hem de başka dilde böylesi yetkin bir şekilde okuma yapabilmeniz hayranlık uyandırıcı. Ellerinize sağlık.
Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. 
Haşhaş savaşı olaylarını tarihten ilham alan bizlere fantastik ögeleri de katarak sunan üçlemenin ilk kitabı. Üç kısıma ayrılan kitabın ilk kısmı karakterimizin yetiştiği çevreyi ve akademiye giriş yaptığı anları görüyoruz. İkinci kısımda da aldığı eğitimi ve mitolojik kısımları görüyoruz. Son kısımda ise gerçekleşen savaşın tüm şiddetini ve gelişen olayları görüyoruz. Son kısmın epey şiddetli ve sert olduğunu belirtmeliyim. Kitabın dili ise akıcı ve anlaşılır bir anlatıma sahip. Alıp almamak arasında kalanlar varsa okumalarını tavsiye ederim. Olumsuz nokta olarak karton kapağın okurken burkulması can sıkabilir diye yazabilirim.
Hocamlar tam dayaklık bir insan oldum çıktım yahu. Şu anda 6 kitap yarım duruyor, ben doğru düzgün okumuyorum. Resmen içimden gelmiyor. Allah beni ıslah etsin. Etmezse hanım boşayacak gibi zaten, hayırlısı 
Ama evet Orconomics @isos81 hocamın övmesinden sonra uzun süredir okumak istediğim bir kitaptı. Bakalım ne zaman geleceğim ona 
İntihar Dükkanı/ Jean Teule
Puan: 7/10
Ölüm de satılıyor.
Evet bu da oldu. Ölümler satılık hale geldi.
İntihar Dükkanını okurken aklıma hep Stephen King’in “Ruhlar Dükkanı” kitabı geldi. Gerçekten benzerlik gösteriyor gibiler ama bu dükkan daha farklı. Dükkanı işleten babamız Mishima, annemiz Lucrèce ve çocukları Alan, Vincent, Marilyn ile intihar satıyoruz. Çocuklarının isimleri ise gayet manidar. İsimlerini önemli kişilerden almışlardır. Vincent tabi ki Van Gogh, Marilyn ise Marilyn Monroe, Alan ise Alan Turing. Üçü de vakti zamanında intihar eden önemli kişilerdir. Alan bu kadar karamsarlık arasında, karda açan kardelen gibi bize sürekli merhaba diyor. Marilyn’in ergen yapısını sevemedim. Vincent ise bir başkaydı.
Gelelim dükkanımıza… içinde bulunduğumuz bu hayattaki anlam arayışı yolculuğumuzda, günde, ayda, hatta her bir anımızda 'Ya ben niye yaşıyorum ki?" diye seslendiğimiz o ölüm çığlıkları ile dolu. Anlatım çok güzeldi. İçine çekme potansiyeli de. Sonunu çok beğenmedim. Genel olarak sevilesi bir kitap. Herkes kendince bir şey bulabilir diye düşünüyorum.
Plume Adında Biri / Henri Michaux
Rüzgar bizi nereye savurursa oraya…
İçinde 13 kısa hikaye bulunan mini bir kitap. Hikaye de diyemiyorum aslında. Plume adında birinin başına gelen absürt olaylar silsesi daha çok yerinde olur. Kendisi baya avanak bir tip.
Plume, rüzgarda savrulan bir yaprak gibi oradan oraya ‘umursamaz’ mottosuyla savrulur.
Kâh bir davada, kâh bir lokantada, kâh bir sarayda.
Dünyayı turluyor Plume, dünya her yerde dünya. Her yerde her şey aynı. Garip gurup işlere bulaşıyor. Bulaşmaktan geri durmuyor.
O da ne yaptığını bilmiyor ama yapıyor.
Altın Ev / Salman Rushdie
Sanki bir Fransız filmi izlemiş gibiyim. Ortada gereksiz dram ve abartılı duygular vardı.
Yazar her şeyden bol bol koymuş önümüze…
Mitoloji, genel kültür, politika ve olmazsa olmaz sinema sektörü. O kadar çok film ismi geçti ki. Kaç yüz tane geçti bilmiyorum. Ve hep bir atıf. Mesela bir olay yada bir anı oluyor. O şey bir filme benzetiliyor. İlk 100 sayfada anlatıcı ve altın evin hikayesi arasında gidip geldik. İşler 100 sayfadan sonra rayına giriyor.
#Spoi#
Nero ve üç oğlu Hindistan’dan Amerika’ya gelmiştir. Fakat kimliklerini değiştirerek. Yunan mitolojisinden isim seçerek Roma soyundan geldiklerine kendileri bile bir ara ikna olurlar.
Neronun genç Rus karısı Vasilisa ise servete konmaya hazır. Nero yetmiş yaşında, bu saatten sonra çocuğu olamayacağını anlayan Vasilisa kendine baba adayı arar ve bunu kocasından saklar. Seçtiği baba ise anlatıcımızdır. Kendisi yetim kalmıştır ve geri kalan hayatı ona yardım eden Nero çevresinde geçer. Böyle garip bir kurguydu yani.
Ha, beni yakaladığı yerler oldu ama sevdim diyemiyorum. Ondan da bundan da olsun diyerek ortaya çok karışık bir şey çıkmış.
Carpe Jugulum / Terry Pratchett
Carpe Diem değil Carpe Jugulum.
(Gırtlağı Yakala)
Uberwald vampirleri Lancre’ye gelmiştir. Hem de Magrat’ın bebeğinin isim gününde.
Vampir teması ile ilerleyen son cadı romanını okuyoruz. Malleus Maleficarum, Carmilla ve Dracula gibi eserlere sık sık atıfta bulunuyor.
Ve tabi ki Vlad Tepeş’e de. Havamumu Nine, Ogg Ana, Grebo, Agnes ve Magrat Sarımsağı çok özleyeceğim. Son cadı romanını okuduğuma üzülüyorum ama hikayeleri hep devam edecek. Belki serinin ilerleyen kitaplarında yine karşılarız
Alaycı Kuş / Walter Tevis
Puan: 8/10
Bir İntihar Distopyası
Paul, Mary ve Bob. Paul kendi kendine okuma yazmayı öğrenen biri ve bu onun başına türlü dertler açtı. Mary ise insanların intihar edip, kendilerini canlı canlı yaktığı bir toplumda, onu intihardan alıkoyan ilaçları içmek istemeyen biri. Bob ise bir insanın nasıl ve neler hissettiğini bilen, nüfus müdürü donanımda bir robot. Dünyadaki son insan da ölene kadar onun da ölümü gelmeyecektir. Kitap bu üç karakterin gözünden gidiyor. Bölüm bölüm ilerliyor. İçinde bulunduğumuz şu zamanları düşünürsek gerçekleşmesi muhtemel bir distopya. Dilini ve olay örgüsünü beğendim. Vermek istenilen mesaj gerçekten güzeldi.


