Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

1369903564_b

Stephan King okurken, özellikle bir sıralama takip etmiyorum. Bir çok kitabı, bir çok kitabına göndermeler falan yapıyor. Eğer seri ise; (Bay Mercedes, Medyum) vs gibi o zaman sıra ile okuyorum. Benim dikkat ettiğim yönetimi; yeni ve eski kitaplarını okumak şeklinde oluyor. Bazen son 10 yılda yazdığı kitaplardan okuma yaparken, sonrasında ilk dönemlerinde yazdığı kitapları okumaya çalışıyorum. Kujo da eski zamanlarda yazdığı kitaplarından (sanırım 1981). İlk dönemde yazdığı kitaplarında kesinlikle Stephen daha agresif, daha acımasız ve daha vurucu yazıyormuş. Bunu dediğim tarz okumalarda daha net gözlemleyebiliyorsunuz. Karakterlerine davranış biçimi bile eski yazımlarında daha sert ve daha acımasız. Sanırım ben eski tarz yazımlarını daha fazla beğenenlerdenim. Kujo okurken, gerildiğim ve beklentilerimi fazlası ile karşılayan bir King kitabı oldu.

11 Beğeni

Size önce romana konu olan heykeli bir fotoğrafını göstereyim.

MAĞLUPLARIN ZAFERİ
Önce Susan Glaspell den söz etmeliyim. Susan Glaspell, Türkiye’de az bilinen bir yazar. Tam adı Susan Keating Glaspell, Amerikalı bir yazar ve ayrıca şair, tiyatrocu (1882-1948) Ayrıca Pulitzer ödülü sahibidir kendisi. Susan Glaspell’in son zamanlarda bizde bir kitabının yayınlandığını hatırlamıyorum, doğal olarak eski baskı bir kitaptı okuduğum, sanırım 1954 yılında basılmış. Yayınlandığı tarihi göz önüne alınca dili biraz ağırca olduğu için okumakta da zorlandığımı söylemeliyim. Kitaba gelirsek. Temelinde bir aşk öyküsü var. Önemli bir doktor ve araştırmacı bilim adamı olan Karl Hubers ile ciddi anlamda yetenekli bir sanatçı hanımefendinin ‘Ernestine’ dramatik aşk öyküsü. Doktorumuzun kendi hatası ve ya dikkatsizliği yüzünden görme duyusunu kaybetmesi ve büyük bir boşluğa, karanlığa düşmesi. Eşinin onu hayata döndürebilmek için gösterdiği çabalar ve kaçınılmaz son.

Sonuç : 330 sayfalık bir roman ve ben uzun zamandır kitaplığımda durduğu için –artık zamanı geldi- diye- okudum. Aman ha sakın kaçırmayın, illa okuyunuz denilebilecek bir kitap değil ama okuduğum içinde pişman değilim. (Goodreads notum; :star: :star: :star:)

6 Beğeni

resim

Okuduğum Tarih: 24-28 Yelin 2022
[Okuduğum 291.betik]
2022 (Pars) yılında okuduğum 18.betik
[Yelin ayının 6.betiği]

Günümüzdeki diziler reyting uğruna saçmalama sahneler arayışına girerken bu polisiye-macera romanında her sahnesi insan soluğunu kesen ve genelde ters köşeye yatırır. Sahnelerin sonunda mutlu son beklerken ters köşeye çıktığımızı görüyoruz. En ince ayrıntıya kadar varmadan kırk beş dakikalık bölüm seviyesinde akıcı ve insan düş gecüne bırakıyor bu eser.

Bu eserde arkadaşlık seçimlerimizde gerekli önlemler almalıyız yada daha da dikkatli olmalıyız. Bir hatayı gördüğümüzde ona yol vermeliyiz ki yarın öbür gün başımıza büyük dertler gelmesin. Çocukluk arkadaşlarım, Toygun’u bana karşı koz olarak kullanacaklardı. Kendi ağızlarıyla bunu itiraf ettiler kendi aralarında konuşurken. Ben onların gönüllerine göre hareket edecekmişim de onlar da Toygun ile konuşup onunla barışacaktım. Eğer o gün ilk tavizi verseydim sonu gelmeyecekti. Ben de aklımı sevgimi önüne geçirdim. Tuttuğumu koparan biri olduğum için Toygun’la barışmayı kendim çabaladım sekiz yıl içinde. Bir gün yüzüm gülecek bu konuda. Toygun sayesinde onların gerçek yüzlerini gördüm ve onlara yol verdim.

Betikte İdil’in neden ve kimler tarafında kaçırıldığına detaylı olarak hiç değinmemiş. Keşke detaylı anlatılsaydı yada Tolga, eşine kavuşsaydı çünkü hiç kimse bu tür kaderi hak edilmiyordu. Smokinli Şövalye edasıyla “Amacımıza ulaşmak için güzel ve sağlıklı yollar varken neden yaralı kalpleri tekrar yaralayarak amacımıza ulaşıyoruz? Tanrı, yaralı kalbinin acısını bizden çıkaracağınızı asla unutmamalıyız.” demek isterim. Aşk kazanan taraf olsaydı belki de devamında bu konuya detaylı olarak değinir mi? Daha doğrusu devamı yazılır mi? Bilemeyiz ama okurken zevk aldım.

Bence bu eser internet dizi olarak uyarlanmalıdır çünkü bu güzel kurgu reyting kurbanı olmamak için katledilmemelidir. Sosyopat adı en doğru seçim olur. Tolga’yı Tayfun Eraslan, Yakup’u Barış Murat Yağcı, Esra’yı Hazal Türesan, Avukat’ı Tolga Canbeyli ve Ali Ömer’i ise Mümtaz Taylan’ın canlandırabilir. Her sahnesinde soluğumu kesen bu eseri okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Ayrıca öğüt veren bir eserdir. Betikle kalınınız…

3 Beğeni

John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar bitti.

fareler-ve-insanlar

İki tarım işçisinin bir çiftliğe çalışmak için geldikten sonra başlarına gelen(ler)in anlatıldığı güzel bir hikaye. Hayalleri olan iki arkadaşın hüzünlü hikayesi. Çalışanların zorlu hayatları, ırkçılık, hayaller ve gerçekler…

20 Beğeni

John Le Carre - Cinayetin Parıltısı

Espiyonaj (casusluk ve istihbarat faaliyetlerinin tümü) türünün en büyük yazarlarından ve 20 yüzyılda yaşamış en iyi İngiliz yazarları arasında gösterilen John Le Carre yazarımızın 2. kitabı Cinayetin Parıltısı aslında polisiye bir kitap. Yazar ilk kitabı olan Ölüme Çağrı kitabında polisiye türünde yazmış, 2. kitabında da yine bu yoldan ilerlemiş.

Kitabın ilk başları durağan geçse de, kitabın ortasından itibaren işler bir noktaya doğru ilerliyor. Kitabın ana karakteri yine George Smiley. Kendisi müthiş ipuçları veya bilimsel çalışmalardan ziyade, akıl yürütme ve insanlarla olan diyaloglarındaki detaylardan yola çıkarak olayı çözüyor.
Yazar ilk kitaplarını MI6 teşkilatında çalışırken takma isimle ek gelir olarak yazıyor, bu kitap da o kitaplardan biri olduğu için, yazarın acemiliklerini taşıyor ancak git gide ortaya çıkacak bir potansiyele işaret ediyor.

Espiyonaj ve polisiye türüne meraklı arkadaşlara ısrarla tavsiye edebileceğim bir kitap olmasına rağmen, bu türlere uzaksanız, yazarın daha meşhur kitaplarını öneririm.

Kitap polisiye ancak arka planda İngiliz eğitim sisteminin ağır bir eleştirisi mevcut. Özellikle yatılı okulların nitelik ve faydaları üzerinde uzun uzun durulmuş. Ancak bunlar hikayeye çok güzel yedirildiği için saçma bir didaktik durum oluşturmuyor.
1962 yılında yazılan kitaba , 1989 ve 2010 yıllarında yazar tarafından sonsöz eklenmiş. Yazarın en büyük savı, özel okulların sayısı arttıkça eğitimde fırsat eşitliğinin ortadan kalktığı, politikacıların bu durumla alakalı bir dertlerinin olmadığı olmuş. Aynı mevcut iktidar döneminde ülkemizde eğitimin rezalet bir tarafa doğru evrilmesi gibi.

Kitaba puanım 7.5/10

Hunlar Hakanı Attila - Nic Fields
Tarihi kitap okumak istediğim anda imdadıma Hızır gibi yetişen bir kitap oldu. Tarihi kitapları okurken, olayların öncesini bilmeden okumak bazen olayı anlamamanıza, bazen de kafanızın çok karışmasına sebep olur. Bu kitapta ise yazar güvenilir olabilecek kaynakları belirtip, bu kaynaklar üzerinden yola çıkarak, özellikle olayların öncesi ve sonrasını özet geçerek konuyu anlamanızı sağlamış.
Hunlar ve onların en bilindik Hükümdarı Attila’yı, Attila’nın yaşadığı devirdeki önemli olayları, Roma devletinin yıkılma- ikiye bölünme hikayesini anlatıyor.

Hunların Türk olup olmadığı, bizim Hunları Türk saymamız, Batılıların Türk saymaması gibi itilaflı ve önyargılı konulara girmeden tarafsız bir gözle kitabı okudum. Yazar büyük dürüstlükle İlkçağ ve sonrasında gelen batılı tarihçilerin büyük bölümünün önyargı ve tarafgirlikle Attilla ve Hunları şeytanlaştırdığını, kötü bir mit yarattığını belirtiyor. Attila’yı yüze yüze gören tek tarihçinin Romalı Priscus olduğunu, onun yazdıklarının hepsinin günümüze ulaşmadığını, ulaşan kısımlarda ise Attila’dan büyük bir saygıyla bahsedildiğini özellikle belirtilmiş.

Kısa sürecek tarihsel bir yolculuğa çıkmak isterseniz, doğru yerdesiniz. Çizimleriyle, ara notlarıyla, açıklamalarıyla çok güzel bir kitap
Puanım 9/10

31 Beğeni

Peki siz John Le Carre için başlangıç olarak hangi polisiye eserini ya da eserlerini önerirsiniz?

4 Beğeni

Ben üniversite yıllarımda Köstebek ve Soğuktan Gelen Casus’u okuduğumu ve çok beğendiğimi hatırlıyorum. İnternette yine aynı kitaplar çok yüksek notlar almış, tavsiye edebilirim.
Kendim kronolojik sırayla başladım kitaplarına, vaktim oldukça okuyacağım.

4 Beğeni

Teşekkür ederim bakayım o halde. :slight_smile:

2 Beğeni

Alfa Kitap’ın bastığı Priscus’un eseri “Attila ve Bizans Tarihi” kitabını tavsiye ederim. Dediğiniz gibi Priscus, Attila’yı yüz yüze görmüş, hatta Attila’nın sofrasında bile yer almış birisi. Hal böyle olunca birinci el kaynak olarak Attila hakkında yazdıkları önemli bir yer teşkil ediyor. Fakat bu kitaptan hatırladığım kadarıyla Priscus da yer yer önyargılı ve taraflı bir şekilde Hunlar hakkında yorum yapıyordu.

2 Beğeni

Çok teşekkür ederim, kitabı sepete ekledim. Aslında benim okuduğum kitapta da Priscus Attila’dan bahsederken uygarlık timsali olarak bahsetmemiş. Diğer çağdaşı batılı tarihçilerle kıyaslayınca en adili Priscus oluyor. Diğer tarihçiler Attila’dan adeta Hitler gibi bahsediyorlar.

2 Beğeni


Klasik Korku Öyküleri

Sarı Duvar Kağıdı: En beğendiğim iki öyküden biriydi. İsimsiz anlatıcı olan kadının psikolojisi gerçekten güçlü işlenmişti, öyle ki yazılarından duygularını hissedebiliyorsunuz. Bu hikaye git gide çoğalan ruhi bunalımlar, delilikler barındırıyor ve insanı adeta içine çekiyor. Ayrıca bu hikayenin bir tepki sonucu yazıldığını öğrendim. Gilman depresyondayken doktoru ona yazma yasağı getiriyor, sonuç olarak yazar bu öyküyü kaleme alıyor. Hikayedeki karakterin benzer bir yasağa maruz kalması epey manidardı.
Puanım: 10/10

Luella Miller: Mecazi bir çeşit vampirizm öyküsüydü. Birbirinden farklı iki kadını anlatıyor ve bunu sadece tek bir kişinin bakış açısıyla yapıyordu. Aslında korku hikayesi değildi sadece kadın karakter üzerinden eleştiri sunuyordu. Puanım: 6/10

Mezzotint: İlginç bir hikayeyi anlatıyordu. Taşlar tam yerine oturamadan her şey çok çabuk bitti. Puanım: 6/10

Evdeki Asma: Ambrose Bierce’yi fazlasıyla merak ediyordum. Korkutucu bir öykü değildi. Yazıldığı dönem, o dönemin ötesinde olsa bile günümüze göre vasattı. Puanım :5/10

Thursley Manastırı: Günümüze göre vasat kalan bir başka öykü. Puanım:5/10

Çığlık Atan Kurukafa: Bu öykünün başını okurken eziyet çektim. Öykü güzeldi güzel olmasına ne var ki anlatım tarzı iticiydi. Anlatıcı durmadan konuşuyor, esas olayı anlatmak yerine araya yüz tane cümle sokuyordu. Sonu yine de iyiydi ama geneli hiç hoşuma gitmedi. Puanım: 5/10

Üst Kattaki Şey: Bu da ilginç bir başka öyküydü. Genel olarak hissettirdiği atmosfer iyiydi. Puanım: 6/10

Kuledeki Oda: En beğendiğim öykülerden bir diğeri buydu. Korku hikayesinin adını tam olarak veren bir öykü oldu. Okurken biraz gerildiğimi söyleyebilirim. Puanım: 9/10

Dagon: Lovecraft’la tanışma öyküm oldu. Atmosferini sevdiğimi söyleyebilirim. Meşhur Cthulhu mitosunun kökeni bu öyküden geliyormuş. Tabii sonunun daha uzun olmasını beklerdim. Çabucak bitmiş gibiydi. Puanım: 7/10

20 Beğeni

J. R. R. Tolkien’in İlham Kaynaklarından Biri: Tılsımlı Yüzük

Daha önce Tolkien’e ilham kaynağı olan bir kitap için inceleme kaleme almıştım. Bu kitap Unutulmuş Fantastik Klasikler dizisinden biri olan Fantastes adlı eserdi. Ve Tılsımlı Yüzük’ten sonra yazılmış olduğunu fark ettim. 1858 yılında yayımlanan Fantastes’ten öncesini düşünebiliyor musunuz?

Fantastik kurgunun köklerinin ne kadar derinlerde olduğuna tanık olmanın yanında heyecanlandım da. Çünkü tesadüfler silsilesi beni şaşkına sürükledi dersem abartmış olmam sanırım. Öğrendiğim bilgi sizi de şaşırtacaktır eminim.

1812 yılında yayımlanan Tılsımlı Yüzük , erken dönem Alman romantizminin önde gelen yazarlarından Friedrich de la Motte Fouque tarafından kaleme alınmış. Tolkien’e ilham kaynağı olan bu kitabı yazmadan bir sene önce adını da duyurmuş aslında: Undine’i 1811 yılında yayımlayarak okurların gözdesi haline gelen bu kitap ile ünlenmiş kendisi.

İşte o tesadüfe gelelim şimdi: Undine için Fantastes kitabının yazarı George MacDonald’ın içten yorumunu buraya bırakayım:

‘’Masal nedir diye sordular mı? Cevap vermeliyim, Undine’i okuyun: bir masal… Bildiğim tüm peri masalları arasında bence Undine en güzeli.’’

Fakat ben dillere destan bu peri masalını okumadım ve kendisinden de hiç haberim yoktu. Tılsımlı Yüzük’ü okurken araştırmam sonucu adını öğrendiğim ve maalesef satılan bir baskısını bulamadığım bir kitap. Malum yerlerde satılıyor bu arada, ama onları da ben tercih etmiyorum. Sonuç olarak Undine’i ne zaman okurum inanın bilmiyorum. Aranızda okumuş olanlar var ise çok şanslı olduğunuzu unutmayın…

Etkileşim döngüsüne bakar mısınız yalnız? Friedrich de la Motte Fouque’den etkilenen George MacDonald ve her ikisinden de etkilenen Tolkien. Adeta sonu olmayan bir döngü gibi… Ve hiç bitmeyecek bir üçleme sanki. Ünlü Üstat Tolkien yarattığı evren ile hala çok sevilen ve okunan bir yazar. İşte efsanevi bir hale gelen bu yapıtın yazılmadan önce ki esin kaynaklarını da okumak güzel bir deneyim oluyor.

Tılsımlı Yüzük’te sizleri neler bekliyor peki? Orta Çağ şövalyelerinin erdemleri ve yaşayışları hakkında yazılmış en perili kitaplardan biri olduğunu kanıtlar nitelikte öncelikle. Olağanüstü olaylar gerçekliklerle birleştirilmiş olup ortaya bu başyapıt çıkmış.

Gotik- romantik türde kitaplar okumayı seviyorsanız bu kitap size daha fazlasını verebilir ve keyifli bir yolculuğa da çıkarabilir. Zira benim için öyle oldu. Klasiklerle aranız iyi ise bir de, hiç beklemenize gerek yok okumak için. Okunma sayısının azlığı ve kitabın pek bilinmemesinin kafanızı karıştırmasına izin vermeden ve ön yargılarınızı bir kenara bırakarak elinize alırsanız pişman etmez bir eser Tılsımlı Yüzük. Dünyada en çok okunan eserlerden biri olan Yüzüklerin Efendisi’ne ilham kaynağı olduğu için bazı okurlar fazla beklentiye girerek okuma gibi bir hataya düşmüşler. Kesinlikle bu hareketi doğru bulmuyorum, önermem de. Sadece bu kitap için değil, çoğu kitap için de geçerli bir durum bu.

İskandinav mitleriyle beslenmiş ve Haçlı Seferleri’ni ucundan da olsa konu edinen vatanseverliğe, adalete, barışa, cesarete, savaşa, dostluğa ve düşmanlığa hatta aşka da değinen bir şövalye romanıdır Tılsımlı Yüzük. Batı mistisizminin de yoğun bir şekilde hissedildiği, karşılığında ise cinlerin, perilerin ve hayaletlerin de işlendiği bir zıtlık içinde ilerliyor kurgu. Kutsal dinlerine derin bir bağlılık yaşayan karakterlere rastlarken bir yandan da cadılara ve büyülerine şahit oluyoruz. Karakter ve mekan bolluğunun yanında ise kitap içinde kitap okuma gibi bir şey sunuluyor okurlara. Her tanıdığımız bir karakterin ağzından ve bakışından masallara, efsanelere ve ilginç hikayelere boğuluyoruz. Daha sonra bu masalların tuhaf bir tesadüfe sürüklendiğini anlıyoruz bir yerlerde.

Kitap içinde bahsi geçen yüzüğün ise garip olaylara neden olacağını şimdiden bilin istedim. Kitabı okurken tanıdık gelen duygularla ve düşüncelerle de yüzleşeceksiniz. Tolkien ilham aldı ise mutlaka bir yönden olmasa bile başka bir anlamda sizi etkileyen bir eser olacağına inanıyorum.

Rakipleri tarafından ‘’Romantizmin Don Kişot’u’’ diye adlandıran Friedrich de la Motte Fouque’nin Tılsımlı Yüzük kitabını sizler de merak ediyor musunuz? O zaman şimdiden iyi okumalarınız olsun! :slight_smile:

İncelememi yayımladığım yerler:
wannart
bubisanat
1000kitap

24 Beğeni

Undine’den bahsettiğinizi görünce yazmak istedim, şu an kitap enaktif sitesinde mevcut görünüyor. Ben bir iki sene önce Undine’i tesadüfen görünce alıp okudum ve gerçekten çok beğendim. :slight_smile:

3 Beğeni

Merhabalar. Teşekkür ederim. Buradan daha önce alışveriş yapmadım. Güvenli bir site midir? Kargo ücretiyle beraber 34₺ oluyor. 108 sayfa için çok fazla gibi. Bugün Can Yayınları ile iletişime geçtim: ‘‘Tarih veremiyoruz ama yazarın tüm kitaplarını basacağız.’’ dediler. Bekleyeceğim sanırım :slight_smile:

2 Beğeni

Alışveriş yapmıştım, sınav yayınlarına ait bir site ama kargo ücreti konusunda haklısınız. :smiley: Can yayınları yeniden basacaksa tabi bu daha güzel bir haber.

1 Beğeni

Amazon hariç kargo fiyatları yüzünden mağduruz doğrusu :slight_smile: Genelde Amazon’u tercih etmemin nedeni de bu. Neyse umarım bekleme süremiz kısa olur :smiley:

1 Beğeni

Sixteen Ways to Defend a Walled City - K. J. Parker

Çokça övüldüğü için uzun süredir listemdeydi, yine bir okuma etkinliği kapsamında arkadaşlarla birlikte okuduk. Kitaba tek kelime ile bayıldım! Elbette ki bazı eksiklikleri ve eleştirilecek yönleri var ama çok keyifli zaman geçirdim ve genel olarak eleştirilen noktalar da beni eleştirenler kadar etkilemediği için 10/10’luk bir kitap okumuş oldum.

Kitap aslında askeri fantastik olarak sınıflandırılabilir. Ancak bir yandan da low-fantasy zira hiç büyü yok içinde. Konusu da kısaca şöyle: Aslında bir askeri mühendis olan Orhan (evet, ben de sizin gibi düşündüm ilk okuduğumda), kendini boyundan büyük bir durumda bulur. Şehri kuşatılmıştır ve emir komuta zincirinin tepesinde kendisi vardır. Her ne kadar “bozuk/kaypak” bir karakter olsa da, idealizmi yüzünden kaçmak yerine kitabın isminden de anlaşılacağı üzere şehri savunmaya karar verir.

Kitap aslında bir üçlemenin ilk kitabı gibi görünse de tekil olarak düşünmek daha doğru çünkü hikayesi kendi içinde başlayıp bitiyor. Kısa bir fantastik kitap arayanlar için ideal. Birinci tekil şahıs olarak güvenilmez anlatıcının gözünden anlatılıyor kitap. Bu arada Orhan ilginç bir karakter. Çoğu zaman işine geleni yapmasına rağmen (ki bunu kendisi de kabul ediyor), en zor durumda kaldığında kaçıp gitmiyor, “Ben ihanet etmem” diyor mesela. Bir de düşmanlarından sürekli fayda görürken, en yakınları ona hep zarar vermiş. İlginçti açıkçası. Kitap biraz sarkastik tonla yazılmış, başarılı olduğunda bayılıyorum bu tarza. Akıcı bir plot ve kısa bölümlerle de desteklenmiş. Tam olarak hangi tür bilmiyorum, belki İngiliz mizahıdır zira benzer kitaplar olarak Otostopçunun Galaksi Rehberi, Diskdünya ve Orconomics’i sayabilirim (bu türde önerilere açığım).

Ana karakter yeteri kadar ilginç olsa da yan karakterler hiç sönük kalmıyor. Her karakterle rahatlıkla bağ kurabildim (Aichma hariç). Özellikle Lysimachus ve Ogus kitapta en sevdiğim karakterler oldu, keza Nico’nun da geri kalır yanı yoktu. Bu karakterlerin sadaketleri benim için en etkileyici yönleriydi. Özellikle Lysimachus son zamanlarda okuduğum en iyi karakterlerdendi (çok içi dolu bir karakter değil, kabul ediyorum ama yine de etkilendim).

Eksi yanlarına gelecek olursak, bazı çözümlerin fazla tesadüfi olmasını sayabiliriz. Kitapta ilginç plot-twistler yer alıyor ancak twist sonrası yaşananlardan bazıları twistleri etkisiz hale getirdiği için çok anlam veremedim. Mesela iki kişinin ilişkisinin doğasını öğreniyoruz ancak sonrasında bu ilişkiye dair hiçbir gelişme olmuyor. O zaman bu ilişkiyi öğrenmemize de gerek yoktu diye düşünüyor insan. Bir de kitabın sonu aceleye getirilmiş gibiydi. Bunlar sizi ne kadar etkiler bilemiyorum ama benim çok dert ettiğim şeyler değil, o yüzden kitaptan puan kırmadım ve 10 puan verdim. K. J. Parker tarzıyla beni çok etkiledi, bu yüzden hem serinin diğer iki kitabını hem de diğer birkaç kitabını (The Folding Knife gibi) hemen okuma listeme ekledim. Sizlere de şans vermenizi tavsiye ederim.

28 Beğeni

İnanılmaz ilgimi çekti listeme ekliyorum teşekkürler

2 Beğeni

Cennet Çürüdü - Jenny Hval (Çeviren: Dilek Başak)

“Varlığın kuralsız, zıvanadan çıkmış bir içeriden ya da dışarıdan kaynaklandığını sandığı, tahammül ve tahayyül edilebilir olasılığının dışına defedilmiş bir tehdide karşı o şiddetli, karanlık isyanlarından biridir iğrenme. Tehdit orada, çok yakındadır ama özümsenemez. Arzuya dil döker, onu hırpalar, büyüler ama arzu baştan çıkarılmaya yanaşmaz. Telaşa kapılarak geri çekilir. Tiksinip yadsır. Bir kesinlik, utanç verici olandan korur onu; gurur duyduğu, tutunmaya çalıştığı bir kesinliktir bu. Ama eşanlı olarak o dürtü, o spazm, o sıçrama, imkânsız olduğu denli baştan çıkarıcı da olan bir başka yere yine de sürüklenir. Bir çekme ve itme kutbu, musallat olduğu kişiyi sanki kaçılamaz bir bumerang gibi hiç durmadan, sözcüğün gerçek anlamıyla, kendinden geçirir.

Julia Kristeva, Korkunun Güçleri, Çeviren: Nilgün Tutal, Ayrıntı Yayınları

Jenny Hval, bir kalp atışı ile başlatır Cennet Çürüdü’yü: “Orada, orada değil, orada, orada değil.” Sayfalar ilerledikçe katmanlanan rüyalar, gerçekler ve rüyalı gerçeklikler; sandıklar dolusu dönüşümlerle karşılar okuru. Cennet Çürüdü, kalp atışının metamorfozunu anlatır bize: Susuzluktan kavrulmuş bir dil gibi apış arasından sarkan gevşek, kıpkırmızı bir cinsel organ; seramik klozetin içine kalın bir sesle sıcak süt misali akan idrar; içi dişi bir kırmızılıkta elmaların üzerinde, içeriden sızan öz su ile karışan tükürük; kırılan ve bir midye gibi açılan tırnaklardan fışkıran boncuklara dönüşen meyveler; kupkuru, çıplak, zamansız bir leke; banyoda sporlarını usul usul havaya karıştıran tekinsizce baş vermiş bir mantar. Birbirine dönüşen, birbirini yok eden, birbiri içinde çözülen ve havaya, suya, toprağa karışan imgeler sağanağı.

Dokunsal ve kesitsel bir Bildungsroman olarak Cennet Çürüdü, bize memleketi Norveç’ten kurgusal Aybourne şehrine üniversite okumak üzerine giden Jo’nun hikâyesini anlatır. Birinci tekil anlatının sıcak sarmalayışının hissi havada yüzer roman boyunca. Jo’nun şehrin sokaklarında yalnız başına yürürken kulaklarından zihnine akan Kings of Convenience şarkısı Parallel Lines misali bir hisle başlayıp, Björk’ün Cocoon’unun nabızsal ritimleriyle ürpertici bir ruhsal boşalmaya dönüşen bir dönüşüm hikâyesidir bu.

Jo, şehirdeki yabancıdır. Hval romanı bu omurgaya oturtur: Evden uzakta soğuk ve tedirgin edici bulunan bir ötekiye dönüşme, gerçekliğin kayması, geçicilik ve köksüzlük hissi. Memleketin kalın kabuklu tam buğday ekmeğinden, pürüzsüz akışkanlıkta ve ipeksi dokuda “endüstriyel beyaz ekmeğe” geçiş metaforu, aslında Jo’nun “kalın kabuğu”nun parçalanmasının da bir ön sezdirmesidir. Kaosun “içeride saklı olanın örtüsü”nü yavaş yavaş yok ettiği bir kaçınılmazlık anlatısıdır karşımızda duran.

Jo’nun evinden uzakta yeni bir ev arayışı onu eski bir bira fabrikasından bozma, fazlasıyla soğuk, geometrik ve alabildiğine soyut bir atmosfere sahip “sessiz” bir evde yaşayan Carral ile tanışmasıyla başlar (ve son bulur). Jo, bu “yeni ev”e alışmaya çalışırken o içine ılık notalar akıtan kulaklığını çıkarmak zorundadır. Ev sessizliktir, ev ince saydam bir denizanası bedenidir. Hval, Jo’nun kendine çıktığı yolda ayağına takılacak yosunlu bir taş olarak kurgunun orta yerine bırakır bu evi. İncecik duvarlı bu evde, beden sıvılarının sesleri gürültülü sağanaklara dönüşmektedir. Ev, Hval’in “içeride olan”a tuttuğu bir büyüteçtir. Rüyalar ve gerçeklikler ile kat kat örtülmüş “atanmış ev”in, hiçbir gizli saklının kalmadığı saydam bir “seçilmiş ev”e dönüşümüdür izlediğimiz. Ailenin, zorla aidiyetin, hapsolmuşluğun örtüsünü çekip alan bir queer büyüteç olarak ev, yaralamaktan çekinmeyen ama akan tuzlu kana arzu dolu dudaklarını da dayayıp kendini affettirmenin peşinde bir metafor özne olarak yükselmektedir.

Queer bir keşfediş hikâyesi olarak Cennet Çürüdü, başta bu “büyüteç” ev olmak üzere sayısız metafor ve sayıklamalarla dolu bir ürpertiler geçididir. Hval’in bu “yeni büyülü gerçekçiliği” sırtını doğaya, öze, asıl olana dayamaktadır. Doğanın kendisi de bir queer nesnedir romanda: Sarı, pembe ve kırmızı elmalar yumuşar, çürür ve yok olur; Jo sayfalar arasında mikolojiye olan tutkusuyla bizi mantarların gizli varoluşlarına davet ettikten sonra bir duş başlığı ile “iğrenç” bir et beni arasında salınan “garip” bir mantar peydahlanır, kuytu köşelerde yosunlar ve tanımlanamayan siyahlıklar alabildiğine “yapay” bu evi ele geçirir. Hval, ötekinin “iğrenç” doğasını keşfedişini, bu iğrençliğin doğal sihrinin çarpıcılığında okura sunarken, arzunun kapsayıcı doğasına dair bir güzelleme yaratmaktadır: Gevşek ve çirkin penisin, hem yumuşak hem de sert bir “kılıca” dönüşmesinin karşısında ataerkin işgalci kalbine bıçak gibi saplanan “muffin” labialar, birbirine cennetten kovulmanın siyahı ile sarılan “siyah elma” vajinalar durmaktadır. Hval, örtük ve gizli saklı olanın arkeobiyologu olarak derindeki o öz suyu her kelimesi ile ürkek bir sızıntıdan korkusuz bir çağlayana dönüştürür.

Duvarların yıkıldığı, arzunun karanlığının altında tüylü ve sakin bir uykunun her yeri ele geçirdiği bu “sıradan ama sıra dışı” kaotik sessizliğe Hval’ın Fırtına’yla son vermesi boşuna değildir elbette:

“Tam beş kulaç dipte yatıyor baban;
Kemikleri şimdi mercan oluyor;
Bir çift inci artık gözlerinde duran;
Hiçbir parçası yok olmuyor;
Harika bir şeye dönüşüyor bence
Deniz değişimden geçtikçe.”

William Shakespeare, Fırtına, Çeviren: Bülent Bozkurt, Remzi Kitabevi

Orada, orada değil. Orada, orada değil. Belki de geçirgen olan ev değil, sadece “biz”iz.

8 Beğeni

Bu kitap bana yıllar önce hediye gelmişti, siz anlatınca hatırladım. Bu ay okuma listeme alacağım, epey merak uyandırdı yorumunuz.

1 Beğeni