Serinin en uzun ikinci kitabı olan Dune Sapkınları’nı sonunda bitirdim. Şimdilik okuduklarım arasında en sıkıcı bulduğum kitap diyebilirim. Özellikle ilk 400 sayfası inanılmaz yorucuydu. Hani hikayede Duncan ve Miles Teg olmasa %100 yarıda bırakırdım kitabı.
Seriyi kısa aralıklarla okumayıp arayı uzun tutunca birçok şeyi unutmuşum. Bu kitapta da Tleilaxlılar, Rahibe Analar, Bene Gesseritler, Dağılıştan Dönenler vs hep iç içe oldukları ve hepsi de birbirini tarttıkları için kim nedir neydir hep karıştırdım. Özellikle Dune Serisinde karakterlerin amaçları da her zaman örtülü olduğu için bu kitaptan aldığım zevk oldukça acı vericiydi. Herbert’in eski Dünya’dan alıp hikayeye yedirdiği Van Gogh tarzı sahneler keşke daha çok olsaydı diye düşünüyorum. Sadece Gogh değil daha bir çok olayı ve eşyayı hikayeye yedirebilirdi.
Bakalım son kitap bana neler gösterecek merak ediyorum. Tek başına Duncan bana ne kadar yardım edecek bunu daha çok merak ediyorum. Yoksa Odrade ile Sheena ile Lucilla ile bu seri bitmez.
10 puan muhteşem.
8 puan ben bu kitabı sevdim
6 puan, cık benlik değilmiş ben beğenmedim.
4 puan okuduk birşeyler ama ne demeye ısrar edip de okuduysam, yarım bıraksam da olurdu, neyse yazara ayıp olmasın 4 puan vereyim. Emeğe sağlık artı rep.
2 puan uzak dur hatta bence koşarak kaç.
Ara puanlar o anki hislere göre şu değil ama bu da değil arada kaldım puanı.
Hafif bir iki spoiler vardı yorumumda gece yatarken aklıma gelmedi değil. Ama Duncan konusu pek spoiler’a kaçmıyor. Onu diğer kitapları okuyunca anlayacaksınız eminim.
Aslında kitap için konuşulacak ve bahsedilecek o kadar şey var ki buna benim gücüm yetmez. Herbert müthiş bir evren yaratmış. Her karış toprağını da gezip tozmuş sanki hayallerinde.
@J.S kitapyurdu ile yeni anlaşma imzaladım. Reklamını yaptığım her kitabın bir fotokopisini yollayacaklarmış.
Ama seriyi mutlaka almalısın. Biraz okuması zor olsa da Frank Herbert teknolojiyi ve teknolojisizliği anlam veremediğim bir biçimde işlemiş.
@alper’in de dediği gibi kitabı sevdim. Sırf Teg ve Duncan hatrına katlandım tüm şeye.
kitap daha çok karakterleri tanıtmaya yönelik olduğu için biraz sıkıcı. 6. kitap çok daha iyi bir kitap ve çoğu olay bu kitapta çözümleniyor. Kitabı bitirdikten sonra 7. kitap yazılamadığı için üzülmüştüm.
Son kitapta zaman atlaması olmadığı için ve olaylar ve karakterler devam ettiği için kitaba devam etmen daha iyi olur. Ara verirsen hatırlaması zor olur.
Devam etmek deyince neden hala Kim Stanley Robinson’un Mars Üçlemesinden bir ses seda yok. Bildiğiniz gibi Mars Üçlemesi üç kitaptan oluşuyor 1. Kızıl mars 2. Yeşil Mars 3. Mavi Mars. 1. Kızıl Mars yayınlandı ama diğer ikisinden ses seda yok. Acaba durumları hakkında bilgisi olan var mı?
Aylar olmuş buraya yazmayalı. İşler güçler, çeşitli sıkıntılar, günlük hayatın koşuşturmacası derken okuduğum kitaplara dair yazılar paylaşmayı ve bu surette okuduğum kitapların içerik olarak neler olduğunu unutmamamı sağlayan bu başlığa yazmayı unutmamalıyım. Okuduklarımı sıralı olarak yazayım arada çok beğendiklerimden bir kaç söz edeyim diye düşünüyorum.
Vakıf İleri
Vakıf Kurulurken
Deadpool İntihar Kralları
Space İnvaders
Kent
Od
Yeni Tabular
1919
Tanrıların Tohumu
Benimde Söyleyeceklerim var İki
Geri Giden Saat
Lanetli Otel
Deadpool X Thanos
Süpermen Red Son
Maske
Oblomov
Kaybolmuş Göz
Aydaki Adam
Karabibik
Odd ve Ayaz Devleri
Summerfield Vakası
Houston, Houston Duyuyor musun?
Allah Senden Razı Olsun Dr. Kevorkian
Dersimiz Cinayet
Ve Perde İndi
Koralin
Xipehuz: Şekiller
Cehennemlik Yürek
Bilinmeyen Adanın Öyküsü
Ölüm Labirenti
Tipi- Seçme Öyküler ve Masallar
Çıplak Ayaklıydı Gece
Kraken Uyanıyor
Geleceğin Cumhuriyeti
Postacı
Siyah Tom’un Baladı
Muhteşem Gatsby
Kara Gece: Gerçek Bir Batman Hikayesi
Görünmez Olmak İsteyen Adam
Yakın
Bir Palavracının İtirafları
Geliş
Mevki Uygarlığı
Saga Cilt: 1
Ay Batarken
Marianne’in Kalbi
Bin Muhteşem Güneş
Yazarken uzun bir liste olduğunu fark ettim. Genel olarak benim bu başlıkta okumak isteyen arkadaşlar için resimlerini koyar, bir kaç kelime bahsediyordum. Fakat bu uzun liste içinden beğendiklerim hakkında yazmak bile uzun süreceğini fark ettim.
Hem okurken keyif aldığım, hem çok beğendiğim hem de size okumanızı önereceğim kitapları listenin yanında emojisiyle belirtim. Ama içlerinde bir tanesi var ki beni okurken duygudan duyguya soktu. İvan Gonçarov’un OBLOMUV’unu mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Klasiklerin neden klasik olduğunu bir kere daha ispatladı bu kitap bana. Bir an Oblomov oldum, yattığı yerden tükenmişliği beraber yaşadım. Bir an Ştoltz oldum Oblomuv’u tutup sarsmak istedim. Bir an Zahar oldum beceriksizliğime türlü kılıflar buldum. Tekrar Oblomov oldum Tarantyev ile Matyeviç’in dalaverelerine kandım. Oblomov’u okuyun, okutun, bilmeyenlere anlatın. Oblomuv’u görün ve onun gibi olmayın.
İthaki Kapsül Dizisi ile tanışma şansı bulduğum bir diğer ödüllü Novella ( 2020 WFA en iyi novella ) oldu Korudaki Gümüş. Dizinin daha önceki kitapları da ödüllü olmasına rağmen genel olarak pek beğenmediğimden fazla bir beklentim yoktu. Bu kitabı beklentimin aksine nispeten beğendim.
Hikayenin esin kaynağı olan efsaneyi pek bilmiyorum, ancak yazar yeşil adam mitine kendi yorum ve üslubunu güzelce katarak işlemiş gibi hissettirdi. Karakterlerin duygusal bağlamından etkilenecek bir derinliği de yok pek. Yine de hikayenin kendi içindeki tutarlı gelişimi ve karakterlerin hikayeye dahil olup aldıkları roller ile beraber derli toplu bir anlatıya sahip olmalarını beğendim sanırım. Akıcı bir yazımı olmasıyla da bir çırpıda bitti.
Bir devam kitabı da varmış, hikayenin bu şekil bitimine ben okeydim aslında. Olur da dilimizde devamını da görürsek ona da şans veririm muhtemelen.
Sabahattin Ali’nin bu kitabı iki öykü (Kağnı, Ses) kitabından ve bir oyundan (Esirler) oluşuyor. İçindeki öykülerin çoğu kısaydı. Öykülerin genelinde insanların çaresizliği, acısı, seslerinin çıkmayışı anlatılıyor.
En beğendiğim öykü, diğerlerine göre daha uzun olan Bir Skandal oldu. Özellikle karakterlerin ruhsal tasvirlerini beğendim, çok başarılıydı.
Esirler oyunu ise çok ilginç ve beklenmedikti. Tabii onu da çok beğendim. Oyunda, Çin Sarayı’nı basan tarihi kişilik olan Kürşad var ama bu Kürşad epey farklıydı, bir aciz âşıktı…
Sözün özü hiç sıkılmadan okudum, kısa öykülerini de kötü bulmadım. Zaten Sabahattin Ali, en sevdiğim Türk yazar.
Unutmadan kitabın yazımında iki harf hatası vardı. 27. baskısını yapan bir kitapta böyle bir şey olmasına hayret ettim.
Bir klasikten söz etmek istiyorum. Olağanüstü Yolculukların en bilineninden. 80 Günde Devrialem Romanından. Alfa yayınlarının Eylül 2015 baskısı olan kitap
Roman, 1872 yılında yayınlanmış. Yani yazıldığından bu yana 150 yıl geçmiş ve hala güzelliğini koruyor. Daha önce okuduğum halde merakla ve istekle bir kere daha okudum. Ne yalan söyleyeyim Phileas Fogg’u pek sevmedim, sevemedim. Gururlu adeta burnundan kıl aldırtmayan biri dilim varmıyor ama tipik bir batılı.
Jules Verne deyince aklıma adeta, her şeyi bilen ve olmayacak nesneleri, makineleri, yolculukları hayal edebilen insanüstü bir varlık geliyor. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama bundan yüz elli yıl önce bütün dünya hakkında her türlü bilgiyi bilen ve sindiren birinden söz ediyoruz. Uçağın henüz icat edilmediği dönemlerde dünyanın 80 günde dolaşılabileceğini iddia edecek kadar coğrafya bilgisine sahip olmak gerekiyor. (Gerçi o yıldan bir kaç yıl önce böyle bir seyehatin olabileceğini iddia edenler olmuş ama bu Verne’in büyüklüğünü gölgelemez) Yani şimdi girersin Google’a ne zaman tren var trenden inip hangi gemiye binmeliyim ve o geminin hızı saatte ne kadardır ve bu hızla o mesafeyi aşacağı süre nedir dersin çok kolaydır ama o günlerde bunları bilmek ve/veya biliyormuş gibi hesaplamak ve olanca inandırıcılığıyla yazıya dökmek çok iyiymiş. Eminim o dönemde pek çok okur bunları hayalini bile kuramaz ve bu roman onlar için ufuk açıcı bir romandır. Yolculuk sürelerini kabaca belirtmek gerekirse ;
Londra’dan Süveyş’e, 7 gün
Süveyş’den Bombay’ya , 13 gün
Bombay’dan Kalküta’ya, 3 gün
Kalküta’dan Hong Kong’a 13 gün
Hong Kong’dan Japonya’ya 6 gün
Japonya’dan ABD’ye 22 gün
ABD’de Batı kıyısında Doğu kıyısına 7 gün
New York’tan Londra 'ya 9 gün
Toplam : 80 gün.
Eğer bir haritada nasıl durur diyorsanız şöyle durur.
Peki, romanın olumsuz yönleri yok mu? Hemen cevap veriyorum var. Örneğin, roman fazla didaktik yani okuyucusuna bilimsel mesajlar vermeyi seviyor. Yukarıda belirttiğim gibi hiçbir olumsuz haberden sarsılmayan hatta etkilenmeyen bir kahramanı var. Üstelik her şeyi para ile satın alabileceğini zannediyor. Hiç itiraz etmeden söylediklerini uygulayan bir uşak var. En kötüsü doğu dünyasını geri kalmış, vahşi, barbar, görüyor ve gösteriyor. İngilizlere ve Amerikalılara da belirgin bir hayranlık var. Ama eserlerini yazdığı batılı okuyucu kitlesini düşününce diyeceğim bir şey kalmıyor.
Sonuç olarak sıkılmadan okuyacağınız, bir batılı gözünden 1870 li yıllarda doğu nasıldır bir fikir sahibi olabileceğiniz bir eser. Kim ne derse desin Jules Verne bu işi yani olağanüstü gezileri hayal etmeyi ve okuyucularını inandırmayı bilen biri. İşte bu yüzden O Bilimkurguda ve tabii edebiyatta bir dev.
Peki, bu kitabı önerir miyim? Eğer daha ciddi okumalarınız veya çalışmalarınız yoksa kesinlikle öneriyorum. Birde Alfa yayınevinden okuduğum bu romanın biraz kötü basılmış olsa da güzel resimlerle desteklendiğini söylemeliyim. En beğendiğim iki tanesini aşağıya ekliyorum.