Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Kutsanma Ayini - Clive Barker

Kutsanma Ayini ya da orijinal ismiyle Sacrament; korku romanı olmaktan çok uzak bir yerde. Yoğun bir fantastik bir içeriğe sahip. İçinde korkunç şeyler de var tabi. Yine de baskınlık bunda değil. Fantastik yönlerinde.

Konusu özetle şöyle;

Vahşi yaşam fotoğrafçı olan, soyları tükenen hayvanları fotoğraflamakla ünlenen William Rabjohns, bir gün bir ayı saldırısı sonucu komaya girer. Komada geçirdiği zamanlarda çocukluk anılarını tekrar yaşar. Will’in abisi ölünce, ailecek şehirden taşınıp başka bir yerde yaşamaya başlamışlardır. Will’in burada yaşadığı gizemli bir olay vardır. Bunları hatırlamaksa hayatını kaçınılmaz olarak etkileyecektir.

Kitapta en beğendiğim kısım, gizemli olayların çözümlendiği bölüm oldu. Yine de bunlarla ilgili daha çok bilgi almak isterdim. Gerçekten ilgi çekici bir konusu vardı. Ne kadar çok bilgi verirse bence kurgunun sağlamlığı o kadar artacaktı. Yazarın başka dünyaları şekillendirmesi, daha doğrusu yaratması da çok başarılı. Kurgudaki karakterlerin her biri birbirinden epey farklı. Kötü karakterler diğerlerine göre fazla ilginç duruyor.

Kitapta bazı yerleri fazlasıyla rahatsız edici buldum. Hatta bir ara kitabı okumayı bıraktım. Okuduklarım benim için vahşetti. William’ın gündelik hayatını okurken de bazen bunaldım. Anlatım basitleşiyordu, sanki kitap uzatılsın diye bahsedilmiş şeyler vardı. Kurguyu baltalıyor, ana hikayeden gereksiz şekilde uzaklaştırıyordu. Kitapta cinselliğe de bolca yer veriliyordu. Yazar her kitabında yapıyor ama bu kitapta sanki daha çoktu.

Ayrıca kitap boyutu küçük. Haliyle font da bir o kadar küçüktü.

Kitaba puanım: 6/10

19 Beğeni

Yorumunuz için teşekkür ederim. :grin:

1 Beğeni

Mark Morris - Dead Island’ı birirmek üzereyim.

Bence olması gerekenden çok daha fazla oyuna sağdık kalan bir kitaptı. Hikaye direkt olarak oyunun main questline’ı takip ediyor. Karakterler oyundaki Sam B, Mei, Purna ve Logan. Jin ve Mother Helen gibi yan karakterler ve NPC’ler de olduğu gibi oyundan alınma. Haliyle ben kitaba özgün nitelik kazandıracak bir içerik ile karşılaşmadım. Yani oyunu yakın dönemde oynamış biri kitabı okurken sıkılabilir. Ben oyunu oynayalı 12 sene olmuş dolayısı ile aklımda main questlere dair çok birşey kalmamış. Kitabı okurken ufak ufak hatırladım ne olup bittiğini. Bu yüzden okurken sıkılmadım, gayet eğlenceliydi.

Dil ve anlatım oldukça basit. Orta seviyeye yakın bir gramer ve vocabulary ile rahat okunabilir diye düşünüyorum. Parçalanan beyinler, kopan tendonlar, yerlere sarkan bağırsaklar derken vahşet seviyesinin hayli yüksek olduğunu belirtmekte fayda var. Zombi temasını sevip oyunu oynamamış olanlar da bence beğenirler.

17 Beğeni


Geçenlerde aldığım Prospero serisine başlamak için hem seriyi başlatan kitap olmasından dolayı hem de merak ettiğim bir eser olduğundan Soğuk Deri’yi seçtim.

Film uyarlaması var, filme ait incelemeleri yüzeysel olarak okumuştum. Az çok aşinaydım esere. Kitabı bitirdikten sonra filme hızlıca göz gezdirdim. Öncelikle filmi izleyenler için söyleyebilirim ki kitabı, o uyarlamaya göre yargılamak yanlış olur. Böyle bir eserin zaten 90 dakikaya sıkıştırılması abestir. Çünkü kitapta ağırdan işleyen, karakterler üzerindeki değişimler çok kıymetliydi.

Bir ilk temas kitabı diyebiliriz sanırım? Bunun cevabını bilim kurgu alaylılarımız daha iyi verir :smile:. Bir adaya sıkışmış iki farklı kutupta insan ve geceleri sürekli bir ölüm kalım savaşı.Özünde yoğun edebi, sosyolojik konular işlemesine rağmen bu savaş hali de aksiyon ve sürükleyicilik katıyor esere. Hangi tarafın “canavar” olarak nitelendirilmesi gerektiğini sorgulatıyor. 200 sayfa boyunca ana karakterle birlikte sizin fikirlerinizi ve bakış açınızı da değiştirmeyi çok güzel başarıyor eser.

Prospero serisinden beklentim olan, çerezlikten öteye geçebilen, düşündürücü bir kurgu eser beklentimi tam olarak karşıladı diyebilirim. Serideki diğer kitaplara olan merakımı da arttırdı. Umarım en az bunun kadar düşündürücü ve keyifli kitaplar seçmişlerdir.

20 Beğeni

images (1)

Kitabın son sayfasını okurken evin içinde “hayır bunu yapmadığını söyle bunu yapmadığını söyle!” diye yazara bağırdım. Hem de sesli bir şekilde. Sanıyorum Bilim kurgu tarihinin en iyi pilot twist ve sonuna sahip kitaplarından biri kitap. Gerçekten müthiş bir sondu. Kitap hakkında yazılacak çok şey var ancak ben henüz şoku atlatamadım. Sadece heycanımı paylaşmak istedim.

30 Beğeni

Ben kitabı askerdeyken evci iznine çıktığımda yanıma almıştım. Normalde hemen bitirmeyi düsünmüyordum ama tek oturuşta bitirmiştim. Gerçekten de finaliyle beni de çok etkilemişti. Abartısız bir 10 dk böyle bir son nasıl olabilir diye sorup durdum kendime.

5 Beğeni

Once And Future Çizgiromanını okudum.

Kral Arthur mitini temel alan bir hikayesi olduğu için ilgimi çekti. Çizimler ve kullanılan renk paleti muazzam, hikaye de güzel fakat işlenişi hiç beğenmedim. Hikaye anlatıcılığı samanyolundaki gerçek kesit ayarında.

Sanki biri yazarı ve çizeri belli bir sayfa sayısı ile kısıtlamış gibi karakter gelişimleri ve olaylar absürd derecede hızlı gidiyor. Ne olup bittiğini kavramak, karakterler ile bütünleşmek imkansız. Karakterler ilk defa karşılaştıkları tamamen doğaüstü, fantastik ve aşırı vahşet içeren olaylar karşısında hepi topu bir panel içinde saçma sapan tepkiler verip hiçbir şey olmamış kaldıkları yerden devam ediyorlar. Böylesi derin ve ağır bir hikaye bu şekilde tabakhaneye ot yetiştirir gibi işlenmemeliydi.

15 Beğeni

images (3)

Yüksek Şato’daki Adam - P. K. Dick

Uzun süredir okumak istediğim ama bir türlü başlayamadığım kitaptı. Bu hafta okuma kararı verdim ve açıkçası pişman oldum çünkü benim zihnimde tasarladığım romanla bu romanın uzaktan yakından alakası yok. Ben beklentiyi çok yüksek tutmuşum, ağır bir alternatif tarih beklerken kitapta çok yüzeyseli ile karşılaştım.

Böyle bir konuyla uzun bir kitap serisi çıkarabilecekken yazar bize sadece yarım, bitmemişlik hissi veren bir roman çıkartmış. Olayların bağlanmasını, operasyonların sonucunu öğrenmek isterdim. Japonya ve Almanya hakkında daha fazla bilgi edinmek isterdim açıkçası. Bu hali benim için büyük bir hayalkırıklığı oldu.

Bu kitap, yazarın okuduğum 3. kitabı ve aralarında en sönük olanı buydu. Yazar, bu kitabı yazarken sıkılmış ve bırakmış bile olabilir. Böyle bir potansiyelin harcandığı için çok üzüldüm

Olmadı be Dick amcam…

21 Beğeni

Dizisi daha başarılıydı, İzlenmesini tavsiye ederim.

3 Beğeni

Bıçağın Kendisi, hakkında çok fazla yorum okumadığım, satın alma konusunda bir türlü emin olamadığım serilerden biriydi. Kitabı dün gece bitirdim ve seriyi satın almakla doğru karar verdiğimi anladım.
Okumaktan bir an bile sıkılmadığım, yer yer kahkaha attığım, film tadında haz aldığım bir kitap oldu. Kurgunun bana göre eksik yönleri yok değil mesela evrene dair çok fazla detay yok.
Kitabın atmosferini çokta etkilemeyen ufak detaylar var, onları spoiler olmaması için aşağıda belirteceğim.

Mecusların İlki, ‘‘yüce’’ Bayaz karakterinin kendi statüsüne uygun şekilde davranmayıp bazı sahnelerde ergence hareket etmesini anlayamadım. Mesela gıcık bir tip olan Jezal ile Gorst’un müsabakasında Logen ile iddiaya girdiği için yenilmek üzere olan Jezal’a büyü ile yardım etmesi. Bu sahneyi okurken yazara sinir oldum fakat daha sonra anladım ki Jezal’a yardım etmesinin sebebi iddia olmayabilir. Yine de sinir oldum bir kere :smiley:
Ya da kendisinin kapalı konseyin bir üyesi olduğunu, gerçek Bayaz olduğunu ispat etmenin çok kolay yolu varken (büyü ile) ısrarla bunu reddedip laf dalaşına girmesi.
Bir de bazı karakterlerin isimlerine takıldım. Örneğin; üçağaç, asıksurat, şimşekkafa, köpekadam. Pek yaratıcı değil gibi. :slight_smile:

Bunlar çokta önemli detaylar değiller elbette. Serinin özellikle diğer kitaplarında temponun ve maceranın heyecan seviyesinin artacağını, favori kitaplarım arasına gireceğini tahmin ediyorum.
Son olarak kitabı tavsiye ettiğimi, çok büyük beklentilere girmeden keyifle okuyabileceğinizi belirtmek istiyorum. Kitaba puanım 10/7 ama diğer kitaplarda 10/8 görebileceğimi düşünüyorum.

Sevgiyle, sağlıkla kalın…

24 Beğeni

Seri bitince 10/8.5 verirsiniz. Çok net söyleyeyim. 3leme olarak harika. Umarım evrenin diğer 3 kitabıda tez yayınlanır.

6 Beğeni

image

Bilim kurgu öğeleri barınıdırdığı doğru, tefrika edilmeye başlandığı yıllar için ilerici bir eser, ona da tamam ancak kitabı bilim kurgu “klasiği” olarak nitelemek ne derece doğru, bilmiyorum. İthaki ona buna klasik demeye başladığı için bu terimin de içi git gide boşalmaya başladı.

Öykü serüven meraklısı 3 Amerikalı gencin Amazon Ormanları’nın ücra bir köşesinde esrarengiz bir ülkeciği keşfetmeleriyle açılıyor. Dünyanın geri kalanından tabii sebepler yüzünden yalıtılmış bu ülkede yabani bir milleti bulacaklarını düşünen kahramanlarımız sadece kadınlardan mürekkep, Batı’nın tüm uluslarından daha medeni, daha insanı ve daha bilimsel bir toplumla karşılaşıyorlar. Bu kadınlarla bilgi alışverişinde bulundukları süre boyunca Kadınlar Ülkesi’nin adet ve yasalarını kendi memleketlerindeki geleneklerle karşılaştırıyorlar. Kitap genel olarak bu kıyaslamalardan ibaret.

C.P. Gilman kendi zamanındaki topluma yön veren ataerkil anlayışı, kadına biçilen görevleri ve kadınların katlanmak zorunda bırakıldıkları ayrımcılığı radikal bir biçimde eleştirebileceği bir kurgu yaratmak istemiş, bunda müthiş başarılı da olmuş. Kitabın bana bir kurgudan ziyade politik manifesto gibi göründüğü zamanlar oldu. Hatta ufak tefek rötuşlarla biraz değiştirilip üniversitede doktora tezi olarak da yayımlanabilirmiş. (bkz. Malazan’daki Kadınlar isimli master tezi)

Gilman’ın fikirlerini okumaktan çok keyif aldım, erkeklere bakış açısı yer yer nesnellikten çıkıp karikatürize etmeye kaysa bile yine de isabetliydi. 3 gencin mizaçlarını birbirlerinden dünyalar kadar farklı yaratması da Gilman’ın Batı toplumlarındaki en belirgin erkek tiplerini analiz etmek için kullandığı akıllıca bir yöntem olmuş. Kaba bir maço olan Terry, kadın aşığı, nazik ve biraz da pısırık biyolog Jeff ve duygusal yönden diğer ikisinin tam ortasında yer alan, olaylara daha soğukkanlı yaklaşan sosyolog anlatıcımız Van. Her birinin davranışlarının bir kadın gözünden irdelenmesi hem hoştu hem de eğlenceliydi.

Bu arada kitabın çevirisini övmeden edemeyeceğim: İthaki’nin çevirmenleri arasındaki yeni favorim Sevda Deniz Karali. Bu kadar yetkin bir çeviriye en son Ishiguro’nun Geriye Kalanlar’ının Şebnem Susam-Sarajeva çevirisinde denk gelmiştim. Kelime seçimleri ve deyimlerin Türkçe karşılıkları (gül bahçesindeki gonca, Nuh Nebi’den kalma vs.) müthiş uyumluydu, ne bir anlatım bozukluğu vardı ne de imla hatası. Çevirisini kitabın kendisinden daha çok sevdim galiba. :slight_smile:

image

Terry Bisson’un muhafazakâr siyasi görüşü hicvetmek amaçlı yazdığı iki öyküyü içeriyor. Bir de kendisiyle yapılmış bir röportaja yer verilmiş.

İki hikâyeyi de beğenmedim. Ne kurgusal yaratıcılıktan ne de yazarın niyet ettiği kara mizah harmanlı vurucu bir sağ siyaset yergisinden bahsetmek mümkün. Espriler lise şakalaşması düzeyinde, taşlamalarsa “Katil İsrail Filistin topraklarını hunharca istila ediyor” gibi beylik laflardan öteye gitmiyor.

Ayrıntı’nın bu bilim kurgu serisini bire bir PM Press’in Outspoken Authors dizisinden tercüme ettiğini biliyoruz. Serinin konsepti de zaten bu: Outspoken, yani lafını esirgemeyen bilim kurgu yazarlarının toplumsal eleştiri tarzındaki öykülerine yer veriliyor. Dizinin editörü bizzat Terry Bisson. Şimdiye kadar okuduğum her iki eser de (diğeri Ken MacLeod’un İnsan Cephesi’ydi) beni hayal kırıklığına uğrattı. Görüşlerimiz ne kadar aynı eksende dönse de şimdilik edebi yönüyle oldukça zayıf bir seri olduğunu düşünüyorum. Sırada Nalo Hopkinson’ın kitabını okumak var, onu da beğenmezsen bu seriye veda edeceğim.

Celâl Şengör, hayranı olduğum Hasan-Âli Yücel’in bilimsel yönteme dayalı eğitim siyasetine titiz bir bakış açısı sunmuş. HÂY, görevine arap topar son verilmeden önce 1938-1946 yılları arasında üstlendiği maarif bakanlığı görevinde Cumhuriyet’in eğitim ve öğretim sistemini kökten ıslah etmiş büyük bir devlet adamı, gerçek bir Cumhuriyet bilgini ve aydınıydı.

Osmanlı’nın Anadolu’yu yüz yıllar boyunca cehalete ve yobazlığa sürgün etmesinden doğmuş bir enkazı devralarak Atatürk’le beraber bu geri kalmış ülkeyi Avrupa tarzı metodlarla muasır seviyeye çıkarmaya çalışmış, bunda bir ölçüde başarılı da olmuş. İcraatları arasında çok olumlu sonuçlar doğuran Köy Enstitüleri’ni yaratmak ve Mühendishane-i Bahrî-i Humâyûn gibi çağı yakalayamamış öğretim kurumlarını İstanbul Teknik Üniversitesi gibi saygın kuruluşlara dönüştürmek, üniversiteleri fikir alışverişi odaklı bilim yuvaları haline getirmek var. Bakanlığı sırasında dünya klasiklerini özenle Türkçeye tercüme ettirmesi, önemli düşünürlerin fikirlerini cahil bırakılmış Türk halkına ulaştırması başlı başına takdire şayan bir başarı.

Ama belki de en önemlisi müspet bilimler ışığında bilimsel yönteme, yani gözlem → hipotez → verilerle kontrol → teori oluşturma aşamalarını eğitim ve öğretimin her aşamasına entegre etmeye çalışması onun en büyük mirası. Karl Popper’la eş zamanlı olarak benimsemiş olduğu bilim felsefesinin önemini anlamış, bu konuyu vatana faydası olması için elinden geldiği her alanda oturtmaya çalışmış.

Ne yazık ki, Cumhuriyet’in ilk 20 yılındaki atılımlar, dünyanın bizi hayranlıkla izlediği o yıllar Atatürk’ün ölümünden ve HÂY’in bakanlık görevinden uzaklaştırılmasından sonra hızlı bir düşüşe geçti. 80 yıl sonrasında yani günümüzde yaşadıklarımız malum. Belki de birkaç asırda bir yetişen bu dâhilerin değerini bu halk elbette bilemedi, özüne dönmeyi seçti.

22 Beğeni

Lakapları onlar, asıl isimleri değil.

4 Beğeni


Evet memur bey “bir-iki bölüm okuduktan sonra yatarsın” gafıyla beni kandırıp sabah 04’e kadar beni uyanık tutan kitap bu. Şaka bir yana son zamanlarda okuduğum en zevkli kurgu kitabı diyebilirim. Büyü sistemi ve içerisindeki gizem unsurlarıyla sizi başından sonuna kadar içine çeken sürükleyici bir kitap. Fantastik seven sevmeyen herkese şiddetle tavsiye ederim.

19 Beğeni

Okuma listemde serinin ilk kitabı. Tahminimce Ekimde başlarım. Yorumunuz beklentimi arttırdı :smile:

1 Beğeni

İlk kitap bence ortalamanın epey üstünde. Ben okurken çok keyif almıştım. Yalnız bu ilk bs kitabın olacaksa ilk önce ritmatist ya da elantris ile başlamanı öneririm.

2 Beğeni

Evet evet tavsiyeler o yöndeydi ilk Elantris var sonra Sissoylu geliyor bakalım beklentim yüksek :smile:

1 Beğeni

Umarım seversin yazarın üslubunu ve yarattığı dünyayı da bs sevenler olarak aramızda yerini alırsın. Malazan sevenlere karşı sayımızı arttırmamız lazım. :stuck_out_tongue_winking_eye: (ben de seviyorum) fakat ortalığın karışması lazım. :smirk:

2 Beğeni

Bence direkt Sissoylu’dan başla. Elantris pek basarili bir kitap degildir ve okuma sevkini etkileyebilir ( yani ben ilk Elantris’den başlasam etkilenirdi).

Sissoylu, Brandon Sanderson’a başlamak için en ideal kitaptır ( bence). Hem karışık olmayan kurgusu ve evreni hem de hikayesinin sürekleyiciliği açısından.

5 Beğeni

Ahmet Ümit - Patasana
Kronolojik olarak Ahmet Ümit eserlerini okumaya devam ediyorum. Patasana ise kronolojik sırada Ahmet Ümit’in polisiye ile mitoloji ve tarihi birleştirdiği ilk kitap diyebiliriz. Günümüzde geçen polisiye bir hikaye içinde eski çağlarda geçen olaylarda mevcut. Öncelikle günümüzde geçen hikaye ile geçmişte geçen hikayenin birleştirilmesini fikrini beğendim. Ahmet Ümit anladığım kadarıyla bulduğu bu yöntemi sonraki kitaplarında uyguluyor.

Geçmişteki hikayeyi, detayları ana hikayeden daha çok beğendim. Olumsuz tarafında ise hikayede konuşma tarzını tam kafamda oturtamadım, günümüzden 4000 yıl önceki konuşma tarzı bugünkine çok benzediği için garipsedim. Diğer taraftan Hitit ülkesinde saray yazmanı tarafından yazılan tabletlerde o dönemin yaşamı hakkında biraz daha detay beklerdim. Kitabın asıl ilgi çekici kısmında biraz daha çalışılması gerekirmiş.

Günümüzdeki hikayeye gelecek olursak, polisiye bir hikaye, coğrafya, terör sorunu, Ermeni techiri tarihi gibi konularla birbirine bağlanıp zenginleştirilmiş. Bu konuları bir araya getirip polisiye bir roman yazmak bence başarı diyebiliriz. Ancak kitapta Ahmet Ümit’in Kar Kokusu romanında yazdığım eksiklik göze çarpıyor. Ahmet Abi siyasi tarihi şeyler söylemek istiyor ancak fikirlerine derinlik katamıyor. Örneğin Kürt Sorunu ve terör konularında askerle, teröristler arasında geçen insani hikayeler okuyoruz, ancak sorunların temeline dair cesur fikirler okuyamıyoruz. Cumhuriyet’in kurgusunda sorunlar vardı, Kürtler aynı vatandaşlık haklarına sahip değildiler veya Cumhuriyet ağalık sorununu çözemedi gibi katılmasam bile sorunun kaynağına dair cesur fikirler okumak isterdim. Ahmet Abi Kar Kokusu romanında da solculuk, devrimcilik konularında hep sığ sularda kalmış, faşist pis sağcılardan öteye gidememişti.

Kitabın sonu ile ilgili olarak, ilk defa bir Ahmet Ümit kitabında beğendiğim bir son oldu. Usta polisiye yazarları kadar şok edici, şaşırtıcı bir son değildi ancak hikayenin gelişimi, sondaki katil kim sorusunun cevaplanması diğer kitapları kadar amatör değildi. İlk kitaplarda görülen, kitabın sonunu oldu bittiye getirme olayı bu kitapta yoktu.

Sonuç olarak kitabı çok eleştirdim ancak oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Hem geçmişle bağlantılı bir polisiye roman yazma fikrinin başarıyla uygulanması hem de kitabın sonunun aceleye getirilmeden güzelce yazılması beni oldukça mutlu etti.

Farklı bir nokta olarak, kronolojik sırayla okuduğum yazarın gitgide daha güzel eserler çıkarması konusunda Patasana kesinlikle bir dönüm noktası oldu benim için. Ahmet Abi’nin şöhretini yavaş yavaş hakettiğini düşünmeye başlıyorum, çünkü bu kitap önceki eserlere göre çıtayı biraz daha yukarı taşıdı. Bundan sonra beklentilerim daha da yüksek olacak. Bu kitaba kadar aklımın bir köşesini kemiren “Bu muymuş Ahmet Ümit?” sorusu bu kitapla silindiği için ayrıca mutlu oldum.

Kitaba puanım 7.9

19 Beğeni