Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Goodreads var? Ayrıca her şey de rekabete, puana dökülmesin bence. Farklı renkler, farklı tatlar olarak degerlendirilsin edebiyat ve kitaplar.

8 Beğeni

Goodreads var ve bende okudukça puan veriyorum. Kayıp rıhtımda da böyle bir uygulama olabilir dediydim. Ortak bir kanaat oluşumuna katkı olur belki…

6 Beğeni

Forumdaki kitap incelemelerine puan yazılması gerekliliği fikrine katılıyorum. İncelemeleri okurken yardımcı oluyor.

2 Beğeni

İnsanları kitap incelemesi konusunda bir kalıba sokulmaması gerektiğini düşünüyorum. Kitap inceleyenler, özgür bir iradeyle herhangi bir şartlandırılmaya yönlendirilmeden kendini incelemesini dilediğince yapmalı. İsteyen puanlandırma yapabilir isteyen yapmaz tercih meselesi. Bazı kitaplar kendi adıma konuşuyorum puanlamasının yapması oldukça zor oluyor. Mesela şimdi Savaş ve Barışı okursam vereceğim puan başka olur bundan 10 sene sonra daha da olgunlaşmış Burak’ın vereceği puan farklı olur. Bazen ben de puanlama yapsam da kitapların puanlarla sınırlandırılması bana doğru gelmiyor.

3 Beğeni

Bence KR Rating güzel olur. Imdb veya Goodreads gibi değil de metacritic tarzı daha inceleme bazlı bir skor güzel olurdu.

2 Beğeni

Puanlar bir standart belirlemiyor aksine inceleyen kişinin kitaba karşı duyduğu beğeniyi en sade halinde gösteriyor. Zaten incelemeyi inceleme yapan puan değil inceleme yazısının içeriği, puan sadece bir fikir veriyor.

1 Beğeni

Hemfikiriz lakin puan bir tür özet ifade eder. Kötü yorumladımız bir kitaba yüksek puan vermeyiz. Ya da tam tersi yüksek beğeniere düşük puan verme gafletinde bulunmayız değil mi. Ben sadece ileride birileri araştırma yapmak isterse işini kolaylaştıralım demiştim. İyi akşamlar.

1 Beğeni

Okuduğum Tarih: 10-23 Ocak 2023
[Okuduğum 372.betik]
2023 (Tavşan) yılında okuduğum 2.betik
[Ocak ayının 2.betiği]

Dişi Kurdun Rüyaları, romanın Türkiye’deki ismidir. Orijinal adı Kıyamat’tır. İdam Yeri, Kader Ağı gibi isimleri de vardır. Nihayetinde bunların hepsi romanın içeriğine uygundur. Dişi Kurdun Rüyaları romanın içeriğine hiç uygun değildir çünkü düşlere dair bir iz yoktur. En doğrusu Kader Ağı çünkü Abdias ve Bozdon’un dişi kurdla farklı zamanlarda denk gelmesidir.

Bu harika roman üç bölümden oluşuyor. Hatta birbiriyle kurtlar üzerinden kesişen üç hikayeden de diyebilirim. Kurtlar, binlerce yıldır atalarının yaşadıkları gibi bir hayat yaşamak istiyorlardı. Tabiat onların dünyasıydı. Ancak ne zaman insanlar bu doğal alanlarına müdahale ettiler, işte o zaman en tabii hakları olan yavru sahibi olmaları bile ellerinden alınıyor. Bunlardan ilkinde helikopterlerden yapılan yaylım ateş, ikincisinde yuvalarının da olduğu yerlerin yakılması ve sonuncu da ise bir hırsız, yavrularını ellerinden alacak.

Aytmatov’un roman boyunca verdiği en önemli ve net mesajlardan birisi ise İçkinin kötülüğü olmuştur. Abdias karakteri içmez, Bozdon da içmez. Ancak romandaki olumsuz karakterlerin hepsi de ayarsız şekilde içerler. Özellikle Pazarbay karakteri, Kırgız Türk toplumunun baş belası sayılabilecek bir içki düşkünlüğü içindedir. Üstelik bu alışkanlığı kendisinden çok çevresine felaket getirmektedir.

Romanın üç bölümden oluştuğunu söylemiştim. Kişisel fikrim şudur ki, en başarılı, en etkileyici olanı son bölümdü. Bunu söylememin esas sebebinin ise Aytmatov’un tekrar bozkıra ve Kırgız Türk’ü hayatına dönüş yapması olabilir. Başlı başına, bağımsız bir öykü bile olabilecek kısımlardı.

İnsanoğlunun kendinden başka kimseyi düşünmediğini ve ne kadar acımasız olabileceğini gösteren kitaplardan biri daha. Doğaya hakim olma çabası, doğayı katlediş; doğadaki hayvanın, bitkinin doğalına hükmedişin bütün çirkinliği sergileniyor bu kitapta. Bu düşüncesizliğin aynı zamanda kendine de ne kadar zarar vereceğini bilmeden günlük çıkarlar uğruna pervasızca gerçekleştiriliyor oluşu acı neticeler çıkarıyor karşımıza. Sıkıcı havasına rağmen okumayı tavsiye ediyorum çünkü ruhsal ve fiziksel betimlemelerle zamanda yolculuk yaptırıyor…

8 Beğeni

image

Yusuf Tosun - Çetele

Bir kitap sitesinin kampanyası aracılığıyla, yazarı hakkında hiçbir şey bilmeden, sadece ismi hoşuma gittiği için aldığım bu kitap, Yusuf Tosun’un gençliğinde, 1990’ların sonunda yazdığı günlüklerinden aldığı parçaların birleştirilmiş hali. Karamsar bir tonun, gereksiz bir acı halinin hakim olduğu bu günlükler, üç beş süslü cümleden fazlasını içermiyor. Oldukça sıradan, hatta vakit kaybı.

Bu incelemeyi burada bitirecektim. Kötü bir kitaptan ibaret olacaktı. Dedim ya yazar hakkında hiçbir şey bilmiyorum diye, bir arkadaşım bana bir haber iletti. twitter.com/dokuz8haber/sta…

Haber aynen şöyle:

"Yusuf Tosun adlı bir kişi, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında köprüde bir askerin kafasını kestiğini yazdı, daha sonra ise “kinaye yaptım” dedi.

Söz konusu mesaj sosyal medyada bir anda yayılırken #YusufTosunTutuklansın etiketi TT listesine girdi."

Eğer isim benzerliği falan değilse ben bir katilin kitabını alıp okumuşum. Tatbikat diye kandırılmış, hiçbir şeyden haberi olmayan bir gencin kafasını kesmenin ya da kesmediyse bile kestiğini söylemenin hiçbir açıklaması olamaz. Kesmediyse bile potansiyel katildir. Benim şansla aldığım kitaplar güzel çıkardı ama bu, karavana… Bari kitap iyi olsaydı da, “Yazarın kişiliği kötü ama eseri iyi.” diye avuntu bulsaydım. Pişmanım.

11 Beğeni

Demir Ökçe - Jack London

Kitap, ilk distopik romanlardan biri olarak geçiyor. Hikayeyi bir kadın karakterin anlatımından, daha doğrusu çok sonra ele geçirilen elyazmalarından öğreniyoruz. Burada işçi sınıfından olan kocasıyla nasıl tanıştığından, onun kendisini nasıl etkilediğinden ve sonra ülkede neler olduğundan bahsediyor.

Kitabın en başında bir önsöz var; Jack London’un kurgusal bir karakterinin kaleminden yazılmış. Onu okumak, romanın gerçekliğini kat be kat artırıyor. Gerçekten hoştu.

Kitabın ilk bölümleri akıcıydı. Felsefi ve siyasi tartışmalarla dolu ve bu kısımları okumak çok zevkliydi. Kitabın son bölümleriyse, ağır ilerliyor. Burada olayların olup bitmesini gösteriyor. Son kısım sebebiyle, kitabı beklediğimden daha uzun sürede bitirdim.

Kitabın genelini beğenerek okudum. Son kısımların ağır ilerleyişi olmasa daha hoş okuma olabilirdi.

Puanım: 9/10

20 Beğeni

görüntü

Okuduğum Tarih: 23-24 Ocak 2023
[Okuduğum 373.betik]
2023 (Tavşan) yılında okuduğum 3.betik
[Ocak ayının 3.betiği]

Döneminde zor bir işin altına girerek pedagoji hakkında çalışma yapmasının yanısıra çalışmasında sorumluluğun çoğunu babaya vermiştir. Anne rolüne biraz haksızlık yapmış ama onun dışında yazıldığı dönemi düşününce takdir ettim. Aslında anneye haksızlık etme huyu; İslam dini kisvesi altında yobazla toplumumuza aşılanmış hastalıklardan biridir. Bala, terbiyesizse hemen anneye bağlayan babalar hiçbir zaman hatayı özlerinde aramayı bilmiyorlar.

Babanın bala üzerinde hak ve görevlerden biri balanın geleceğini oluştururken başkaların egoları tatmin etmek yerine onun gelecekte yaşayacağı sıkıntıları aza indirerek ona rahat bir ömür sağlayabilir. Baba her zaman balasını dinleyip ona göre deneyimlerinden faydalanarak yol göstermeliydi çünkü bala sıkıntılarını babayla paylaşmasa ve baba da balaya iyi yada kötü sahip çıkmasa bala toplumun içinde hep ezik bir karakter olarak hırpalanmalara maruz kalacaktır.

Annenin de hak ve görevlerinden biri de balanın zevklerine hatta isteklerine saygı duymalıdır ki bala yaşama karşı hep güçlü bir karakter sergilemelidir. Mesela bala bir kulayı (hayvanı) sevdiğini gören anne; ona “Annem! Kulayı sevdikten sonra ellerini sabunlayarak yıka ki o kuladan sana sayrılık geçmesin.” demesi gerekirken bazı anneler ise “balam kulayı sevmeye devam edersen benden dayak yiyeceğini aklının ucundan çıkarma!” diye gözdağı gibi uyarı verirse bala, zaman içinde anneden uzaklaşır.

Kader motifi; tarihi süreç boyunca kişilerin gelişmesinde en önemli etkendi. Her nesil balaları nasıl eğitip yetiştirirse gelecek o şekilde gelişir. Ya gördüğü eğitim sonucunda hırçın, dikkafalı, sevgisiz ve anarşist olur yada sevgi pıtırcığı olup alışagelen düzene karşı başkaldırır. Bu verdiğim örnek nadir görülür çünkü toplum zamanda makineleşmiş yada içi boş bireylerden oluşur.

Her şeyden bahsetmemiş. Balaya iyi isim vermek demiş ve bunun gibi bir ya da iki konu üzerinden ilerlemiş. Oysa ki ana babanın bala üzerindeki hukuki ve sosyal vazifesi çok geniş yelpazelidir. Çok çeşit konudan bahsetmesini ummuştum. Her şeye rağmen okumaya değer betiklerden olduğuna gönülden inanıyorum. Okumanızı tavsiye ediyorum…

5 Beğeni

image

Beşir Ayvazoğlu’nun Saatler, Ruhlar ve Kediler adlı kitabı hem çok beğenerek okuduğum hem de adına gıpta ettiğim bir kitap oldu. “Keşke bu isimle bir öykü veya kitap ben yazsaydım” dedim. Kitap tıpkı kapağında bahsedildiğim gibi “edebiyat tarihinin renkli dünyasında kısa bir cevelan” sunuyor. Türk edebiyatına katkı sağlamış birçok yazarın aile ilişkileri, kedi sevgisi, romanlarda işlenen “ecinni” durumları aktarılırken toplum içinde de bunların nasıl var olduğundan bahsediliyor. Arka kapaktan: Bu kitapta modern edebiyatımızın Bektaşileri, medyumları, düellocuları, diplomatları, ütopyacıları, balıkçıları, intihalcileri, çirkinleri, kedicileri, saatçileri ve saat meraklılarıyla tanışacak; Namık Kemal’in babası ve oğluyla tuhaf ilişkisini, Mehmed Âkif’in oğullarının dramını, Paris’ten dönerken parası bittiği için Venedik’te bir otelde mahsur kalan Ahmet Hâşim’in nasıl bir panik yaşadığını, Abdülhak Şinasi’nin kendisini aşağılayan Yahya Kemal’den nasıl intikam aldığını ve daha birçok şeyi öğrenecek, ayrıca edebiyatımızın midesini iskandil edeceksiniz.

Birçok edebiyatçının yaşamına kamera tutan Beşir Ayvazoğlu’nun bu kitabı aslında geçmişte yazdığı gazete yazılarının bir derlemesi. Kitabı okurken birçok not da aldım, aynı zamanda başka kitaplara da yönlendiren bir kitap olduğu için ayrıca beğendim.

5/5

11 Beğeni

ARDEL: Kan Gülleri - Sinem Ataklı

Her görünenin, görünmeyen arka planı var. Konu Ardel olduğunda ise bu görünmezlik çok daha derin…

Uyarı: İnceleme her iki kitap için de spoiler içermektedir. Vaktinden evvel ifşa olan sırlar için sorumluluk kabul etmiyorum.

Serinin ilk kitabında, zihninde ihanet günceleri biriktiren Audra’yı okumuştuk. “Lilah” kişiliğinin perdesi altında gizlenmek zorundaydı. Ardel’in ikiye bölünmesinden sonra, hırstan gözleri dönmüş Batı kralı, kardeşinin topraklarını ilhak etmiş ve Doğu Ardel halkını köleleştirmişti. Audra ise acılarla dolu halkın tek umuduydu ve potansiyelini gizleyerek, zayıflık maskesi altında bir politika oyunu oynamak zorundaydı. Güçlü olmak zordur. Güçlüyken zayıfmış gibi davranmak daha da zor.

İkinci kitapta Audra asıl kimliğine kavuştu. İhanet günceleri yok oldu. Uğruna yetiştirildiği asıl amacın peşinden gitmeye hazır. Mücadelesi sanılandan daha derin. Kaldırdığı yalnızca kimliğinin perdesi değil. “Efsane, masal” adıyla insanlardan gizlenmiş perdeleri de kaldırmalı. Perilerin, sirenlerin, büyücülerin diyarına gitmeli. Kan gülleriyle sınanarak soyuna bahşedilmiş kılıcı alıp, ülkeleri birleştirip insanlardan intikam almak isteyen kötü büyücüye karşı bir savaş başlatmalı. Üstelik bütün bunları on sekiz yaşında bir kızken ve doğaüstü gücü olmayan bir insanken yapmalı.

Geçirdiği evreler bir kahramanın olgunlaşma sürecine çok benzese de Audra efsanevi bir kahraman değil, bir insan olarak yazılmış. Üç boyutlu, gerçek bir insan olarak. Yorulan, zaafları olan, hata yapabilen bir karakter. Bu yüzden kitap fantastik bir dünya içinde geçmesine rağmen realist bir yapıya da sahip. Bir ayağı gökteyken diğer ayağı yerde. Hani eski kafalı insanlar, fantastik edebiyatı “gerçek hayattan kopuk” diye eleştirirler ya, bu seri tam da o tür insanlara tokat. Gerek insan psikolojisi konusunda, gerekse politika ve diplomasi konusunda da içi dolu bir kurgu.

Duvaklı Bakire heykelini görmüşsünüzdür. İsim olarak bilinmez ama Google’da aratırsanız mutlaka tanıdık gelecektir. Mermerden, duvağın nasıl yontulabildiğine hayretler içerisinde bakarsınız. “Nasıl emek harcanmış, nasıl yetenekli eller bunlar” diye düşünürsünüz. İşte Ardel’i okurken de benim aklımdaki düşünce buydu. Doriana’yı, Drew’i, Harrison’u, Adras’ı, Audra’yı sanki arkadaşmış gibi benimsedim ve son sayfada kitabın dünyasından ayrıldığım için acı çektim.
İlk kitaptan tahminlerimin tutmamasına idmanlı olduğum için ikinciyi tahmin yürütmeden dümdüz okudum. Sadece Prenses Lydia kesin bir yerlerden çıkacak diye bekliyordum ama…

İşin özü, benim en sevdiğim serilerden biri ve hiç hayal kırıklığına uğramadan bitirdim. Herkese de öneriyorum.

3 Beğeni

Yediler: Zamanın Kilitlendiği Sandık - Tuğçe Delen

Fantastik macera serisinin ilk parçası olan Zamanın Kilitlendiği Sandık’ta, üç genç, tarihi bir yeraltı kenti gezisi sırasında, ilahi emanetlerin saklandığı Ahit Sandığı’nı korumakla görevli kutsal bir soyun parçası olduklarını, başka bir deyişle ahit kanı taşıdıklarını öğrenirler. Ahit kanı taşıyanlar görevlerini Yediler’den, yedi manevi görevliden almaktadır. Kâinata hükmetmeyi sağlayan emanetleri taşıyan sandığın düşmanları da vardır tabii ki… Lale, Zülal, Murat ve diğer savaşçılar, sandığı Gargat Tarikatı’ndan kurtarmak zorundadır.

Kavramlarını Türk, İslam ve tasavvuf kültüründen alan bu kitap akıcı bir okuma deneyimi sunuyor. Zengin bir kelime dağarcığı var, fazla bilinmeyen sözcükler yeniden gün ışığına çıkarılmış, örneğin “dabenti”. Betimlemeler, özellikle mekansal olanlar da oldukça iyiydi. Kitapta bolca çizim ve tasarım yer alıyor. Kitap kapağı olsun, kitabın içindeki çizimler olsun çok hoştu.

Diyaloglar ve genel atmosferin çocuksu olduğunu söyleyebilirim. İki tarafın simsiyah ve bembeyaz, yani tamamen iyi ve kötü olması kurguya çizgi filmsi bir hava katmış. Bilhassa kötü karakterlerin konuşmaları karikatürize. Bu da kitabın hedef kitlesinin yaşını düşürüyor. Kitap yetişkinlere yönelikse, bunlar, yukarıdaki artıların yanındaki eksiler. Elbette bu yazarın ilk kitaplarından birisi ve yazdıkça daha da gelişecek.

Emeğine sağlık diyorum ve diğer kitaplarını da bekliyorum.

6 Beğeni

THEORIES OF MYTHOLOGY

Kitap, son 150 yılda mitolojiler üzerine yapılmış analizleri, üretilen teorileri ve kuramları derliyor. Mitler neden var, neyi anlatıyorlar, neyi simgeliyorlar, ne işe yarıyorlar gibi sorulara verilen farklı cevapları merak ediyorsanız okumanızı öneririm. Yazar, teorilere sizi hazırlamak için çokca uğraşmış. Kitabın yarısı mitoloji ise diğer yarısı da psikoloji, dilbilimi, sosyoloji gibi konuları anlatıyor. Konu başlıklarını vermek gerekirse:

Max Müller’in Güneş Teorisi
James Frazer’ın Altın Dal’ı
Sigmund Freud, Psikanaliz ve Mit Analizi
Durkheim ve Sosyolojik Yaklaşım
Malinowski ve Fonksiyonelizm
Jane Harrison ve Ritüelizm
Burkert ve Sosyobiyoloji, Biyolojik Determinizm, Sosyal Konstrüktivizm
Saussure ve Yapısal Dilbilim, Propp ve Biçimcilik
Jakobson ve Paradigmatik Yapısalcılık
Levi-Strauss ve Yapısalcı Mit, Vernant’ın Analizleri
Post-Yapısalcı, Post-Modernist ve İdeolojik Yorumlar

12 Beğeni

görüntü

Okuduğum Tarih: 24-26 Ocak 2023
[Okuduğum 374.betik]
2023 (Tavşan) yılında okuduğum 4.betik
[Ocak ayının 4.betiği]

Eserin adından üvey anne dramı yaşayan çocuklar gelmesin. Anneliğin sadece doğurmaktan ibaret olmadığını. Her kadının içinde bir anne yattığını anlatan eseri. Üvey kelimesinin manasını isterseniz zihinlerde değiştirebileceğinizi anlatıyor. Bu uzun öyküden önce Sihirli Annem dizisi sayesinde her üvey anne kötü olacak algısını değiştirecek üvey anneler toplumumuzda var olduğuna olan inancım daha da arttı.

Sihirli Annem dizisinde Sadık ile evlenen Betüş karakteriyle üvey annelerin iyi olacağını gördük. Bu sihirle gerçekleşmedi. Bu Betüş’ün insan olan babası Tacettin’den geçen insani özelliklerinden biridir. Betüş; annesine rağmen insanların içinde periliğini unutan güzel kalpli bir peridir. Onun için asıl sihir sevgi ve çabadır. Sihirin gelip geçici olduğunu bize anlatır.

Uzun öyküyü okurken çocuğun üvey annesine yazdığı mektupta bazı satırlar gözlerimi dolmasına vesile oluyordu. Bir erkek olarak kadınların en güçlü ve unutulmaz sihiri annelik olduğunu vurguluyorum. Annem, babam ona kızmasın diye bana her gün öğüt vermesi dışında bir rahatsızlığı görmedim. Anneci misin babacı mısın? Yıllar sonra yanıtı bu uzun öyküde öğrendim; Anneciyim. Onsuz yılları şimdiden düşününce çok kötü oluyorum. Zaman beni yavaş yavaş o yıllara sürüklüyor.

Bilsem evleneceğim kadın; yengemin ağabeyime gına getirdiği davranışları sergilemese annem için evlenirdim çünkü o bu dünyadan göç etmeden evliliğimi ve çocuklarımı görmeyi çok istiyor. O Habibe yani sevgili (kadın) daha doğrusu adından gelen tiryakilik vardır annemin. Bir gün bana gına getirecek davranışlar sergilemeyen kadını bulursam annem için evlenirim onunla. Yeryüzündeki en güçlü ve unutulmaz sihiri etrafınızdayken kiymetini biliniz. O sihir bir gün sizi amansız terk ettiğinde en azında onun arkasında keşkeleriniz olmasın diye.

Bala betiği olarak belirtilen betik; diğer eserlerine bakacak olursak çocukların okumasında sakınca yok. Aksine empati yeteneklerini geliştireceğini düşünüyorum. Ama Tuğcu’nun adı arabesk edebiyatçısı diye çıktığı için önce ebeveynler özü okuyup; çocukları için karar versinler. Yada yayıncıları eserlerini bala roman ve romanlar diye iki kategoriye ayırıp yeniden bassınlar. Okumanız şiddetle tavsiye ediyorum. Betüş’ün sevdiği Oscar Wilde sözüyle “Hepimiz bir bataklıkta yaşıyoruz, ama bazılarımız yıldızlara bakıyor…” dedikten sonra içinizdeki yıldızları kaybetmeme dileğiyle en güzel betiklerde buluşalım.

4 Beğeni

Okuduğum Tarih: 26-31 Ocak 2023
[Okuduğum 375.betik]
2023 (Tavşan) yılında okuduğum 5.betik
[Ocak ayının 5.betiği]

Zamanın Kapıları serisiyle dikkatimi çeken reklam yazarı her serisinde kalemine tiryaki yaratma yeteneğine sahip olması su götürmez bir gerçektir. Eserin Öz Türkçe adı Kaytımsızlık Oturağı: Büyük Kutsuzluk Silikleri olup kurguda uçak büyük kutsuzluğundan kurtulan yedi okuyucunun (öğrencinin) ıssız adadan kurtulması için verdikleri çabayı anlattılar.

Sizce problemleri çözmek için hangisi daha gereklidir? Zekâ mı, yetenek mi? Yoksa cesaret mi? Belki de hepsinden biraz… Kişiler; zekâ, yetenek ve cesareti bir arada kullansalar ıssız adayı metropoliten şehire dönüştürür çünkü üçü bir arada uyum içinde çalıştığı için olanaksızlar olanaklı hale gelir. Hele de Türk’ün gücü işin içine girdiyse bu olanaksızlar olanaklı oldu biliniz.

Yakın gelecekte eğitim alanında yenilikler yaparsak ülkemizin okur yazar oranı yükseldiği gibi ülkemizin bilimde teknolojide çığır açmalası için Dünya Eğitim Olimpiyatları’na milli takım göndererek diğer ulusların eğitim alanındaki özelliklerini görürsek bu alandaki eksiklerimizi düzeltiriz. Bu seneki yarışmada ülkemizi temsil edecek takımımızdan herkes çok umutluydu. Hatta birkaç dalda madalyaya kesin gözüyle bakılıyordu. Tabi herşey yolunda gitti mi?

Hiç kimsenin beklemediği bazı gelişmeler her şeyi değiştirdi. Hepsi özel yetenekler ve becerilerle donatılmış sekiz kişilik Türk takımının önünde şimdi olimpiyatlardan çok daha farklı ve zorlu bir sınav vardı. Kahramanlarımız sorunları çözmek için en çok hangisine ihtiyaç duyacaklarını keşfetmek zorundalar: Zekâ mı, yetenek mi, cesaret mi? Sence hangisini seçerek zorlu sınavı geçip olimpiyatlara katıldılar mı? Gelin bu sorunun yanıtını bu seriyi okuyarak öğrenelim.

Bir yanda zorlu sınavı aşama geçtiklerine tanık olup diğer yanda zor durumda yıldız gibi parlayan Türk mizahisiyle bu serüvende sıkılmayacak bir yolculuğa çıkacaksın. Hele de yol arkadaşlarından biri Bekir ise o yolculuk %100 eğlenceli geçeceği garantilidir. Severek okuduğum bu eseri okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

3 Beğeni

görüntü

Okuduğum Tarih: 01 Akman 2023
[Okuduğum 376.betik]
2023 (Tavşan) yılında okuduğum 6.betik
[Akman (Şubat) ayının ilk betiği]

Ülkemizde ilk kez bilimkurgu öykü dergisi hazırlayan Ruhşen Doğan Nar’ı takdir ediyorum. “Roket” adı yerine kültürümüzde ve ulamış bilgimizde bilimkurguyu çağırıştıran bir ad verilmesini yeğlerim. Türk sibernetiğin ilk adımlarını atan ve ilk işgörücüyü (robotu) yapıp çalıştırdığı kabul edilen Artukli Türk’ü İsmâil bin er-Rezzâz el-Cezerî’den “Ebûl İz” yada Gezegenlerin koruyucu ruhu Çolpan Ata veya uzaydaki cisimlerden sorumlu olan Erkliğ Han adı verilebilirdi. Dergisinin ilk sayısındaki çeviri öyküyü yorumlamadım çünkü çevirmen olmamakla birlikte Batı bilimkurgu eserleri ilgimi çekmez. Gelin diğer öykülerin ben de bıraktığı izlenimlere tanık olalım.

Fıkracı (Emre BOZKUŞ); Ülkemizde işgörücü üretme teknolojisi olursa bu öyküdeki yersiz ve zamansız işgörücüleri üretiriz. Yani talep edileni değil iş görsün diye ihtiyaçlar karşılanır. Bu öyküde Meraklı (Kızıkıcı); yersiz ve zamansız fıkralar anlatan teskin (arkayınlaştıran) işgörücü olarak üretildi ve yanlış yerlere konulmuş. Kızıkıcı maalesef anlattığın fıkralar yersiz ve zaman olduğu için senin yeni adı Patavatsız (Orunsuz) olur çünkü orunsuzluğun hat safhada olduğu için kişi olsaydın çoktan tahtalı köyün ahalisine katılırdın. Atalarımızın dediğin gibi “bülbülün çektiği dil belasıdır.” Doğru yerin bulacağını temenni ederek bana müsade diyorum.

Piyango (Ruhşen Doğan NAR); Necdet Bey’e yanıt olarak “Hayır çünkü bir işgörücü tarafında öldürülmek istemiyorum. Tanrı’nın verdiği canı anca Arah (Azrail) alır.” dedikten sonra bu öykünün türü komedi bilimkurgu olarak belirtiyorum çünkü Tanrı’nın kurduğu düzeni bozacak teknoloji harikası, 0 ve 1 sayılarından oluşan havuzdan daha sıyrılmadı ki akıllarımıza nakış gibi işlenerek düşünce olarak doğmadı. Cennet adlı verilen düş tabutları teknolojisi cazip görünüyor çünkü bu teknoloji sayesinde psikolojik baskı sonucu bilinçaltlarını yönlendirilir yani kişileri hipnotize ederek onların görmek istediği düşleri görmesine vesile olunur.

Zaman Paradır (Orkun UÇAR); Kısmen yerli bilimkurgu öyküsü olarak adlandırmanın yanı sıra uzaylıların kişileri köleleştirdiği hatta soykırım diye adlandırılan teknolojinin bizim ulusumuzun üzerinde etkisini çok güzel dile getirmiş. Evlatlarımızı düşündüğümüz gibi ulusumuz sömüren sistemlere karşı sessiz sedasız kalışımızı bedizleten (resmeden) bir öykü olduğu su götürmez gerçektir. Gözüme batan kısım ise Kronos ve Tekrakis gibi Grekçe adlar oldu. Hırsız ulusun dili ne zaman uzay dili oldu? Ayrıca onların ulamış bilgilerinde (mitolojilerinde) uzaylı kavramı doğrudan yada dolaylı olarak var mı? Öyküyü kısmen beğenmenin nedeni olay örgüsü çerçevesinde in Time kavramını güzel bir şekilde kurgulamasıdır.

Hayal Kutusu” adlı spekülatif kurgu seçkisindeki “Gölgeler ve Renkler” öyküsüyle gelecek vaat eden Faruk Korkmazın “Gelişme Hedefleri” ve “Roket 1.Sayı” adlı öykü seçkilerindeki öyküleri, “Gölgeler ve Renkler” adlı öyküsünü mumla aratacak düzeydedir. “Gelişme Hedefleri” adlı spekülatif kurgu öykü seçkisindeki “Çürük Elma” öyküsü, “Çaresiziz” öyküsünde daha başarılı gibidir. Buradan anlıyoruz ki kalemin kurgu açısında bir sıkıntısı yoktur. Sadece kurguyu gelişigüzel bir şekilde olay örgüsü çerçevesinde kağıda dökmekte biraz sıkıntı yaşadığını görüyoruz. Öyküye dönersek öyküde uzaylı istilasının nasıl gerçekleştiğini ve kişilerin nasıl kısırlaştırıldığını anlatmadan felsefi yönü ağır basan didaktik anlatımla çaresizliğin ne olduğunu anlatmaya çalışan başarısız öykü olmuş.

Galaksilerarası Müze Gezisi (Ümit BÜYÜKYILDIRIM); Kıyamet koptuktan sonra gezegenimize gelen uzaylı öğrencilerin gezegenimizi dolaşmasını anlatan bir çevirimsi bilimkurgu öyküsüdür. Kişilerin uzaya çıkıp diğer gezegenleri ve uyduları kolonileştireceğimi ummuyorum çünkü biz öz gezegenimize verdiğimiz zararları Tanrı tarafında bilindiği için bizlere uzaya çıkma imkanı ve teknolojiyi geliştirecek kadar zamanı vermeyecektir. Uzaylıları ruhsal ve fiziksel betimlemelerle anlatılmadığı için öykü gözümün önünde kısmen beliriveriyor.

Roket (Metin UÇAR); Çeviri öyküsü gibi his ettiğim için öyküyü hiç beğenmedim. Ayrıca ortaya atılan güzel kurguyu ruhsal ve fiziksel betimlemelerle desteklemediği gibi didaktik anlatım ön planda olduğu için bir öykü değil bir belgesel metni okuduğum hissine kapıldım. Bunun yerine olay örgüsüne dayalı bir kurgu olsaydı havada asılı kalan soru işaretlerimize tek tek yanıt bularak kendimizi o roketin ve uzay filosunun içinde his ederdik.

Yerli bilimkurguyu savunduğum için derginin ilk sayısı benden kısmen geçti. Buna rağmen dergiyi destekliyorum çünkü betik basmanın zor ve maliyetli olduğu dönemde kalemlerinin bilimkurgu türündeki becerilerini görmek için bu dergi onlar için velinimettir. Ruhşen Doğan Nar ve Emre Bozkuş’un ne ukalalığını ne de yazar egosunu görmedim. İkisi de değerli kalemlerdir. Bu derginin ileriki sayılarında Mustafa Ercan Ergür olursa o sayının yorumu muazzam olacak. Bir yorumu esirgeyen ve yorum yaparken yerden yere vurmakla kalmayıp “Eğer ileride okuyup yorumlama ihtimalimi ortadan kaldırdım.” diye ağır ve boydan büyük söz söylüyorsa bizde onu seve seve yorumsuz bırakalım. Tükürdüğümü yalamam ve gururla tükürdüğümün arkasındayım. Öykü dergisini okumanızı tavsiye ediyorum çünkü desteğimi onlardan esirgemem. İkinci sayıda görüşmek dileğiyle özlerinize iyi bakın.

6 Beğeni

Édouard Levé - Otoportre

Yazarın daha önce İntihar isimli kitabını okumuştum. İntihar kitabının konusunu zaten sonu belli olduğu için rahat rahat yazabilirim sanırım. İntihar kitabında “sen” bakış açısıyla sanki ölen arkadaşına mektup yazarmış gibi olaylar anlatılıyordu. Levé, kitabı yayınevine teslim ettikten bir hafta sonra tıpkı kitaptaki anlattığı karakter gibi intihar ediyor. Otoportre kitabında da yazar aklından geçen düşünceleri -neyi sevip sevmediğini- olduğu gibi bize aktarıyor.

11 Beğeni

Yaşar Sırrı Pinhân - Nadir Kuş

“nadir. piyanist. kim şimdi o ve nerede kim bilir.” sözcüklerinin yazılı olduğu bir sayfayla başlayan kitapta, Nadir Kuş’u arıyoruz. On üç ayrı bölümdeki farklı kişilerin şahitliklerini okuyarak nerede olduğunu, hangi isim altında yaşadığını bulmaya çalışıyorsunuz. Bu, göründüğü kadar kolay değil çünkü bilgiler hem öznel hem de birbiriyle çelişiyor. Arşivci Kâzım Bey, Nadir sanılan Eşref Bey, birbirinin yerine geçen ikizler, başına konulan ödülü almak için hikâye ve tevatür uyduranlar… Cümleler arasından ayrıntıları cımbızla çekip yapboz gibi birleştirmek gerekiyor ki gizemi çözüp Nadir’i bulabilesiniz.

Bu kısa ve akıcı kitabı bir saatte bitirmek mümkün. Ancak ilk okuyuşta anlamsız bulabilirsiniz, sinirleriniz bozulabilir çünkü kitap, doğru cevabı açıklamıyor. Sabırlı ve dikkatli bir şekilde birkaç kez okuduktan sonra teori üretebiliyorsunuz ama doğruluğundan emin olamıyorsunuz. Yine de bu edebi bilmece içerisinde kaybolmak çok zevkliydi.

Kitabı birkaç arkadaşınızla birlikte okuyup tartışmak çok zevkli olacaktır. Benim öyle bir fırsatım olmadı… Bu yüzden kitabı okuyanlar varsa yazsın, üzerinde konuşalım.

Nadir hakkında benim de bir teorim var:

13. bölümde konuşan kişinin Nadir olduğunu düşünüyorum. Nadir Zora’nın ölümünden sonra Türkiye’ye gelip Leman Hanım’a âşık oluyor ama Leman Hanım onu terk edip Eşref Bey’le evleniyor. Şükran Hanım’a mektup gönderen, Almanya’ya giden Eşref Bey Nadir değil, Leman’ın yeni eşi. Bir ebenin ayırdığı ikizler, bir de "hiçbir kan bağı olmadığı halde birbirine tek yumurta ikizi kadar benzeyen kişi"ler var. Yani birbirine tıpatıp benzeyen üç kişi var! Fedai, yazar ve üçüncü kişi. Ben bunlardan yazarın Nadir olduğunu düşünüyorum. Fedainin anlattıklarında ise çarpıtma var. Ya fedai hiçbir zaman Nadir’in yerine geçmedi. Ya da Nadir kişilik bölünmesi geçirip kendini fedai sanıyor olabilir, yani birbirine benzeyen iki kişi olabilir. Karışık işler.

12 Beğeni