Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Nazik sözleriniz için, çok teşekkür ederim. Güzel bir kitabı daha erken okumanıza vesile olmuşum, ne güzel. :cherry_blossom:

3 Beğeni

Rica ederim, ne demek :blush::cherry_blossom:

2 Beğeni

0001963685001-1

Uzunca bir aradan sonra Blacksad hikayesine döndüm. Okudum. Tabii ki beğendim.

Blacksad, okuma konusunda inanılmaz bir güven veriyor. Belli bir standart. Belli bir kalite. Aşağısına düşmeyecek. Şüphem yok. Daha fazlasını verebilir. Kesinlikle.

Komik bir tesadüf ki Oppenheimer’ı izleyeli uzun bir zaman olmadı. Benim için. Sosyal medyada hype olmuşken ben pek de hype olmamıştım. Blacksad’a dönüş yaptım. Bu sayıda anlatılan hikaye hoş bir tesadüf oldu. Böyle tesadüfleri daima severim.

Blacksad, ilkbahar esintisi gibi hissettirmiştir bana. O tatlı esintinin tenimi yalamasından hoşlanıyorum. Hafif bir esinti. Kısa bir esinti. Fazlasını arzulatan bir esinti.

Hikaye hakkında söylenebilecek pek bir şey yok. Bolca siyasi eleştiri, Oppenheimer’ı bir çeşit yorumlama, komik bıyıklı adama ve döneminin ideolojik furyasına güzel bir selam.

Batıl inançlı olmayan kara kedimiz ise, kara kedi uğursuzluğunu daima kendisine yaşatan bir adam.

14 Beğeni

Steven Erikson, maharetinin öyle bir iki kitapla sınırlı olmadığını Zincirler Hanesi ile tekrar kanıtlıyor. Serinin diğer kitapları gibi Zincirler Hanesi de başlı başına muazzam bir yığın. 3. Kitabın ikinci yarısı hala favorimdir. Bu nedenle son çıkan kitapta da beklentim yüksekti. Peki bu beklenti karşılığını buldu mu? Kesinlikle evet.

Karakterlerin her birininin mükemmeliği ve kendilerine has diyaloglarının birbirleriyle olan düellosu benim için Malazan serisinin en iyi yanı. Bu kitapta da bu başarı eksiksiz devam ediyor. Çünkü diyaloglar arasında hem güldüm hem üzüldüm hem de derin düşüncelere daldım. Bu açıdan oldukça tatmin oldum yani.

Kurgu konusunda da Steven yine bildiğini okuyor. :slight_smile: Bu kadar olayı ve karakteri böylesine ustalıkla bir araya getirmek her yazarın yapabileceği bir şey değil. Olayları ve aksiyonu nerede kesip nerede devam ettireceğini çok iyi biliyor.

Gelelim genel bir yoruma; heyecan kaldığı yerden firesiz devam ediyor. Yeni karakterlerden Karsa ve onun gelişimine tanık olmak enfes bir tat verdi bana. Sonraki kitaplarda Karsa’yı sabırsızlıkla bekleyeceğim. Ve tabii Leoman’ı, Kesici’yi, Neferrias Bredd’i, Onrack’ı ve yoldaşı Sengar dahil diğer tüm karakterleri de yabana atmamak gerek.

Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.

Puanım 10/10

27 Beğeni

Serinin 1. Kitabı hariç her kitabı övülüyor heryerde. Sanırım birinci kitap seri için çok büyük bir eşik :thinking: (ki ben geçemedim o eşiği)

3 Beğeni

Olayların geçtiği evrene ve karakter çokluğuna alışmak gerek. Tabii bir de yazarın tarzına. Bunu da reread ile rahatlıkla yapabilirsiniz. Zaten ilk iki kitap için forumda etkinlik var ve o konuda da Türkçeleştirilmiş bir çalışma mevcut. Bana göre önemli olan o eşiği aşmak. Alışınca ne kadar sağlam bir seri olduğu anlaşılıyor.

3 Beğeni

Şimdi senden gaza gelip tekrar elime aldım kitabi kaldığım yerden bir iki bölüm daha okumaya çalışıcam ki bir iki arkadaşimda “şu eşiği aş gerisi çok iyi” gibi telkinlerde bulundu.
Biraz okudum da, bence bu kitabın en büyük problemi çeviri. Okuma etkinliğindeki rehberdeki özel isimlerin çoğu zorlama türkçeye çevrilmiş, mesela Crone’a kocakarı demiş -ki tamam türkçe karşılığı o ama bence özel isimler çevrilmemeli. Zaten karakter bolluğu olan bir yerde iyice kafa karışmasına sebep oluyor.
Neyse bakalım büyük sabırla ilk eşiği aşmaya çalışıcam

4 Beğeni

Kitapta bir karakterin üç ismi bile olabiliyor. Irkı, ismi ve lakabı. Özellikle askerler arasında her karakterin mutlaka bir lakabı oluyor. Belki bu bahsettiğiniz şey -hatırlamıyorum şu an kocakarı kısmını- o kişinin lakabıdır ve çevirmen lakap olduğu için öyle çevirmiştir.

Benim tek tavsiyem 3. Kitabın ikinci yarısına kadar kesinlikle sabretmen. Ondan sonrası alıp götürüyor. Bana göre asıl eşik orası. :joy:

3 Beğeni

Yok bildiğin kuzgun kendisi :blush:

:scream:Naptin hocam ben ilk kitabın 250.sayfasını geçemedim daha :rofl::rofl:

3 Beğeni

Aradaki ikinci kitap da iyidir ama o dediğim kısım daha çok zorlayacaktır. Ki beni seriyi bıraktıracak dereceye kadar getirmişti.

2 Beğeni

Hocam Crone aslında kuzgun demek ama ecnebiler çok yaşlı yalnız nahoş kadınları aşağılamak için de kullanıyor :sweat_smile: Crone reyiz kuş, yaşlı, dişi, huysuz ve de kurnaz birisi olduğundan ben makul bulmuştum biraz.

3 Beğeni

Malazan o kadar geniş ve ayrıntılı tasarlanmış bir evren ki ilk kitapta yazarın edebi becerisi, aklındakileri kağıda dökmek için yetersiz kalıyor. İkinci ve sonraki kitaplarında yazarın kendini ne kadar geliştirmiş olduğu açıkça anlaşılabiliyor.

…ve evet, ilk kitap Malazan’ın ancak insanüstü bir zeka tarafından yaratılabilecek evrenine ulaşabilmek için geçilmesi gereken uğraştırıcı bir eşik.

5 Beğeni
  1. kitabın sonunu okumadan erken karara varmayın bence.
2 Beğeni

Şuan 1.kitaba kaldığım yerden tekrar başladım 400 lere doğru geliyorum. Biraz biraz açılmaya başladı diyebilirim. İlk kitabın bitişine göre ikinciye geçmeyi düşünüyorum. Seriye tam olarak dediğiniz noktada karar vericem gibi duruyor :+1:

2 Beğeni

Hatıratlarla Karşılaştırmalı Nutuk

Nutuk’u çocuk yaşımda özeti şeklinde, genç yaşımda pek sadeleştirilmemiş ve anlamakta zorlandığım bir edisyonu ile okumuştum. Olgunluk dönemimde Hatıratlarla Karşılaştırmalı Nutuk ismi verilen bu edisyonu ile gerçekten hakkını vererek okumuş oldum. Zamana yayarak, günde 30-50 sayfa civarlarında ve sindire sindire okuyarak, her ayrıntısına dikkat ederek uzun bir periyot ayırdım bu esere. Bunca yıldan sonra Gazi’ye ilk defa bu kadar yakın hissettim kendimi belki de, ilk defa onu bu kadar iyi anladım… Cumhuriyetimizin 100. yılına girerken yeniden Nutuk okuma kararım sanırım bu sene aldığım en güzel kararlardan biri oldu bu nedenle.

Okumayı düşünen bir Türk vatandaşı için zaten Nutuk’un ne olduğunu, nasıl bir eser olduğunu anlatmaya gerek yok. Ülkesinin vatandaşı olmaktan gurur duyan, vatanının ne zorluklarla kurulup kendisine emanet edildiğinin ayırdında olan her Türk’ün rafında bulunacak bir tarihi kaynak Nutuk. Ben bu özel edisyonu kısaca tanıtmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Hatıratlarla Karşılaştırmalı Nutuk dil bakımından çok güncel ve akıcı bir uyarlama olmuş, düzenli kitap okuma alışkanlığı olan bir bireyin okuduğunu anlamakta zorlanacağı hiçbir alan yok. Benim bu edisyonu okumayı tercih etme nedenim ve diğer pek çok versiyonundan farkı ise kitabın içerisinde milli mücadelenin pek çok kahramanının anılarından parçaları yerleştirme tercihleri oldu.

Atatürk’ün nutukta değindiği bir olayın, o olayı yaşayan ve anılarında yazan başka bir ağızdan da onun bakış açısı ile görmek Nutuk tecrübesine inanılmaz bir derinlik katıyor. Bu anı yeri geldiğinde İsmet İnönü’den paralel bir bakış açısı ile de olabiliyor, Rauf Orbay’dan zıt bir görüşle de. Aynı anda birkaç kitabı birden okuyup aynı özneyi tartıya koyma şansı veriyor sanki bu kitap. Ek olarak bazı tarihi olayları ya da şahısları bilmeyen okurların olabileceğini düşünerek, bahsi geçtiği sırada ayrı bir kutucuk açıp detay verdiği kısımları da mevcut.

Kimin aklına bu şekil bir versiyon hazırlamak gelmiş ise hepsinin eline sağlık, evladiyelik bir baskı olmuş. Tüm Nutuk edisyonlarını incelemedim ama geçmişte elimden geçen pek çok versiyonla kıyasladığımda açık ara en iyisi, nesilden nesile aktarılası bir baskı. Ciltli ve ciltsiz olarak 2 versiyonu var, ben ciltlisini almıştım. İnanılmaz güzel bir baskı ama çok büyük ve ağır, okuması fiziksel olarak çok zor. Bu nedenle daha uygun fiyatlı olan ciltsizi de gönül rahatlığı ile tercih edilebilir, okuması daha kolay olur.

17 Beğeni

Kyoka Izumi - Büyücü ve Diğer Gotik Öyküler

Kyoka Izumi, haiku (Japon şiiri), roman ve oyun yazarıdır. Edo dönemi edebiyatından, tuhaf ve benzersiz bir romantizmden derinden etkilenmiştir. Eksantrik ve batıl inançlı, grotesk ve fantastik yazılarıyla ün kazanmış. Fanteziyi, gerçekten kaçmak için değil de gerçeği eleştirmek için kullanmış. Ayrıca Japon Fantastik edebiyatının öncüsü sayılmıştır.

Kitapta toplamda dört öykü bulunuyor. Bazıları hikaye içinde hikaye (çerçeve anlatım) tekniğiyle anlatılmış. Öykülerin anlatımları sürükleyiciydi. Doğa betimlemeleri ve bazı öykülerdeki tekinsizlik, arka planda güçlü bir şekilde işleniyor. Bazen hikayelerin sonu uçuk bırakılıyor. Daha önce Japon edebiyatına mesafeliyim demiştim, bu yazarı severek okudum.

En sevdiğim öyküler; “Koya Dağı’ndaki Kutsal Adam” ve “Deniz Şeytanları” oldu. Koya Dağı’ndaki Kutsal Adam, bir Budist Keşiş’in ilaç satıcısına yardım etmek için seçtiği yolda başına gelen zorlukları işliyor. Keşişin en büyük sınavı, bu ıssız yerde karşısına çıkan kulübede oluyor; evde aptal kocasıyla birlikte yaşayan güzel bir kadın. Deniz Şeytanları öyküsü deniz kenarındaki kulübede kaptan kocasını bekleyen genç bir anne ve bebeğiyle ilgiliydi. Japonların şeytani ruhlarından birisini anlatıyor. Okurken gerildiğimi hissettiğim tek öykü bu oldu.

İlk öykü, "Ameliyathane ilk okuma için iyi bir seçim. Kısa ama diğer öyküler kadar çarpıcı değil. Tuhaf bir romantizmi anlatıyordu. Büyücü hayal mi, gerçek mi idrak edemediğim bir okuma oldu.

Puanım: 8/10

14 Beğeni

Zincirler Hanesi - Malazan 4

Malazanların dünyasına Zincirler hanesi ile devam ederken, bu kitabın konu akışı açısından Ölühane Kapıları sonrasını takip ettiğini bildiğimden beklentim epey fazla olarak başına oturdum. 2. ve 3. kitaplardaki beğendim de çok yüksek olduğundan, Zincirler Hanesi beklentimin ve öncesindeki iki kitabın bir tık altında kaldı.

Kitaba Karsa Orlong’u tanıyarak başlıyoruz. Uzun uzun ve aralıksız Karsa PoV okuyarak devam ediyoruz. Birkaç yüz sayfa sonunda farklı karakterler ve ana hikaye akışına döndüğümüzde Karsa’nın topraklarını, halkını-ırkını, soyunu-sopunu, adetlerini derinlemesine öğreniyoruz.

Karsa epey ağırlıklı bir karakter, karakteri de sevdim ama Erikson’un önceki kitaplarda girmediği bu detaylı karakter oluşturma taktiği bu kitabın seviyesini bir tık düşürdü bende. Karsa’nın karakter gelişimi sadece kitabın bu ilk evresinde olup bitmiyor, tüm kitapta farklı chapterlarda da devam ediyor. Ama sorun Zincirler Hanesi’nin hatta tüm Malazan serisinin tek bir karaktere dayalı bir seri olmaması. Önemli rolü olan pek çok büyük ismin yanında onlarca yan parça ile bir kurgu oluştururken tek bir karakter üstüne düşüp hakkında bu kadar bilgiye girmek biraz gereksiz kalmış. İlk sayfalarda Teblor’lar ile ilgili öğrendiğimiz pek çok etmeni kitabın sonlarına doğru çoktan unuttuk bile çünkü hiçbir alanda tekrar kullanılmıyorlar. Sadece Karsa’nın gelişimini görmek için yazar bize olması gerekenden fazlasını sunmuş diye düşünüyorum ki hikayenin finaline geldiğimizde tek karakterli bir çözümleme de sunmaması, pek çok karakterin kendi macerası ve payı olan bir kurgu olması ilk sayfalardaki şüphelerimi son sayfalarda doğrulamış oldu.

Beklediğim karakterleri istediğim ağırlıkta göremesem de gerek eskiler, gerek yeni tanıdıklarımız ile özellikle kitabın ikinci yarısında dengesini oturtup beklediğimiz macerayı bize sunuyor Erikson. Muavin kontrolündeki Malazan ordusu ve Sha’ik’in Raraku ordusunun kesişmesini hevesle beklerken bu süreç de biraz uzun bağlandı bana kalırsa. Spoiler vermeden tam nasıl değineceğimi bilemediğim ufak bir deus ex machina durumu ile beklentim dışı sonuçlanan bu çarpışma, epiklik açısından olmasa da tüm karakterlerin bir şekil kesişip payını sunduğu bol aksiyonlu bir final sekansıyla tamamlandı diyebilirim. 4/5 puan, umarım dilimizde serinin sonraki kitaplarına daha hızlı kavuşuruz.

27 Beğeni

Daha önce iki üç kez yazmıştım ama bilmeyenler olabilir diye son kez buraya da yazayım.

Senin de beğendiğin o çokça POV içeren kitaplar sonrası Erikson’ı karakter yaratmada çok zayıf diyerek eleştiriyorlar. Çok POV olması da keza eleştiri alıyor. Sonra Erikson bu kitabı yazarken 300 sayfa tek POV yazıyor. Burada amacı, yazamıyorum değil yazmak istemiyorum mesajı vermek. Zaten bir daha böyle bir sekans da olmuyor seride.

13 Beğeni

Kübra - Afşin Kum

Sıkıntılı bir kitap olduğunu düşündüğüm Sıcak Kafa’dan sonra beklentim yüksek değildi fakat beni ters köşeye yatırdı. Ayakları buraya basan bir b-k oluşturmayı başarmış Afşin Kum.

Tabii bu noktada bilimkurgu ayaklarını ille de bir yere basmalı yani sosyolojik olarak gerçekçi bir yaklaşım mı sergilemeli yoksa hayal gücünü serbest bırakıp oluşturduğu benzemez bir dünyada bugünü görünür mü kılmalı sorusu geldi aklıma. Soru, soru olarak yeni değil elbet. Ben ikincisinin taraftarıyım. Birinci yol sıklıkla bilimkurgu olmayan fakat bilimkurgumsu bilimkurgu eserleriyle baş başa bırakıyor bizi. Örnek: Kabaca uzayda Die Hard olarak sınıflandırılabilecek Gravity. Sonraki kitapları için takibe aldığım Afşin Kum’un Kübra’sının bu türden bri kitap olduğunu söylemiyorum fakat kıyısından geçmiyor da değil. Bunu açmak için önce konuya bir bakalım.

İstanbul’un gecekondudan evrimleşmiş mahallelerinden birinde yaşayan Gökhan, yine böyle bri mahallede tornacılık yapmakta ve çalıştığı dükkânı yaşlanan ustasından devralıp çocukluk aşkı Merve’yle evlenmek istemektedir. Kafası büyük sorularla karışık biridir Gökhan, ben bir neyim’e takılmıştır ve bu soruların tümü Allah’la bağlantılıdır. Dışa dönük düşünsel aktivitelerini soltaç adlı bir sosyal medya platformunda, karşılık alamadığı derin sorular sorarak gerçekleştirir. Derken Kübra adlı birinden “sen farklısın” diye bir mesaj gelir.

O esnada Amerika’dan iki grişimci yazılımcı Türkiye’ye intikal eder. Bavullarında sıradışı bri yapay zeka programı olan KUBRA’nın temel matematiği vardır.

KUBRA hayata geçer ve bir gün eğlencesine iktidarı ele geçirme görevi verilir ona, KUBRA kısıtlı bütçeyle bu görevi yerine getirebilmek için sosyal medya profilleri yaratır. Kübra profilinden de nasıl seçtiğini bilmediğimiz kişilere “sen farklısın” mesajı atar.

KUBRA herkes için aynı planı mı yapmıştır bilinmez fakat Gökhan Kübra’nın mesajlarında Allah’ı bulur. Kısa sürede de tüm Türkiye’de etkili bir dini figür halini alır. Fakat bu işin sonu pek hayra alemet değildir.

Kitap bir takım önemli soruları ortaya atıyor ve çoğu yeri boşluk bırakarak okurunu düşünmeye teşvik ediyor. Bu cesur bir seçim çünkü aslında hemen kimsenin oturup da izlediği ya da okuduğu bir şeyler hakkında düşünmeye pek de niyeti yok. Fakat Kübra’nın romanda dile geldiği tek an okuru bu yönde tahrik ediyor diyebiliriz.

Yukarıdaki soruya gelecek olursak, kitap bir yandan uzak sayılabilecek bir teknolojiden bahsediyor fakat YZ son kullanıcı ürünü olarak dahi bu kadar gelişmişken milyar dolarlık şirketlerin elinde ne olduğunu kestirmek güç. Bu yönüyle gayet de bugünün dünyasının olanakları dahilinde yani bilimkurgu olmayan bri alandan sesleniyor KUBRA. Fakat bilimkurgunun yöntembilimi (diyelim) KUBRA’da da mevcut. Bu yöntembilimin en temel öğelerinden biri -IMHO- ortaya bir sorun atıp bu sorunun makineyi nasıl bozduğunu izlemektir. Sosyolojik bir bakıştır bu ve Afşin Kum bunun altından çok iyi kalkarak inandırıcı bir Türkiye ve Ümraniye, daha da özelde Ormancılar kurmuş.

Ayrıca, hafızam beni yanıltmıyorsa Kum bir bilgisayar bilimci, buradan da detaylı bir YZ ortaya çıkartmış. Şu alıntıyı eklemeden edemeyeceğim.

“Her bir adımda, stratejiyi baştan aşağı günceller, her bir eyleme (ya da eylemde bulunmamaya) yepyeni bir strateji doğrultusunda karar verir. Bir karar verildiğinde, hiçbir zaman yüzde yüz emin değildir. O yüzden bir şeye neden karar verdiğini sorduğunuzda, mantıklı bir cevap veremez. Çünkü ara amaçlardan bir çoğu, KUBRA’nın gerçek dünyaya ait varlıklar arasındaki ilişkilere dair, kendisinin ürettiği ve insan dilinde tanımlanmış herhangi bir kavrama karşılık gelmeyen bilgi birimleridir. Bunlar, çok boyutlu düşünce evreni içinde, bizim bilmediğimiz ama onun bildiği kavramlardır. Bizim dilimizde bir ismi yoktur bu kavramların, ama onun dilinde, yani bilgi birimleri cinsinden, isimleri ve cisimleri vardır.”

Tek başına bu paragraf dahi ne denli derin bir tasarımla karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor.

Sonuç olarak, az okuduğum yerli bilimkurgunun mutlaka okunması gerekenler listesine girecek maddelerinden biri olduğunu tahmin ediyorum. Yine de şöyle bir 200 sayfa daha uzun olsaydı demeden de edemiyorum.

13 Beğeni

Hanımlar ve Beyler - Diskdünya 14

Cadılar alt serisinin 4. kitabı olan Hanımlar ve Beyler maalesef pek beğenemediğim diğer bir Diskdünya ve Cadı romanı oldu. Cadılar Dışarıdanın üzerinden fazla zaman geçmemiş belki; Havamumu Nine, Ogg Ana ve Magrat üçlüsünü fazla özleyememişim. Üstüne bu kitapta Magrat bana biraz burun kıvırtan bir karakter oldu.

Pratchett her Diskdünya romanında olduğu gibi Hanımlar ve Beyler’de de bize bol bol tebessüm ettiriyor, ince göndermelerini dolduruyor. Ama ben bu kitaba girmekte zorlandım, ilk yarısında olayların gelişimi biraz sürüncemeli oluştu sanki. Bunda kitaptaki bol Shakespeare göndermelerini yakalayamamam da etkili oldu muhtemelen, 1 tane yakaladıysam 10 tane kaçtı gibi hissettim.

Ancak özellikle son 80-90 sayfalık kısımda biraz dağınık gibi duran her şey harika bir tempo ile birleşti. Bu heyecanlı, eğlenceli ve yer yer duygusal son kısım ile Hanımlar ve Beyler serinin hakkını veren bir Pratchett romanı saygısını kazandı benden. Yine de en düşük Diskdünya puanımı aldı; 3/5 .

22 Beğeni