Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

“Ben daha ölümedim.”

Bu yıl okuduğum Diskdünya kitaplarını tek cümleyle değerlendireyim. Hepsi iyiydi. :slightly_smiling_face:

Kitaplar Hareketli Resimler, Tırpanlı Adam, Cadılar Dışarda, Küçük Tanrılar, Hanımlar ve Beyler’ den oluşuyor.

Genel olarak karakterle ilgili şunları bırakayım.

Ölüm, kendi alt serisine ait kitaplarda sürekli işten kaytarmak istiyor gibi görünüyor ancak konuk olduğu diğer serilerde ise tam randımanlı çalışıyor ne hikmetse.

Bu yıl Rincewind pek aklımda kalacak bir olayın içinde yer almadı. Bunun sebebi ilk defa Rincewind’in karakteriyle alakalı değil. Okuduğum kitaplarda yoktu sadece.

Havamumu Nine ve ekibi yine döktürüyordu. Ta nerelere yargı dağıtmaya gittiler sonra gelip krallığı kurtardılar.

Kütüphaneci. “Uuk uuuk uuuk uk!” Valla ne dedi anlamadım. Ama şunu çok rahat söyleyebilirim. Küçük Tanrılar’da çok kahramanca bir operasyona imza attı. Operasyon öncesinde Kütüphaneci dahil olur olaya dedim ve beklentimi boşa çıkarmadı sağolsun. Operasyon yobazlar kütüphaneyi yakacakken Kütüphaneci’nin o kütüphaneleri birbirine bağlayan kadim yoldan gelip değerli kitapları kurtarmasıydı. Bu yolu daha önce Hareketli Resimler’de kullanmıştı yine başka bir iş için.

Son olarak kitaplarla ilgili de şunları bırakayım.

Küçük Tanrılar adeta Dinler Tarihi ile Teoloji 101 kitaplarının karmasıydı. Bu alanda başka eser okumama artık gerek yok. :sweat_smile:

Küçük Tanrılar finali ile Cadılar Dışarda finali benzer bitiyor.

Hanımlar ve Beyler’deki geçit ile Hareketli Resimler’deki geçit benzer amaçlı görünüyor.

6 Beğeni

Ben de yakınlarda Ruh Müziği’ni okudum ve Ölüm konusundaki fikrinize katılıyorum. Kendini tekrar ediyor artık.

3 Beğeni

O kadar eğlenmişsiniz ki okurken. Ben yıllar önce başlamış ilk 3 kitaptan sonra sıkılıp bırakmıştım. Şimdi okurken bir şevke geldim tekrar başlayacağım galiba.

4 Beğeni

Bir şans daha verin bence. Ben de yıllar evvel basılmaya başlandığında ilk 3 kitabı okuyup bırakmıştım sonra bağımlısı oldum. Üstelik etrafımdaki herkes okutmaya çalışıyorum.

2 Beğeni

Devam edin lütfen. Ölüm’le tanışmadan bırakmışsınız evreni. Tanışın, siz de hayranı olacaksınız.

1 Beğeni

Tamam o halde en kısa zamanda tekrar başlıyorum.

2 Beğeni

Stephen King - Uzun Yürüyüş

En çok okuduğum yazar olan Sai King’in bir kitabını daha bitirdim. Bununla birlikte üstadın 35. kitabını okumuş oldum.

King, benim için önemli bir yazar. Kitap okuma alışkanlığımı onun kitaplarıyla kazandığımı söyleyebilirim. Benim için bir nevi güvenli bir liman işlevi de görüyor. Yazarın okuyacağım kitapları azaldıkça bilerek okumaya ara vermiştim, ileriki yıllarda da okunacak kitapları olsun diye ama yavaş yavaş bu düşüncemden vazgeçmeye başladım. Üstat hayattayken dilimize çevrilen tüm kitaplarını okumak gibi bir düşünceye kapıldım.

Uzun Yürüyüş, daha önce Azrail Koşuyor adlı kitabın içinde basılmış. Kitabın baskısı olmadığı için okuyamamıştım. Tek başına müstakil olarak basılınca anca okuma fırsatı bulabildim. Bu kadar güzel bir kitap bu zamana kadar neden tek başına basılmamış hayret içinde kaldım.

Uzun Yürüyüş, gelecekte geçen bir kitap. Tam olarak bahsedilmese de devlet yapısında ve ekonomide bir çözülme olmuş. Bilinmeyen bir zamanda eskilerin gladyatör dövüşleri mantığında Uzun Yürüyüş adlı bir yürüyüş başlatılmış.

Yürüyüş, halkın sıkıntılarını unutturmak ve onlara bir eğlence sunmak gibi işlevleri olan bir organizasyon. Gönüllüler arasından kura ile seçile 100 tane erkek çocuğun son kişi hayatta kalana ölümüne yürümesi gerekiyor. Hayatta kalanın ödülü tüm arzularının yerine getirilmesi.

Oldukça iyi niyetlerle ve arkadaşça başlayan yarış, zaman ilerledikçe kişisel çıkarların ve ihtirasların ortaya çıkmasıyla farklı bir hâl almaya başlıyor.

Okuması oldukça keyifli bir eserdi. Tavsiye ederim. Kitabın filmi de çıkmış, her ne kadar King uyarlamaları genellikle güzel olmasa da bu kitabın film uyarlamasını özellikle izlemek istiyorum

26 Beğeni

Stephen King’in dilimize çevrilen bütün kitaplarını okumak düşüncesine ben de bir seneye yakındır kapılmış durumdayım. Ciddi bir adımı bu sene itibariyle atmayı düşünüyorum. Her okuduğum iki farklı kitaptan sonra bir King kitabı okuyup hem kitaplığımda uzun zamandır bekleyen kitaplara şans vermeyi, hem de büyük bir yazarın kendisi gibi büyük külliyatını tamamlamak yolunda ilerlemeye çalışmak istiyorum. 2024 yılında yazarla tanıştım. Onun öncesinde sadece kitaplarından uyarlanan dört-beş yapım izlemiştim. Yeşil Yol, Sadist ve Kuşku Mevsimi gibi eserleri hayatımda okuduğum en iyi kitaplar arasına girdi. Kitaplığımda eksik kalan serilerin devam kitapları ve King eserleri dışında kitap alışverişi yapmamaya çalışıyorum. Kendime her ay bir kitap alma sözü verdim, bu ayları aynı sene içerisinde biriktirerek toplu alışveriş yapıyorum. Yoksa kitaplıktaki okunacak kitap sayısı hiç bitmeyecekmiş ve her gün artacakmış gibi hissettiriyor.

4 Beğeni

Hocam yazarla daha yeni tanışmışsınız. Biraz yavaş gidin bence. Yılda 5-6 kitap okusanız hadi yeterli gelmedi 10 kitap okusanız bile yeterli bence. Ben de sizin gibi bir anda yüklenmiştim ama fazla gelmişti.

2 Beğeni

Birçok eseri zaten oldukça uzun, her ay bir tanesini okusam benim için yeterli olur diye düşünüyorum. Diğer yazarları ve kitapları da ihmal etmemekte fayda var.

2 Beğeni

Andy Weir - Kurtuluş Projesi

Son zamanlarda okumaya başladığım kitapların elimde sürünmesi sebebiyle, özellikle okunması kolay sürükleyici kitaplar seçiyorum. Sıkıntılı ve zor zamanlardan geçtiğimi düşününce kitaplar beni alsın, farklı dünyaların içinde gezdirsin istiyorum. Andy Weir tüm kitaplarını satın aldığım ancak sayfa sayısı sebebiyle kendisinden çekindiğim bir yazardı. Kurtuluş Projesi Goodreads üzerinde sürükleyici bilimkurgu ararken karşıma çıkan en yüksek puanlı kitaplardan birisi olması sebebiyle sonunda oturup başladım.

Kurtuluş Projesi ilk başlarda Soyvet Bilimkurguları gibi durağan ve yavaş başlıyor. Ancak sayfalar ilerledikçe sizi yavaş yavaş hikayesinin içine çekmeye başlıyor. Birincil tekil şahış üzerinden yazılmış kurgu eserleri genelde okumakta zorlanırım. Hikayeyi sadece tek eksenden gösterip ilerletmeye çalıştıkları için tüm akışa hakim olma hissiyatına sahip olamam ancak bu kitap çok büyük bir istisna. Birinci tekil şahış ağzından biraz eğlenceli olarak anlatılan olayları ileri ve geri sararak okumak çok zevkli oluyor. Yazar aslında çok büyük ve önemli bir uzay görevini eğlenceli ancak sululuğa kaçmadan , zamanda sürekli ileri geri yaparak anlatıyor.

Özellikle flashback dediğimiz ileri ve geri geçişlerin aslında bir mantık temelinde olduğunu, bunun sadece kurgu için değil, işin bilim tarafında da çok güzel bir noktaya getirmek için yapıldığını anladığınızda okuma zevkiniz katlanıyor. Burada hikayenin sürprizini bozmamak için yazmıyorum ancak bu flashbackler tüm hikayenin temeline çok mantıklı oturuyor.

Kurgu tarafının güzelliğinden bahsetmişken , bilim tarafından bahsetmemek olmaz. Kurtuluş Projesi okuduğum en mantıklı bilimkurgulardan. Ben bir mühendis olarak böyle kitapları okurken veya filmleri izlerken aptal yerine konmak istemem. Burada bahsettiğim “bizi sayfalarca bilime boğsun, kuantum fiziğini öğretsin “ değil. Ancak bize bilimsel birşeyler anlatırken ve kurguyu bunun üzerine kurarken, saçmalamasın, soruları havada bırakmasın. Hatta yazar bazen bu işi o kadar ilerletiyor ki “tamam kardeşim , anladık, bizi keklemiyorsun kısa kes” diyesi geliyor insanın. Zaten bilime meraklı veya mühendislik/bilim nosyonu olan kişiler bazı noktalarda olacakları önceden tahmin edebileceklerdir.

Uzaylılarla ilk temas kısmı ise çok güzel. Burada hem verilen duyguyu hem de evrim mekanizmalarının neden birbirine benzeştiği kısımları çok beğendim.

Yazım dili, akıcılık, kurgu, bilimsellik, duygusallık her şey güzel peki eksik bir şey yok mudur bu kitapta?

Tabii ki var. Benim eksik bulduğum kısım bir destansılık yok kitapta. Bunu anlatması zor. Ama şöyle söyleyeyim mesela Dune okurken o destansılığı hissediyorsunuz. Bu kitapta ise yazım dili eğlenceli olduğu için o hissiyatı alamıyorsunuz gibi.

Filmi de yakında çıkacakmış ancak kesilikle önce kitabı tavsiye ederim. Bazı noktalarda insanın gözleri doluyor , bazen coşkuyla sayfaları çeviriyorsunuz.

Sonuç olarak hayatımda okuduğum en güzel bilimkurgulardan birisi. O sebeple puanım 9.5/10

25 Beğeni

İyi bir inceleme olmuş, elinize sağlık. Kitap radarıma girdi.

3 Beğeni

Umarım tüm sıkıntı ve zorluklar geride kalır sizin için.

2 Beğeni

Çok teşekkür ederim. Dünya hali. Sıkıntı ve dertler ancak mezarda biter.

2 Beğeni

Hasatta Gündoğumu

Haymitch’in kazandığını bildiğimiz 50. Açlık Oyunlarına giderken Collins de serinin ilk kitabında elde ettiği başarının özlerini tekrar yakalamayı başarmış. İlk kitaba en yakın kitap olmuş. Tabi bunun temelinde hasat günü, çekirdek aile sevgisi, gençlerin toyluğu, başkent yolculuğu, atmosferi ve şok edici açlık oyunları vs gibi aynı adımları izlemesi en büyük etken. Yani aslında biz bunu daha önce gördük, okuduk, yaşadık :slight_smile: . Peki o halde bu serüveni bize ne sevdirebilir diye düşündüğümde aklıma iki cevap geliyor; serinin çok büyük bir fanı olmak ya da Haymitch’in tüm karakterini oluşturup şekillendirecek bu maceradaki duygusal rollercoaster.

Kitabın eksileri de burada başlıyor, çünkü 24 sene sonrasında tanıdığımız Haymitch’in umutsuz yitik bir alkolik olduğunu biliyoruz. Hiçbir şeyi, hiç kimsesi kalmamış ve kendini alkolün unutturucu kollarına bırakmış. Oysa ki Hasatta Gündoğumunda karşımıza çıkan genç Haymitch aile bağları kuvvetli, sevgilisine aşık ve hayat dolu bir genç. Yani kitabın sonunda bunları kaybedeceğini bilerek okuyoruz. O halde bu sürecin bizi çok etkilemesi gereken, bizi şaşırtan, bizi hayretler içinde bırakan şekilde devam etmesi gerek değil mi?

Bence Collins’in yakalayamadığı şey bu olmuş ve kitabın kurgusu çok zayıf kalmış. Çünkü ilk kitaptaki isyan ruhunu da bu kitaba ekleme çabasına girmiş. Başkent’e karşı gizli bir hareket gerçekleştirme çabası, entrika ve eylemler oturmamış. Haymitch’de daha önce görmediğimiz o başkaldırı ruhu bir anda alevlenince karakterin duygusal şekillenişi de bozulmuş. Aksiyon ve gerilim olarak bu seçim görevini yerine getirmiş ancak hiç katılmasa ve sadece 2. çeyrek asır açlık oyunlarını tecrübe etsek daha güzel bir hikaye olurmuş. Tabi bu seçimde yazarın son sayfalarda oluşturduğu kayıplar ve duygusal etkiye bir bahane altyapısı oluşturma durumu da var, aynısını 4. kitapta da yapıp oldu bittiye getirmişti hızlıca. Aynı tarz bu kitapta da devam etmiş.

Burada beni rahatsız eden bir diğer yazar seçimine de değinmesem olmaz. Ana seride tanıdığımız Plutarch, Effie, Mags, Wiress, Beetee gibi karakterler Haymitch’in bu macerasında büyük rol oynuyorlar. Ancak 25 sene önce böyle ortak bir tecrübe paylaşımını biz ana seriyi okurken hiçbir zaman hissetmedik ki bu karakterlerde. Keşke ortak karakterlerle bu hikayede bir bağ oluşturma çabasına bu kadar girilmese de Maysilee, Wyatt, Ampert, Wellie, Lenore Dove vs gibi yeni giren ve çok başarılı olan farklı karakterler yaratımları tercih edilseydi.

Kitabın çeviri ve redaktesinde bir takım sıkıntılar hissettim, ancak kaynağı ile kıyaslamadığım için çok yorum yapmıyorum. Ancak Dex yayınlarında ilk kez denk gelmiyorum, keşke biraz daha özenli bir son hazırlık evresi gerçekleştirseler.

Collins yıllar sonra en başarılı olduğu ilk kitabın havasına yakın yeni bir kitapla seriye dönmüş ancak aynı yolu tekrar aynı taşlara basarak gitme hevesi kendini baltalamış ve Hasatta Gündoğumu ortalama bir kitap olmuş. Yine de yıllar sonra seriye dönecek okurların keyif alacağını düşünüyorum. Ben çok kısa bir periyotta tüm açlık oyunları kitaplarını okumuş bulunduğum için pek çarpıcı bir deneyim olmadı. Bu kitabın film uyarlamasını da izler, sonra tüm açlık oyunları defterini kendi adıma kapatırım artık :slight_smile: 3/5 Puan.

13 Beğeni

Fanfictionlar bir şansı hak ediyor mu?
Yakın bir zamanda okuduğum Manacled ’ den bahsetmek istiyorum. Son zamanlarda ağır romanlardan çok zihni yormayan kitaplar tercih ediyorum. Hatta Yeşil Denizli Tress okuyup bitiremedim. Ağır olduğundan değil, aptalca olduğundan :unamused_face:Aldığı övgünün yarısını hak etmiyor bence.

Neyse birkaç Youtube videosunda gördüğüm bu neymiş ya dediğim ve ağır olduğu için eleştirilen Manacled okudum. Okuduğum ilk fanfiction ve daha önce asla okumam dediğim bir tür. (Önyargılara gerek yok) Aldığı övgüyü %100 hakediyor. Kadınlara daha çok hitap ediyor açıkçası ve genç kızlara önermiyorum.

Sonrası spoiler ve karşılaştırmalı yorum içerir.
Kitabın neden beğenildiğini anlamak zor değil. Kızların bu kitabı sevmesini anlamak ise çok kolay. Jane Eyre neden sevildiyse bu yüzden. (Şu bir gerçek kızlar, bu kitabı bir kadın yazdı ve gerçek dünyada hiçbir erkek Draco gibi tutkulu bir aşık olamaz.:thinking:)

Kitap Damızlık Kız temasıyla başlıyor, sonrası geçmişe dönük hatıralar ve son kısımdan oluşuyor. Savaş sahneleri başarılı, büyülü bir dünyada düello okumak eğlenceliydi. Harry Potter ölmeyi kesinlikle hak etti, kimse kusura bakmasın, böyle salakça bir savaş taktiği ile kazanılmaz. Hayır kendi öldü yetmedi neredeyse tüm önemli karakterleri ölmesine neden oldu. Savaş taktikleri aşırı kötüydü. :woman_facepalming:

Peki neden sevildi? Okuması basit ve inandırıcı. Evet içinde ağır sahneler var, Rıza dışı ilişki kendine zarar, kan falan. Bunları okuyamadığı için kitabı eleştirenler var. Kimseyi pembe düşlerinden uyandırmak istemem, ama doğuda kadınlar halen istemedikleri erkeklere veriliyor, tecavüze uğruyor, ölüyor. Sözde islam ülkelerinde çok daha kötüleri yaşanıyor. Afganistan’da bir kadının hayatını düşünün, sonra bu kitataba ağır diyemez kimse. Üstelik Bu eziyet edenler de eski sevgili olmuyor ve trajik bir biçimde bu işe zorunlu kalmıyor.

İkicisi yazar psikolojik durumu vermekte çok başarılı, gerçekten Harmonie anlıyorsun. Bu kısımları psikolojik çöküşü okumak da oldukça tatmin edici. Draconun motivasyonları anlıyorsun ve inandırıcı. Son kısımlarda Draco aşırı arka planda.

Bu tür kitaplarda genelde karakter şişirmesi yapılıyor, bu kitapta bu yoktu. Brandon Sanderaon Tress karakteri mesala, karakter öylesine övülüyor ki daha önce deniz görmemiş 17 yaşındaki kıza gemi kaptanlığı veriliyor. Hem de kırk yaşındaki adamlar tarafından. 17 yaşında çıkıyor adadan, deniz görmemiş, inandırıcu olmayan icatlar yapıyor, hiç eğitimi yok ama kimsenin aşamadığı denizleri aşıyor, hiçbir yeteneği yok ama herkesin korktuğu ejderhayı alt ediyor, seni gemi kaptanı yapalım diyorlar.:rofl::rofl: sonrasını okumadım. Gülünç, bu tür bir kitap ancak kahve tutucu görevi görebilir. :hot_beverage::teacup_without_handle:Neyse Harmoni karakteri burada detaylı işleniyor, evet savaşmayı bilmiyor, ama zorlu bir eğitimden geçiyor, yaralanıyor, neredeyse ölüyor. (Bomba falan yapıyor ama Avrupa’da çoğu ülkeyi gezmiş eğitim almış bir karakter, bilgisi farklı bir alana kaydırdı diye eleştirilmez .) Çok sık ağlıyor, ağır psikolojik çöküşlerden geçiyor.

Kitap esaret sonrası dönemden başladığı için bu öncesini merak uyandırıyor. Ve şu var, karakterleri ve dünyayı tanıyorsun. Harry Potter bizim neslin kitabiydi Y kuşağı bilir, biz çocukken popülerlik kazandı. Voldemorttu nasıl biri olduğunu anlamaya gerek yok. Çocukken tanıdığımız o karakterin distopik bir gelecekte nasıl şekillenmiş olabileceğini okuyoruz bir nevi.

Kitap oldukça başarılı bulundu, 3 kitap olarak basıldı, ancak Türkçesi yok. Çevrilir gibi geliyor. YouTube da hakkında bir sürü video var, başta sona okunuşu da mevcut. Yazarın ikinci bir kitabı çıktı Alchemised isimli. Bulursam onu da okurum. Kitabın henüz o dilde basılmamış Fransızca versiyonun çevirisi üzerinden AI tercümesi ile okudum. Aı bizdeki bazı yayınevlerinde daha iyi yapıyor bu işi.

10 Beğeni

Bu sene okuduğum ilk kitap Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü oldu. Yıllardır kitaplığımda bekleyen kitapların durumuna üzülmeye başladığım için bu yıl onlara bol bol şans vermeye çalışacağım ve burada incelemelerimi paylaşacağım. Umarım herkese faydası dokunur.

Okuduğum kitaba gelecek olursak, müthiş bir kaynak. Alfabetik olarak Yunan ve Roma mitolojisinde yer alan tanrı, tanrıça ve insan figürlerinin kapsamlı bir şekilde aile bağlarını, işlevlerini ve amaçlarını öğreniyoruz. İçerisinde bulunan yüzlerce maddeyi Azra Erhat’ın muazzam anlatımıyla bir öykü kitabıymış gibi okuyoruz ve batı edebiyatının ilk örnekleri olan tragedyalar ve epik şiirlerdeki anlatımlarla yüzyıllar önce yaşamış insanların inançlarına ve uydurdukları hikayelere tanıklık ediyoruz.

Kitaptan bu kadar verim alacağımı hiç tahmin etmemiştim. Sadece adını ve yüzeysel bir biçimde hikayesini bildiğimiz bu mitolojik karakterlerin hayatımızda ne kadar yer ettiğinin farkına vardım. Yaşadığımız şehirlerin, insanların, gezegenlerin ve günlerin adlarına kadar bu öykülerin yüzyıllar boyunca hayatımıza olan etkisi çok fazlaymış. Az sayıda kalmış olsalar da, efsanelerin şiirsel anlatım yoluyla bu günlere kadar ulaşmış olmaları, tarihin ilk fantastik anlatılarına tanıklık etmemizi sağlıyorlar.

Kitabı gerçekten çok beğendim. Karakterlerin sayısının çokluğundan ve isim karmaşalarından dolayı bazı yerlerde okumakta zorlandım. Bu sorunun kitabın tümüne yayılmaması benim açımdan olumlu oldu. Ayrıca, sözlükten ziyade, kitabın mitolojik öykü derlemesiymiş gibi okunuyor olması da bu olumlu yönlerden birisiydi. Bu değerli eseri konuya ilgisi olan, olmasını isteyen ve gözünüzde büyümüş olan eski anlatılara sağlam bir temel oluşturması adına herkese öneriyorum, kitaptan da çok sevdiğim bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Troya kralı Priamos’la kraliçe Hekabe’nin en büyük oğlu Hektor, Anadolu’nun ilk ulusal kahramanıdır, çünkü Troya Savaşı Homeros’un İlyada destanından da anlaşıldığı gibi bölgesel bir karşılaşma değil, Batı dünyasının Çanakkale Boğazı’ndan Mezopotamya’ya kadar uzanan Asya (bugün Küçük Asya deniyor) kıtasına ilk saldırışı, uygarlık ve zenginlikte Batı’yı çok aşmış olan Anadolu’yu ele geçirmek için ilk denemesi, girişimidir. Bunu ancak böyle anladıktan sonradır ki, Homeros destanını gereğince değerlendirebilir, Troya Savaşı’nın gerçek niteliğini anlayabilir ve Boğazların kilit noktasında çarpışan güçlerin asıl amacı açığa vurulduktan sonra, savaşçılarının karakterine ışık tutarak onları tarihteki benzerleriyle karşılaştırabiliriz. Hemen söyleyelim ki üç, dört bin yıl önceki Troya Savaşı’yla yakın tarihin Çanakkale Savaşı arasında göze çarpan bir benzerlik vardır ve Hektor’u Mustafa Kemal’in atası olarak görmek yanlış bir yorum değil, tersine, tarihi doğru değerlendirmenin bir örneği, bir belirtisi sayılabilir. Troya’nın orta direği olan Hektor’un kişiliğini incelemeye girişmeden önce, Troya Savaşı denilen büyük çatışmaya bütün Anadolu’nun katıldığını metinlere dayanarak göstermeliyiz.” s. 126

Puan: 9/10

14 Beğeni

Kitab-ül Hiyel

Son zamanların en popüler işlerinden biri olan Trench Crusade’i bilir misiniz? Kültürümüze göz kırpan, hikayesiyle ve çizimleriyle yaratıcılığın sınırlarının zorlandığı bu minyatür masa oyununu duymuş muydunuz?

Minyatür masa oyunu? diyenleriniz, belli ki sizler duymamış olanlarsınız. Ve bu, ortak zevklere sahip olduğumuzu düşündüğüm sizler için o kadar güzel bir haber ki… Şimdi hemen arama çubuğuna Trench Crusade yazıyor ve keyiften atmış dört köşe* oluyorsunuz…

*Bir şeyin küpü her zaman en iyisidir. Çünkü 3’leme büyülüdür. 3 dışında herhangi bir rakam işin içine dahil olduğunda ise büyü bozulur. (3’leme devamı (3+1) veya 2. 3’leme (3+3)) Bakınız Lord of The Rings, Matrix

Evet, gittiler mi?

Gitmişlerdir.

O halde kalan dostlarıma artık dünyaya huzur ve mutluluk getirecek “Nihai Planı” açıklamaya başlayabilirim:

  1. Bir miktar 239Pu, 235U, ve C3H5N3O9 karış….

Pardon, pardon bu burasının konusu değildi. Kusura bakmayın, ufak ufak gruplara dahil olunca bazen böyle karışıklıklar olabiliyor. Gelin, biz kendi konumuza dönelim. Ne diyorduk?

Trench Crusade.

Ama bu Kitab-ül Hiyel incelemesi,’*’ yani insan normal olarak NE ALAKA? diye düşünüyor. Alakası şu ki; İhsan hoca bu kitapta bizlere Trench Crusade’in cehennem ordularına karşı iman ile dolup taşan Gökyüzünü Delen İki Boynuzlu Yenilmez Demir Duvarın Büyük Sultanlığı’nda kullanılabilecek olan silahların tasarımlarını sunuyor olması. Hem de kesitler ve hesaplamalar ile birlikte en ince detayına, en ince ayrıntısına kadar.

‘*’Artık bildiğiniz üzere inceleme adı altında çeşit çeşit gariplikler.

Takdir edersiniz ki; gündüzleri makine mühendisi, geceleri ise kitap okuyup inceleme yazmaya çalışan ve fantastik kurgulara ruhsal bağı bulunan benim için bu kitap tüm hayallerimin* gerçekleşmesi oluyor.

*Edebi anlamda. Yoksa 1 milyon dolar hayalim hala geçerliliğini koruyor.

İhsan hocanın zamanı yakalayıp hapseden ve bizlere rivayetler, duyumlar ve kurgu kitaplardaki alıntılar üzerinden zamanı geri yansıtan o eşsiz kaleminden, kusursuzca uygulanan karakter ve olay geçişlerinin* akla hayale gelmeyecek çılgınlıktaki “canavarca” icatların mühendisliği ile buluşmasını okumak tarif edilemez bir zevk.

*Puslu Kıtalar Atlası incelemesine’*’ göz atmak isteyebilirsiniz.

Kitaptaki mucidlerin, sonunda Trench Crusade evrenindeki Alemlerin Rabbi’nin kelamıyla kutsanmış Demir Sultanlığın saflarında kullanılan simyayla, büyüyle ve dua ile yoğurulmuş o icatları yaratacakları deliliğe sürüklenmesi izlemek, icatların deliliğin her aşamasında şekil değiştirerek nihayete ermesini gözlemlemek muazzam bir tatmin.

Fakat yine de bir hayalin gerçek olmasını tam olarak ifade edemem. Belki şöyle; Harry Potter okuyanlar bilirler, ilk kitap Kim Olduğunu Bilirsin Sen’in yok oluşunun etkileriyle başlar. Büyücüler korku içindeki yaşantılarının bitmesin verdiği rahatlama anında sağa sola koşturup buldukları herkesle mutluluklarını paylaşır ve o “climax” anında gizliliği mizliliği umursamazlar. Hatırladınız mı o anı? Hah şimdi o Kim Olduğunu Bilirsin Sen için hayal gücünüzü kullanın. Evet, sanırım ne demek istediğimi anladınız.

Bununla beraber her ne kadar kitaptaki icatların testleri dahi bulunuyor olsa da içimdeki mühendis bu cehennemi icatları imal edip test etmek için can atıyor. Eh ne diyelim, belki bir gün…

Herkese iyi okumalar dilerim.

Not: Aslında burada kitabın delilik ve icat ikilisini daha iyi örneklendirebilmek adına tıpkı Puslu Kıtalar Atlası’nda yaptığım gibi ufacık bir hikaye yazmaya niyetlenmiştim. Fakat hikaye kendi yolunu izleyerek inceleme yazısından çok daha uzun oldu. (Hala da genişliyor.) Hikayenin temeli örneklendirme amacı güttüğünden hikayeyi İhsan Hocanın kalemine olabildiğince benzer kılmaya çalışmıştım yalnız hikaye bir hayli uzun olduğu için artık burada kendisine yer veremiyorum. E hal böyle olunca mini hikaye diye farklı bir yere koysam bağlamından kopuk olacağı için de garip kaçacaktır. Yani bilemiyorum. Belki bitince bu yazının altına yanıt olarak koyarım.

15 Beğeni

Ölümler Çağı - İlk İmparatorluğun Efsaneleri 5. Kitap

Bu seriyi 3. kitap sonrası bırakmıştım. Sonrasında devamının basılıp tamamlandığını gördüğümde kalanını da aldım ancak yine de okumaya pek niyetim yoktu. Sonra Storytel de GraphicAudio’nun Dramatized Ataptation versiyonu denk geldi, deneyip beğendim ve çoğunlukla ana dilinde dinleyerek ara ara takıldığım yerlerde kitaptan bakarak devam ettim.

Dördüncü kitabı genel olarak yine beğenmediğim için yorum yapmamıştım, ancak sonlarına doğru biraz ilginçleşmeye başlamıştı. Merakta da bırakmıştı biraz o nedenle Ölümler Çağına daha hevesli başladım. Ve sonunda seride elle tutulur, eli yüzü düzgün bir kitabı bulduk diyebilirim.

Efsaneler çağının sonunda olanlar kaynaklı ne söylesem spoiler olur. Ancak serinin üç kitabında ağırlıklı kullanılmayan yan karakterlerin biraz daha değer kazanması, bu ekibin başlarından geçenlerin çok daha fazla fantastik öğe barındırması ve heyecanlı maceralar olması ile bu kitap epey ivmelenmiş. Sevmediğim ve beni bayan karakterlerin rolü de azalmış. Karakter bazlı bir seri olduğu için de bu rol değişiklikleri kitabı dinamikleştirmiş.

Ölümler Çağının sonu da merakta bırakacak şekilde bitiyor, ki yazar da okurlarını sabunlu bıraktığını bildiğinden Covid zamanına yakalanmış bile olsa kitapların arasını çok kısa tutarak birkaç ayda hazırlayıp yayınlamış. Bizim serinin ilk kitaplarını yayınlanması ile paralel tarihlerde dilimizde görmeye başlamamız ancak 5 sene sonra sonunu görmemiz de İthakinin ayıbı olarak kalsın.

Serinin gözümdeki düşük değerini değiştirmesi ile beraber kanaat notu da kullanarak 4/5Puan. Keşke yazarın önce yazdığı serileri önce okusaydık da bu evrenin kronolojik olarak en gerisinden başlamasaydık, belki o zaman ilk kitaplar daha anlamlı olurdu.

15 Beğeni

On İki Hikaye ve Bir Rüya - H.G.Wells

2026’dan okuduğum ilk kitap H.G.Wells’ten “On İki Hikaye ve Bir Rüya” oldu. Benim için keyifli bir okuma yolculuğuydu. Epey bir zamana yayarak okudum, öyküleri hemen bitirmek istemedim. İyi de oldu.

Bilimkurgunun babalarından biri olan Wells’in, fantastik öyküler yazmış olmasına biraz şaşırdım. Fantastik olduklarından o öyküleri daha bir beğendim desem yalan olmayacak.

“Sihir Dükkanı” isimli öyküde; bir baba ile oğlunun sihir dükkanı tabelalı bir dükkandan içeri girmesiyle başlarından geçen olaylar işleniyor.

“Bay Skelmersdale Periler Ülkesi’nde” diğer beğendiğim fantastik öyküydü. Adı üstünde bir adamın periler ülkesine gidişini anlatıyor.

“Pyecraft’ın Sırrı” içinde epey garip bir zayıflama tarifi barındırarak fantazyaya göz kırpan absürt bir öyküydü.

“Yeni Hızlandırıcı” daha evvel başka bir kitaptan okuduğum, beğendiğim bilimkurgu öyküsüydü.

“Tanrı Jimmy Goggles” ismine bakıp başta yadırgasam da sonradan, garip bile olsa mantığa bürünen trajikomik bir öyküydü.

“Bay Ledbetter’in Tatili” erdemli, her zaman dürüst davranan bir adamın çılgınca bir davranışa sürüklenip bir çeşit suç işlemesiyle başına gelen olaylar zincirini anlatıyor.

“Çalınan Beden” astral seyahati başına bela olan, kendini bir tür başka bir dünyada veya diyarda bulan bir adamın hikayesiydi.

Dikkatimi çeken şey kitapta sonlara doğru olan anlatım ve yazım hatalarıydı. Anlatım bozuklukları /tekrarları kafa karıştırıcı olsa da okuma zevkimi elimden alamadı. Künyede H.G. Wells’in biyografisini de görmek isterdim. Böyle içeriği benim için cılız, eksik kaldı. Çalınan Beden isimli öykünün adınıysa içerik listesinde nedense göremedim. Ayrı bir öyküyü sanki başka bir öykünün devamı gibi göstermiş yayinevi. Yani ben okuyana dek öyle sandım. :slight_smile:

19 Beğeni