Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Çok güzel bir değerlendirme ve yorum yazısı olmuş. Ellerine sağlık.

3 Beğeni

Herkese merhabalar

yıllardır Kayıp Rıhtımı takip ederim.Bu benim ilk inceleme yazım olacak sürçü lisan ettiysem affola.

uzun süredir okuma zorluğu çekiyordum. forumdan bir hanım efendi yazarın(sultilider olması lazım hafızam beni yanılmıyorsa)çinko çocuklar adlı kitabını okumuştu. Yazarı inceleyip kitabını almak fikri oluştu ben de. kendisine burdan selamlar olsun çok teşekkür ederim yazarla tanıştığım için.

Herkesin en az bir defa ismini duyup hakkında bir şeyler merak ettiği çernobil kazasını yazar birinci şahıs kişilerden olduğu gibi aktarıyor. Öğretmen,doktor,nükleer fizikçi,asker,sıradan bir köylü, temizlikçi bir çoğu bilmeden müdahil oluyor Çernobile ve onların anlattığı içinize işliyor bu yazarın hiçbir sorusu yok kitapta olduğu gibi olaylar var her cümle sanki kalbinize çakılıyor, kişiler anlattıkça sanki siz de insanlık adına orda dinleme fırsatı buluyorsunuz tıpkı bir iç yargılama gibi anlatıkça içiniz sızlıyor. Bu felaketi biz tam idrak edemedik diye düşünüyor insan ve atom bombası değil de çok daha büyük bir olayın olduğunu insan idrak ediyor.

Kişiler sıradan ama anlattıkları onlar kadar sıradan şeyler değil anlatıldıkça insanların kültürünü dönemin ne tür bir dönemde olduğunu da anlıyorsunuz hani sözü edilen olduğu gibi arka planda diğer her şeyi hissediyorsunuz.Benim okuyamadığım süre boyunca bu kitapla başlamam ilaç gibi oldu bana sanki acılarla yaramı sardı kitaba puan vermek istemiyorum çünkü iyi kitaplar sıralama ve puan hak etmez bana göre onlar kendi değerleri içinde bırakılmalı yazarın diğer kitaplarını da alıp okuma isteği oldu ben de

Bu arada Chernobly dizisini izleyen varsa tanıdık gelicek zaten kitap diziye ilham olan kitaptaki karakterleri burdan yazmışlar gün yüzü gibi sırıtıyor.

Kitabı okuyun okutturun derim vesselam.

24 Beğeni

@Eglenceli_Dakikalar ilk incelemeniz hayırlı olsun o zaman :slight_smile: Bana da kitaplığımda uzun süredir okunmayı bekleyen Çernobil Duasını hatırlatmış oldunuz, nerelere koydun bir bulayım onu :grinning_face_with_smiling_eyes: .

@azizhayri @Ezheret Teşekkürler dostlar :folded_hands: .

1 Beğeni

Teşekkür ederim hocam

Okuyup ta pişman olacağınızı sanmıyorum en kısa sürede başlamanız dileğiyle.

2 Beğeni

Değerlendirmeniz güzel olmuş, devamı gelmeli derim.

2 Beğeni

Teşekkür ederim darısı diğerlerine diyelim inşaallah

1 Beğeni

İnceleme videonuzu izledim dilinize sağlık güzel anlatmışsınız. Videoda değindiğiniz ödül konusunda bir ingilizce sci-fi forumunda denk gelmiştim bir yazar kitabının booker ödüllerine aday adayı olması için editörü ile görüşmüş editörünün dediğine göre “başvuru yapsak bile bazı check listleri içermiyor senin kitabın o yüzden değerlendirmeye bile almazlar” demiş.

2 Beğeni

Öncelikle teşekkür ederim.

Bu söylediğiniz ilginç olmakla birlikte şaşırtıcı değil. Check list her ödülde ya da her yarışmada olabilir. Booker da bazı şartlar arıyor adaylarında. (Kitap İngilizce yazılmış olmalı, daha önce başka bir dilde yayımlanmamış olmalı. İngiltere’de genel satışa açılmış olmalı, yarışma yılı içinde yayımlanmış olmalı vs. gider)

Bu söylediğiniz check listin içeriği önemli. Basit katılma şartları mı, yoksa karanlık birtakım maddeler mi kast ediliyor bilemiyorum.

Söylediğiniz durumdan kastedilen şeyin olduğunu ben sanmıyorum. Bu yılın isabetsizliğini doğrudan tam yetkili jürinin yetkinlik seviyesine bağlıyorum ben.

2 Beğeni

Benim o forumda okuduğum kadarıyla oto çeviri ile bazı konu check listi varmış. Kitabın içeriğinde o konular yoksa değerlendirmeye bile almıyorlarmış.

2 Beğeni

Daniel Keyes - Algernon’a Çiçekler

Algernon’a Çiçekler’i okudum. Uzun süredir okumak istediğim bir kitaptı ama sürekli erteliyordum. Çok sevdiğim birisi bu kitabı bana hediye edince hemen okumaya başladım. 2-3 gün gibi kısa bir sürede kitabı bitirdim ve kitabı çok sevdim. Buradan hediye için tekrar teşekkür ediyorum.

Kitap, Charlie Gordon adlı zihinsel engelli bir adam etrafında geçiyor. Charlie bir gün bir deney kliniğinden davet alır. Klinikte, Algernon adlı bir fare üzerinde yapılan ve başarıya ulaşan bir deney yapılmaktadır. Bu deneyin ilk insanlı deneği olarak da Charlie seçilir. Deney amaç olarak deneklerin zeka düzeyini artırmayı hedeflediği için ve Charlie de zeki olmak istediği için bu teklifi hemen kabul eder. Engelli bir insan olduğu için ailesinin de onayı alınarak deneye kabul edilir.

Deney başarıya ulaşır ve Charlie’nin de zekası Algernon gibi artmaya başlar. Kitap boyunca doktorlarının tavsiyesi üzerine Charlie gün içinde başında geçen olayları ilerleme raporları ile hem doktorlarına hem de bize sunmaktadır.

İlerleme raporları geldikçe Charlie’nin gerek kullandığı kelimelerden gerek seçtiği konular üzerinden zekasının arttığını biz de okuyucu olarak fark ediyoruz. Zekası artsa da duygusal olarak bu duruma hemen adapte olamadığı için birtakım sıkıntılar yaşıyor. Toplumla arası açılmaya başlıyor. Daha fazla şey yazmak istiyorum ama spoiler vermek istemediğim için içerikten daha fazla bahsetmeyeceğim.

Kitabı hem konu olarak çok fazla ilgimi çektiği için hem de çok akıcı olduğu için kısa sürede bitirdim. Kitabın başından sonuna kadar zevkle okudum. Özellikle sonunu çok beğendim.

Yeni bir şeyler okumak isteyen herkese tavsiye ederim.

22 Beğeni

Kobo Abe’nin Başkasının Yüzü romanını okuyorum. İki sene önce filmini de izlemiştim, uyarlandığı kitabı çok merak ettim. Yazarın önceden okuduğum Kumların Kadını romanı da çok hoşuma gitmişti, sembolik anlatımları pek tercih etmem aslında ama Abe çok ilgi çekici ve akıcı bir dille sunduğu için çok beğendim.

9 Beğeni

Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor - Stefan Zweig

Kitapta üç dini hikaye var. İlk ikisi Tevrat’tan, üçüncüsü Hindu metninden ilhamla oluşturulmuş. En beğendiğim öykü, felsefesini daha derin ve etkileyici bulduğum “Ölümsüz Kardeşin Gözleri” isimli Hint öyküsüydü. Soylu bir savaşçının kralın emriyle ordunun başına geçirilişi, işlediği cinayet nedeniyle çektiği azap, adil olma arzusu, bilip bilmeden yaptığı günahlar, inanca sarılış, inançtaki kibir ve nihayetinde ancak en düşük konumdayken bulduğu içsel huzurla, vicdani, ruhani hesaplaşmalar ve nihai sonu işliyor.

Her öykünün dili çok devrik ve masalsıydı. Bu durum okurken dikkatimi dağıttı. Tevrattaki o iyilik mesajları ise göze sokula sokula anlatılıyordu.

14 Beğeni


Aristophanes - Bulutlar

Aristophanes’in daha önce 5-6 tane komedyasını okumuştum ama bu komedyası diğerlerinden başka. Çünkü bu komedya ile birinin ölümüne neden oldu. Evet, yanlış duymadınız, bu kitap nedeniyle birisi öldü. Öldürülen bu kişi meşhur filozof Sokrates’ti.

Sokrates’in Savunması’nı okurken hem önsözde hem de çevirmen notlarında Sokrates’in ölümüne Aristophanes’in Bulutlar adlı oyununun etkili olduğunu okumuştum. Bu yüzden de oyunu okumak istiyordum ama baskısı yoktu ama geçenlerde yeniden basılmış kitapçıda görünce de hemen alıp okudum.

Kitabı okuduktan sonra gerçekten de Sokrates’in ölümüne sebep olabileceğini düşündüm. Kitapta Sokrates, tanrıları aşağılayan insanları tanrısızlığına yöneltmeye çalışan ve gençleri yoldan çıkaran bir karakter olarak anlatılıyor. Gerçekte de mahkemede Sokrates’e yöneltilen ve ölümüne sebep olan suçlar bunlardı.

Bu komedya her ne kadar Sokrates’in ölümünden yaklaşık 20 yıl önce sahnelense de insanların zihninde bu tarz bir Sokrates imgesi çizdiği için ben de bu
oyunun ölümüne sebep olduğu kanaatindeyim.

Kitapta Strepsiades adlı karakterin ilk başta kendisinin sonra ise oğlunun hitabet yoluyla insanları kandırmak ve yasaları atlatmak için Sokrates’ten eğitim alması anlatılıyor.

Tarihsel önemi ve Sokrates’e yöneltilen eleştiriler nedeniyle okunması gereken bir eser. Çevirisini pek beğenmedim ama başka bir çevirisini bulursanız okumanızı tavsiye ediyorum.

19 Beğeni

Bilmiyordum, çok şaşırdım bunu okuduğuma.

1 Beğeni

Ya Sokrates’in Savunması’nda okudum ya da Aristophanes’in kitaplarında hayatı kısmında.

2 Beğeni

:wink::+1:t2:

10 Beğeni

Georgi Gospodinov - Bahçıvan ve Ölüm

9 Beğeni

Ahitler - Margaret Atwood

Kitabı bitirdikten sonra yabancı yorumları okuyup çoğunlukla beğenilmediğini gördüğümde şaşırdım, eksikli bulsam da gayet hoşuma giden bir kitap oldu Ahitler. Damızlık Kızın Öyküsü gibi bir kitaba bunca yıldan sonra devam kitabı getirmek zor iş tabi, yine de Gilead’ı burada büyüyen bir sonraki neslin gözünden aktarma amacı taşıdığını düşündüğümden ben kitabı başarılı buldum.

Offred’in bakış açısıyla okuduğumuz Damızlık Kızın Öyküsüne kıyasla Ahitlerde 3 PoV üzerinden bir anlatım tercih etmiş Atwood. Agnes ile Gilead’da bir kumandanın evinde büyüyen, bu sistem içinde eş olmak üzerine eğitim alan bir genç kızı okuyup Gilead’ın yıllar sonra çok da değişmediğini ama nesillere empozesi ile nasıl bir kalıplaşmış sisteme dönüştüğünü görmek güzeldi. Diğer genç kızımız Daisy ise Kanada’da büyüyüp Gilead’a sınırların dışından bakışı çok güzel yansıtıyor ve bir İnci Kız olarak sınırı geçip Gilead’da yaşamı tanıdığında sunulan kültürel farklar bu iki genç kız üzerinden anlatımı amacına ulaştırıyor.

Üçüncü anlatıcımız ise Lydia Teyze. Tuttuğu gizli notlar üzerinden okuduğumuz bu PoV en çarpıcı olanı diyebiliriz. Gilead’ın ilk günlerinde Lydia Teyze’nin yaşadıklarını ve hayatta kalmak için sisteme uyum sağlarken zamanla sistemin kurucu ve güçlü bir parçasına dönüşümünü okumak en çarpıcı kitabın kısımlarıydı diyebiliriz. Öncül kitaptan tanıdığımız ve sert, bağnaz, kuralcı yapısıyla çok da haz etmediğimiz Lydia’ya sayfalar ilerledikçe duygusal bağ kurdurabilmesi Atwood’un yazarlığının keyfine vardığım yerleriydi. Aynı etkiyi genç kızları okurken fazla yaşayamadım. Diğer yandan Lydia kısımları Gilead sisteminin yozlaşması ve yoldan çıkmasını kademe kademe yansıtmada da çok başarılıydı.

Bu üç ana karakterin anlatımı ilk başlarda hikayeyi oradan oraya savuruyor gibi hissettirse de kısa zamanda alışılıyor. Hatta sonrasında kitabı dinamik tutan ve hızlı okutan da yine bu tercih olmuş. Agnes ve/veya Daisy kısımlarında fazla sıkılan ve beğenmeyen bir okuru yine zorlayabilir ancak benim bu anlatım tercihi ile hiç sorunum olmadı diyebilirim.

İnci Kızlar sistemi ile farklı ülkelerden devşirme genç kız ve kadınları Gilead toplumuna dahil edip teyze adayı şeklinde eğitmeleri ve sonrasında farklı ülkelerde misyoner olarak kullanmaları devam kitabı olarak Ahitlerdeki en başarılı ( ve belki de tek ) yenilik olarak beğenimi ayrıca kazandı.

Kitabın puan kırdığım tarafı ikinci yarısından sonra hikayenin gittiği yön diyebilirim. Üç karakterin yollarının kesişimi ve sonrasında olanları kurgusal olarak zayıf buldum. Belirli bir kısma geldikten sonra devamı da tahmin edilebiliyor zaten ve sonu da bu nedenle yazarın hedeflediği duygusal etkiyi tam yansıtamıyor. Spoiler vermeden sadece şunu diyebilirim ki keşke Daisy’nin karakter yolu ile hikayeleri bağlamak için bu kadar zorlamasaymış Atwood. Sınırların dışındaki herhangi bir kız ile herhangi bir yolculuk Agnes ve Lydia’nın hikayelerini çok daha anlamlı kılardı diye düşünüyorum.

Offred’in hikayesinden sonra Gilead’da neler olmuş boşluğunu bir nebze de olsa dolduran, bu hedefinde verdiği her detayda başarılı olan ve çok başarılı üç karakter anlatımı sunan ama kurguladığı hikayenin bütününde zayıf kalan Ahitler yıllardır oluşan beklentiyi ne kadar karşılamıştır emin değilim. Belki hiç yazılmasa da olurdu diye düşünen çok olacaktır ama ben kendi adıma Gilead’ın o yozlaşmış atmosferine dönüp bu distopyayı tekrar yaşamaktan memnunum.

10 Beğeni

Ejderha Dövmeli Kız - Stieg Larsson

Hem İsveç hem Hollywood uyarlaması filmlerini daha önce izlediğim için popülerliği yüksekken okumadığım ama aklımın bir köşesinde yer edinen bir seriydi Millenium. Kitabı Storytel’de görünce dinleyerek başladım. İsveç’te geçen bir hikaye olunca kişi ve yer isimleri biraz zorladı, sonrasında okuyarak devam ettim. Zaten bilindiğini düşündüğüm bir seri olduğundan kısaca çok beğendiğimi ve başından sonuna keyif aldığımı belirtebilirim.

Mikael Blomkvist ve Lisbeth Salander iki apayrı uçta ama iki başarılı yaratılmış karakter. Blomkvist’in gazeteci kimliğinin yanında idealistliği ve pes etmeyen araştırmacılığı kitabın konusunu ana sürükleyen taraf. Salander ise hikayenin anti kahramanı olmasının yanında kitabın asıl vermek istediği tüm mesajların merkez karakteri.

Kitabın İsveççe orjinal isminin karşılığı kadınlardan nefret eden erkekler gibi bir çeviriye sahip. Stieg Larsson bu kitabı ve Millenium üçlemesini yazarken aslında ana amacı polisiye bir olay örgüsünün altında kadına şiddeti, nefreti, tacizi, tecavüzü işlemek ve bir farkındalık yaratmak diye düşünüyorum. Özellikle kitabın en çarpıcı sahnelerini değerlendirdiğimizde bence bu amacına ulaşmış. Ne üzücü ki yazar bunu görememiş, 2004 te aramızdan ayrıldıktan sonra kitapları basılabilmiş.

Kitabın puan kırdığım kısımları klasik bir ilk kitapta karşılaşılabilecek sorunlardan kaynaklanıyor aslında. İlk olarak hikayeye girmek kolay olmuyor, Blomkvist’in Wennerström olayı olsun Millenium’un yaşadığı sorunlar olsun fazla uzun bir giriş kısmı oluşturuyor. Sonrasında kitabın ana macerası ve gizemi olan Vanger kısımları ile kitap akmaya başlıyor. Devamında akıcılığından bir şey kaybetmese de Vanger’ler ve Harriet gizemi çözüldükten sonra kitap devam ediyor. Ediyor da ediyor :slight_smile: sanırım bir yüz sayfa daha okurken Blomkvist ve Wennerström dertlerine geri dönünce Larsson’un okutmak istediği ana karakterin Blomkvist olduğunu tekrar hatırlayıp kalanını biraz bitsin diye okuyoruz. Anlattığı hikayesine doymak bilmeme durumu var biraz yazarın maalesef, seri bir kitap yazmış olmasına rağmen tüm olayları istediği şekilde kapama eforu kitabı fazla uzatmış hissettirdi bana.

Aslında yazarın kaleminden çıkan serinin ilk üç kitabı okuduktan sonra bir değerlendirme yapacaktım ama ikinci kitabı okurken araya bazı zamansal engeller girince unutmadan ilk kitabı detaylı yorumlayayım dedim. Belki seriye, belki karakterlere alıştığımdan ikinci kitapta bahsettiğim bu eksikleri hissetmedim. Daha kolay girdim ve şu ana kadar ( yarısındayım ) gayet iyi aktı Ateşle Oynayan Kız da. Hem Ejderha Dövmeli Kız’dan hem de seriden genel anlamda memnunum. Suç, gizem, polisiye sevenlerin keyifle okuyacağına emin olarak tavsiye ediyorum.

9 Beğeni