Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Bu seride olmaması gereken kitaplardan biri.

4 Beğeni

Uzay Feneri 23 - Hugh Howey

5 kısa hikaye olarak yazılıp birleştirilen bir kitap olduğunu önceden bildiğimden Uzay Feneri 23’ten pek beklentili değildim ama çok beğendim. İlk başta hikayeler arası ufak bir kopukluk var gibi hissediliyor ama 3. hikayeden itibaren bağlantılar çok daha sağlamlaşıyor ve akıcı bir kitap oluşturuyor. Diğer eserlerini okuduktan sonra Howey’nin iyi bir öykücü/hikayeci olduğuna emin olmuştum zaten, Uzay Feneri 23’te bu fikrimi pekiştirdi. Belki fenerdeki hikayeyi daha da geliştirmeye çalışsa Silo’daki sıkıntılarına batabilirdi ama çok yerinde ve dozajında bir final de yapabilmiş bu kitapta.

İçerdiği hikayeleri tek tek yorumlayıp devam etmiştim ben, ama ilkinden sonrası diğerleri için ufak spoiler teşkil edebilir o nedenle yorumu spoilera alıyorum.

Ufak Tefek Sesler
Denizdeki gemileri yönlendiren fener fikrinden uzay gemilerine de Uzay Feneri olması fikri gayet orjinal olmuş. Tabi uzay fenerimizin bir de bekçisi var :slight_smile: Yıldızlararası seyahatin bir nevi navigatörü görevi gören bu fener ve fenerler NASA’nın en komplike icatlarından ve kendi kendini onarıp hataları gideriyor çoğu zaman, ama yine de her tarafından gelen ufak tefek sesler bekçimizi delirtip tamirine koşturuyor :slight_smile: .

Andy Weir’in Kurtuluş Projesindeki gibi bir hava aldım bu ilk kısa hikaye ile. Ana karakterimiz, Grace kadar komik olmasa da, tek kişilik düşüncelerini okurken hafif mizahı da alıyoruz. Sonrasında çıkan ana büyük arıza ve küçük seslerin kaynağının aslında ne olabileceği derken merak unsuru da arttı.

Evcil Taşlar

İlk hikayedeki kaza sonrasında oluşan enkazın içinden, haftalar sonra organik hayat belirtisi sinyali gelince karakterimizin fener dışına çıkıp kontrolünü anlatmış. Bu macerasında düşüncelerini dinlemek yine keyifliydi ama daha keyiflisi bir kutu içinde bulduğu taş şekilli uzaylı canlı ile girdiği diyaloglardı. Ta ki hikayenin sonunda yaşananlar ile aklımı başımdan alana kadar :slight_smile: Harika bir hikayeydi.

Keşfettiği canlıya Rocky demesi ve “Felsefe Taşı” esprisi kahkaha attırdı. Bir yandan Kurtuluş Projesini hatırlatan bir enstantane daha olmuş oldu bana, sanırım Andy Weir kitabını yazmadan önce Howey’nin hikayelerine denk gelmiş :slight_smile: .

Ödül

Başına ödül konan bir kaçağı arayan ödül avcılarının Fener’e gelmesi ile heyecan ve tempo artıyor. Kaçağın kimliği ve geçmişini öğrendikçe hikaye derinleşiyor, bu kovalamaca ile de kitabın en aksiyonlu kısmı Ödül bölümü oluyor.

İlk iki hikaye birbirini takip etse de ufak bir kopukluk da hissediliyordu, bu hikaye hem getirdikleri hem de tamamladıkları ile Howey’nin ufak eserini kitaplaştırmış diyebilirim.

Arkadaş

Ödül avcılarıyla fenere gelen şamata ve hengamenin ardından düşülecek duygusal boşluğu Çekirge dolduruyor. Warthenim türündeki bu kedi/köpek karışımı uzaylı hayvan ( yazarın tanımı labrador ile leopar kırması :slight_smile: ) hem eğlence hem de arkadaşlık getirirken asıl olaylar Nasa’nın sisteme yeni ve yedek bir fener daha göndermesi ile açılıyor. Tabi bir de yeni feneri devreye almaya gelen geçici teknisyen gibi biri olan Claire’i :slight_smile: .

Bu hikaye en duygusal kısım olmasının yanında bana kitabın değindiği ana faktörlerden birinin travma sonrası stres bozukluğu olduğunu da iyice hissettirdi.

Ziyaretçi

Ziyaretçi ile hikaye hiç beklemediğim bir yere gitti, bayıldım. Hem şaşırttı hem duygulandırdı. Galaksiye yayılan savaşın fenerden uzak olmasını ve fenerin ıssızlık içindeki durumuna bu kadar alışmışken bir anda hiçbir zaman bitmeyen bir savaşın yoğunluğu çöküyor. Ryphler tarafından da bu durumu hissetme imkanı bulurken savaşın iki cephede de yarattığı yıkımın merkezinin ağırlığı çöküyor omuzlara. Sonra da şunu sorduruyor bize; sonsuz ve yıkıcı bir savaşı bitirme imkanımız olsa neleri feda edebiliriz?

14 Beğeni


Abbas Sayar - Yılkı Atı

Yılkı Atı’nı okudum. Bozkırda geçen kitapları da başrolünde hayvanların olduğu kitapları da çok severim. Bu kitapta ikisi de olduğu için kitap çok ilgimi çekti. Çok sevdiğim birisi de okumak istediği kitaplardan birisi olduğunu söyleyince eş zamanlı olarak okuduk.

Kitap, Dorukısrak adlı eski bir yarış atının zamanla hızını ve gücünü kaybettikçe gözden düşmesini, ilk başta yük hayvanına dönüşmesini sonra onu da yapamamaya başlayınca gözden çıkarılarak kış vaktinde doğaya salınmasını anlatıyor.

Dorukısrak’ın bu süreçte başından geçenler hem kendi gözünden hem de insanların gözünden anlatılıyor. Bu yüzden okuması güzel bir kitaptı. Ayrıca daha önce Yılkı atlarını duysam da detaylarına vakıf değildim, bu kitap sayesinde bunları da öğrenmiş oldum, bu sayede kitabın benim için öğretici bir tarafı da oldu.

Kitapta köylü karakterlerin diyalogları çok başarılı bir şekilde yansıtılmış, kendimi onların yanında hissettim ve öyle konuşmak istedim. Betimlemeler de güzeldi, gözümde canlandırabildim. Kısa bir kitap olduğu işin kurgu biraz zayıf kalmış ama ona da yapacak bir şey yok.

Kitabı genel olarak beğendim ve okunmasını tavsiye ederim.

10 Beğeni