Çeviriye bakınca Emre Aygün gözüküyor kendisinin işçiliğini çok beğenmediğim için soruyorum. Bu bağlamda memnunmusunuz çeviriden?
Açıkcası okurken benim gözüme çarpan bi durum olmadı. Kitabın orjinali bende olmadığı için karşılaştırma yapamıyorum. Genel olarak memnunum bu yüzden. Zaten kitabın dili oldukça basitti.
İSMET İNÖNÜ - MEHMET Ö. ALKAN
Kitabı an itibari ile bitirmiş bulunmaktayım. Belgesel tadında yakın tarihi anlatması bakımından çok verimli buldum. İsmet İnönü’nün gençliğinden başlıyor, Lozan, çok partili dönem, darbeler, İnönü’nün ölümüne kadar anlatıyor. Pek çok şey öğrendim ve okurken çok büyük keyif aldım.
10/10
Eşimin bulup çıkardığı bu romanı bitmesin diye çok uğraştım ama bitti malesef.
Başta fazla abartılmış goodreads kitaplarından olmasından korktum açıkçası ama okudukça aldı götürdü.
Kesinlikle okuduğum en iyi ejderhalarla ilgili kitap diyebilirim.
Okuması gayet kolaydı 660 sayfada toplamda 70-80 sayfa bence gereksiz aşk meşk “saçmalıkları” olmasa çok daha ileri seviye olurmuş kitap.
Dizi veya filmi yapılırsa tam bir görsel şölen olur inancındayım.
5/4.5
Amazon dizi haklarını aldı Fourth Wing’in, yazarı da onaylamıştı. Ama sürecin epey yavaş ilerlediği kalmış aklımda. Ben kitabı okumayı düşünmediğim için çok da detaylı bakmamıştım valla, dizi gelirse bir bakarız o zaman
.
Forumdaki son haberi de burada gelmiş;
Kitaba başlamadan bir araştirma yapmiştim sanirim yalan olmuş o dizi projesi. Yada Amazon beklmeye aldı şimdilik. Yazarda proje oluşana kadar 2 kitap ve 3 kitabı kapsayacak çizgi roman yazmış bu arada ![]()
Yapimlarina göre baktığımda Amazon dan sa Netflix daha uygun bence bu kitap için ![]()
Yazarın son kitabının satış rakamlarından sonra, Amazon kolay kolay bırakmaz o dizi opsiyonunu. Parada anlaşıp ondan sonra hayata geçirirler
.

Kitap Adı: Timur’un Ardından
Yazar: Talha Narman
Konu: Emir Timur’un hayatını kaybetmeden önceki en büyük hayali olan Çin’i fethetme hedefi, bu kitapta torunlarının omuzlarına yükleniyor. Tarihin alternatif bir senaryosunu soluyacağınız bu kurguda, Timur’un mirasçıları Çin’e doğru askeri ve siyasi bir mücadeleye giriyor. Zafer için savaş stratejileri, saray entrikaları ve insanın iktidar hırsıyla vicdanı arasındaki çatışmalar ustalıkla işleniyor.
“Ya Çin fethedilseydi?” sorusuna cesur bir yanıt arıyorsanız, bu kitap sizi tatmin edecek.
Savaş sahnelerindeki tempo ve betimlemeler, adeta bir dizi izliyormuş hissi veriyor.
Yorumum:
Eğer tarihin “yaşanmamış ihtimallerini” merak ediyorsanız, bu kitap tam size göre. Beni en çok etkileyen kısım, “Zafer, bedeli ne olursa olsun kutsal mıdır?” sorusunu düşündüren karakter çatışmalarıydı. Tavsiye ederim.
Martin Mystere - Viyana Vampiri & Kırmızı Giyen Adamlar
Kırmızı Giyen Adamlar, Amish tarikatı içine gizlenen tövbe etmiş vampirler. Aralarında Albay adlı bir yönetici var, Lon Chaney’in London After Midnight karakteri için ondan esinlenilmiş. 2 fasikül boyunca dertleri varlıklarının ifşa olmaması adına bu kayıp filmin bulunmuş son kopyasını yok etmek. Arada nostalji ve melodram havası hakim. Lon Chaney’den çok Vampira ve adını unuttuğum taklitçisinin tribute’u yapılmış. Beğenmedim. Kitap sonu bilgiler için elde tutacağım.




@J.S ile beraber okuduğumuz İsmet İnönü kitabını fazla geçmeden ben de bitirmiş oldum. Açıkçası sıkıcı bir okuma bekliyordum ama tam tersini yaşadım. Okuması çok zevkli. İsmet İnönü’nün askerliğinden ölümüne kadar geçen sürede Türkiye’nin kuruluşuna ve yaşanan siyasi gelişmelere birçok yazarın el birliğiyle şahitlik ediyoruz. Mutlaka okunması gereken kaliteli bir eser.
9.5/10
Peyami Safa - Fatih Harbiye bitti.
Batının kültürünü değil tekniğini alalım diyen bir roman. Çağdaşlaşma sürecinde ortada kalan insanımız. Daha çok bizim tarafa meyilli bir anlatı. Tabii bizim tarafı anlatırken verilen örneklerden bazıları ise bugün bile gözümüzün önünde olan şeyler.
NOT: Bir ara aklım Gülter’ e gitti okurken. Kendi kendime ‘‘Peki Gülter n’apsın?’’ dedim. Siz baloya mı gitsem ud mu çalsam diye krizlenirken… Bir kaç sayfa boyunca karakterlerle kavga ettim. ![]()
![]()
Kitabın kadın anlatıcısı o kadar vıcık duygularla anlatıyor ki devam etmek çok zor. Her sayfada aşık olduğu adamın vücudunu ve zihnini övüyor, betimliyor, teşbih ve mübalağanın dibine vuruyor ve güzelim ilginç konuların önüne geçiyor. Jack London kadın karakter yazmada iyi değil sanırım.
Kitabı okuyanlar yazabilir mi, ilerde bu durum düzeliyor mu.

Martin Mystere - Büyük Houdini
Evvelce tamamını okumuşum, almaya karar vermek üzere bakınırken. O yüzden tat alamadım. Lakin kaçırdığım bir husus var ki önemli: Harry Houdini kısa öykü de yazmış. Bunlardan biri H.P. Lovecraft ile ortak kaleme alınmış: Under the Pyramids/Piramitlerin Altında. Alfa basımında öykü öncesinde bu bilgi verilmiş. Afiyetle okunabilir.



Dostoyevski - Beyaz Geceler bitti.
İçinde beş tane öykü var. Kimi gülümseten kimi de hüzünlendiren cinsten. Ben özellikle Beyaz Geceler’ i ve Yufka Yürekli’ yi beğendim. Kalan üç tanesinin birinde sinirlendim, birinde hafifçe gülümsedim, diğerinde de yazıklandım.
![]()
Yaklaşık 1.5 aylık, beni zorlayan
bir okuma sürecinden sonra kitabı okumayı tamamladım. Belki forumda kitabı merak edenler vardır diye 1000kitap 'a kitap ile ilgili yazdığım yorumumu aşağıda paylaşıyorum.
Oxford Antik Anadolu
Kitap hakkında diyeceklerimi söylemeye sondan başlayayım. Genel okur için zor bir okuma, hatta belki lisans düzeyinde okur için bile zor bir okuma deneyim olabilir.
Oxford Antik Anadolu, yaşadığımız coğrafyanın Anadolu’nun antik tarihini merak eden okur için çok detaylı bir başvuru kaynağı. Kitap Neolitik dönemden İskender’in gelişine kadar yaklaşık 10 bin yıllık bir süreci, arkeolojik bulgular, tarihi bilgiler ve dilbilimsel yaklaşımlarla alanında uzman olan akademisyenlerin - yazarların yazdıklarıyla anlatıyor. Genel okur için okuması ve anlaması zor bir eser olsa bile Uygarlık tarihi meraklıları için bence çok değerli bir kaynak eser.
Oxford Antik Anadolu kitabı, arkeoloji, tarih ve dil bilimi gibi farklı alanlardan uzmanların katkılarıyla, Anadolu’nun yaklaşık 10 bin yıllık tarihini, beş ana bölümde okuruna anlatıyor. Her bölüm, bölgenin tarihi gelişimini hem zaman çizelgesi hem de belirli konularda üzerinden aktarıyor.
Kitabın beş ana bölümünün başlıkları şunlar:
1- Anadolu arkeolojisi - Arka plan ve tanımlar:
Bu ilk bölüm, Anadolu arkeolojisinin kuramsal çerçevesini yani bakış açıları, teoriler ve metodolojik yaklaşımlar, kazı yöntemleri gibi konuların anlatıldığı bölüm.
2- Kronoloji ve Coğrafya:
Anadolu’nun Neolitik, Kalkolitik, Tunç ve Demir Çağı dönemlerinin bölgesel özelliklerinin detaylı anlatıldığı bölüm. Çatalhöyük gibi Neolitik merkezler ile birlikte Geç Hitit krallıkları ve Demir Çağı şehir yapıları… karşılaştırmaların yapılmakta olduğu bölüm.
3- Filolojik ve tarihsel konular
Anadolu’daki yazılı kültürün gelişimi, özellikle Hitit, Luvi, Urartu gibi uygarlıkların dilleri üzerinden anlatılmakta.
4- Tematik ve özgül konular:
Bu bölümde, ekonomi, din, toplumsal yapı ve sanat gibi konular ele alınıyor. Tapınak yapıları, törenler, mezar gelenekleri ve ticaret yolları anlatılmakta.
5- Kilit Yerleşmeler :
Bu bölümde Göbeklitepe, Çatalhöyük, Hattuşa, Gordion gibi uygarlık tarihi ve arkeolojik olarak önemi büyük olan yerler detaylı biçimde incelenmekte.
Kitabın yoğun akademik dil, benim için zorlayıcı oldu, genel okuyucu için okuması zor bir kitap. Muhtemelen kitabı okurken, konu hakkında lisans düzeyi bilgisi ve ilgisi olan okur benim kadar zorlanmayacaktır. Kitabın bence en büyük eksikliği ise görsel materyal sayısının azlığı oldu. Kitap içerisinde daha fazla harita ve çizimler, okumayı ve anlamayı kolaylaştırıcı bir etki yapabilirdi.
Okuması ve anlaması lisans düzeyinde bilgisi ve ilgisi olmayan genel okur için zor bir kitap olsada, kapsamlı ve detaylı anlatımıyla, Anadolu’nun binlerce yıllık tarihini detaylı biçimde okumak isteyen herkes için eşsiz bir başvuru kaynağı olduğu düşüncesindeyim.
Kara Kule serisinin dördüncü kitabı olan Büyücü ve Cam Küre, Roland ve ka-tet’inin Mono Blaine’in saldırısından kurtulup, virüsün kol gezdiği Topeka, Kansas’ta bulmalarıyla başlıyor. Bu noktada Roland, geçmişine dönerek Hambry kasabasında Susan Delgado ile yaşadığı aşkı ve John Farson’un ordusuna karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor. Bu geri dönüş, Roland’ın karakterinin derinliklerini ve Kule’ye olan takıntısının kökenlerini anlamamıza yardımcı oluyor.
Ancak bu uzun geri dönüş, bazı okuyucular için tempoyu düşürebilir ve okuma motivasyonunu zorlayabilir. Susan Delgado ile yaşadığı aşk hikâyesi, kitabın duygusal yoğunluğunu artırıyor. Ancak bu yoğunluk, arka arkaya okunduğunda okuyucuyu yorabilir ve okuma isteğini azaltabilir.
Kitapta, Maerlyn’in pembe küresi ve onu elinde bulunduran cadı Rhea önemli bir yer tutuyor. Bu küre, hem büyüleyici hem de tehlikeli bir nesne olarak Roland ve Susan’ın hikâyesinde kritik bir rol oynuyor.
Şu an bir reading slump dönemindeyim; kitaplara odaklanmakta zorlanıyorum. Okuma alışkanlığım bir süredir tökezliyor diyebilirim. Hani istiyorsun, eline kitap alıyorsun ama iki sayfa sonra başka bir evrende buluyorsun kendini.
Yazı tarafında da benzer bir şey var. Kalemi elime alıyorum ama kelimeler dışarı çıkmak istemiyor gibi. Kafamın içi dopdolu ama kağıda dökülen hiçbir şey yok. Yazmak hâlâ sevdiğim, beni ayakta tutan şeylerden biri ama bir süredir o büyüyü tam yakalayamıyorum.
Belki bu biraz ara verme, biraz kendi içime çekilme sürecidir. Ya da sadece zihnim yorgundur, bilmiyorum. Ama umarım kısa zamanda o eski yazma hevesimi ve okuma iştahımı geri kazanırım.
Dylan Dog - Zaman Şövalyeleri - Titanic
Keşke iki ayrı fasikül olsaymış dediğim bir kitaptı: Zaman Yolcuları ne kadar keyifliyse Titanic o kadar sıkıcı idi. Sonlara doğru uyuyakalıp uyanıp zar zor bitirdim. Gemide cinayetvari tek mekan bir macera, ilkinden sonra sarmadı.


Zaman Şövalyeleri ise, Elia Kazan’ın torunu Zoe’nin yazıp oynadığı Ruby Sparks’ı hatırlatır şekilde, kendi yazdığı karakterleri -nasıl olduğunu bilmeden- gerçek kılan bir tarihi kurgu yazarını konuk ediyor dedektifimizin evine. Karakterler de normal değil elbette: Lucifer, ona aşık olup ilk sayfalarda iblise dönüşen kadın, onun hizmetkarı bir şövalye, yazarın gençlik aşkı olup ejderha formunu alabilen bir diğeri, mekan olarak Ortaçağ Engizisyon hücreleri… Hayal gücümüzün sınırlarını sorgulayan, paralel evrenlere göz kırpan, koleksiyonluk bir macera. Seriyi sevenlere edinmelerini tavsiye ederim.





Peter Ackroyd - Alfred Hitchcock
Biyografik kimi filmlerde rastlıyor olmamıza karşın, daha önce biyografik bir kitapta öznenin parlatılmaktan öte yerildiği bir örnek okumamıştım. Eğer filmografisine çok hakim değilseniz, sizi başlamaktan alıkoyacağı için, kitaba yanaşmamanızı tavsiye ederim. Hitchcock’suz bir sinema da zaten %60 değer kaybedecektir. Bu durumda, oldukça zararlı bir kitap olarak damgalıyorum.
limiti eksi sonsuza giden puan.












