Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Yüzeysel İnceleme)


Yazar bir karaktere ne kadar işkence edebilir? Bu kitap duygusal açıdan öyle ağırdı ki sürekli molalar vermek zorunda kaldım. Ruocchio kesinlikle yarattığı dünyasının içinden fırtına gibi her şeyi yıkarak geçmekten gocunmuyor.

5/5 :100:

17 Beğeni

Becoming Sherlock-Kızıl Çember

İncelemem:
https://www.instagram.com/p/DMug8FfopUb/?igsh=MWVobXRodW9rNjlqZA==

9 Beğeni

Wesley Chu - Kehanet Sanatı bitti.

Hollywood yapımı bir kung fu filmi izliyormuşsunuz hissi veriyor(yazar da çin kung fu filmlerinden ilham aldığını söylüyor). Birçok yerde size tanıdık gelen bir basmakalıplık var. Bir yerlerden hatırlıyorsunuz o sahneleri veya cümleleri tarz olarak. Fantastik bir kitap ama fantastik öğeleri mumla aratıyor.

Bunların dışında akıcı bir anlatımı var. İlginç bir şekilde sizi sıkmadan anlatıyor olayları(yine de sıkılacak yerler de var). İçinde daha fazla fantastik öğe barındırsaydı(büyü, yaratıklar vb.), özellikle kung fu(savaş sanatları) içeriğiyle birleşince daha farklı ve ilginç bir fantastik kitap olabilirdi. Bu haliyle de tavsiye edilebilir bir seri gibi duruyor ama özellikle gidip ikinci kitabı alır mıyım bilmiyorum?

:star: :star: :star:

12 Beğeni

Kitap_20180213152105_483712_9

W. Somerset Maugham - Malezya Tılsımı (Çeviri: Tahsin Yücel) :closed_book::closed_book::closed_book::closed_book:

Avrupa (ve daha sonra Amerika) kültürünün sömürgeleştirdiği “egzotik” diyarları kah edebiyatta kah Gauguin gibi ressamların paletinde görmek bir yerden sonra nahoş gelmeye başlıyor. Jack London’un Çinago’sundan sonra Maugham’ın ülkemizde 70 sene önce basılmış Malezya öykülerine göz atma şansı buldum. Kitaba adını veren ilk öyküyle beraber dört tanesi alınmış. İlk ve son hikayede “yerli” kadınla geçmişi olan beyaz adamın kah onun kahsa üstüne eş aldığı memleketlisi tarafından “lanetlenmesi” konu edilirken, ikinci ve üçüncü hikaye çok daha evrensel bir yol alıyor:

İkinci hikayede, bölgeye iflas edip gelmiş züppe bir amirle onun yanına atanmış, görgüsüz ancak sözünü sakınmayan astı arasındaki psikolojik savaş konu ediliyor ve ırkçılığın onun ağzından had safhaya ulaştığı, ancak sınıf ayrımının “züppeler” arasında bile yapıldığının bahsiyle özeleştiriyi de ihmal etmeyen bu öykü, kitabın en sağlam bölümü.

Üçüncü öykü ise, Force Majeure’a değin güncelini kaybetmeyen temayı ele alıyor: Bir doğal felakette yanındakini kaderine terk edip bencilce hayata tutunmak, sonrasında karşısında "kurban"ı görmek. Ortada cinayetten daha kötüsü, bununla yüzleşmek var ve burada ek olarak cemiyette rezil olmak korkusu işe dahil oluyor, dahası Raskolnikov ve Porfiri arasındaki kedi-fare oyununa benzer şekilde, azgın dalgalar altında boğulmaya terk edilmiş "öteki"nin kafasından geçenleri bilmemek, iç sesine konuk olduğumuz karakteri açmazlara sürüklüyor.

Dördüncü hikaye de güzeldi; üçüncüdeki gibi “sarı kan” taşıyan karakterimiz yerli bir kadından üç çocuk yapar ve bunu hiçe sayıp memleketinden bir sekreteri görev bölgesine getirir. Kadının sırrı çözmesi üzerine başka bir psikolojk savaş başlar. İşin içine ırkçılık da dahil edilir.

İlk öykü, her ne kadar kitabın adını taşısa da, -ki gemide geçer, yavan bir başlangıç tadı bıraktı, tıpkı çok övülen Robert Vaughn’lu Columbo bölümü gibi (Trouble Waters olsa gerek). Neyse ki devamında üç güzel öykü okudum ve Maugham’ın öykülerinin gerçekten gizli hazine olduğu savına hak verdim. Umarım onun toplu öykülerini de -Yücel’in çevirisine yakın bir lezzetle" bir gün okuma şansına kavuşuruz.

6 Beğeni

Serinin ilk kitabı umut vadediyordu ancak bu kitap benim için büyük hayal kırıklığı oldu. Hatta neredeyse yazar, kitabı istemeye istemey yazmış gibi hissettim.

Kütüphanenin ilgi çekici, esrarengiz, ürkünç armosferi bu kitapta sürdürülememiş; karakterler herhangi bir koridorda koşturuyorlarmış gibiydi.

Karakterler arası ilişkiler çok klişeydi yaratılan evren buna uygun olsa dahi yazar buraları çok amatörce işlemiş.

Aksiyon kısımları berbattı. Bunu daha iyi tanımlayabilecek bir kelime yok. Yazarın aksiyonu içine yerleştirdiği kurgu o kadar bayağıydı ki -heyecandan değil, usançtan- satırları atlaya atlaya okudum.

Duygusal kısımları ise aksiyon kısımları kadar kötü yazılmıştı.

Bunlar haricinde kitap, ortalama bir devam kitabıydı. Kitapta, akıcılığı dışında hoşuma giden bir şey yok.

Serinin 3. kitabını okumayı düşünmüyorum.

4/10

15 Beğeni

Kitabın konusu konuşmaktan en nefret ettiğim iki başlık olan “futbol ve siyaset”, ama anlatim o kadar akıcı ve gerçek ki tam teşekküllü bir sosyoloji çalışması diyebiliriz. Türkiye’deki futbol tarihi, Rum sporcular, Levantenler, yurtdışı transfer başarıları, teknik direktör sıkıntıları, kadın futbolcular, darbe, gezi eylemleri, Güneydoğu, Suriyeliler, Ankara, AKP, Reis gibi birçok meseleyi dışardan bir gözle çok iyi anlatmış.

Herkese tavsiye ederim. 9/10

12 Beğeni

Telepatlar ile ilgili bir kitap beklerken gerçeğin değişimini anlatan garip bir ruhani-psikedelik metinle karşılaştım. Kötü değildi ama tavsiye edebileceğim durulukta da değil.

13 Beğeni

Aziz Nesin - Nah Kalkınırız bitti.

İçinde yirmi tane öykü var. Çoğunluğu ‘‘güleriz ağlanacak halimize’’ türünden öyküler. Hemen bütün öykülerin eleştirdiği durumların günümüzde de varlığını devam ettiriyor olması üzücü. Okurken bir çok durum tanıdık geliyor.

:star: :star: :star:

17 Beğeni

Kenan Hulusi Koray - Bir Garip Adam bitti.

Abimiz Yedi Meşaleciler içindeki tek öykü yazarıymış ve hatta Cumhuriyet Dönemi’ nde korku yazan ilk yazarmış. Bu derlemede dokuz öykü var. Bu hikayelerde korku ve gerilim hat safhada. Hikayeler kısa. Bu yüzden kimi hikayelerin daha uzun olup çetrefilleştirilmesini arzu ediyorsunuz. Tadı damağınızda kalıyor. Tabii ki muhteşemdiler diyemiyorum ama muhteşem olmaya elverişliler. Özellikle Bir Garip Adam hikayesini okurken aklıma sürekli Algernoon Blackwood’ un Söğütler ve Wendigo öyküleri geldi. Bu hikaye daha uzun olup başka şeyler de eklenseymiş tadından okunmazmış. Ayrıca aşırı akıcı bir anlatım biçimi var. Onca sayfa nasıl bitiyor anlamıyorsunuz. Daha fazla bilinen bir yazar olmalı.

:star: :star: :star: :metal:

17 Beğeni

O son neydi öyle… Bir süre boşluğa bakarken gizli gizli gözlerimdeki yaşı sildim.

Alnında caps lock açık “BASTARD” yazan ve elinde “prensin gayri meşru çocuğu olduğumu hatırlatmadan söze girmeyiniz” yazılı tabela taşıyan adamın hikayesi devam ediyor. Keşke bütün kitap son yüz sayfa gibi yazılsaymış, o zaman gerçekten muazzam olurmuş. Ama bu şekilde yarıya kadar kendini iyi okuttu, ama 680 sayfanın son düzlüğüne varana kadar bitmeyen bir döngüdeymişiz gibi hissettim.

Aslında eleştirdiğim çok fazla şey var. Her anlamda. Karakterler, dünya yaratımı, olay örgüsü, mekan tasvirleri gibi gibi ama eleştiremediğim en büyük unsur Hobb’un yazım tarzı. Üslubunu çok sevdim, inanılmaz bağımlılık yapıcı bir etkisi var. Ne kadar vakit alır bilmiyorum ama bu devasa seriye devam etmeyi düşünüyorum. Özellikle de sonraki üçlemelerde bazı şeyleri düzelttiğine ve kendini geliştirdiğine dair şeyler okudukça merakım arttı.

7/10 veriyorum ve üşenmediğim bir zaman bol sövmeli ve spoilerlı bir inceleme yazacağımı umuyorum.

21 Beğeni

ENGİNLİK (EXPANSE)

Evet, 1.5 ay gibi bir sürede 9 kitaplık bu seriyi bitirdim, ve favorilerimin arasına girdi.

Öncelikle seri çok istikrarlı, beğenmediğim bir kitabı bile olmadı. Sıraladığımda en dipte yer alan 2. ve 4. kitapları bile yüzümde bir gülümsemeyle hatırlıyorum.

İlk kitapta tanıştığımız ekibimiz bir eksile bir çoğala serinin sonuna kadar bizimle kalıyor. Böyle birkaç karakteri neredeyse tüm ömürleri boyunca takip ettiğimiz hikayelere karşı zaafım var. Hep aynı ekibi görmek sıkmıyor, çünkü her kitapta farklı bakış açıları da ekleniyor: dini liderler, teröristler, bilim adamları, Dünyalılar, Marslılar vs. Bu detaylı evrene hep farklı bir pencereden bakıyoruz.

Serinin başka bir takdir edilesi yanı da fiziğe verdiği önem. İvme, yer çekimi, ışık hızı, radyasyon gibi etkenleri çok iyi kullanıyor. Ama bunu tamamen hard sci-fi olup matematikte boğularak yapmıyor. Uzayın ve bilim kurgunun, o gizeminden ve büyüleyiciliğinden taviz vermiyor.

Bilim kurgu aşığı herkes okusun yani daha ne deyim.

27 Beğeni

8 > 1 > 6 > 3 > 7 > 5 > 2 > 4

  1. kitabı nereye koyuyorsunuz?
3 Beğeni

8 ile 1 arası uygundur, başları biraz yavaştı.

2 Beğeni

The Tainted Cup, 2025 Hugo en iyi roman ödülünün sahibi oldu.

2 Beğeni

Merve Köken - Türk Mitolojisi bitti.

Türk mitolojisini oluşturan temel unsurları, destanları, inanışları; bunlarla ilgili temel kavramları anlatan güzel bir kitap. Detaylı değil ama en azından bilinmesi gerekenleri okumak için kütüphanede bulunmalı. Ufak boyutlu bir kitap. Neredeyse cep kitabı gibi. Açıkçası bana pek özenilmemiş gibi geldi. Dipnotlarda ara ara kaynak belirtilmiş ama kitabın sonunda bir kaynakça olsaydı fena olmazdı.

:star: :star: :wolf:

12 Beğeni

A Drop of Corruption (Shadow of Leviathan #2)


Cinayet-gizem serisi 2. kitabıyla devam ediyor. Ana karakterlerimiz aynı, ilk kitaptan tamamen farklı bir yerde farklı bir gizemle meşgul oluyorlar.

Öncelikle şahsi görüşüm önceki kitabın üstüne çıkmayı başarmış yazar. Dünya yaratımı üzerine konularak devam ediyor, gizemler iyi düşünülmüş ve iyi bir tempoda veriliyor. Hatta kitabın en iyi yanı temposu diye düşünüyorum. Hiç yavaşlamadan belirli hızda hikayeyi yürütmeyi çok iyi başarmış yazar.

Bir de şunu hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bu seri alternatif bir dünyada geçen normal cinayet romanı değil. Yani ismi dünya olmayan bir gezegende geçip geri kalan bütün özellikleri dünya olan, sadece fantastik sosa bulanmış bir cinayet romanı değil. Dünya yaratımına sıkıca bağlı bir kitap. Ama yazar burada neyin mümkün olup olmadığını, mümkün olamayacağını düşündürttüğü şeylerin de imkan dairesine nasıl gireceğini ufak ipuçları ile kitabın içine işliyor. Yani ayrıntılar sonda iyi bağlanıyor.

Kitaba başlarken, tekrara düşer mi korkusu vardı biraz, en nihayetinde dünya yaratımı elementleri her kitapla artsa da konu bakımından kitaplar episodik ilerliyor. Ama dediğim gibi ilk kitabın üzerine çıkmış olarak görüyorum, biraz da dünya yaratımına daha çok hakim olmanın verdiği tanıdıklık hissiyatı da buna yardımcı oluyor bence.

Seri iyi ilerliyor, 3. kitabı beklemeye başladım bile.

11 Beğeni


Mihail Bulgakov - Köpek Kalbi

Köpek Kalbi’ni okudum. Bu Bulgakov’dan okuduğum ikinci kitap oldu dolayısıyla yazarın tarzına alışığım. Bu yüzden kitabı bir beklentiyle okudum ve kitabın bu beklentimi karşıladığını düşünüyorum.

Kitap, SSCB’nin ilk yıllarında geçiyor. Dünyaca tanınan ünlü bir doktor olan Filip Filipoviç, ününün de etkisiyle Sovyet kısıtlamalarından muaf tutularak ayrıcalıklı bir konumda bulunmaktadır. Bu ayrıcalıklarını kullanarak günümüzde yasa dışı olacak bir takım deneyler yaparak hipofiz bezi üzerine çalışmaktadır. Bir gün bir sokak köpeği bulur ve ona ameliyat yaparak köpeğin hipofiz ve er bezlerini bir insan suçlununkilerle değiştirir. Yapılan ameliyat sonucunda köpekte fizyolojik, zihinsel ve ahlaki yönde değişimler meydana gelir ve köpek gittikçe insanlaşmaya başlar. Köpekte meydana gelen tüm bu değişiklikler iyi yönde değildir.

Kitap bir bilim kurgu romanı olarak gözükse de aslında alegorik bir eserdir. Köpeğe yapılan ameliyat ve sonuçları üzerinden Sovyetler’in meydana getirmek istediği Rus insanı eleştirilmektedir.

Kitabı beğendim ve okunmasını tavsiye ederim.

20 Beğeni

W. Somerset Maugham’ın “Ay ve Altı Peni” adlı kitabını okudum.

Kitap; orta yaşlı, evli ve varsıl bir adam olan Richard Strickland’ın uzun yıllar boyunca kurduğu hayatını, içindeki sanat ateşiyle yakmasını ve kendisine bu ateşle ısınan yeni bir hayat kurmasını konu ediniyor.

Kitabı, Strickland’ı garip ve incelenmeye değer bulan, biraz da kibirli bir yazarın gözünden görüyoruz. Kitabın yazarı bu karakter aracılığıyla doğrudan okuyucuyla konuşuyor.

Kitabın konusunun altında yatan ve yazarın Strickland ve Strickland’ın hayatı hakkındaki görüşlerini biraz fazla sığ buldum. Yazar, aristokratik bir kendini beğenmişlikle Strickland’ı küçümsüyor ama aynı zamanda da yan gözle Strickland’ın özgünlüğüne hayranlıkla bakıyor gibiydi. Yazarın Strickland’ı yazabilecek edebi becerisi olmasına karşın onun ruh halini anlayabilecek psikolojik ve felsefi birikiminin olmayışı asıl sığ bulduğum kısımlardı.

Kitabın edebi dilini ve çevirinin kalitesini çok beğendim.

Not: Yazar bu kitabı, ünlü ressam Paul Gauguin’in hayatından esinlenerek yazmış.

Kitabın konusunun, Herman Hesse’nin Bozkırkurdu ile benzerlik gösterdiğini düşünüyorum. Bununla birlikte Bozkırkurdu bu kitaptan kayda değer ölçüde daha fazla felsefi derinlik ve yazarlık barındırıyordu. Bu yüzden tavsiye etmek konusunda tereddüt ediyorum ama yine de "Ay ve Altıpeni"nin kendisine ayrılan vakti heba etmeyecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.

19 Beğeni

James Tiptree Jr.( Alice Bradley Sheldon ) - Houston, Houston Duyuyor musun? Bitti.

Feminist bir bilimkurgu. Bir çeşit distopya. Konusu pek ahım şahım olmasa da değinmeye çalıştıkları itibariyle okunası bir kısa roman. Bu ablamızın ‘‘Uzaktan Kumandalı Kız’’ romanını da okumuş ve beğenmiştim. Bu roman da diğerini aratmayacak kadar güzel. Kısa ve net.

:star: :star: :star:

15 Beğeni

Başarılı ve ünlü gazeteci Ezgi Sezgin İstanbul’daki işinden ve eşinden ayrılıp oğlunu da yanına alarak doğup büyüdüğü ve terkettiği şehir olan Yenikent’e geri döner. Orada yerel bir gazetede iş bulur ve şehre geldikten sonraki gün şehir sansasyonel bir cinayetle sarsılır. Ezgi bir yandan bu cinayeti çözmeye çalışır bir yandan ailevi ve ilişkisel sorunlarıyla uğraşır.

Çok fazla polisiye okuyan birine farklı ve yeni bir şeyler katar mı emin değilim ama güzel ve başı sonu iyi kurgulanmış bir kitaptı. Ülkemizdeki siyasetin adalete müdahale etmesiyle ilgili falan güzel göndermeler var. Savcı karakteri mesela tam nefretlik.
Bu arada kitapta geçen Yenikent şehri hayali bir şehir ama yazar öyle bir anlatıyor ki insan gerçekten öyle bir yer var diye düşünüyor :sweat_smile:

10 Beğeni