Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Yüzeysel İnceleme)

Biçicinin Kasırgası - Steven Erikson

Malazan’ın yedinci kitabı Biçicinin Kasırgası’nı bitirdim. On yedi gün süren bu yolculuğun sonuna geldiğim için hem mutluyum, hem de hüzünlü. Öleceğine hiç inanmadığım ve sevdiğim bir karakterin kaybı yüzünden böyle hissediyorum belki de.
Malazan’ın katmanlı kurgusu insanı her anlamda cezbeden bir atmosfere sürüklüyor ve haliyle o karakterlere bağlanıyoruz. Yalnızca karakterler de değil, mekânlar bile etkiliyor.
Epik fantastik bir kurgu okuduğum zaman dünyadan uzaklaşacağımı zannederken yanılgıya düşüyorum; yazarın anlatısında ele aldığı hiciv ve mizah unsurlarını, kelime oyunlarını görmemek mümkün değil zira, yani hâlâ bu dünyada olduğumu fark ediyorum.
“Malazan” fantastik bir evrenken aynı zamanda yaşamımızın gerçeklerinden beslenen bir yapıt. Ejderhaların olması bu gerçeği değiştirmiyor.

Serinin bitmesi için üç kitabı daha beklemem gerekiyor. Bu seriye başlarken kitapların bu kadar yavaş bir şekilde yayınlanacağı aklıma gelmedi maalesef. Kapsamlı bir anlatı olduğu için araya zaman girdiğinde allak bullak olma ihtimalimiz artıyor çünkü. Yani arayı açmadan okumak gerekiyor.
İlk çıktığı zamanlarda okumaya başladığım için bilgilerimi tazelemek adına forumlarda takılıyorum, özetlere bakmak zorunda kalıyorum. Eğer Malazan ilginizi çektiyse serinin tamamı dilimize kazandırıldığında okumanızı tavsiye ederim.

İncelememi yayımladığım platform:
https://www.instagram.com/p/DNnFWIdoz5O/?igsh=dHdldWZyN2ZscHpx

22 Beğeni

images (1)

İlhan Arsel’den okuduğum üçüncü kitap oldu Kuran’ın Eleştiri’si. Kitap Kur’an’da yer alan ayetlerin birbirleriyle çelişmesini ve insan sözü olup olamayacağı konusunu işliyor. Bu doğrultuda yazar diğer kitapları gibi ele aldığı konuyu derinlemesine ve pekiştirerek okuruna sunuyor. Kısacası Kur’an’ı Kerim’i düşünerek okumakta fayda var. Bir ayette ‘aşağı’ diyip başka bir ayette ‘yukarı’ demenin yüzlerce halini görmek istiyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz.

8/10

16 Beğeni

Hristiyanlık dinini, Yeni Ahit ve Eski Ahit kitaplarıyla inceleyen Thomas Paine’in Akıl Çağı adlı bu kitabı içinde barındırdığı iyi ve yüce Tanrı fikri dahil özgür düşünceye verdiği değerler nedeniyle mutlaka okunmalı. Vahiy olarak indiği iddia edilen kitapların nasıl çelişkilerle ve şiddetle dolu olduğunu, yazarlarının İsa’nın ölümünden yüzyıllar sonra bu kitapları yazdığını yine o kitapları kullanarak ortaya çıkarıyor Thomas Paine. Kitabı genel olarak beğensem de son paragraftaki ‘sonuç kısmında yer alan düşüncelerimi dikkate almak ya da almamak’ dercesine okura bırakmasını daha çok sevdim.

8/10

15 Beğeni


Jack London - Martin Eden

Kitapları genelde ikinci kere okumam ama Martin Eden beni çok etkilediği için ve aynı duyguları bir daha hissetmek amacıyla tekrar okudum ve yine benzer duyguları tekrar yaşadım. İyi ki tekrardan okumuşum diyorum.

Martin Eden kitabı, yazarı Jack London’ın hayatıyla büyük paralellikler gösteren yarı otobiyografik bir romandır. Anıları, çalışma azimleri, ailesi, aşkı, denizciliği vb. birçok konuda yazar ve karakter birbirine paralelken dünya ve siyasi görüşleri bakımından birbirinden ayrılmaktadır.

Jack London toplumcu ve sosyalist iken, Martin Eden bireyci ve burjuva yanlısı bir karakterdir. London, toplumunu “iyi etmek” isterken Eden ise kendini “iyi etmek” ve sınıf atlamak istemektedir.

Yazarla karakterinin bu zıtlıklarını anlamak ve okurken maksimum keyfi almak için daha önce London’dan başka eserler okunmasını ve yazarın hayatını detaylıca araştırılmasını tavsiye ederim. Yazara direkt bu kitapla başlamak eseri sıkıcı ve anlamsız bulmanıza neden olur, eseri yine de bitirip sevebilirsiniz ama sizin için bir başyapıt niteliğinde bir eser olmaz. Ayrıca kitabın Levent Cinemre çevirisiyle okunmasını tavsiye ederim. Çevirmenin son notları olmasa, yazarın felsefi konuşmalarını anlamazdım ve hangi olayın yazarın hayatında neye karşılık geldiğini öğrenmemiş olurdum.

21 Beğeni

Aylar süren kitap okuyamama sorunumu çözen kitap oldu. Zaten kısa bir kitap. Kitap tarihimizden Garip Vakalar dese de sadece Osmanlı tarihinden garip ve değişik olaylar mevcut. Okuması çok kolay akıcı bir kitap.

Bazı olaylar ve hikayeler rivayet edilmiş ancak gerçeklikleri biraz şüpheli.

Kitabın en başındaki Dalkavukluk mesleğini icra edenlere yapılan muameleye üzüldüm.

Şu meşhur şehzade sünneti var, resmen ülke batmış.

Ama en çok dikkatimi çeken detaylar Yeniçerilerin son hallerindeki rezil durumlarının anlatılması oldu. Daha ciddi tarih kitaplarında Yeniçeri ocağının çok bozulduğundan falan bahsedilir ama detaylar verilmez. Biraz da Osmanlı tarihçilerinin duygusal davranarak Yeniçerileri çok kötü anmamasını da eklersek, ne oldu da bu Ocak topa tutularak kapatıldı, ne oldu da Yeniçeriler türlü eziyetlerle ortadan kaldırıldı anlatılmaz. Bu kitapta gayet güzel anlatılmış, Yeniçeriler son zamanlarında adeta organize bir terör örgütü gibi halkın canına, malına namusuna çökmeye başlamışlar. O sebeple de kangren olmuş kol kesilmiş.

Reşad Ekrem Koçu’nun tarihçiliği hakkında yorum yapmak haddime değil ama kitapta bazı olaylar pek gerçek değil, bunlar tarihte rivayet edenin hayal gücü müdür orasını anlamadım.

15 Beğeni

Komşu Kızı - Jack Ketchum, ilk baskı.

Bayıldım. Çok özlemişim bu eski tarz anlatım biçimini. Oyunsuz, numarasız, sınırsız… Ketchum, King gibi doğuştan ve doğal bir yeteneğe sahip bana kalırsa. Bu insanlarda müthiş bir hikaye anlatma becerisi var. Bir cümle okuyorsun, kalıveriyorsun yerinde. O cümlenin büyük hesaplarla kurulmadığını da biliyorsun.

Akıl almaz bir olay kitapta anlatılan. Ama Ketchum sizi inandırıyor. Gerçek bir olaydan esinlenildiğini biliyorum ama anlatıcı tercihi yüzünden birçok an inandırıcılığını yitirebilirdi fakat yitirmedi. Nefes nefese, ağzım dilim kuruyarak okudum.

Çevirisi çok iyiydi. Avi Pardo farkı. Düzelti berbattı. Çeviriye halel getirecek kadar berbat.

25 Beğeni


Platon - Protagoras

Protagoras bitti. Böylece Platon’dan 4. kitabımı da okumuş oldum.

Platon, herkesin bildiği gibi yazılı eser vermeyen hocası Sokrates’in görüşlerini gelecek nesillere ulaştırmak için eserler kaleme almıştır. Kitaplarını, hocasının başkalarıyla olan ve “diyalog” adı verilen konuşmalarından oluşacak şekilde tasarlamıştır. İlk başta hocasının görüşlerini aktarırken zaman içinde kendi de hocasından aşağı kalmayan bir filozof olan Platon, bir kitabı hariç tüm kitaplarında Sokrates adında bir karakter üzerinden görüşlerini aktardığı için hangi kitabında kendi görüşlerini hangi kitabında hocasının görüşlerini aktardığı büyük bir muammadır. Bunu belirlemek de araştırmacıların konusudur ama ben bu kitabın Platon’dan çok Sokrates’in görüşlerini içerdiğini düşünüyorum.

Sokrates, insanlara doğrudan bir bilgi vermek yerine onlara soru sorarak insanları kendi görüşlerini kabul ettiren ve bu kitapta da yer alan özel bir konuşma yöntemiyle derslerini yürütürmüş. Soruları ve cevapları zaman zaman takip etmek güçleşse de karşısındakini konuşturması oldukça keyif vericidir. Diğer okuduğum kitaplarında karşısındakilerden çok daha üstün durumda olduğu için bunu daha rahat yaparken bu kitaptaki rakibi Sokrates’in yaşadığı dönemdeki en büyük sofist olan Protagoras’tır ve aralarındaki felsefi tartışma hemen hemen eşit durumdadır.

Kitabı genel olarak beğendim ama ilk okuma olarak Sokrates’in Savunması veya Şölen’i öneririm. Bu kitabı ileri okumalar yapmak isteyenlere tavsiye ederim.

Kitap incelemelerini paylaştığım platform: https://www.instagram.com/martinedenyolu?igsh=MWs0NDRqOWUwN200cA%3D%3D&utm_source=qr

12 Beğeni

Becoming Sherlock - Başıbozuklar

Becoming Sherlock’un ikinci kitabı Başıbozuklar’ı dinlemeyi bitirdim. Birinci kitap kadar beğeninimi kazandı. Sherlock Holmes’u ve tüm kitap serisini bitirmiş bir okur olarak; başka yazarların vesilesiyle yeniden bu evrene uyanmak, benim için harika bir deneyim. Serinin birinci kitabı “Kızıl Çember”e inceleme yazdığım için ikinci kitap hakkında detaylı bir şey yazmayı düşünmüyorum. Yalnızca düşüncelerimi paylaşacağım.

Doyle’un “Baskerville’lerin Köpeği” kitabını hatırlattı bana bu eser. Tamamen benzemiyorlar tabii ki ama insanlar ve hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden dolayı o kitabı anımsadım. “İnsan en vahşi hayvandır,” diye buyurdu Zerdüşt… Böyle demiş Nietzsche bir kitabında. Kısacık ama bir o kadar haklı bir cümle.

2060’lar dünyasının daha farklı olacağını beklerken yine çocukların ve yine hayvanların acımasızca kullanıldığı, sömürüldüğü bir düzene açtım gözlerimi. Geleceğin çok güzel olacağı bir kitap değil Becoming Sherlock. Tam tersine, göklere çılardığımız o teknoloji; kötü ve zengin insanların elinde bir oyuncak, yoksul ve iyi kalpli insanlar için ise cehennemi yaşatıyor. Safkan bir üstün ırk oluşturmak uğruna bir sürü çocuğun mağdur edildiği bir deney gibi mesela.

Sherlock Holmes yeni bir davanın olmamasından dolayı depresyonda, ama Dr. John Watson 221B’nin bir odasında hastalarıyla ilgilendiği için çok mutlu. Müfettiş Lestrade bir cinayet haberi için kapılarını çaldığında Holmes kendine geliyor, Watson’da dostunu yalnız bırakmamak için hasta bakmaya ara verip peşlerinden sürükleniyor. Ve serüven başlıyor…

Serinin diğer bir kitabı “Sihirbaz”ı da çok merak ediyorum. Yakın zamanda dinlemek istiyorum. Bu sıralar edebi anlamda yoğun metinler okudum, türleri farklıydı ama hepsi güzeldi. Yeni bir dil keşfediyorum. Birçok şeyin arasında polisiye dozu almak ve bu heyecanlı kitabı dinlemek harikaydı. Yoğunluğunuzun arasına kolayca sıkışacak ve sizi yormayacak bir kitap arıyorsanız dinlemenizi önerebilirim.

İncelememi yayımladığım platform:

https://www.instagram.com/p/DN-a0WyiNYY/?igsh=MXZsb3RnaGhqdDlrZw==

Birinci kitap “Kızıl Çember” incelemem:

https://www.instagram.com/p/DMug8FfopUb/?igsh=MWVobXRodW9rNjlqZA==

14 Beğeni

Sherlock, Lüpen ve Ben kitabını okumuştum geçenlerde. Bütün seriyi bitirdim. Ilk kitaplar güzeldi ama sonlara doğru daha ergenleşmeye başladı. Bittiğinde de Arsen Lüpen kitabını okudum. Baya güzeldi. Şuan da Arsen Lüpen Oyuk İğne kitabını okuyorum. Çok güzel bir kitap okumanızı öneririm :slight_smile:

1 Beğeni

Beni de okumaya döndüren bu kitaptı. Osmanlı Padişahları da aynı bunun gibi çok ilginç anektodlar içeriyor. Tavsiye ederim.

3 Beğeni

Teşekkürler üstat listeye ekleyeyim

2 Beğeni

Gök mavisi denizdeki ev | Tj Klune - yarım bıraktım.

Aslında yarıyı da geçtim ama bir noktada hiç ama hiçbir şey olmayan, merak unsuru sıfır bir eziyete dönüştü. Aslında çok büyük bir beklentim bile yoktu, diğer kitapların arasında çerezlik olsun diye almıştım ama hataymış. Bundan sonra kafa dağıtmak için bile cosy fantastik okumam.

İlerleyişteki her adımdan sonraki on adımı görebiliyorsunuz. Ana karakterimiz çok kötü nam salmış bir yetimhaneye gelir ama aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bizim karakterimiz de şehir hayatına sıkışmış, kilo almış, doğadan kopmuş zavallı bir beyaz yakalıdır.

Her sayfada neon lambaların yanıp söndüğü, flaşların patladığı bir sosyal mesaj almak zorundayız. Yazar bu özlü sözlerinin x’te durmasını istemeyip kitabına eklemiş sağolsun. Olay örgüsü de klişe, klişe, öngörülebilir, klişe döngüsünde ilerliyor. Hiç mi güzel bir şey yok? Yetimhanedeki çocuklarda bir orijinallik buldum açıkçası ama başka da bir şey aklıma gelmiyor.

Çevirmen de sözlüğe bakmaya üşenip aynı tabirleri yapıştırıp durmuş. Asıl metne bakmadım ama “amanın” nasıl bir çeviri tercihi? Bir noktadan sonra noktalama ve imla hatalarıyla birleşince çok sinir bozucu oldu.

Aslında sevilen bir kitap o yüzden herkes kendine göre değerlendirebilir ama ben hiç ama hiç sevmedim. En yakın zamanda elden çıkarmayı düşünüyorum. Maksimum 5/10.

12 Beğeni

Kuklaların Yaşamında adlı kitabı da ben yarım bırakmıştım. :slight_smile: Yazarın en büyük eksiği merak unsurunu hikayenin içine yerleştirememesi.

2 Beğeni

BK Klasiklerinden Su Adamı’nı okudum en son. Başları ilgi çekiciydi, devamı çok hoşuma gitmedi, zaman zaman çok sıkıldığım oldu. Sonu fena değildi diyebilirim. 1928 yılında yayınlandığını düşünürsek dönemi için ilgi çekici olabilir.

Kitap kapağında dikkatimi çeken bir detay oldu. Sanırım kapakta bir değişikliğe gidilmiş. Birisinde sol tarafta suda insan varken, diğerinde aynı yerde insan yerine balık var. Bendeki kapak şu şekilde

Diğer kapak da bu. İnsanlı kapak, kitabı daha iyi yansıtıyor bence

12 Beğeni

Kesinlikle çok doğru tespit. Diğer kitaplarına da şans vermeye gerek yokmuş demek ki, teşekkürler :slightly_smiling_face:

3 Beğeni


Orhan Duru - Ağır İşçiler

Orhan Duru, Maviciler’in önemli bir temsilcisi olduğunu öğrendiğimden beri kitaplarını okumak istiyordum ama bugüne kısmetmiş.

Oldukça farklı bir deneyim oldu. Yazarın kelime seçimleri, kurduğu cümleler, öykülerindeki kurgular vb. her şey garip geldi. Üslubu o kadar kendine özgü ki bana okumadığım bir öyküsünü verseler, öykünün yazarının Orhan Duru olduğunu kolayca tespit edebilirim gibi geliyor.

Ağır İşçiler, 14 öykünün yer aldığı bir öykü kitabıdır. Ben daha çok romancı olduğum için öykü okumayı sevmem ama bu kitapta çok güzel öyküler vardı. Gerçeküstü Bir Gilm İçin Sinopsis, Ağır İşçiler, Bir Kentin Tarihçesi, Hermafrodit, Hazret-i İbrahim, Gelişmesi Az Kalmış Ülkeler İçin Geliştirme Araştırmalarına Gitiş, İbrahim’in Toplum Kalkındırma Çabaları, İbrahim’in Adaylığı Sorunu kitaptaki en beğendiğim öykülerdi. Geri kalan öyküleri ise ya normal buldum ya da pek beğenemedim.

Ağır İşçiler’i genel olarak beğendim. Yazarı asıl ünlü eden kitabı olan Denge Uzmanı’nı da okuyacağım onu da beğenirsem eğer diğer tüm kitaplarını da okurum gibi geliyor.

Kitabı, öykü okumayı sevenlere ve farklı bir şeyler okumak isteyenlere tavsiye ederim.

Kitap incelemelerini paylaştığım platform: https://www.instagram.com/martinedenyolu?igsh=MWs0NDRqOWUwN200cA%3D%3D&utm_source=qr

15 Beğeni


Şule Gürbüz-Kambur

Şule Gürbüz, ilk defa okuduğum bir yazar. Bu aralar çok fazla methini duyduğum için çok fazla merak ettim kitaplarını. Övgüler genellikle Kambur ve Kıyamet Emeklisi üzerine yoğunlaşmıştı, hem daha kısa olduğu için hem de yazarın ilk kitabı olduğu için yazara Kambur ile başladım. Kitabı yasal olarak e-kitap formatında okudum.

Kitap, fiziksel olarak engelli olan bir birey olan Kambur’u anlatmaktadır. Kambur gerek yaşadıklarından gerekse toplumun ona bakış açışından dolayı kendisinden ve yaşadığı toplumdan nefret eden bir karakterdir. Bu nefretinden dolayı öyle bir hâle gelmiş ki delilikle dahilik arasında bir seviyeye konumlandırmak gerekiyor.

Kısa bir kitap olduğu için ve karakterin kendi kendine konuşması veya günlüğüne yazdıklarından oluşan bir kitap olduğu için kolayca okunuyor. Kitapta bol bol aforizmalık sözler var, çoğunu kaydettim.

Kitabı ve yazarın tarzını beğendim. Yakın bir zamanda yazarın merak ettiğim diğer kitabı olan Kıyamet Emeklisi’ni de okurum.

Kitap incelemelerimi paylaştığım platform: https://www.instagram.com/martinedenyolu?igsh=MWs0NDRqOWUwN200cA%3D%3D&utm_source=qr

17 Beğeni

Güzel bir hikaye, akıcı bir üslupla yazılmış. 2-3 günde okudum. Aynı türleri okumaktan sıkılan bana birebir oldu. Okuması kolay çok kafa yormaya da gerek yok :grin:. Ufak tefek yazım yanlışları vardı ama öyle kafaya takacak kadar değildi. Ancak şuna değinmeden geçemiycem. Ben Sherlock Holmes kıvamında bir kitap bekliyordum. Yani Arsen Lupen’in başrolünde olduğu bir hikaye bekliyordum. Kitap boyunca hiç yoktu. Ben mi yanlış bir beklentiye girdim bilmiyorum. Ama ufak Bi hayal kırıklığı olmadı desem yalan olur.

14 Beğeni

Kur’an’ın eleştirisi 2 kitabı bir önceki kitaptan biraz ayrılarak surelerin iniş sırası ve kitaptaki sıralanışının tutarsızlığı yanı sıra, ayetlerin tekrarlanışı ve ufak değişikliklerle başka başka surelerde de yer alışını, önemli sayılacak olayların -Nuf tufanı, Eyub’un sabrı vs.- bir bütün olarak değil de parça parça ve belirsiz bir şekilde anlatılmasını üstüne basa basa anlatıyor. Diğer kitapta olduğu gibi bu eserde de tekrarlar mevcut. Tıpkı ayetlerde olduğu gibi. :slight_smile:

8/10

16 Beğeni

Ardıç Ağacının Altında

Ana karakterimiz Erkan’ın eşi ve en yakın arkadaşı bir trafik kazasında hayatını kaybeder. Erkan da birbirinden hiç haz etmeyen bu iki kişinin nasıl olur da aynı arabada bulunduğunu merak eder. İkisinin onu aldattıklarını düşünür ve hem eşinin kaybı hem de bu durum yüzünden bunalıma girip büyüdüğü kasabadaki ardıç ağcının altında hayatını gözden geçirir.

Kitabın konusu bu şekilde. Biz ilk kısımda Erkan’ın doğumundan itibaren hayatını okuyoruz. Evet ilgi çekici bir hayatı var. Onu büyüten fındık tüccarı dedesi de yine ilgi çekici bir karakter amaa…Sevgili yazarımız bize bu hayatları anlatırken o kadar boş ve konuyla alakasız bilgi veriyor ki okurken yazara acayip gıcık oldum.

Mesela dedesi Paris’de çok zengin bir koleksiyonerle tanışıyor ve bir şekilde onun işini hallediyor. Sonra arkadaş oluyorlar ve o da dedesine ünlü bir ressamın çizimlerini hediye ediyor. Bu çizimler ileride Erkan’ın eline geçecek ve hikayemize de çok bir katkısı yok. Şimdi bu olayı nasıl okumak istersiniz? Bu koleksyonerden kısaca bahseder ve geçer değil mi? Hayır uzun uzun hayatını yazmış ve viki okur gibi okuyoruz. Romanda adı geçen ve konuya katkısı bile olmayan ne kadar isim varsa (bunlar gerçekte var olan kişiler) yazar hikayeyi bölüp arada uzun uzun onları anlatmış. Resmen bu cahiller bunları tanımaz anlatayım da bilgilensin kekolar falan diye düşünmüş bence. Sinir bozucu.

İkinci kısımda oğlunun hikayesine geçiyoruz da bu bilgi şöleni sonunda biraz azalıyor.

Tüm gereksiz kısımlarına rağmen akıcı ama konuya gelene kadar cinnet geçirme garantili. Tabi bu tarz bilgileri okumayı sevenler de vardır eminim ama ben kitap okurken ilgimi çeken şeyleri kendim ataştırmayı tercih ederim.

Selçuk Altun temsili;

12 Beğeni