Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Yüzeysel İnceleme)

DİRENİŞİN MELANKOLİSİ - LÁSZLÓ KRASZNAHORKAI

Bu incelemeyi yazmak istemiyordum aslında, çünkü bu kitaba inceleme yazmayı hak etmiyorum. Belki de eseri hakkını vererek okumadığımdan böyle düşünüyorumdur, bilmiyorum. Ailemin evimize geleceği gün okumaya başladım, ancak birkaç sayfaydı o da. Günler sonra elime aldığımdaysa bir türlü içine giremedim. Ne olduysa o ara olmuştu sanki, yorgundum, kafam dağınıktı. Yine de sabırla okumaya devam ettim. Tam içine girebildiğimi zannettiğimde kitap beni buradan oraya savurdu, uzaklara yollayıp durdu. Pes etmedim, ama artık sonuna geldiğimde ucundan kıyısından tutunmaya çalıştığım bu kitabın bitişi karşısında donuklaştım, tutukluluğum hâlâ devam ediyor ve ne anlatacağımı bilemiyorum.

Güçlünün de güçsüzün de sütten çıkmış ak kaşık olmadığı bir kitap aslında bu; çürümüşlük ve yozlaşmışlık başını alıp gitmişken, kimi kime şikâyet edebileceğimiz meçhuldür ve birden patlak veren direnişin ortalığı yakıp yıkması, yanan bu ateşin neyi düzelteceği de belli olmayan ürkütücü olaylar silsilesi…
Hayranı olduğum Proust’un uzun cümleleri, öfkesini haykırmaktan sakınmayan Bernhard’ın üslubu gibi tanıdık yüzleri görmek beni bir nebze canlandırsa da, kitapta sevmediğim şey; beni beklemeden kendini okumasıydı. Sakin sakin ve anlayarak okumaya çalıştıkça, sürekli raydan çıkan bir trenin vagonundaymışım gibiydi ve çılgın insanların arasında itişerek, sıcaktan bunalarak ve ineceğim durağı hesap ederek okudum sanki romanı. Şöyle bir durup nefes almanıza izin vermiyor kitap. Tanıtım bülteninde “kıyamet güldürüsü” diye nitelendirilmesi boşuna değil yani. Peşinizde bir deccal varmış gibi okumanız gereken bir kitap bu. Bazı sayfalarda yaşadığım andan koptuğumu hissettim, bazı sayfalarda çok heyecanlandım ve yüreğim ağzımda, yutkunarak okudum o satırları. Beni bir duygudan bambaşka bir duyguya sürükleyen bu kitabı sevmem lazımdı doğrusu ama ne beğendim diyebiliyorum ne de beğenmedim. Ortada kaldım, belki bazı kitaplar böyledir. Türü, anlatısı ve kurgusuyla, her anlamda benim okuma zevkime hitap etmesine rağmen ısınamadım. Yazarla tanışmak için doğru bir kitap değildi ya da doğru bir zamanda okumadım. Ne olursa olsun, tüm övgüleri hak ediyor bence. Beni böyle arafta bırakması bu gerçeği değiştirmez çünkü. İyi ki okumuşum, belki bir gün yine okurum ve bu kez farklı şeyler hissederim. Kimbilir.

İncelememi paylaştığım platform:

https://www.instagram.com/p/DPLqOXtiDcw/?igsh=ZzIwZTloNnlmNGFt

14 Beğeni

Bir serinin daha sonuna geldim. İlk kitap gerçekten karanlık bir tarafı olan nerde ne olacağı belli olmayan guzel bir kitaptı. İkinci ve üçüncü kitapta daha çok hikaye odaklı gidildiği için o karanlık atmosferden çıkıldı gibi geldi bana. Yazarın kitabın sonunda “5-6 kitaplık bir seri olurdu ancak okuyucuyu sıkmak istemem Jorg’ un hikayesi 3 kitapta bitsin” gibi bir cümlesi vardı. Bu cümlesine katılıyorum. Yinede okunacak güzel bir seri.

16 Beğeni


Ahmet Ümit-Agatha’nın Anahtarı

Eylül ayını Agatha’nın Anahtarı ile noktalıyorum.

Ahmet Ümit’in kitaplarını fazla popüler olduğu için okumuyordum, yazara karşı önyargılıydım. Ta ki yazarın katıldığı bir podcast bölümünü dinleyene kadar. Podcast sonunda ben bu yazara bir şans vermeyelim dedim.

Başkomser Nevzat’ı çok fazla duyduğum için yazara bu serisiyle başlamak istedim. Serinin de ilk kitabı Agatha’nın Anahtarı olduğu için bu kitapla yazara başladım.

Kitap bir öykü kitabı olduğu için Nevzat’ı pek tanıyamadım ama Ahmet Ümit’in tarzını beğendim. Yazarın özellikle Başkomser Nevzat kitaplarını okuyacağım.

18 Beğeni

Bir Malazan hikayesinin daha sonuna üzülerek gelmiş bulunuyorum. Keşke bir 1100 sayfa daha olsaydı diyorum. Benim için her şeyiyle dört dörtlük bir kitaptı. Karsa’nın, Icarium’un ve daha nice karakterin bölümlerini iple çektim her gün.

Sonlara doğru tansiyon artınca da kitap yağ gibi aktı gitti. Bakalım sekizinci kitapta kimlerle ve nerelerde tekinsiz yolculuklara çıkacağız.

10/10

29 Beğeni

Kitabı ben de yakın zamanda bitirdim ve çok sevdim ancak sonu biraz oldu bittiye getirilmiş gibiydi.

Karakter gruplarının yolculukları çok iyi yazılmıştı ve keyifli bir tempoda ilerliyordu fakat sonlara doğru tempo benim ayak uyduramayacağım şekilde hızlandı. Gerçi bu hisse kapılmamada sonlara doğru sayfaları yutarcasına okumamın da bir payı olabilir.

Yine sonlara doğru yazarın bazı karakterleri yapay bir şekilde hikayeden çıkartması beni kitaba soğuttu.

Trull, Korku, Kızı Maske, Genç Toc

Tüm bu yergilerime karşın Biçicinin Kasırgası benim için 9/10’luk bir kitap.

1 Beğeni

Bu kadar bol karakterli bir seride de kayıplar olacak elbet. :slight_smile: Benim için şimdilik tek önemli bir karakter var. O da Karsa Orlong. :smiley:Ölmediyse sorun yok.

1 Beğeni

Kayıpların olmasından ziyade önemli karakterlerin düzgün bir son hazırlanmadan öldürülmeleri yapay geldi.
Aslına bakınca bu son, gerçek hayattaki gibi ölümün habersizce geldiğine dair bir gönderme olsa da fantastiğin doruklarında dolaşan bir serinin efsanevi karakterlerine yakışmıyor.

Karsa, edebi özünü Barbar Conan karakterinden aldığı için onu öldürecek unsurlara karşı bağışık çünkü kendisi haricinde vahşi, temkinli, kurnaz, zeki, önder savaşçı kişiliğini temsil ediyor.

3 Beğeni

110 sayfalık oldukça akıcı bir kitap. Atatürk’ümüzün Samsun’a çıkmadan önceki önemli olayları kendi ağzından Falih Rıfkı aracılığıyla dinliyoruz. Kapakta Vahdettin yazsa da içerikte Vahidüddin yazılmış hep. Neden diye aratınca pek bir bilgiye rastlamadım. Bilgisi olan varsa ve beni aydınlatırsa sevinirim.

Vahdettin odaklı bir kitap gibi görünse de tamamen öyle değil. Atatürk kendisine yakışır bir şekilde bahsetmiş Vahdettin hakkında.

8/10

15 Beğeni

Mete bunu beğendi.

5 Beğeni

Bilmiyorum sadece tahminim; bazen Mehmet Mehmed vs diye de telaffuz edilir ya onun benzeri olabilir.

2 Beğeni

Vahdettin ile ilgili padişah odaklı kitap ararsan aşağidakini önerebilirim :blush:

1 Beğeni

Kökeni arapça olup -din ile biten isimler Türkçe’ye geçerken değişime uğruyorlar.

Vahidü’d-Din > Vahdettin
Bahae’d-Din > Bahattin

gibi gibi gibi…

6 Beğeni

Teşekkür ettim. Daha anlamlı oldu bu şekilde.

2 Beğeni

Sevastian Fitzek - Terapi bitti

Yazardan okuduğum ilk kitapti ve hemen söylemek istiyorum ki son olmayacak.

Kitap baştan sonra bitmek bilmeyen bir heyecan fırtınası yaşattı. Araya maçlar girmese çok daha kısa sürede bitirebilirdim. Özellikle son düzlükte kitaptan çıkamadım. Yazarın yazım dili son derece akıcı ve tarzı, özellikle okuyanın kitaptan ayrılmaması yönündeymiş gibiydi.

5/4.6…

İzmir fuarından yazarın Psikoz ve Paket kitaplarını almayı planlıyorum. Yazarı daha önce okuyanlardan da tavsiyeye açığım.

17 Beğeni

Dinozor Öyküleri’ni okudum. Kısa bir kitap. Genel olarak beğendim.

İçindekiler:

Büyüyünce Ne Olmak İstiyorsun Dinozordan Başka?
Bir Gök Gürültüsü Sesi, bu öykünün aynı isimde güzel bir filmi de var.
İşte Bak, Sevgili, Kaçık Dinozorlar! (Şiir)
Sis Düdüğü, bu öykünün de bir Pokemon bölümü var.
Ya Dersem ki: Dinozor Ölmemiş. (Şiir)
Tyrannosaurus Rex, gerçek bir olaya dayanan dinozor öyküsü diye buna denir.

6 Beğeni

DİKKAT! Spoiler olabilme ihtimali taşıyan heves kaçırabilecek yorum.

Dan Brown’u çok seven ve kitaplarını büyük hevesle önsipariş ile okuyan biri olarak yeni kitabına ne kadar büyük iştahla başlamış olsam da kitabın ilerleyen bölümlerinde ana karaktere dahil hayal kırıklıkları ile devam etmek zorunda kaldım.

Ana karakterimiz Dan Brown okuyucularının zaten yakından tanıdığı Simgebilim Profesörü Robert Langdon. Maalesef kitabımızda ise profesörün bilgi birikimine dayanabilecek konular bulamıyoruz. Yani mesela şuradan örnek vereyim, Da Vinci’nin Şifresi, Melekler ve Şeytanlar gibi kült kitaplarda profesörün bilgi birikimini sular seller gibi okurken, yeni öğrendiğimiz bilgiler ışığında internette aramalar yaparken bu kitapta profesörümüzün bilgi alanına dair hemen hemen hiçbir akışla karşılaşmıyoruz. Hikaye için kritik olabilecek bir kapı şifresini çözmesi dışında kitap genelinde profesörümüz yanında bulunduğu Katherine Solomon’ın çırağı gibi oradan oraya sürükleniyor. Yani bu kitap biraz Robert Langdon değil de Katherine Solomon kitabı gibi olmuş. Hanımefendi bilgilerini aktarıyor biz de öğrenmiş oluyoruz. Kitapta Robert Langdon yerine başka sıradan ve bilinmeyen bir karakter yaratılıp oturtulsaymış hiç kimse de yaa bu adam aslında Robert Langdon demezmiş. Bilmiyorum tabi ama sanki biraz da Robert Langdon ismi satsın diye mi uğraşılmış emin değilim ama yazarın böyle bir şeye ihtiyacı olacağını da sanmıyorum.

Kitabın tamamı nöroloji üzerine işlenmiş. Türk yazarlarımızdan Serkan Karaismailoğlu’nun nöroloji üzerine yazılmış Matter üçlemesini de okumuştum ve açıkcası o seri beni bu kitaptan daha fazla sürüklemişti. Ben bu kitapta Dan Brown ve Robert Langdon isminin satış yaptıracağına inanıyorum. Kolaylıkla başka bir yazarın daha yazabileceğini farzettiğim bu kitap başka ellerden çıksa dünyada bu kadar ses getireceğini de pek sanmıyorum.

19 Beğeni

@alper’in önerisiyle Selim Erdoğan’dan okuduğum ilk ama son olmayacak Hain’i çok beğendiğim. Milli Mücadele dönemine bir zaman yolculuğu yapmış gibi hissettim kitap bitince. Sadece tarih değil gizem ve polisiye tadı da çok yoğundu eserde. Tüm forum ahalisine öneriyorum.

9/10

19 Beğeni

Genel çerçeve, olaylar ve karakterler gerçek tarihsel kişilerdir.

Mesela hikâyenin bir noktasında yolculuğa eşlik eden Yahya Kaptan yer alıyor. Ben, onun adının Kemalist devrimin ilk şehidi olarak yazılması gerektiği düşüncesindeyim.

Yahya Kaptan, Karakol Cemiyeti’nin büyük günahlarından biridir.

Ahmet Muhtar’ın ikinci kitabı da çıktı; ben henüz satın almadım ama alıp okuyacağım.

4 Beğeni

Chris Carter - Haçlı Katil yarım kaldı…

İzmir fuarı için elimdeki seri olupta fuardan devamını alabileceğim kitapları hızlı hızlı bitirmeye çalışıyorum. Bu kitabin da yarisıni geçtim ve ara verdim. Yazarın anlatımından mıdır yada konudan mıdır bilemedim benim için şimdilik seride ilerliyebileceğim bir yazar olmadı malesef. Belki Fitzek’ten sonra okuduğum için de olabilir. İlerde bitirmek adına tekrar devam edebilirim.

Ukalalık olarak değil ama şu kitap okumanın en büyük sıkıntısı, belli tarzlardaki kitaplarda konular hep birbirinin aynı gelmeye başladı. Orjinal konu bulmakta malesef zorlanıyorum.

Bir de geçen aylarda foruma sormuştum hangisini okuyayım diye, herkes Guguk Kuşu demişti. Şimdi hepsini okumuş biri olarak sıralamam ;

  1. Terapi
  2. Haçlı Katil
  3. Guguk Kuşu diyebilirim.
15 Beğeni

Bir süredir tarih okuyorum ve bugünlerde okuduğum kitap, Camilla Townseed’in Aztekler: Yağmalanan İmparatorluk adlı kitabı.

Dünya tarihi genellikle Avrupa ve batı merkezli izleniyor. Bizimki gibi ülkelerde ise sınırlı da olsa Asya ve Ortadoğu’yu da görüyoruz. Fakat ben dünyanın diğer yerlerindeki tarihin de incelenmeyi, okunmayı hak ettiğine inanıyorum.

Farklı toplumların tarihi bana hep şunu gösteriyor: Belirli bir bölgeye, ülkeye, kıtaya özgü sanılan tarih akışı sanılandan çok daha fazla evrensel bir nitelik taşırken, tarihin evrensel sayılan bazı yasalarının da aslında hiç de öyle olmadığını görüyoruz.

Aztekler kitabının şu âna kadar okuduğum kısmı da bunu doğrulamakla kalmıyor, aynı zamanda Aztekler hakkında yaygın olarak bilinen bazı şeylerin de aslında yanlış olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Mezoamerikan kültürleri bazı insanlara çok yabancı gibi gelse de dünyanın her yerindeki diğer insanlarla bazı benzer şeyleri yaşadıklarını ve hissettiklerini de gösteriyor.

Aztekler hakkında yanlış bildiğim şeylerin ilki bu halkın ismi. Aslında bu isim onlara İspanyollar tarafından verilmiş. Onların kendilerine verdikleri isim Mexica.

İkinci yanlış bilinen şey tek merkezli bir imparatorluk oldukları. Gerçekte Tenochtitlan’da yaşayan bu halkın komşu 2 şehir devletiyle kurduğu bir ittifak söz konusu. Sadece Tenochtitlan diğerlerinden biraz daha öne çıkmış.

Üçüncü yanlış bilinen şeyse diğer bütün komşu uluslara zorbaca davranan ve onlara tam anlamıyla boyun eğdiren, savaştan başka bir şey bilmeyen bir güç oldukları. Gerçekte kendi yönetimine aldıkları halklara belirli bir özerklik tanımakla kalmıyor, diplomatik ve akrabalık ilişkileri üzerinden bağlar kuruyorlardı.

Bunlar şu âna kadar okuduğum kısımda gördüklerim ve kitabın yarısına bile gelmiş değilim.

Bende hayranlık duygusunu en çok uyandıran şey, Azteklerin (daha doğrusu Mexicaların) tarih boyunca verdikleri var olma mücadelesi oldu. Yeni bir yurt ve yeni bir yaşam için kuzeyden, Texcoco gölünün yakınlarına geldiler. Hiç kimsenin istemediği bataklık bir toprak olan, gölün üzerindeki bir adaya yerleştiler. Diğer halkların yemek istemediği şeyleri yemek zorunda kaldılar. Güçlü düşmanlarına boyun eğmek ve aşağılanmak zorunda bırakıldılar. Ama sabrettiler. Askerî olarak kendilerini geliştirdiler, şehirlerini güçlendirdiler, komşu şehir devletleriyle diplomatik ilişkiler kurdular, bazılarıyla ittifaklar kurdular, bazılarıyla savaştılar. Medeniyetin farklı alanlarda ilerlemeye çalıştılar. Tek bir amaçları vardı. Bir daha eskisi gibi ezilmemek.

İspanyollar, Aztek Medeniyetini yerle bir ettikten sonra da İspanyolca yazıyı öğrenen Aztek gençleri, yaşlılarından kendi tarihlerini anlatmalarını istediler ve bu sözlü tarihi unutulmadan kayıt altına aldılar. Böylece kendi tarihlerini, kültürlerini ve dillerini yok olmaktan kurtarmak için başka bir mücadele verdiler.

Başarılı oldular da. Bugün o ülkede İspanyolca konuşuluyor olsa da Nahualt dili tamamen yok olmadı. Ve o ülke kendisine Meksika ismini verdi, bayrağına bir Mexica kartalı yerleştirdi (onların mitolojisinde önemi var) ve İspanyollara direnen son Mexica kralının heykelleri dikildi. Halk her ne kadar İspanyolca konuşsa da sömürgecilere direnenleri saygıyla anıyor ve onlarla işbirliği yapanları iyi anmamaya devam ediyor. (Bu paragraf kitapta yazan bir şey değil, benim düşüncem)

Bakalım kitabı okudukça daha neler göreceğim. Kitabı incelemek ve satın almak isterseniz Kronik Kitap’ın web sitesine bakabilirsiniz. Bağlantıyı aşağıya bırakıyorum.

11 Beğeni