Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Yüzeysel İnceleme)


Reşat Nuri Güntekin-Yeşil Gece

Daha önce yazardan Çalıkuşu’yu okuyup çok beğenmiştim. Şimdi de Yeşil Gece’yi okuyup çok beğendim. Kendisi de bir öğretmen olan Reşat Nuri öğretmen karakterlerini çok başarılı yazıyor, okurken karakterlerin idealistliğine insan kolayca kendini kaptırıyor. Yazarın kitaplarını okuyan bir çocuk öğretmen olmak ister ama malum günümüzde öğretmen olmak çok zor.

Kitapta eski bir medrese öğrencisi olan Şahin’in medreseden ve ulema tayfasından tiksinerek yenilikçi tarafa geçip aşırı bir yenilik taraftarı olarak Sarıova’ya öğretmen olarak gitmesi anlatılıyor. Gittiği yerde hurafelerle, ulemayla ve eşrafla olan mücadelesi Meşrutiyetten Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar olan süreçte bireylerde ve toplumda yaşanan değişimi politik bir bakış açısıyla da olsa başarılı bir şekilde anlatılıyor.

Okunmasını şiddetle tavsiye ederim.

17 Beğeni

Bu arada yeni sene yani iki aydan daha az bir süre sonra Reşat Nuri Güntekin ‘ in telifi bitecekti. Bu konuda yeni gelişmeler hazırlıklar var mı?

2 Beğeni

Telifin tamamen düşmesi bekleniyor bu durumda. Ocak gibi diğer yayınevleri basmaya başlar. Ben de iyi bir yayınevinin basmasını bekliyorum açıkçası.

1 Beğeni

Telifin 2027’de düşmesi gerekiyor. Yetmişinci yıl bitiminde yani Reşat Nuri 1956’da vefat ettiği için yetmişinci yıl 2026 oluyor bundan dolayı 2027’de tüm yayıncılar basmaya başlar.

Sabahattin Ali de 1948’de vefat etmişti ve tüm yayıncılar 2019’da basmaya başlamışlardı.

1 Beğeni

7 Aralık 2026’da süre doluyor üzerinden 70 sene geçmiş oluyor ve 15 Aralık 2026 da istelerse basabilir tüm yayınevleri. 71 ölüm yılına giriliyor 7 Aralıkta o yüzden şuan hazırlık yapan yayınevleri vardır.

1 Beğeni

Sabahattin Ali Nisan ayında vefat etmesine rağmen Ocak 2019’da yayınevleri kitapları yayınladı. Antoine de Saint-Exupéry Temmuz 1944’de vefat etti ama Ocak 2015’de telifi kalktı ve yayınevleri bastı.

Yukarıda @azizhayri bey iki ay sonra bitiyor dediği için daha önceki yıllarda gördüklerime göre bildiklerimi yazdım. Yoksa yayınevleri hazırlık yapıyor mu, yapmıyor mu, o konuda ne bir bilgim ne de yazdıklarımda bir itiraz var. :slight_smile:

1 Beğeni

Teşekkür ederim yazdıklarınız için. Demek iki aydan daha uzun süre var ve bir süre daha bekleyeceğiz.

2 Beğeni

Türk fantastik edebiyatının yeni nesil iki yazarından iki kitapla geldim (blogger, booktuber vs gibi giriş yaptım niyeyse). Öncelikle Sefer ‘den biraz bahsetmek isterim. Murat Başekim’den daha önce Pas kitabını okumuş ve bir adet aşırı gereksiz karakter yüzünden güzelim hikayenin mahvolduğunu söylemiştim. Bu kitap daha olgun, daha iyi işlenmiş ama yine gereksiz bir karakter iliştirmiş yazar kitaba. Neyse ki bu defaki karakter çok göze batmıyor. Ayrıca yine çok kötü, bildiğiniz soğuk esprileri alakasız yerlere koymuş (neyse ki bir iki yerde var sadece) yazarımız. Kendisinin iki kitapta da dilini, kurgusunu ve anlatımını beğenen bir okur olarak “yalvarırım artık yapma” demek istiyorum. Bunlar olmasa iki kitap da daha ciddi ve daha kaliteli olacak. Sefer esrarengiz bir adaya giden kimsesiz çocukların yetimhanede yaşadıkları ve devamında kuzey mitolojisiyle iç içe geçmiş fantastik bir intikam öyküsü aslında. En kısa bu şekilde tarif edebilirim ama yazarın anlatımıyla gerçekten güzel bir öykü bizlerle beraber oluyor (sadece söylediğim kısımlar çok göze batıyor). Bir de ciddi bir yüzüklerin efendisi eleştirisi yapıldığı için (haklı yanları olsa da) biraz kızmış olabilirim kitaba ve yazara. 10 üzerinden 6.5 ya da 7 civarı verebileceğim bir kitap. Boş zamanınız varsa ve ilginç bir hikaye okumak istiyorsanız oldukça akıcı bu kitaba şans verebilirsiniz.

Gelelim Fevkalbeşer Sair Bey Ve Suskunluğu kitabına. Beni şaşırtan bir kitap oldu. Zaten ismi ve kapağıyla dikkatimi çekmişti, bir de Ömer İzgeç’in Karakambur öykülerini okuyunca iyice bir istek duymuştum kitaba. Bu kitabı okuyalı da biraz zaman geçti ama yine de sizlere de tavsiye etmek istedim. Kitap üç ayrı zaman diliminde geçiyor. Esrarengiz bir tarikat ve bu tarikatla bağlantılı bir kolye üzerinden üç ayrı zaman diliminde olayları takip ediyoruz. Kitabın felsefi yönünü çok beğendim. Kurgusu da çok güzeldi. Tam bir akış halinde değildi ama merak dozunu da sonuna kadar korumayı başaran bir kitap. Gerek atmosferi, gerek dili ve anlatımı, gerekse karakterleriyle oldukça beğendim kitabı. 10 üzerinden 8 puan benden alır. Türü seven ve genç yazarlarımızı okumaktan keyif alanlar mutlaka şans versinler. Ayrıca sevgili Murat Başekim gibi Ömer bey de gayet güzel bir konu seçmiş ama hiç sacma sapan bir karakter iliştirmeden ve soğuk espriler serpiştirmeden yazdığı için ne kadar ayakları yere basan, kaliteli bir kitap ortaya çıkmış.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

16 Beğeni


Beyaz Geceler’i daha önce sesli kitap olarak bitirmiştim ama hatırımda kalmadığı için bu sefer de kitabı okudum ve hatırladığımdan daha da etkileyici bir kitapmış.

Kitapta kitaba adını veren “Beyaz Geceler” dahil toplamda 5 öykü yer alıyor. Açık ara farkla en iyi öykü tabii ki Beyaz Geceler’di. Hayalperest karakterinin saflığı ve Nastenka’nın malum karakteri çok etkileyiciydi.
Kitapta beğendiğim bir diğer öykü Haysiyetli Hırsız oldu. Tipi fakir ama gururlu Rus tiplemesi güzel yansıtılmış.

Dikkate değer bir de Başkasının Karısı öyküsü vardı. Kıskanç bir kocanın başından geçen absürt olaylar anlatılıyordu. Öyküyü beğendim ama konusu öyküden çok tiyatro oyunu olmaya müsaitti, klasik Fransız komedyaları gibiydi.

Diğer iki öykü de fena değildi. Kitabı genel olarak tavsiye ederim ama Beyaz Geceler’in okunmasını şiddetle tavsiye ederim.

18 Beğeni

Anadolu Korku Öyküleri 2

Daha önce 1. kitabını okuduğum Anadolu Korku Öykülerinin 2. cildini okudum. Bu çalışmayı çok kıymetli buluyorum o sebeple yine zevkle beğenerek okudum.

İlk kitabı beğenenlere kesinlikle tavsiye ederim.

Işıl Beril Tetik’in yazdığı Zifir Karanın Mavisi öyküsü kurgu bakımından zayıftı, klişeydi ama çok sürükleyici geldi, beğendim.

Umut Dülger’in Konuşmayanlar öyküsü ise kurgu yönünde çok iyiydi. Ancak korku öğeleri biraz eksik kalmış gibiydi. Öykünün sonuna biraz daha çalışılsaymış çok daha iyi bir öykü çıkabilirmiş.

Ayşegül Nergis’in Şer Karışan Vakit öyküsü aslında güzel bir korku öyküsü. Ama ilk açılıştan itibaren kurgu biraz garip aktığı için içine bir türlü giremiyorsunuz. Bu öykü konusunda çok kararsızım. İyi mi, kötü mü anlayamadım.

Demokan Atasoy’un Gece Işığı Öyküsü aslında iyi bir öykü. İlk kitabın en iyi öyküsünü Demokan Atasoy yazmışken ikinci kitapta da kötü öykü olmasını beklemiyordum. Ancak bu öykünün en çok eleştirdiğim karakterlerin isimlendirmesi ve kitapta anlatılması. Öykünün başında kim kimdir biraz karışıyor, yalın anlatılmıyor. O sebeple maalesef bu kitabın en iyi öyküsü olamıyor.

Galip Dursun’un Oba öyküsü çok iyi. İşte Anadolu Türk Korku öyküsü budur. Kurgusu, akışı , sonu, anlatımı ve karakterler. Kitabın en iyi öyküsü budur.

Mehmet Berk Yaltırık’ın Mezardan Gelen öyküsü kitabın son öyküsü ve en iyi öyküsü. Bu öykü sayesinde artık Türk yazarlar arasında merakla takip edeceğim birisini buldum. Kurgu, dil, akıcılık inanılmaz güzeldi. Sırf bu öykü için bile bu kitap okunur.

Kştabın genelini değerledirince ilk kitaptan daha güzel öykülerin bir kitap olmuş. Yakın zamanda 3. kitabı da okuyup, yeni kitapları bekleyeceğim.

Kitaba puanım 8/10

17 Beğeni


Hüseyin Rahmi Gürpınar-Şık

Hüseyin Rahmi en sevdiğim Türk yazarlardan biridir. Fırsat buldukça kitaplarını okumaya çalışıyorum. Bu sefer de yazarın yazdığı ilk kitap olan Şık’ı okudum.

Şık romanında Şatırzade Şöhret Bey’in alafranga olmaya çalışırken başından geçen rezillikler anlatılmaktadır. Yer yer çok komik olaylar vardı.

Kitap, konu ve yazım tekniği açılarından tam bir Tanzimat romanıdır. Hüseyin Rahmi de Tanzimat yazarları gibi zaman zaman araya girip kendini görünür kılmaktadır.

Roman tekniği açısından zayıf olsa da Hüseyin Rahmi sevenlerin beğeneceği bir kitaptır.

20 Beğeni

SPARK CITY

500 sayfalık ilk kitabını 2 günde okuyup bitirdim. Kitap akıyor akmasına ama ne derece beğendiğimi tam çözemedim. İlk yarısı gayet ergenceydi, sonradan ana hikayeye girdik ve sanki grimdark gibi bir şey oldu. Hatta tekrar Kralkatili’nin ikinci kitabını okuyormuş gibi hissettim: yabanda oradan oraya gezen ana karakter, biraz cringe aşk/ilişki sahneleri, kitabı elinden bırakamamak vs. Gerçi hakkını yemeyim, bunda hikaye ilerliyor ve seri zaten tamamlanmış. Neyse, bence potansiyeli var, devam kitapları için umutluyum.

19 Beğeni

Gabriel Garcia Marquez - Yüzyıllık Yalnızlık bitti.

Kitapla ilgili düşüncelerim karışık. Çok güzel de diyebilirim, sıkıldım da diyebilirim. Bir kasabanın ve o kasabada yaşayan bir ailenin yüzyıllık değişimini, başlarından geçen olayları vb. anlatan bir kitap kendisi. Büyülü gerçekçilik akımının en önemli eserlerinden. Akıcı anlatımı ve betimlemeleriyle olayları ve o diyarları gözünüzde canlandırıyor adeta. Sıkıldım diyebilirim çünkü ilgimi çeken bir konusu yoktu. Her şeye rağmen okunması gereken kitaplardan olduğu fikrindeyim.

:star::star::star:

16 Beğeni

Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum

Öncelikle çok güzel ve ilgi çekici bir isim. Ulaşmak istediği kitlenin de ilgisini çekmiştir diye düşünüyorum ki çekmiş ki bu kadar satmış. Yazarın ölüm haberini görünce erteleyip durduğum bu kitabı öne çekmek istedim.

Kitabın büyük kısmı yazarın psikiyatrı ile arasında geçen konuşmalardan oluşuyor. Bu konuşmalarda yazarın yaşadıklarını, düşüncelerini ve zaman zaman itiraflarını okuyoruz. Bir de psikiyatrın -alanım olmadığı için söylemekten çekindiğim ama benim ve başka pek çok kişinin yetersiz bulduğu- yanıtlarını. En sonda ise yazar duygusal bir günlük gibi küçük başlıklar altında o başlıklara ilişkin anı ve düşüncelerini anlatıyor. Bunları yaparken bu kadar dürüst davranabilmiş, paylaşması kolay olmayan duygu ve düşüncelerini sadece paylaşmamış bir de kitap halinde basmış olması çok cesaret gerektiren bir şey. Bu açıdan kitabı çok cesur ve içten buldum. Okuduğum kişiyi çok sevemesem de bu cesaret ve dürüstlük beni etkiledi. İyileşmek birden gerçekleşmiyor ve bir gün iyiyken sonra bir hafta tekrar çok kötü geçebiliyor, bunu göstermesi bence tam da istediği gibi kendisi gibi hisseden insanlara yalnız olmadıklarını hissettirmiştir. Diğer taraftan kitabın sonuna geldiğimizde çok bir iyileşme de görmüyor gibiyiz, bu yüzden evet yalnız hissettirmiyor ama umut da vermiyor diye düşünüyorum.

Ancak kitabın çevirisi maalesef okumaktan aldığım keyfi çok düşürdü. Reddit’e baktığımda İngilizce çeviriden de çok memnun olmayanlar olduğunu gördüm o yüzden (çevirmene biraz bakarak kitabın Korece aslından çevrilmediğini varsayıyorum) belki esas alınan metnin sıkıntılı olmasından da kaynaklanmıştır ama anlamak için tekrar tekrar okuduğum cümleler oldu ve bunlar akıcılığı çok bozdu.

Genel olarak sevmedim diyemem ama Ölmek İstiyorum Ama Hâlâ Tteokbokki Yemek İstiyorum’u okuyup okumamakta kararsızım.

16 Beğeni

Beyin Kırıcı

Güzel bir fikri aşk temelli alıp, biraz da yüzeysel anlatarak baltalamış yazarımız. Keyifli bir kitap aslında ama daha iyi yazılabilirdi diye düşünüyorum. Türk yazarlarımızda hayal gücü ve konu olarak çok sorun olmuyor, işleyişte sorun ortaya çıkıyor hep. Zaten çıkmayınca da özellikle bilim kurgu, fantastik ve büyülü gerçeklik dallarında harika eserler verebiliyoruz. Bu kitap 6-6.5 puan civarıdır benim gözümde.

Saklı Cehennem

Yine güzel bir fikir ama bu defa daha güzel kurgulanmış. Genel olarak beğendim ama fazla rahatsız edici unsurlar da bulundurduğunu belirtmem lazım. Distopik bir hikayeyi, acımasız bir dünyayı anlatıyor bize kitap. Aslında koca koca harflerle bir kapitalizm eleştirisi. Kurgusu güzel, hikaye akıcı, dili ve anlatımı güzel, merak duygusu korunuyor. Rahatsız edici unsurları aslında hikayeye uygun. Neden 8 9 puan değil ben de bilmiyorum ama tam 7-7.5 puan diyebileceğim bir kitap. Kesin okuyun diyemem ama okuyan da keyifli bir okuma geçirir diye düşünüyorum.

Suç Ve Bela Öyküleri

Tam olarak adında geçtiği gibi suç ve bela öykülerini içeriyor. Klasik bir polisiyeye göre daha doyurucu öykülerden oluşuyor kitap. Oldukça akıcı ve pangea içerisinde öykü derlemeleri hariç en kaliteli öykü kitabı. Aslıhan Kocabal’ın Gerçeğe Aykırı Beyanlar kitabı da çok güzeldi ama sanırım Suç Ve Bela Öyküleri bir milim farkla öne geçti. Zaman geçirmek ve güzel öyküler okumak için tercih edilebilecek bir kitap.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

21 Beğeni

Kitabın çıkış noktasını oluşturan 2 soru var benim için:
1-Kendi hâlinde yaşayan, düzenine düşkün yaşlı bir kadın kendini bir anda cinayet soruşturmasının içinde bulursa ne olur?
2-Küçücük bir çay dükkânında, ne kadar sır saklanabilir?

Kitap tamamen bu sorular etrafında şekillenen bir hikâyeye sahipti. Ana karakterimiz Vera, San Francisco’nun küçük Çin mahallesi Chinatown’daki çay dükkânında kendine göre kuralları ve tatlı-sert tavırları ile yaşayan bir teyze profilinde. Bu profil bir hayli gerçekçi ve samimi bir yazımla oluşturulmuştu bence. Böyle günlük hayatta gün içinde uğrayıp sohbet edeceğiniz biriymiş gibiydi.Nasihat veren, her şeye yorum yapan teyzeler vardır ya hayatımızda? Tamamen onu düşünebilirsiniz :grinning_face_with_smiling_eyes:

Olaylar yoğun gizem içerecek bir şekilde ilerlemiyor( zaten beklentiyi buna göre oluşturmak gerekir) ama kurulan dünya çok hoş ve naif yazılmış, dili de samimi olduğu için yazarın sıkmadan okuyorsunuz sonuna kadar.Karakterlerin olaylara verdiği tavırlar, hikâyenin düzenli temposu, doğal diyalogları okumam için yeterliydi.

Okurken sürekli “Bir bölüm daha okuyayım, sonra bırakırım.” falan filan derken fark etmeden kitabın yarısına gelmişim bile. Zamanın nasıl geçtiğini bile anlamamışım.
Sert bir polisiye-gizem arayanlara göre değil belki, ama sakin akan, mizahı ince ince işleyen ve karakterleriyle okurken saracak bir hikâye arıyorsanız tam bir keyif kitabı diyebilirim.
Cozy gizem seven herkes bu kitaba şans vermeli bence :blush:

17 Beğeni

Bana Kuşlar Söyledi - Yekta Kopan
Bana Kuşlar Söyledi - Yekta Kopan

Bir arkadaşımın tavsiyesiyle almıştım bu kitabı, ancak şimdi okuma fırsatı bulabildim ve sevemedim; çoğu zaman öneri sonucu aldığım kitaplarda bu durumu sık yaşıyorum. İstisnalar da var tabii ki, önerilerine güvendiğim insanlarda bunu yaşamadım hiç.
Belki de beklenti içinde okuyorumdur diye düşünmüştüm, ama okumak için heyecanlı da değildim, sanmıyorum. Yekta Kopan’dan daha önce ‘’Bir De Baktım Yoksun’’u okumuştum ve o öykülere bayılmıştım. Ama şu an okuduğum öyküler için aynı fikirde değilim.

On iki öykünün yer aldığı eserde, hikâyelerin kahramanları çocuklar ve onların bakış açılarıyla yaşananlara tanık oldum, her öyküde farklı bir çocuk ve olayla karşı karşıya kaldım. Yüzleşmek zorunda kaldıklarıyla, iç çatışmalarıyla ve gerçeklerle boğuşurken bir yandan da hayalleri ve umutlarıyla yetişkinlerin dünyasına bakıyorlar. Bu bağlamda öykülerin temaları çok güzel aslında, ama bir ‘’olmamışlık’’ vardı. Anlatıcılar, çocuk gibi değillerdi. Çocuklara özgü olan o dili göremedim. Evet, zor durumlara düşüyorlar, başlarına birçok dert açılıyor, sevdiklerinin acılarına tanık oluyorlar… Belki de bu sayede erken büyümek zorunda kalıyorlar, fakat çocukların içlerinde var olan o umudu hissedemedim doğrusu. Anlatım çok kalabalık, düşünmeye imkânım olmadı gibi bir şey oldu. Umudu yakalayamamamın bir nedeni olabilir bu.
Boşluk bırakılmayan, hıncahınç dolu, geveze anlatımları sevemiyorum ve böyle metinlerden kopuyorum hemen. Yoğun, karışık ve katmanlı üsluplarla karıştırılmasın bu, mesela zamanların birbirine geçtiği ‘’bilinç akışına’’ hastayımdır. Bu türde yazılmış kitapların çoğuyla, çok ayrı bir bağımız vardır.

Aralarında biraz da olsa hoşuma giden öyküler de oldu, ama genel düşüncelerim bu. Edebi lezzetten yoksun kaldığım ve bitirmeye çalıştığım bir kitap oldu yani.

14 Beğeni

SPARK CITY CYCLE

Sonu güzeldi ve tabi ki bitirince bir boşluğa düştüm. Keşke biraz daha yavaş ve tadını çıkararak okusaydım diyorum. Bazen Game of Thrones okuyormuşum gibi hissettim, bazen Farseer, bazen Kralkatili, bazen de ucuz bir Young Adult kitabı… Öyle ekstrem tepeleri ve çukurları olan garip bir seri. Okurken bir adım geri atıp eleştirel gözle baksam bir düzine kusurunu sayardım, ama karakter arcları ve aksiyonuyla öyle büyüledi ki o adımı atmaya fırsat bulamadım.

16 Beğeni

İthaki’nin yeniden basmayacağını anlayıp pdf olarak okudum. Kesinlikle ilkinin gerisinde kaldı. Yazar dünya anlatımından o kadar kısmış ki karakterler bir uzay boşluğunda süzülüyor, maceralar ilerledikçe yeni kurallar ve yaşam biçimleri zuhur ediyor. Bir dereceye kadar böyle olmak zorunda olmasını da anlıyorum ama bir yerden sonra her şey kitabın adı gibi çok yapay gelmeye başladı. Benim için kitabın tek pozitif yönü kendini okutacak bir temposu olması. Bir de ana karakteri sevdiğimden seriye devam etmek istiyorum ama diğer kitapların da beklentiyi pek karşılayamadığına dair yorumlar gördükçe hevesim kırıldı. O yüzden kararsızım.

Güzel bir fikrin bu kadar kötü anlatılması gerçekten üzücü. Gerçek bir hayal kırıklığı oldu çünkü epey hevesle elime almıştım. Yazar kitabı ciddiye almıyor, karakterler kendilerini ciddiye almıyor ve laçkalaşmış bir hikayede buluşuyorlar. Ben de ciddiye almıyorum o yüzden ve uzun uzun bir şeylere yazmaya değer görmüyorum.

16 Beğeni

R.F. Kuang - Sarı Yüz bitti.

‘‘21. Yüzyılın en önemli kitaplarından biri.’’ - Dı Niv York Tayms

Bu kadar mütevazı olma NYT. En önemli kitabı de. Hatta hızını alama ve tüm zamanların diye devam et. :smiley:

:star: :star:

8 Beğeni