Kruvazör: Açık denizlerde kol gezmek, deniz ve hava filolarına kılavuzluk etmek, onları düşman gemilerinin ve uçaklarının saldırısından korumak gibi görevleri olan, gerekli silahlarla donatılmış, hızlı savaş gemisi.
‘‘Araştırma beş yıl sonra Astromeg adlı bir kruvazörün yapmış olduğu bir keşifle yeni bir soluk kazandı.’’
Vodvil (Fransızca): 1. Hareketli, eğlenceli bir konuya dayanan, şarkılara da yer verilen hafif güldürü. / 2. Meyhanelerde söylenen neşeli, alaylı, taşlamalı şarkı.
Cihannüma (Farsça): 1. Her yanı görmeye elverişli, camlı çatı katı veya taraça, kule. / 2. Dünya haritası.
Maral (Moğolca): Dişi geyik.
Özdek (Türkçe): 1. İş yerlerinde eşya ve malzeme işleriyle ilgilenen bölüm, ayniyat. / 2. Kullanılmaya, harcamaya uygun, taşınması kolay eşya, ayniyat. / 3. İnsanın çalışmasıyla bir amaç uğruna biçim verdiği veya yararlandığı doğal cisimler, nesneler. (felsefe) / 4. Duyularla algılanabilen, bölünebilen, ağırlığı olan nesne, madde. (fizik)
Zıpçıktı (Türkçe): 1. Görgüsüz, fırsatçı kimse. / 2.Türedi. [Kendisinden umulmayan bir biçimde sivrilmiş ve hakkı olmayan bir duruma gelmiş (kimse), yerden bitme.]
Kayra (Türkçe): Yüksek tutulan veya sayılan birinden gelen iyilik, lütuf, ihsan, atıfet, inayet.
1. (isim) Bir konu üzerinde, belli kural ve yöntemlere uyularak yapılan tartışma:
" Bir fikrin münazarasıyla kütüphanesinin önünde sabahladığımız geceler olurdu." -Ahmet Hikmet Müftüoğlu
2. (isim, edebiyat) Divan edebiyatında zıt varlıklar ve kavramlar arasındaki karşıtlığı anlatan yazı türü.
1.isim Görüntü, hayalet, ruh:
" Orada ezelî efsanelerini yaşayan binlerce tayf vardı." -Ömer Seyfettin
2.isim, fizik Birleşik bir ışık demetinin bir biçmeden geçtikten sonra ayrıldığı basit renklerden oluşmuş görüntü: Güneşin tayfı, biçmenin köşesinden tabanına doğru sıra ile şu renkleri gösterir: Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert, mor.
Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi. 2. fel. Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav, nas, inak.
dogmaİng. dogma
Bir felsefe okulunda benimsenen, doğru diye ileri sürülen öğreti. 2. Doğruluğu sınanmadan benimsenen ve bir öğretinin ya da ideolojinin temeli yapılan sav.
‘‘Kilise en büyük krizini, ölümsüz ruh dogmasıyla yaşamıştı, burada ölümsüzlük sonsuz hayat anlamındaydı.’’
İsnat (Arapça): 1. Bir düşünceyi, bir konuyu bir kişi veya sebebe dayandırma, yükleme, atfetme. / 2. Karacılık, iftira. İsnat etmek:1. Dayandırmak. / 2. İftira etmek.
Mamur (Arapça): Bayındır. Dört başı mamur: 1. Her bakımdan istenildiği gibi olan (mecaz). / 2. Eksiksiz, kusursuz (mecaz).
Dinî amaçlarla ve törelere bağlı olarak doğal eğilimleri ve beden isteklerini yenmek için isteyerek acı çekme.
Tinsel benliğini yüceltmek için tensel benliğini yok etmeye yönelen işlemlerin tümüne verilen addır. Yunanca “idman” anlamındaki “askesiz” sözcüğünden türetilmiş olan asetizm ifadesi ahlaki anlamda, dünya zevklerini küçümseme temeline dayanan bir ahlak öğretisidir.
Epiküryen: Eski Yunanca dan günümüze ve dilimize geçmiş bir kelimedir. Bu kelimenin doğuşu , Antik Yunan’da doğa olaylarını atomlarla açıklayan , Antik tanrıların yaşamda etkisi olmadığını savunan Epiküros adlı bir felsefe adamından gelmektedir. Yani bu kelimenin çıkış noktası insan bedeni.
Epiküros , bedenin ihtiyaçlarını giderdiğinde mutlu olmak kolay diye düşünmüştür. Buna “hayattan zevk alma felsefesi “ denmiş ve bundan da “Epiküryen“ sözcüğü doğmuştur.