Her Yeni Güne Bir Yeni Kelime

Kruvazör: Açık denizlerde kol gezmek, deniz ve hava filolarına kılavuzluk etmek, onları düşman gemilerinin ve uçaklarının saldırısından korumak gibi görevleri olan, gerekli silahlarla donatılmış, hızlı savaş gemisi.

‘‘Araştırma beş yıl sonra Astromeg adlı bir kruvazörün yapmış olduğu bir keşifle yeni bir soluk kazandı.’’

5 Beğeni

Vodvil (Fransızca): 1. Hareketli, eğlenceli bir konuya dayanan, şarkılara da yer verilen hafif güldürü. / 2. Meyhanelerde söylenen neşeli, alaylı, taşlamalı şarkı.

Cihannüma (Farsça): 1. Her yanı görmeye elverişli, camlı çatı katı veya taraça, kule. / 2. Dünya haritası.

Maral (Moğolca): Dişi geyik.

Özdek (Türkçe): 1. İş yerlerinde eşya ve malzeme işleriyle ilgilenen bölüm, ayniyat. / 2. Kullanılmaya, harcamaya uygun, taşınması kolay eşya, ayniyat. / 3. İnsanın çalışmasıyla bir amaç uğruna biçim verdiği veya yararlandığı doğal cisimler, nesneler. (felsefe) / 4. Duyularla algılanabilen, bölünebilen, ağırlığı olan nesne, madde. (fizik)

Zıpçıktı (Türkçe): 1. Görgüsüz, fırsatçı kimse. / 2. Türedi. [Kendisinden umulmayan bir biçimde sivrilmiş ve hakkı olmayan bir duruma gelmiş (kimse), yerden bitme.]

Kayra (Türkçe): Yüksek tutulan veya sayılan birinden gelen iyilik, lütuf, ihsan, atıfet, inayet.

4 Beğeni

Fantazmagori/Fantazmagorya (Eski Yunanca): Aldatıcı görüntüler.

İşbu (Türkçe): Bu, özellikle bu.

Kreşendo (İtalyanca): Çalgıların giderek daha yüksek ses verecek biçimde çalınma durumu.

Hercümerç (Farsça): Altüst, karmakarışık, darmadağınık, allak bullak. / Hercümerç etmek: Altüst etmek, karıştırmak.

Matah (Arapça): İnsan, mal, eşya vb. için küçümseme yollu bir söz.

Alametifarika (Arapça): Ayırıcı nitelik, ayırıcı özellik.

Amiyane (Arapça + Farsça): 1. Kibarca olmayan, bayağı. / 2. Sıradan.

3 Beğeni

Us

(isim)

Akıl:
" Usa ve gerçeğe uygun anlatışlara kulak verenin olmadığı görüldü." - Halikarnas Balıkçısı

4 Beğeni

İm

1. (isim) İşaret.

2. (isim) Alamet.

4 Beğeni

Bizatihi (Arapça): Kendiliğinden.

Müzmin (Arapça): Süreğen.

Meyyal (Arapça): Eğilimli, eğimli.

Tenzilat (Arapça): İndirim.

Kabil (Arapça): Olabilir. / Kabil değil: Olanaksız.
Kabîl (Arapça): Türlü, gibi, benzer. / Tür, cins. / Bu kabîl: Bu gibi, bu türlü, bu kabîlden.

Arızi (Arapça): Sonradan olan, dıştan gelen. / Geçici, eğreti.

6 Beğeni

Münazara

(müna:zara), Arapça munāẓara

1. (isim) Bir konu üzerinde, belli kural ve yöntemlere uyularak yapılan tartışma:
" Bir fikrin münazarasıyla kütüphanesinin önünde sabahladığımız geceler olurdu." - Ahmet Hikmet Müftüoğlu

2. (isim, edebiyat) Divan edebiyatında zıt varlıklar ve kavramlar arasındaki karşıtlığı anlatan yazı türü.

4 Beğeni

Antropojen: Doğal bitki örtüsünün insanların çeşitli etkinlikleri sonunda özelliklerini yitirmesiyle ortaya çıkan yeni bitki örtüsü.

5 Beğeni

Velinimet (Arapça): Birine, etkisi yaşadıkça sürecek bir iyilik ve bağışta bulunan kimse, ana.

Kallavi (Arapça): Çok iri, kocaman. (mecaz)

Cürmümeşhut (Arapça): Suçüstü.

Bittabi (Arapça): Doğal olarak, tabiatıyla, tabii, elbette.

Kasır (Arapça): Köşk.

Galiz (Arapça): Kaba ve çirkin.

Yeksan (Farsça): 1. Düz./ 2. Bir, aynı düzeyde, eşit.

6 Beğeni

Hilaf (Arapça): 1. Aykırı, karşıt, ters. / 2. Yalan.

Muteber (Arapça): 1. Saygın, itibarı olan, hatırı sayılır, sözü geçer. / 2. İnanılır, güvenilir. / 3. Değerli. / 4. Geçerli. (hukuk) / Muteber olmak: Yürürlükte olmak, geçerli olmak.

Sulp (Arapça): 1. Bel kemiği, omurga. / 2. Döl, nesil, zürriyet. / 3. Katı. (fizik)

Masif (Fransızca): Som.

Kastanyet (Fransızca): Parmaklara takılarak çalınan bir zil türü.

3 Beğeni

Diyalektik, -ği

(isim, Fransızca dialectique)

Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmayı sağlayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi, eytişim.

5 Beğeni

Tayf

(Arapça) ṭayf

1. isim Görüntü, hayalet, ruh:
" Orada ezelî efsanelerini yaşayan binlerce tayf vardı." - Ömer Seyfettin

2. isim, fizik Birleşik bir ışık demetinin bir biçmeden geçtikten sonra ayrıldığı basit renklerden oluşmuş görüntü:
Güneşin tayfı, biçmenin köşesinden tabanına doğru sıra ile şu renkleri gösterir: Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert, mor.

5 Beğeni

Analoji

(l ince okunur), Fransızca analogie

1. (isim) Benzeşim, benzeşme.

2. (isim, dil bilgisi) Örnekseme.

3. (isim, mantık) Andırışma.

4 Beğeni

Halef : ‘Birinin ardından gelmek suretiyle onun makamına yerleşen, selef karşıtı ya da ardıl’ şeklinde ifade edilmektedir.

‘‘Bir insanın halefi olarak kendisine güvenmemesi mümkün müdür?’’

4 Beğeni

Çelebi

(Türkçe çalap + Arapça -ī)

1. isim Bektaşi ve Mevlevi pirlerinin en büyüklerine verilen unvan.

2. isim, eskimiş Hristiyan tüccar:
Çelebi, tütün mü alacaksınız?

3. sıfat Görgülü, terbiyeli, olgun (kimse):
" Yeleği gümüş köstekli, fesi kalıpsız, orta yaşlı bir adamdı. Son derece Osmanlı ve çelebi." - Attila İlhan

4 Beğeni

Dogma: Yun.

  1. Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi. 2. fel. Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav, nas, inak.

dogma İng. dogma

  1. Bir felsefe okulunda benimsenen, doğru diye ileri sürülen öğreti. 2. Doğruluğu sınanmadan benimsenen ve bir öğretinin ya da ideolojinin temeli yapılan sav.

‘‘Kilise en büyük krizini, ölümsüz ruh dogmasıyla yaşamıştı, burada ölümsüzlük sonsuz hayat anlamındaydı.’’

5 Beğeni

İsnat (Arapça): 1. Bir düşünceyi, bir konuyu bir kişi veya sebebe dayandırma, yükleme, atfetme. / 2. Karacılık, iftira.
İsnat etmek: 1. Dayandırmak. / 2. İftira etmek.

Mamur (Arapça): Bayındır.
Dört başı mamur: 1. Her bakımdan istenildiği gibi olan (mecaz). / 2. Eksiksiz, kusursuz (mecaz).

5 Beğeni

Asetizm

Çilecilik.

Dinî amaçlarla ve törelere bağlı olarak doğal eğilimleri ve beden isteklerini yenmek için isteyerek acı çekme.
Tinsel benliğini yüceltmek için tensel benliğini yok etmeye yönelen işlemlerin tümüne verilen addır. Yunanca “idman” anlamındaki “askesiz” sözcüğünden türetilmiş olan asetizm ifadesi ahlaki anlamda, dünya zevklerini küçümseme temeline dayanan bir ahlak öğretisidir.

4 Beğeni

Epiküryen: Eski Yunanca dan günümüze ve dilimize geçmiş bir kelimedir. Bu kelimenin doğuşu , Antik Yunan’da doğa olaylarını atomlarla açıklayan , Antik tanrıların yaşamda etkisi olmadığını savunan Epiküros adlı bir felsefe adamından gelmektedir. Yani bu kelimenin çıkış noktası insan bedeni.
Epiküros , bedenin ihtiyaçlarını giderdiğinde mutlu olmak kolay diye düşünmüştür. Buna “hayattan zevk alma felsefesi “ denmiş ve bundan da “Epiküryen“ sözcüğü doğmuştur.

5 Beğeni

Fi(Phi) Fenomeni

Sabit olan nesnelerin belli bir aralıkta ve hızlı bir biçimde sunulması sonucunda oluşan, gerçekte olmayan hareket algısıdır.

4 Beğeni