Feriştah-Bir işi yapan en iyi kişi, işin ehli, uzmanı ve en yetkili kimse anlamına gelen feriştah kelimesi de Farsçadan dilimize geçmiştir. En üstün ve en iyi anlamına gelen kelime melek anlamındaki “firişte” kelimesinden türetilmiştir.
Burgaç (Türkçe?): Beklenen hızından farklı bir biçimde ve beklenmeyen yönlerden gelen şiddetli hava akımı, türbülans.
Halel (Arapça): Bozma, bozukluk.
Avdet (Arapça): Dönüş, geri gelme. / Avdet etmek: dönmek, geri gelmek.
Tarh (Arapça): Bahçelerde çiçek dikmeye ayrılmış yer.
Berceste: Öz, güzel, lâtif, ince anlamlı, kolayca hatırlanan, yapısı sağlam dize ya da beyit. Dize için daha çok “mısra-ı berceste” , beyit için de “beyt-i berceste” tanımlamaları kullanılır. Genel anlamda bir şiirdeki en güzel dize ya da beyit de denebilir.
Atavizim: Atacılık. Organizmalarda evrimsel gelişim süresince ortadan kalkan bazı özelliklerin tekrar görülmesi; at yavruları yeni doğduklarında bazen görülen beş parmaklılık gibi.
Nüktedan: İnce, güzel nükteler yapan (kimse), nükteci
Sağrı: memeli hayvanlarda bel ile kuyruk arasındaki dolgun ve yuvarlakça bölüm.
Güherçile: simgesi KNO3 olan, doğada özellikle Hindistan’da ve Mısır’da bulunan, tarımda gübre, hekimlikte ilaç olarak kullanılan, barut gibi patlayıcı maddeler yapımına yarayan, ak renkte ve billur durumunda bileşik bir madde.
Seyis: at bakıcısı.
Değirmi (Türkçe): Yuvarlak. / Değirmilemek: Yuvarlak biçime sokmak.
Bitek (Türkçe): Verimli.
Ne mene (Türkçe): Ne çeşit, ne türlü.
Tavsamak (Arapça): Gücünü, hızını kaybetmek, yavaşlamak.
Havsala (Arapça): Zihnin bir şeyi anlama ve kavrama yetisi.
Tasallut (Arapça): Musallat olma, saldırma, sarkıntılık. (Tasallut etmek)
Cüruf (Arapça): Erime durumundaki madenlerin yüzeyinde toplanan madde.
Yeknesak (Farsça + Arapça): Tekdüze.
Serkeş (Farsça): Kafa tutan, başkaldıran.
Filum (Latince): Canlıların bölümlenmesinde, dalların bir araya gelmesiyle oluşan birlik.
Kaime: Osmanlı maliyesinde kâğıt para için kullanılan tabir.
‘‘Hayati kanıtların kapsamı menfur biçimde geniş ve boğucuydu…’’
Menfur : Nefret edilen, iğrenç, tiksindirici.
Kapitone [Fransızca]: Döşemelik ya da giyim eşyası yapımında kullanılan, içi pamuk ya da yün vatkayla doldurularak dikilmiş kumaş.
Levazım [Arapça]: Gerekli olan şeyler, gereçler.
Kuburluk [Eski Türkçe?]: Tabanca kılıfı, sadak
Küpeşte [Yunanca]: (Denizcilik) gemilerde borda kaplamalarının en üstü, güverteden yukarıda kalan bölümler. (Mimarlık) korkuluğun elle tutulan, uzunlamasına yatay üst parçası.
Kadırga [Yunanca]: Bizans donanmasında kullanılan kürekli gemi
Kalyon [İspanyolca]: Büyük yelkenli gemi
Müşerref (olmak) [Arapça]: Teşrif edilmiş, şereflendirilmiş
Skarmoz [Yunanca]: Sandala küreğin bağlandığı çubuk
Kırba [Arapça]: Su tulumu
Borda [İtalyanca]: Sınır, kıyı. (Denizcilik) geminin yanı.
İspermeçet [Latince]: İspermeçet balinasından elde edilen güzel kokulu, muma benzer madde
Belagat [Arapça]: Bilgide ve retorikte güzel söyleme yeteneği
Müstahkem (Arapça): Sağlamlaştırılmış, kuvvetlendirilmiş.
Debdebe (Arapça): Görkem.
Müfreze (Arapça): Herhangi bir askeri görevin yapılması için geçici olarak oluşturulan küçük birlik.
Cevval (Arapça): Davranışları çabuk ve kesin olan.
Dulda (Türkçe): Yağmur, güneş ve rüzgârın etkileyemediği gizli, kuytu yer, siper. / Esirgeme, koruma, himaye.
Alegori:
-
[isim, edebiyat] Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme, yerine koyma.
-
[isim, edebiyat] Bir sanat eserindeki ögelerin gerçek hayattan bir şeyleri temsil etmesi durumu.
Agnostisizm : (Bilinemezcilik) İlahi veya doğaüstü varlıkların bilinmediğini, bilimsel olarak ispatlanamadığı ve gözlemlenemediği sürece bilinemez olduğunu savunan felsefi fikir akımdır.
Bu fikir akımının destekçilerine agnostik (bilinemezci) denir.
Antrepo (Fransızca): Gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu, korunduğu yer.
Sayfiye (Arapça): Yazlık ev. / Şehre yakın kır kesimi.
İktiza (Arapça): Gerekli olma, gerekme. / İktiza etmek: gerekmek.
Bap (Arapça): Kapı. / Kitaplarda bölüm, başlık. / Konu, husus.
Varit (Arapça): Olabileceği akla gelen. / Varit olmak: Geçerli durumda bulunmak.
Garabet (Arapça): Yadırganacak yönü olma, gariplik, tuhaflık.
Bugün “iltimas” kelimesini duyunca anlamına bakayım dedim. Tahmin ettiğim gibi arapça imiş.
“Haksız yere, yasa ve kurallara uymaksızın kayırma, arka çıkma” ve “Birine herhangi bir konuda öncelik ve ayrıcalık tanıma” diye anlamları varmış. Bugün de bir şey öğrendik.
(Farsça gunbed)
- [isim, mimarlık] Kubbe.
- [isim] Damı koni veya piramit biçiminde olan, yuvarlak veya köşeli yapı
Kadırga : Hem yelkenle, hem de kürekle yol alan, özellikle Akdeniz’de kullanılmış olan bir savaş gemisi.
Ha bir de ninemden “biyaban” sözünü duydum.
Farsça imiş.
“susuz yer”, “sahra”, “çöl” demekmiş.
Stoacı : Bu felsefi görüşe göre insan, kendi dışında gelişen olayları değiştirebilme gücüne sahip değildir. Fakat doğa karşısında özgür olamayan insan, bu kısıtlanmışlığa karşın iyiyi seçme özgürlüğüne ve yeteneğine sahiptir. Stoa anlayışına göre mutluluğa ulaşmak da insanın iyiyi seçebilme özgürlüğüne binaen, iyinin seçilmesiyle gerçekleşebilir. İnsan yaşamında iyi olarak adlandırılacak olan şeyler de erdem ve erdeme bağlı olarak şekillenecek olan erdem yüklü davranışlar olacaktır.
Hafi (Arapça): Gizli, saklı.
Mesire (Arapça): Gezilecek, piknik yapılacak yer.
Trampa (Rumca): Değişim. / Trampa etmek: Değiştirmek.
Martaval (?): Yalan, uydurma söz, palavra. / Martaval atmak/okumak: Yalan söylemek.
Maval okumayı biliyordum ama martavalı bilmiyordum. Acaba maval kısa hali mi
?