Her Yeni Güne Bir Yeni Kelime

İktibas - arapça

Ödünç alma, alıntı demek imiş. :slightly_smiling_face:

Geçen yıl keşfettiğim bir söz.

4 Beğeni

Bilemiyorum, maval sözcüğü Arapça kökenliymiş ama martaval için belli değil yazıyor. :thinking: Aslında martaval kelimesinin de Arapça olduğunu düşünmüştüm. İkisi de aynı kökenliyse, ki maval ile çok benzediği için olabilir, dediğiniz gibidir sanırım.

7 Beğeni

Grotesk
[Fransızca grotesque]

  1. (isim) Eski Çağ Roma yapılarında bulunan tuhaf, gülünç figürlerden oluşmuş süsleme üslubu.
  2. (isim, tiyatro) Kaba gülünçlüklerden, tuhaf ve olmayacak şakalaşmalardan yararlanan, karşıt görüntüleri, bağdaşmaz durumları şaşırtıcı biçimde birleştiren güldürü biçimi
7 Beğeni

Diğerkâm

(sıfat, Farsça dīger + kām)

Özgeci, özgecil. Kişisel yarar gözetmeksizin başkasına yararlı olmaya çalışan (kimse).

7 Beğeni

Kapriçyo (İtalyanca): Çalgı veya ses için bestelenmiş, serbest biçimde parça.

Kontrpuan (Fransızca): Çeşitli melodileri birbirine uydurma sanatı.

Zoka (Rumca): Büyük balıkları tutmakta kullanılan, küçük balık biçiminde, ucu iğneli kurşun parçası. / Aldatıcı şey, tuzak, hile. – Zokayı yutmak: Aldatılıp zarara sokulmak.

Kesif (Arapça): Yoğun. / Saydam olmayan. / Sık, kalın.

Sahanlık (Arapça): Yapılarda ve bazı taşıtlarda kapı önünde, merdiven başlarında veya dönülen bölümünde bulunan geniş yer.

7 Beğeni

Aristokrasi (Yunanca) : 1.soylular, ayrıcalıklılar sınıfı.
2. Eskiden, siyasal ve ekonomik gücün ve devlet yönetiminin soylular elinde bulunduğu düzen, yönetim biçimi.

Benzer:

soyluerki

5 Beğeni

Fenomen: (Fransızca phénomène)

1. (isim) Olay:
" Güneşin batıdan doğması gibi olağanüstü bir fenomen sayılmalıdır bu." - Haldun Taner

2. (isim, felsefe) Görüngü. Somut, algılanabilir ve denenebilir olay, olgu ve nesnelere verilen ad

7 Beğeni

Kethüda: Osmanlı döneminde, varsıl kimselerin ya da devlet büyüklerinin buyruğunda çalışan, onların birtakım işlerini gören kimse.

Kıptî : Mısır halkından olan kimse.

5 Beğeni

Entelektüel (Fransızca intellectuel)

1. (sıfat) Aydın.
2. (sıfat) Fikir sorunlarıyla ilgili:
Entelektüel bir çalışma.

Münevver (Arapça munevver)

1. (sıfat, eskimiş) Aydın:
" Ustanın kendisini küçük burjuva münevveri diye aşağılık görmesinin acısını çıkarıyor." - Nazım Hikmet
2. (sıfat, eskimiş) Aydınlatılmış.

Aydın
1. (sıfat) Işık alan, ışıklı, aydınlık:
Aydın bir oda.

2. (sıfat) Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver, entelektüel:
" Akşam gazetesi, yurt aydınlarıyla konuşarak bizde niçin yazar yetişmediğinin sebeplerini araştırdı." - Orhan Veli Kanık

3. (sıfat) Kolayca anlaşılacak kadar açık, vazıh (söz veya yazı).

4 Beğeni

Farazi (arapça) - “varsayımsal” demekmiş. Çok sevdiğim bir söz. :slight_smile:

6 Beğeni

Müstehzi : Alay eden, alaycı.

Eyyam-ı Bahur : Yaz mevsiminin en sıcak ve boğucu günlerine verilen Arapça kökenli Türkçe sözcüktür.

5 Beğeni

Tekamül (tekâ:mül), Arapça tekāmul

1. (isim, eskimiş) Olgunluk, olgunlaşma.

2. (isim, eskimiş) Gelişim, gelişme:
" Bu derece intibak kabiliyeti, tekâmül kuvveti olan dinamik bir millet olmasak mahvolurduk." - Orhan Seyfi Orhon

3. (isim, eskimiş, biyoloji) Evrim.

4 Beğeni

Ontoloji : Ontoloji ya da varlık felsefesi ya da varlıkbili, temel sorunu varlık olan felsefi disiplin. Varlık ya da varoluş ile bunların temel kategorilerinin araştırılmasıdır. “Varlık” ve “varoluş” ayrımını; “Varlık vardır” ve “Varlık yoktur” fikirlerini tartışır.

5 Beğeni

Töhmet (Arapça): Birine yüklenen, işlenildiği sanılan fakat henüz aydınlanmamış olan suç, suçlama.

Meskûn (Arapça): İnsan oturan, şeneltilmiş (yer) / Yurt edinilmiş (yer). / Meskûn mahal: Yerleşim merkezi.

Sayfiye (Arapça): Yazlık, yazlık ev. / Şehre yakın kır kesimi.

Mihman (Farsça): Konuk. / Kalıcı.
Mihmandar (Farsça): Konukçu. (Yabancı konukların yanına verilen, onları gezdiren, onlarla ilgilenen kılavuz veya arkadaş)

Rahvan (Farsça): Koşarken bir yandaki iki bacağını aynı anda atan binek hayvanlarının biniciyi sarsmayan en yavaş koşma biçimi.

7 Beğeni

Mütevekkil : Her işini Tanrı’ya veya oluruna bırakmış, kadere boyun eğmiş.
Kendi yapamıyacağı işde aczini bilip başka birisini vekil kabul etmek.

2 Beğeni

Ar. sirāyet: 1. (Hastalık için) Geçme, bulaşma: 2. Yaygın duruma gelip tesir etme, etkisi altına alma, yayılma:

  • Keder, feza üstüne
    Yayılır elem içimden gökyüzüne
    Onu benden çok sevmiş
    Paramparça bir hikaye
    Ömür ömür üstüne
    Yaralar sirayet etmiş her yerime
    İzini kaybettim artık
    Yarım kaldı bu hikaye
    Gaye Su Akyol / Bir Yaralı Kuştum
2 Beğeni

Apriori (sıfat, felsefe, (aprio’ri), Fransızca à priori)

Önsel. Hiçbir denemeye dayanmayan ve akıl yordamıyla bulunup ortaya konan.

4 Beğeni

Kofti (rumca)

  1. Sahtekar, dolandırıcı kimse.
  2. Değersiz, işe yaramaz kimse.
4 Beğeni

Metris : Savaşta, askerlerin korunması için yapılan toprak siper.

5 Beğeni

Tahsisat : Bir kimseye, bir kuruluş veya topluluğa ayrılmış para, ödenek.

3 Beğeni