Avdet etmek (Arapça) : Bir yere gittikten sonra, ayrılınan yere geri gelmek, dönmek.
Tarik (Arapça) : Yol.
İhtiyar etmek : Seçmek, tercih etmek.
“Avdette deniz tarikini ihtiyar ettim.” -İstanbul Yazıları/Nahid Sırrı Örik
Avdet etmek (Arapça) : Bir yere gittikten sonra, ayrılınan yere geri gelmek, dönmek.
Tarik (Arapça) : Yol.
İhtiyar etmek : Seçmek, tercih etmek.
“Avdette deniz tarikini ihtiyar ettim.” -İstanbul Yazıları/Nahid Sırrı Örik
İltifat (arapça)
Örnek:
Kime iltifat dozunu artırırsa o gerçekten de bir şeyler olurdu.
Folklor
(isim, (fo’lklor), Fransızca folklore)
Halk bilimi. Bir ülkede yaşayan halkın kültür ürünlerini, sözlü edebiyatını, geleneklerini, törelerini, inançlarını, mutfağını, müziğini, oyunlarını, halk hekimliğini inceleyerek bunların birbirleriyle ilişkilerini belirten, kaynak, evrim, yayılım, değişim, etkileşim vb. sorunlarını çözmeye, sonuç, kural, kuram ve yasaları bulmaya çalışan bilim dalı, halkiyat.
Kof (Türkçe): Kuruyarak veya çürüyerek içi boşalmış olan. / Boş, değersiz, bilgisiz, yetkisiz (kimse) / Güçsüz, dermansız.
Katafalk (Fransızca): Önünden geçilerek kendisine saygı gösterilmek istenen ölünün tabutunun konulması için yapılmış yüksek yer.
Peşkeş (Farsça): Yaranmak amacıyla uygunsuz olarak verilen şey. / Peşkeş çekmek: başkasının malını birine bağışlamak. / Verilmemesi gereken bir şeyi uygunsuz bir amaçla veya yersiz olarak birine vermek.
Kunt (Farsça): Ağır, kalın, dayanıklı ve sağlam.
Katatoni (donakalım) : Donakalım da denen bu hastalığa en çok majör depresyonda rastlanır. Eskiden şizofreninin bir belirtisi olarak kabul edilirdi. Şimdi majör depresyon ve bipolar bozuklukta (manik depresif hastalık) da görülüyor.
Bu hastalar garip sesler çıkarır, sıra dışı jest ve mimikler yapar ve karşılarındakilerin çıkardığı seslerin aynını çıkararak garip, anlaşılmaz hareketler yaparlar. Katatoni, motor sistemi ilgilendiren bir fenomendir.
Sadme (Arapça): Çarpışma, vurma. / Sarsıntı.
Tedricen (Arapça): Azar azar, giderek, gittikçe.
Nifak (Arapça): Geçimsizlik, anlaşmazlık, ara bozuculuk.
Teşekkül (Arapça): Belli bir varlık ve biçim kazanma, oluşma,oluşum. / Kurulma. / Örgüt.
Teşekkül etmek: belirmek, belli bir biçim almak, oluşmak. / kuruluş olarak oluşmak.
Umman (Arapça): Okyanus.
Argo: (a’rgo), Fransızca argot
1. (isim) Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken çoklukla eğitimsiz kişilerin söylediği söz veya deyim.
2. (isim, mecaz) Serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim.
Röprodüksiyon : Bir sanat eserinin aslına uygun kopyasıdır. Bu işlem genelde basım yöntemleri kullanılarak yapılır. Bir sanat eserinin bu anlamda çoğaltılması ve röprodüksiyon sayılabilmesi için, özgün yapıtın gerçekte tek nüsha olarak yapılmış olması gerekir. Röprodüksiyonu kopyadan ayıran özellik, onun taklit olmayıp, yalnızca özgün yapıtın özgün tekniği dışında bir teknikle yeniden üretilmesidir.
Metabolizma (isim, biyoloji, Fransızca métabolisme)
Canlı organizmada veya canlı hücrelerde hareketi, enerjiyi sağlamak için oluşan, biyolojik ve kimyasal değişimlerin bütünü, özümlemenin ve yadımlamanın toplamı
Mikrokosmos : (Felsefe) Evrenin bir parçada yansımasını dile getirir. Örneğin, insan bir küçük evrendir.
Modern fizikte de atom mikrokosmos olarak adlandırılır.
Jurnal, -li (Fransızca journal)
1. (isim) Biriyle ilgili olarak yetkililere verilen kötüleme, ihbar yazısı.
2. (isim) Günlük:
" Feride’nin jurnali burada bitiyordu." - Reşat Nuri Güntekin
Darbımesel (isim, eskimiş, (da’rbımesel), Arapça ḍarb + mes̱el)
Atasözü, atalar sözü:
“Diğer ülkelerde Türk gençleri gibi kahraman, Türk kızları gibi ince, Türk gibi hür yollu darbımeseller vardı.” (Yahya Kemal Beyatlı)
Sırtarmak
(I) (nsz) Sırıtmak.
II) (nsz) 1. Açıkta kalarak görünmek. 2. hlk. Karşı koymaya hazırlanmak. 3. Diklenmek, karşı koymak
Hercai (herca:i:), Farsça her + cāʾ + Arapça -ī
1. (sıfat) Hiçbir şeyde kararlı olmayan veya konudan konuya geçiveren (kimse), yeltek, gelgeç.
2. (sıfat) Aşkta değişken, vefasız.
Mukim (Arapça): Bir yerde, bir evde oturan, ikamet eden.
Mütereddit (Arapça): Tereddüt eden, çekingen, kararsız (kimse).
Teyakkuz (Arapça): Uyanıklık. / Teyakkuza geçmek: Dikkatli ve tetikte olmak.
Cebren (Arapça): Zorla.
Muhtelif (Arapça): Çeşit çeşit. / Zıt, birbirini tutmayan.
Feraset (Arapça): Anlayış, sezgi. / Zekâ.
Sinekür (Latince): Yüksek ücretli ama herhangi bir çalışma gerektirmeyen görev, iş.
Munis- Cana yakın, yumuşak, sıcakkanlı, uysal ve uyumlu.
Tirat (Fransızca): 1. Bir tiyatro oyununda oyuncuların bir defada söylediği parça. / 2. Yazı veya konuşmada bir düşüncenin kesintisiz gelişimi. / 3. Uzun ve tumturaklı konuşma.
Viyadük (Fransızca): Köprü yol.
Tahnit (Arapça): Bozulmaması için ölüyü ilaçlama
İstihfaf (Arapça): Küçümseme, hor görme. / İstihfaf etmek: Küçümsemek, hor görmek.
Belagat (Arapça): 1. İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği. / 2. Söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı, retorik. / 3. Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak hiçbir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmacıktan uzak, düzgün anlatma sanatı. / 4. Bir şeyde gizli olan derin anlam.
İtidal (Arapça): 1. Aşırı olmama durumu, ılımlılık, ölçülülük / 2. Soğukkanlılık.
Höyük, -ğü
1. (isim) Tarih boyunca türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yayvan tepe.
2. (isim) Toprak yığını, küçük tepe.
Diyapazon : Diyapazon (fizik) titreştirildiğinde tınlaması ana seslerden birini veren, genellikle ses bulmada kullanılan U biçiminde iki kollu, küçük bir çelik araç.
Dedüksiyon : Tümdengelim ya da Dedüksiyon, felsefe ve mantıkta sahip olunan genel verilerden yola çıkarak özel sonuçlar çıkarma yöntemidir. Tümdengelimin aksi tümevarım metodudur.
‘‘Marglewski’nin dedüksiyonlarının ucunu kaçırdı, onun yerine adamın sesinin yükselip alçalmasına kendini kaptırdı.’’