Kaf Dağında Demir Boru 4. Bölüm - İşler Yolunda Değilse İşler Yolunda Değildir

Birinci Bölüm: Kafdağında Demir Boru
İkinci Bölüm: Kaf Dağında Demir Boru 2. Bölüm
Üçüncü Bölüm: Kaf Dağında Demir Boru 3. Bölüm - Evrensel Barış Yumruğu - #8 by gurkansadece

Alerjen Madde Uyarısı: Küfür içerir.

Sağımda solumda hortumlar falan var. Tüm vücudum ağrıyor. Siktir! Fena dayak yedim evet. Biraz keyiflenmek için çıktığım gecenin herifin birinin götünde şişe patlatarak biteceğini asla tahmin edemezdim. Zaten neyi tahmin edebildim ki amına koyayım bu zamana kadar? Yine de şu üzerimdeki ağrı anlamsız bir tat veriyor bana. Hafif uykum var gibi ama yeni uyandım. Kemiklerimin biraz oynarsam çatır çutur sesler çıkaracağını biliyorum. Birkaç dakika önce gözümü açtığım zaman karşımda gördüğüm kız kimdi? Gözlerimi bir süre daha böyle kapalı tutsam iyi olacak. Uyandığımı görünce hafif bir gülümsedi mi yoksa ben mi yanlış gördüm? Nerden hatırlıyorum bu kızı ben amına koyayım? Çaktırmadan bir baksam?

Uyandığının farkındayım.

Siktir. Nerden anladı acaba? Neyse, karanlık dünyamı biraz aydınlatmak için gözlerimi açıyorum. Aslında kendimi enerjik hissediyorum ama çok yorgunmuş gibi açmanın bir faydası olacak gibi. Yavaş yavaş aralıyorum gözlerimi. Beni görünce bir kez daha gülümsüyor. Güzel kız. Göğüsleri diri. Meme uçları yukarıya doğru güzel bir kavis yapıyor. EVET! Bu dün genelevdeki kız. Beraber sigara içtiğim. Memelerinden mi tanıdım acaba? Birden aklımda yerini buldu işte. İyi de o beni nerden buldu?

Elini çantasına sokup çıkardığı paketin içinden yeni bir sigara yakarken hademe arkasından sesleniyor. Elini beline dayamış bekliyor hademe. Kız onu siklemiyor bile. Hanımefendi burada siga… Aniden hademeye dönüp sert sert bakıyor. Çok vahşi kız. Sevdim. Tekrar bana dönüyor yüzünü. Sigarasından bir nefes çekip yüzüme üflüyor. Yıllardır sigara içmemiş gibiyim. Bir tane de bana yakıp ağzıma sokmasını istiyorum ama söylemiyorum ona.

Şu dün gece bahsettiğim yüzü dağılan kız da bu hastanede yatıyor. Napolyon’a yaptıklarını duyunca hem onu göreyim hem de sana bakayım dedim. Adamın götüne şişe soktuğun doğru mu? Aptal mısın sen? Neden böyle bir şey yaptın?

Gerçekten neden böyle bir bok yedim ben? Bana ne orospuları döven bir adamdan? Çok sarhoştum. İçmeyi azaltmam gerek. Çok yaşamam bu gidişle ben. Çok da sikimdeydi sanki ya…

Bana doğru yaklaşan polisleri görüyorum. Evet dayak yersen ya da dayak atarsan ya da herhangi başka bir durumda mutlaka polis gelir. Bir kızla iki dakika muhabbet edeyim dersen örneğin polis gelir. Siker atar tüm ortamı. Bok gibi kalırsın. Sana sorular sorar. Kıvırmaya çalışırsın bir şeyleri. İşe de yaramaz. Prosedür uygulanır. Kafam öyle dağınık ki ne diyeceğimi düşünemiyorum bile. Gözlerimi açmakta biraz erkenci davrandığımın farkına varıyorum böylece. Polis kafamda dikilip buraya nasıl geldiğimi soruyor. Bir şeyler geveleyecekken kız giriyor devreye.

Ah ne kötü oldu aşkım. (Birden o soğuk duruşu yerini tatlı bir hale bırakıyor.) Polis bey dün gece sevgilimle biraz alkol almış evimize doğru gidiyorduk. Hafif sarhoştuk yani. Karanlık sokağın birinde iki serseri kesti önümüzü. Biz farkına varamadan sevgilimi kenara ittiler. Göğüslerimi ellemeye başladılar. (Ellerini memelerinin altına koyup iki kere hoplatıyor.) Aşkım da dayanamayıp saldırdı bu pis adamlara. Çok kötü dövdüler polis bey. (Gözleri hafif nemleniyor bunu söylerken. Sigarası nerede? Nereye? Ne ara attı bilmiyorum bile.)

Polisler birbirine bakıp pis bir gülümseme takınıyor. Bu kızı götürmek için ikisinin de içten içe tutuştuğuna eminim ancak üniforma engelliyor. Saldırganların yüzünü hatırlayıp hatırlamadığımızı soruyorlar. Ben dayaktan siki tutmuş ve gururu incinmiş erkek olarak kafamı sallıyorum iki yana. Kız da karanlıktan dolayı göremedik polis bey diyor tatlı, üzgün bir yüz ifadesiyle.

Hastaneden ayrılıyoruz. Kızın ağzında bir sigara beliriyor yeniden. Hangi ara yaktığını bilmiyorum. Bir tane de ben istiyorum bu sefer. Üzerimde ben uyurken alıp geldiği tişört var. Hoşuma gidiyor bu tişört. Tam benim alacağım türden. Bilerek hafif sendeliyorum. Düştü düşecek gibi bir hale sokuyorum kendimi. Koluma giriyor kız. Ama umurunda değil. Doğru düzgün yüzüme bakmıyor bile. Sürekli tüten sigarasının dumanından bulduğum zamanlarda yüzünü inceliyorum. Oldukça soğuk bir ifadesi var. Polislerin yanında takındığından çok başka bir yüz. Orospuluk böyledir diyorum kendi kendime. Hiç yapmamış olsam da nasıl orospuluk yapılır sezmeye çalışıyorum. Adamına göre muamele… tam olarak bu olması gerek. Gerektiği yerde içten, gerektiği yerde sert, hırçın. Bana neden bu kadar soğuk anlamıyorum. Aslında mantıklı bir sebebi var. Ben de bir kaç kız götürmek için geneleve uğrayan binlerce adamdan birisiyim. Biraz alkolün etkisiyle tutup birilerine dalaşan itin tekiyim. Evet. Bana gülmesi için pek bir neden yok. Bir şeyler söylemek istiyorum ama ne desem de kısa bir cevapla kestirip atacak gibi. Nereye yürüdüğümüzü bile bilmiyorum. O sırada bir taksi çevirip beni içine tıkıyor. Evin adresini söyle diyor emir verir gibi. Gece yarısı nereye gittiğini bilmeyen bir çocuk gibi evi tarif ediyorum. Boğazıma bir bıçak dayayıp beni plastik bir aletle sikse ses çıkaramayacak haldeyim. Nasıl bu kadar yumuşadım bilmiyorum. Belki verdikleri ilaçlar ya da yediğim dayak. Hiç tanımadığım bir kıza bu kadar güvenmenin yerinde bir hareket olup olmadığını sorgulamak istiyorum kafamda ancak kafam öyle bir sikilmiş halde ki hemen vazgeçiyorum bundan.

Taksicinin aniden direksiyonu kırdığı bir kaç hamleden sonra (benim son anda şuradan dön demem de bunda etkilidir.) apartmanın önünde duruyoruz. Yeniden sahte ah uh sesleriyle iniyorum arabadan. Kız taksiciye küfür eder gibi bir kaç kağıt para fırlatıp peşimden iniyor. Ağzındaki sigarayla yeniden koluma giriyor. Apartmana girdiğimizde birinci katta oturan buruşuk kadın kapıyı aralayıp dışarı bakıyor. Evin içinden kedi boku kokusu yayılıyor apartman boşluğuna. Dört beş kedi dışarı çıkmaya çalışıyor ancak ayağıyla içeri itiyor onları. Bu kadının cesedi kedi sidiği kokacak. Beni süzüyor buruşuk bu arada. Hangi orospuyu getirdi yine diye bakıyor. Biliyorum o da istiyor sevişmeyi. Kutusunu en son ne zaman açtığını unutmuştur çoktan. İğrenç bir ifadeyle bakıyorum yüzüne. Kıza çaktırmadan dilimi çıkarıp yalıyor gibi yapıyorum. Yüzüme tükürmek istediğini biliyorum. Onu da yutacağım diyorum bakışlarımla. İğretiyle çarpıyor kapıyı.

Eve girdiğimizde Bonjovi kapıda karşılıyor bizi. Kızın bacaklarının arasında dolanmaya başlıyor. Biliyor ağzının tadını. Şanslı piç diyorum içimden.

İşte cennetim ve cehennemim olan yer. Leş gibi kokuyor. Normalde eve kız attığım günlerde güzel bir temizlerim ama bu durum olağan dışı. Ayrıca eve kız attığım da yok. Aklımdan çıkarıyorum bu düşünceyi hemen. Kız ise sanki yıllardır bu evde yaşıyormuş gibi beni kanepeye bırakıyor. Dolabı açıp ne var ne yok diye bakıyor. Eğilince kalçalarının ne kadar güzel olduğunu fark ediyorum. Sikimin hareket kazandığını hissediyorum. İşte böyle evet. Büyük bir zevkle izliyorum onu. Uzun düz saçları kalçasına kadar uzanıyor. Açık kestane dedikleri renkte. Belinin ince kıvrımında takılıyor gözlerim. SİKTİR! Kız çok güzel. Bonjovi de yanıma oturmuş kızı izliyor. Sapık piç. Kız dolaptan bulduğu üç beş parça buruşmuş sebzeyi doğramaya başlıyor. Bıçağı tutuşundan, elinin içinde çevirişinden o bıçakla isterse beni de doğrayacağını anlıyorum. Yüzüne düşen bir tutum saçı ağzının kenarından bıraktığı nefesle kenara itiyor. Hareketlerindeki sertlik kafamı karıştıracak cinsten. O gece bu kızla ayık bir kafayla sevişmek isterdim. Parasıyla değil mi? Bir dahaki sefere…

Kafamın içindeki hayallerle uğraşırken yemeğin çoktan hazır olduğunu görüyorum. Evdeki malzemelerden yapılabilecek en ideal şeyi yapmış önüme koyuyor. Menemen. Ne kadar acıktığımı o zaman anlıyorum. Kibar davranmaya çalışarak çatalla biraz menemen alıp ekmeğimin içine koyuyorum. O ise bir parça ekmeği tavanın içine gömüp güzel bir sıyırık attıktan sonra ağzına götürüyor. Bembeyaz teninde yemek yerken yaşadığı hazzı bir nebze tadıyorum. Bonjovi de yumurtanın kokusunu alınca dolanmaya başlıyor masanın ayakları etrafında. Edemeyip masaya zıplıyor. Kız bir parça yumurta bırakıyor Bonjovi’nin önüne. Usulca gömülüyor Bonjovi. Aç pezevenk. Beni de böyle doyursa diyorum içimden.

Birer sigara yakıyoruz. Yemekten arta kalanlar hala masanın üzerinde duruyor. Bonjovi bulduğu ufak bir zeytin çekirdeğiyle oynuyor etrafta. Kız göz ucuyla onu izliyor. Ben kızı izliyorum. Kız bana bakmıyor. Ben Bonjovi’ye bakmıyorum. Bonjovi zeytin çekirdeğine bakıyor. Üçümüz de dolaylı yoldan birbirimize bakıyoruz aslında. Ne yapacağımızı kestiremiyoruz. Huzursuz bir hal var üzerimizde. Ya da ben kendimdeki huzursuz hali buna yoruyorum. Genellemeler yapıyorum. Suçu kendimden başkalarına da dağıtıyorum.

Kendimi kötü hissediyorum. Dayak yemiş olmanın ya da vücudumdaki morlukların bununla alakası yok. Kötü, huzursuz eden bir duygu kaplıyor içimi. Ne yapıyorum diyorum kendime. Ne bok yiyorum? Dolaptaki bira olup olmadığını düşünüyorum. Hepsini içtiğim aklıma geliyor. SİKTİR! Şu an çok güzel olurdu biraz bira. Rahatlardım böylece.

Kıza bakıyorum tekrar. Elindeki sigaranın külü yere düşmek üzere. Yetmiş yaşındaki adamın aleti gibi boynu yere bakıyor külün. Yeterince odaklanırsam külü düşürebilir miyim diye düşünüyorum. Upuzun bir kül zorla tutunuyor sigaraya. Gözlerimi iyice açıp odaklanıyorum. Dünya’ya geliş amacım yalnızca buymuş gibi dikkat kesiliyorum. Külün yavaşça hareket ettiğini görüyorum. Biraz daha bakarsam düşecek.

Paran var mı?

Bu soruyla kendime geliyorum tekrar. Kız uzun süredir çekmediği sigardan bir nefes daha alıp kül tablasına basıyor. Paran yoksa boşuna bakıp durma bacaklarıma. (Bu sırada elini bacağından kalçasına doğru gezdiriyor.) Bedavaya verecek değilim.

Kül falan bir şeyler mırıldanmak istiyorum ancak ağzımdan çıkmıyor sözler. Param olup olmadığını düşünüyorum. O kadar aptal bir haldeyim ki bunu neden yaptığımdan bile emin değilim. Göt cebimden cüzdanımı çıkarıp içine bakıyorum. Kartlar yerinde duruyor ancak hiç nakit yok. Cüzdanın ağzını açıp kıza gösteriyorum.

Şansına küs o zaman. Bir ara cennete uğra. Güzel bir şeyler ayarlarım sana. İstersen yarın gel. Bugün dinlen. Ya da ben gelirim belli olmaz. Ama paran yoksa boşuna uğraşma.

Tamam anlamında kafamı sallıyorum. Ayağa kalkıp etrafa bir göz gezdirdikten sonra Bonjovi’yi okşayıp çıkıyor evden. Bonjovi… seni şanslı piç kurusu.

Kapının kapandığını duyduktan sonra evin içinde bir boşluk oluşuyor. Bonjovi de ne oluyor der gibi bir süre yüzüme baktıktan sonra zeytin çekirdeğiyle oynamaya devam ediyor. Ben de bilmiyorum. Pantolonumun kan ve pislik içinde olduğu dikkatimi çekiyor. Kurumuş kanı tırnağımla çıkarıp ağzıma atıyorum. Demir yalamış gibi bir tat yayılıyor ağzıma. Düğmeleri çözüp oturduğum yerden pantolonunu çıkarıyorum. Bacaklarımda morluklar var. Epey mor olan bir tanesine bastırıyorum sıkıca. Duyduğum acı zevk veriyor bana. Derimin altındaki ezilmiş eti hissediyorum.

Ayağa kalkıp banyoya doğru ilerliyorum. Suyu açıp ılımasını bekliyorum bir süre. Elim suyun altında. Çamur suyla karışıp gider deliğine süzülüyor. Sırtımı duvara yaslayıp girdap halinde delikten içeri dökülen suyu izliyorum. Yeterince ısındığını hissedince tüm vücudumu sokuyorum suyun altına. Kurumuş kan pıhtıları yumuşamaya başlıyor. Elimi sürterek kazıyorum bana ait olanı üzerimden. Yeterince kazırsam belki bambaşka bir ben ortaya çıkarırmışım gibi. Ovaladıkça önce kan ve çamur lekesi daha sonra da ölü deri sıyrılmaya başlıyor. Morluklarım daha tatlı görünüyor temizlenince. Her biriyle uzun uzun uğraşıyorum. Her birinden ayrı bir acı ve ayrı bir zevk duyuyorum. Seviyorum hissetmeyi. Acının hazzı beni benden alıyor.

Suyun ısısını daha da artırıyorum. Fazla sıcak. Pişiyorum amına koyayım. Terbiye edilmiş etim kaynar suda haşlanıyor. Üzerime damlayan suyun yaktığını hissediyorum. Daracık yerde su buharı nefes almamı zorlaştırıyor. Nefes alışlarım hızlanıyor. Israrla vücudumu ovalamaya devam ediyorum. Gözüm kararıyor ara sıra. Bir elimi duvara yaslayıp diğer elimle devam ediyorum kendimi arındırmaya. Kalp atışlarımı ağzımda hissediyorum sanki. Kalbimi kusacak gibiyim. Midemden bir şeyler dışarı çıkıyor. Biraz kırmızı. Kan kusuyorum başka şeylerle birlikte. Başım iyice dönmeye başlıyor. Ayaklarımın zayıfladığını beni tutamadığını hissediyorum. Olduğum yere çökmek üzereyim.

Tam bu esnada Bonjovi’nin yerde kıvrandığını görüyorum. Aptal piç! Birden aklım yerine geliyor ve yanına koşuyorum. Yerde ayaklarını hareket ettirip duruyor. Kah küh sesler çıkarıyor. Boğazından bir şeyleri atmaya çalıştığı belli. Parmağımı boğazına sokup alıyorum içindekini. Bu sırada iğne gibi tırnaklarını elime saplıyor şerefsiz. Dokuz canından birini sikik bir zeytin çekirdeğiyle harcamış. Fırlayıp kaçıyor avucumun içinden.

Bir süre olduğum yere uzanıp nefesimi toparlıyorum. Ayağa kalkacak gücü bulunca banyoya gidip suyu kapatıyor ve yatağa uzanıyorum. Televizyonu açıp izlemeye başlıyorum. Neandertalların dini hakkında çok ciddi bir tartışma programındaki çok ciddi profesörlerin çok ciddi fikirlerini dinlerken gözlerim çok ciddi bir biçimde kapanmaya başlıyor.

Saçma sapan bir sürü rüya görüyorum. Her biri birbirinden korkunç bir sürü zırva. Kesik kesik hatırlıyorum hepsini. Birkaç kare canlanıyor yalnızca hafızamda. Gözlerimi henüz açmış değilim. Yine de güneş ışığı göz kapaklarımdan geçip yüzüme vuruyor. Gözlerimin önünde turuncu bir tabaka görüyorum belli belirsiz. Bu sırada içerden tıkırtılar geliyor. Birisi konuşuyor sanki. Bir çakmağın sesini duyuyorum.

Bu sefer daha uyanık davranmak istiyorum. Hiç hareket etmeden yatıyorum yatakta. Hiç ses çıkarmıyorum. Yalnızca sesler. Poşet hışırtısı, Bonjovi’nin ufak mırıldanmaları, metal sesi, anlayamadığım hırt hırt diye bir ses, televizyonun sesi… Evin içinde bir yaşam var ancak ben biraz dışında gibiyim. Bir şeylerin karıştırıldığını duyuyorum. Yumurta çırpılıyor gibi. Ocaktan gelen elektrik sesini duyuyorum. Çıt çıt çıt. Ocak yanıyor. Bir şeyler doğranmaya devam ediyor sonra. Bir kapak açılıyor. Görmeden ne kadar çok şeyi hissedebildiğimi fark ediyorum. Her objenin, neredeyse her eylemin bir sesi var. Musluk açılıyor. Bardağa su doluyor. Suyun boğazdan geçişini duyuyorum. Bunların hepsi haz veriyor bana. Ne olduğunu bilmediğim alev kırmızısı bir dünyanın içinden duyuyorum her şeyi. Ah! Diye bir ses çıkıyor. Parmağını ağzına götürüp ıslatıyor. Öpücüğün sesi doluyor kulaklarıma.

Demek uyandın.

SİKTİR! Nasıl anladı? Yerimden kımıldamadım. Gözlerimi açmadım. Belki de Bonjovi’ye demiştir. Ama olamaz. Bonjovi mırıldanıp duruyordu ortalıkta. Benden bahsediyor. Yavaşça açıyorum gözlerimi. Güneş gözlerimi acıtıyor. Hafifçe gerinip belimi kütletiyorum. Hala her hareket edişimde acı duyuyorum. Yeni dayak yedim aslında. Normal bu.

Günaydın deyip onu izlemeye başlıyorum yattığım yerden. Bana bakmıyor. Tüten sigarasının ağzının kenarından çıkardığı dumanı izliyorum. Saçları beline kadar uzanmış. Ne güzel bir gün diyorum kendime. Bir gündür uyuyor olduğumun farkına varıyorum. Epey dinlendiğimi hissediyorum. Biraz götümü kaşıyorum olduğum yerde. Götüm sırılsıklam. Yatağın da nemli olduğunu görüyorum. Gece boyunca epey terlemişim. Neyse ki yıkanıp yatmıştım da kötü kokmuyorum. Her ihtimale karşı koltuk altımı kokluyorum yine de. Evet kötü kokmuyorum.

Adın ne senin?

Ne için sordum bu soruyu? Önemli mi adının ne olduğu? Kim olduğu? Orospunun teki işte. Benim evimde ama. Üstelik parasını vermediğim bir şekilde evimde. Bir tür teşekkür ediyor. Siktir git. Ben kimsenin gözüne girmek için yapmadım bunu. Kendi gözüme girmek için bile uğraşmadım. Adam olduğum, doğru olan bu olduğu ya da başka bilmem ne bok için yapmadım bunu. Biraz sarhoştum ve epey duygusaldım. Yani bir köşede sızmakla bir sürü adamın arasına dalıp kavga etmek aynı anlamı taşıyordu benim için. İkisi de itin teki olduğum içindi. Umurumda olmadığı içindi tüm dünya. Umursamak istemediğim içindi olan biteni. Yoksa bana ne.

Godiva.

Ha ha hasiktir. Godiva diye isim mi olur amına koyayım? Düzüşürken kullandığı isimi söylüyor bana. Güzel. En güzeli. Tanımıyorum bu kızı. Bilmiyorum ne olduğunu. Keşke biraz param olsaydı yanımda. Enerjim yerindeyken güzel bir sevişirdim. Saçları ne güzel kıvrılıyor beline doğru. Elindeki bıçağı da öylesi sağlam tutuyor ama. Elli yerimden deşer bu beni. Tehlikeli kız.

Ayağa kalkıp bir sigara yakıyorum. Masanın kenarındaki sandalyeye oturup bacağıma sürtünen Bonjovi’yi kucağıma alıyorum. Godiva yemek yapıyor. BİR KADIN EVİMDE YEMEK YAPIYOR. Annem görse duygulanırdı. Oğlum adam olmuş derdi. Namuslu karımı izliyorum. Karıcığım bana yemek yapıyor. Sikeyim namusunu diyorum içimden. Ne elbiseler gördüm üstünde adamı yok. Ne adamlar gördüm üstünde elbisesi yok. Böyle miydi bu söz? Ne sikimse artık.

Yemeğin kokusu burnuma sokulurken gözüm televizyona ilişiyor. Bir dizinin yeni bölüm fragmanı var. Dördüncü Bölüm: İşler Yolunda Değilse İşler Yolunda Değildir. Ne sikim bir isim bu? Hangi salağın düşüncesi diye geçiyor içimden. İşler yolunda mı bilmiyorum. Değilse de sikimde değil. Bonjovi tırnaklarını etime saplayıp aşağı fırlıyor. Godiva’nın etrafında dolanıyor. Ne kadar güzel bir kız bu. Bonjovi… seni iş bilir piç.

Gürkan Sadece