Kitaplıklarımız


#94

Bu da bizim kitaplık dostlar. Rafların çoğunda ikinci sıraları dönmeye başladık.

Eğer gizlide kalanları merak ederseniz ayrıntılı fotoğraf da ekleyebilirim.


(Hüseyin gök) #95

Ekle bakarız :grin:


(Yakup Alioğlu) #96

Nathan Never görünce çok duygulandim. Benden başka okuyan varmı diye hep merak etmisimdir. Raflarda göremesemde bir yerlerde Martin amcanın da olduğunu varsayıyorum.


(Y. Ezgi Erdoğan) #97

Kitaplarımın çoğu çekmecelerde duruyor iki raflık kitaplığımı eklemeye utanıyorum :roll_eyes:


(Tansel Diplikaya) #98

Sahaf gibi, her türlü kitap var :grinning:


(Cem) #99

(İbrahim Şahin) #100

Yalan yok kıskandım vallahi


(Barış) #101

ne kadar güzel yazmışsınız, tebrikler


#102

Kendi kitaplığımı gördüm sanki:)


(Serkan) #103

Siz evin salonunu kitaplık olarak kullanıyorsunuz galiba, oda baya büyük gibi sanki. Birde genel olarak bir şey sorayım, kitaplık genellikle ustaya mı yaptırıyorsunuz yoksa internetten, mağazadan filan mı alıyorsunuz. Ben netten kafama göre bulamadım, ustalarda baya yüklü para istiyor. Başlangıçta 2m genişliği 2m yükseliğinde sadece raflı, arkalıksız kitaplık düşünüyorum.


#105

Nathan Never’in Türkiye’de çıkmış çoğu sayısını topladım. Şimdi de Çizgi Düşler çıkartmak için debelenip duruyor. Tabi bu krizde devam ederler mi bilmiyorum. Aslında, Comic kadar olmasa da çok Fumetti okuru var hala. Özellikle bilimkurguyla yatıp kalkan kayıprıhtım camiasında Nathan Never dendiğinde akan suların durması gerektiğini düşünüyorum.


#106

Üç oda bir salonun bir odası dostum. Öyle aman aman büyük bir oda da değil. Kitaplıklar da Ikea Billy. Öyle özel bir şey değil yani. Ama özelleştirilebilir olması hoşuma gidiyor. Sadece Stephen King kitapları salonda duruyor. Bir üçlü kanepe bir de bilgisayar masası var odada. Ama hemen hemen tüm duvar boşlukları rafla kaplı.


#107

Yarın eklemeye çalışayım bir şeyler.


#108

Herkes kendi mütevazı kitaplığını gösterdikten sonra takma adı “god” olan birinin böyle bir “kütüphane” göstermesi kendi adına yaraşır olmuş :grin:. Allah nazardan saklasın ama ağzım sulanmadı desem yalan olur.


#109

Her türlü milliyetçilikten ve resmi tarihten tiksinen biri olarak ana dili Türkçe olan herkesin içinde yaşadıkları toplumu anlayabilmeleri için mutlaka Kemal Tahir, Aziz Nesin, Yaşar Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar (mutlaka başka yazarları da ekleyebiliriz) okuması gerektiğini düşünüyorum.

Saydığım isimlerden Tanpınar haricindekiler sırf fikirleri nedeniyle yıllarını hapiste geçirmiş, devletin türlü zorbalıklarına hedef olmuş, yılların hastalıklarını ve hatalarını düzeltmek için ellerinden geleni yapmış (özellikle Aziz Nesin ve Yaşar Kemal), her şeye rağmen üretmeye devam etmiş insanlardı.

Sadece Yaşar Kemal’in Bu Diyar Baştanbaşa serisini ve Kemal Tahir’in Kurt Kapanı’nı okumak bile bugün neden bu durumda olduğumuz konusunda epey bir fikir verecektir.


(Hazal Çamur) #110

Çoraplarını renk düzenine göre sıralayan biri olarak, kitaplarında renk geçişlerini sağlayan kitaplıkları çok beğeniyorum :see_no_evil: Bu tarz kitaplıkları olan arkadaşlarımızın fotoğrafları bende bir rahatlamaya neden oluyor.


#111

İkea bulunduğum şehirde olmayınca ben de marangoza sipariş verdim kitaplığımı gelince inşallah paylaşırım sizlerle. Açıkçası herkes açık kitaplık tercih etmiş ancak ben tozlardan usandığım için cam kapaklı sipariş ettim.

Şimdi şu soruya gelelim benim de aklımı kurcalıyor ne zamandır. Kitaplarınızı neye göre diziyorsunuz?
-Kitap veya yazar adının alfabatik sırası?
-Kitap türüne göre?
-Gelişigüzel?
-Yayınevlerine göre?

Ya da seri kitaplarda çıkış sırasına göre mi diziyorsunuz yoksa aynı yazarları sırayla mı diziyorsunuz? (Ör: Bilimkurgu klasikleri(İthaki), Modern Klasikler(İş Kültür)…)

Yayınevine ve yazara göre dizmek göze daha hoş geliyor ancak bazı yazarların kitapları farklı yayınevinde olunca farklı baskılarla yanyana getirmek hiç hoş olmuyor. (Ör : Ursula Le Guin)

Evet güzel kitaplık sahipleri neye göre diziyorsunuz kitapları?


(Kemal Küçükgedik) #112

@kaanaskin93 @Pia @barisss17 @Sindella @valarrr

Arı kovanına çomak sokmak olacak belki ama olsun, diyeceğimi diyeyim ben. :smiley: Arkadaşlar bence Kaan haklı. Çünkü cevap verdiği iletide, “neden Türk yazarlar kütüphanenizde yok? En güzel yerinde olmalı” gibi bir yorum var.

Öyle bir zorunluluk yok. Bu bir tercihtir. Bir insan da kütüphanesini oluştururken istediğini yapabilir. Kaldı ki Kaan da “kitaplığın baş köşesine koymak mecburiyeti yoktur” demiş. Haklı.

Ayrıca milliyetçilik vebası derken de kısmen haklı, ben olsam kuduz derdim sadece. Çünkü Kaan’ın yorumu çok daha nötrken, ona karşı yazılanlar bile çok daha tepkisel ve saldırgan bir dille yazılmış. Hoş bunu da anlıyorum, ilkokuldan beri doktrine edilmiş bir şey milliyetçilik. Türk insanının OS’i olmuş artık. O kalıbın dışında düşünmek imkânsız. Milliyetçi olmazsanız, vatana veya kendinize ihanet edeceğinizi, dünyanın bir anlamda yıkılacağını falan sanıyorsunuz. Olmuyor öyle bir şey. Dünya sizi ve milliyetinizi umursamadan dönmeye devam ediyor.

Aranızdan bir kişi de öznel yorumları bir kenara bırakıp nesnel, objektif bir veriyle Türk edebiyatını savunamamış. Türk edebiyatının dünyadaki pazar payından, kültürel etkilerinden, Türkiye’nin yumuşak gücüne yaptığı katkıdan bahseden olmamış. Neden acaba? Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk gibi (milliyetçilerimizin hiç de olumlu yaklaşmadığı) üç edebiyatçımız dışında kim var? Kim tanınıyor? Türk edebiyatı şöyle güçlüdür, böyle niteliklidir, diye ezberden konuşmadan önce bir kıyaslayalım diğer dillerdeki edebiyatlarla. İngiliz, Amerikan, Fransız, Rus, Alman, İtalyan, İspanyol, Japon, Arap, Yahudi, Yunan, Çin, Hint, İskandinav, vs. … İlkokuldan beri doktrine edilmiş milliyetçilik lensleriyle değil de nesnel, objektif, bilimsel bir çerçeveden baktığınız zaman kaçıncı sıraya koyabilirsiniz? Edirne’nin ötesinde ne kadar etkisi olmuş Türk edebiyatının? Kimi etkilemiş? Başka bir yazara esin kaynağı olabilmiş mi? Etkileşimi nedir?

Öznel değerlendirmeye gelince, Dickens tüm Türk edebiyatını cebinden çıkarır. Satış rakamıyla da çıkarır, dünya edebiyatına etkisiyle de çıkarır, diliyle de çıkarır. Bugün Melbourne’den Vladivostok’a, Buenos Aires’ten İslamabad’a her yerde okunuyor, tanınıyor, etkiliyor. Senin daha Selanik’te veya Tahran’da bile esamen yok.

El yumruğu yemeyen kendininkini balyoz sanarmış. Türk edebiyatını lüzumsuzca övmek, mahalleden dışarı çıkmamış kabadayının Mayweather veya Tyson’ı yenebileceğini iddia etmek gibi bir şey.

Ancak bakın, “Türk edebiyatı çok kötüdür ve düzelmez,” de demiyorum. “Objektif olalım, haddimizi bilelim, büyüklenmeyelim,” diyorum. “Türk edebiyatı bundan çok daha iyisini hak ediyor,” diyorum. “Eksiğimizi bilelim ki telafi etme imkânı olsun. Büyüklük hezeyanı gibi bir akıl hastalığına kapılmayalım,” diyorum.


(Kemal Küçükgedik) #113

Flood olacağı için üzgünüm.

Ancak şu nokta da atlanmamalı: Türkçe yazmak istiyorsanız, Türkçe okumak zorundasınız. Çeviri yapmak istiyorsanız, Türkçe okumak zorundasınız. Türkçe bilimkurgu, fantastik, korku vs. yazmak istiyorsanız; Türkçe bilimkurgu, fantastik, korku vs. okumak zorundasınız.

Ben kimseyi okumam, herkes beni okusun diye düşünüyorsanız, daha da büyük bir hezeyan içindesiniz demektir.


#114

Öncelikle Kaan’ın yorumu nötr değil. Milliyetçilik veya herhangi ideolojik terimden bahsederken “veba” gibi bir benzetme kullanması kesinlikle yanlış. Kendine göre yanlış bir ideoloji olabilir, isterse burda bütün gün tartışabilir fakat “veba” deyip geçemez çünkü bu yaptığı tüm milliyetçi insanlara saldırıdır.
Burda kimsenin Türk edebiyatı yüce bir edebiyattır, dünyayla kıyaslanamaz diye düşündüğünü de sanmıyorum. Türk edebiyatı dediğim gibi tüm dünyaya meydan okuyamaz, belki çok büyük bir yankı da oluşturamamıştır ama kesinlikle bu sözleri haketmiyor: