KR Kitap Kulübü #14 Shirley Jackson - Piyango ve Diğer Öyküler

KR Kitap Kulübü’nde sıra 14. etkinlikte: “Piyango ve Diğer Öyküler” kitabıyla Shirley Jackson! Hatırlarsanız yazarı “Biz Hep Şatoda Yaşadık” kitabıyla da ağırlamıştık ve bu vesileyle kulübümüzde bir yazar ilk defa iki kere yer almış olacak.

Şu karantina günlerinde araya bir kitap kulübü etkinliği dahil etmesek olmazdı. Tüyler ürpertici bir seçimse tamamen rastlantı.

Her zamanki gibi bu başlıkta tartışma başlangıç tarihinden (05.04.2020) itibaren kitabın üzerine konuşacağız.

Siren Yayınları’ndan yazarın diğer eserlerinde de olduğu gibi Berrak Göçer çevirisiyle çıkan kitabın tanıtım bülteni şu şekilde:

Bir kadın, deli gibi o gün evleneceği adamı arıyor, okunmamış bir mektup, bir ilişkinin en dehşetli yanlarını ortaya çıkarıyor ve mavi takım elbiseli, uzunca boylu bir adam, sinsice sayfalar arasında dolaşıyor… Shirley Jackson, modern edebiyat tarihine geçmiş en iyi öykülerden biri olarak anılan Piyango’yu çoğunlukla kadın kahramanlara, gündelik yaşamda üzerinde pek durulmayan gerginlik ve teslimiyet anlarına odaklanan öyküleriyle bir araya getiriyor. Bu birbirinden ayrı ve yine de birbiriyle bağlı öykülerde insanın üzerine üzerine gelen duvarlar, fırlatılan taşlar, harcanmış rüyalar var ama bunların hiçbiri, insanların içinde yatan karanlıklar kadar ürkütücü, onlar kadar düşündürücü görünmüyor.

İlk yayımlandığı The New Yorker dergisine rekor sayıda okur mektubu gelmesine yol açan, kışkırtıcı unsurları olduğu gerekçesiyle pek çok yerde yasaklanan Piyango, diğer öykülerle birleşerek Shirley Jackson’ın karamsar, karanlık ve karanlığıyla büyüleyen dünyasının, dünyamızın kapılarını aralıyor.

Önemli Not: Kitap tartışmasının başlangıç tarihi (05.04.2020).


Son olarak Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü’nün ana başlığına hepinizi bekleriz. Gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz.

Tüm etkinliklere göz atmak için #kitap-kulubu kategorisine bakabilirsiniz. Aynı zamanda etkinlikleri Goodreads’ten takip etmek için KR Kitap Kulübü’nün grubunu ve Kayıp Rıhtım’ın ana hesabını takip etmeyi unutmayın.

Keyifli okumalar ve sohbetler hepimize.

2 Beğeni

Salgın durumu elimi kolumu bağlar gibi oldu. Kargo işi sakata gelmezse, söz verdiğim gibi çekilişiyle huzurlarınızda olacağım.

2 Beğeni

Bence şu zamanda hiç gerek yok, çekiliş için kargoyu vermeye gitme boşver. Başka zamana artık. :smiley:

1 Beğeni

Moralleri yüksek tutmak için çekiliş işini ertelemem. Fakat! Kargo kısmının “şartlar gereği, en uygun zamanda yollanacağı” uyarısını yaparım artık. Güç olmayacak, sadece geç olacak. :sweat_smile: :man_shrugging:

2 Beğeni

Daha kitabın yarısındayım, tartışmalı Piyango öyküsüne gelemedim. Bilmiyorum kitabı kimler okuyor, ancak içinde Jackson’ın kendine has dilinde birçok şahane hikâye var. Karakter ve patolojileri ustaca işlemesi bir yana yazdığı romanları andıran (tabii farklılaşan) anlatıları okumak da keyif veriyor.

1 Beğeni

Sahi kim bu James Harris?

Edindiğim intiba, sahtekârın teki olduğu yönünde. Ama karakterin varlığı bile şüphe uyandırıcı. O kısım okurun hükmüne bırakılmış. Oyum gerçek olduğundan yana. Ama sevgili Jackson’ımız her zamanki gibi hayal mi, gerçek mi ikileminde bırakıyor. O yüzden, “James Harris diye biri yok.” görüşlerine de karşı gelemem, ama kendi algım sebebiyle kabul de edemem. O derece kafa karıştıran bir durum.

2 Beğeni

İfrit Sevgili ve Diş öykülerin de hayali bir karakter gibi duruyor ama Tıpkı Annemin Turtası Gibi öyküde ise gerçek bir karakter.

2 Beğeni

Emin olabildiğim tek şey, sevgili Jackson’ımızın buna soruna vereceği cevap: “Hikâye kendisini yeterince ifade ediyor.” Eh, top artık biz okurlarda. Bu durumda, hikâyesine göre, varlığından şüphe duyduklarımız olabilir de olmayabilir de. Cevap okurunun :man_shrugging: :thinking:

1 Beğeni

Öncelikle yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi çevirmenliği üstlenen Berrak Göçer’in çıkardığı tertemiz işi tebrik etmek gerekiyor. Jackson’ın edebî dilini güzelce deneyimlemeye olanak sağlamış.

Kitapta yer alan bazı öyküler yazarın kalemine aşina olanlar için oldukça naif. Kötülüğün filizlenmesini ve huzursuzluğun sınırlarını zorlayacak seviyede seyretmesini beklerken o noktanın çok altında sonlanabiliyor. Rahatsızlık düzeyi nispeten hafif hikâyeler mevcut. Düşündürücü ve etkileyici yönü benzer olsa bile okuyucu için asıl şok da bu oluyor. Ama Piyango gibi bazılarıysa tekinsizliğiyle her zamanki gibi rahatsız etmeyi başarıyor.

İnsan davranışlarına dair derin sorgulama, psikolojik rahatsızlıkların iyi bilgisi ve bunların sunumu yazarın romanlarında olduğu gibi bu öykülerde de mevcut. Panik atak, kaçınmacı davranış örüntüsü, şizofreni vesaire bazılarında doğrudan bazen sezdirerek vurgulanıyor.

Amaçsız şiddet, topluluk olduğunda bireylerin mantığı kenara bırakması, daha sivri kararlar alabilmesi gibi davranışları çok iyi işliyor. Bunu Sineklerin Tanrısı gibi kitaplarda da görüyoruz, özellikle masum çocukların nasıl ‘zıvanadan’ çıktığını. Aslında bu davranış tepkileri bilimsel olarak da Asch’in Uyum yahut Muzafer Sherif’in Robbers Cave deneyleriyle de ortaya kondu. İlginç olanıysa Jackson’ın bilhassa Piyango başta olmak üzere bunu deneylerden çok daha önce yazması… Yazarın gözlem gücü ve yaratıcılığının seviyesini bu gayet net gösteriyor galiba.

“James Harris diye biri yok,” düşüncesindeyim. Özellikle yazarın tarzını da göz önünde bulundurunca ve öyküdeki ufak ipuçlarıyla da beraber buna çıkıyor gibi. Tamamen kafasında kuruyor; aslında nereye gittiğini sorgularken ‘ısrar’ etmesi, ‘kadın’ olduğu için sorduğu insanların onun ilgisini kaybetmemek için bir yanıt ‘uydurması’ veya söylediği tanımın öyküde de vurgulandığı üzere birçok insana benzerlik göstermesi sebebiyle sorduğu esnaftan hep bir yanıt alıyor. Ama bunlar hiç net değil ve yukarıda saydığım nedenlerden kaynaklandığı sezdiriliyor.

Evdeyken olan davranışlarına bir bölüm ayrılması da yine bizi olmamasıyla ilgili şüpheye götüren bir başka sebep. Karakterini psikolojik problemlerle beslemeye devam ediyor hep öykü boyunca. Gördüğümüz gibi psikotik değil, lakin kıyısında dolaşıyor. Yine de var diye okunmasına da bir itirazım olmaz. Zaten yazarın ikilem yaratmasındaki ustalığı da burada yatıyor. Benzer keyif Henry James’in “Yürek Burgusu” romanında da alınıyor.

4 Beğeni

:thinking:İkna olabilir miydim, diyordum, ikna oldum. :+1:

1 Beğeni

Öncelikle Kayıp Rıhtım Kitap Kulübüne teşekkür etmek isterim.

Kendi adıma, bu vesileyle iki muhteşem yazarla daha tanışmış oldum.

Shirley Jackson’un öyküleriyle ilgili değerlendirmeme geçmeden önce belirtmek istediğim başka bir konu var.

Shirley Jackson için oy vermiş olsam da Thomas Ligotti’nin Hayalperest Ölünün Şarkıları kitabındaki öyküleri de okudum. Benim gibi Ligotti ile henüz tanışanlara hararetle tavsiye ederim. Kitapta yer alan ikinci öykü, Les Fleurs (Çiçekler) bir baş yapıt.

Bu ayki tartışmaya gelince…
Benden önce yorum yapan herkese çok teşekkür ederim. Gerçekten çok faydalandım hepsinden ve yeni şeyler öğrendim.

Amerikan gotik ve korku edebiyatının önde gelen isimlerinden ve Stephen King, Neil Gaiman gibi birçok yazara da ilham vermiş olan Shirley Jackson, öyküleri hakkında konuşmaktan, açıklama yapmaktan kaçınmış, gazetecilerden ve gözlerden uzakta olmaya ve mahremiyetini korumaya özen göstermiş. Bu nedenle öyküleri kadar bu yönüyle de ilgimi çekti ve yakın bir akrabamı bulmuş gibi hissettim.

Konu korku edebiyatı olunca kendimi ister istemez ona uygun bir duygu atmosferine sokarak başladım okumaya. Gerginlik içinde tetikte durarak, “şimdi çok acayip bir şey olacak ve ben yerimden fırlayacağım” diye bekledim ve öykülerin hepsinden-gerginlik dozları çok yüksek olmasa da- çok büyük zevkler aldım okurken. Ama sonra düşündüm: Belki de ürkütücü olan doğal gibi görünen gündelik hayatımızın göze çarpmayan detaylarında saklıdır.

Shirley Jackson, günlük hayat içinde, sıradan gibi görünen, belki de bu yüzden ıska geçilen; ama her şeyimizi belirleyen durumlardan inciler çıkarmış.
Öykü anlatma sanatı da bu değil mi?
Kitaptaki öykülerin on tanesinde doğrudan adı geçen, diğerlerinde de bir yerlerden bizi izlediği duygusunu veren mavi takım elbiseli James-ya da Jimmy- Harris başlı başına bir yaratıcılık eseri.
Bazı eleştirmenler onu şeytanın metaforu olarak değerlendirmiş. Mavi takım elbisenin sembolik anlamları olduğu ortada. Bunların neler olduğunu okuyucular değerlendirecektir mutlaka.

Ben, kişisel olarak, “sinsice kitabın sayfaları arasında dolaşarak” ufak tefek farklılıklarla karşımıza çıkan- kesinlikle bir metafor olarak da okunması gereken-James Harris’in gerçekte var olup olmadığını tartışarak tam da Shirley Jackson’un kahramanlarına yakışan bir şey yaptığımızı ve Jackson’un yukarıdan bir yerlerden bize bakarak kıs kıs güldüğünü düşünüyorum.
Var mı yok mu diye tartışılmasını gereksiz bulduğumu söylemiyorum elbette. Böylece konuya bambaşka açılardan bakabiliyoruz. Ancak…Kanımca Jackson, ne öykülerinin ucunu açık ne de kararı okuyucuya bırakmış.
Bence Jackson, James Harris diye birinin gerçekte var olup olmadığıyla ilgilenmemiş. Onun derdi-ya da dertleri-bambaşka sanırım.
Kitapta her bölümün başında Joseph Glandvil’in Saddicismus Triumphatus’undan yapılan ve hepsi birbirinden derin anlamlar taşıyan alıntılar, bence yazarın bu öykülerle yapmak istediklerini özetliyor. Beni en çok etkileyeninden bir alıntı yapayım.

“Birbirimizin Amaçlarına ve Niyetlerine dair Karanlıkta yız; ufak tefek Meselelerimiz in binlerce gizemli yanı var ve gerçek yüzlerini en yetenekli Araştırmacılar a bile göstermiyorlar.”
Bütün bunlar elbette benim kitapla ilgili aklımda gezinen düşünceler ve hiçbirinden emin değilim. :blush:

Shirley Jackson, büyük bir usta. Ne eksik ne fazla; tam olması gerektiği kadar anlatmış öykülerini. Abartmadan, öykünün tadını kaçırmadan, dikkat dağıtmadan. Öykülerde gereksiz hiçbir şey yok. Ne fazladan bir sözcük var ne süslü bir tasvir ne de heves kaçıran açıklama. Kitaptaki öykülerin hepsini ayrı ayrı sebeplerden dolayı beğendiğim ve çarpıldığım için en beğendiğim öykü ayrımı yapamayacağım.

İnsan bu öyküleri okuyunca, lafı fazla uzatmadan;

“İşte öykü budur!” demek istiyor.

3 Beğeni

“Yaşamak için ilginç zamanlar”, “Sizin gençliğinizde insanlar gerçekten, yüreklerinde korku duysaydı bugün böyle berbat bir halde olamazdık.”
Kitaptaki öyküler insanı içine çeken, merak uyandıran öykülerdi. Hepsini olmasa da büyük bir çoğunluğunu beğenerek okudum. Aslında bir şey yazmak niyetinde değildim. Yeni bir kitaba başladım anacak aklım sürekli Shirley Jackson da kaldı. Dönüp dönüp tekrar kitabı elime alıyorum. David neden Marcia nın evine gitti, Jemes Harris kim gibi sorular. Teşekkürler Shirley Jackson ve Kayıp Rıhtım ailesi.
Öncelikle dil gerçekten sade anlaşılır ne demek istediğini kesinlikle net bir şekil de ifade eden bir dil. Anlatıcı ise genellikle her yerde hazır nazır anlatıcı("Charles te olduğu gibi ise ikinci tekil kişi (sonu tahmin ettiğim şekilde çıktı).
Öykülerin çoğunluğu kasabada yaşayan veya kasabadan kente göç eden ya da ziyarete giden kişiler üzerine(Çiçekli Bahçe ve Hain öykülerinde ise kentten kasabaya gelen kişiler). Kasaba yaşamı ve bu kişilerin düşünüş biçimini çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.
Shirley Jackson daha ilk öyküde kötü bir gelecek çiziyor aslında sanki biraz geçmişe özlemde var(Sarhoş öyküsü) ve bunun sorumlusun da Eileen in ağzından şu şekilde veriyor: “Sizin gençliğinizde insanlar gerçekten, yüreklerinde korku duysaydı bugün böyle berbat bir halde olamazdık.” Jackson burada toplumu suçluyor. Öykülerinde topluma bir karabasan gibi çöreklenmiş ırkçılık, cinsiyetçilik, ayrımcılık(Nemo nun deyimi ile “patalojik”) gibi konuları işliyor.
Çiçekli Bahçe öyküsünde cinsiyetçilik ve ırkçılık bir arada işlenmiş. Sevilen bir kadının zamanla nasılda kasabalı tarafından dışlandığı çaresizliğe itildiğini görüyoruz. En yakın arkadaşının bile tavır aldığını görmek üzüntü verici. “Yaşamak için ilginç zamanlar” gerçekten ilginç bir zaman ülkemizdeki Suriyelileri düşünce bu öykü yerli yerine oturuyor. Kimi zaman en ilerici olan insanların Suriyelilere hastalıklı kişilermiş gibi davranmaları “patolojik” davranışlara örnektir. Cadı öyküsünde yine başka bir “patolojik” olay. Küçük bir çocuğa kız kardeşine yaptıklarını acımasızca anlatması tam bir kabus.
Gel gelelim en sevdiğim Elizabeth öyküsüne. Sanırım en uzun öykü(keşke içindekiler bölümü de olsaydı). Başlangıçta sıkıldım, gerçi uykum geliyordu o saatte (saat 2 civarıydı) sonrasında beni uyandırdı uyuşukluğumdan. Patronu tarafından Elizabeth yapılan kazık ve bu fark eden Elizabeth değişimi, aldığı kararlar iyi işlenmişti. Özetle bu süreci keyifle okudum.
Tıpkı Annemin Turtası Gibi öyküde halen David neden Marcia nın odasına gitti sorusunu soruyorum kendime veya öyküye.
Piyango öyküsü bence toplumsal linç konusunu işlemiş tabi karşı çıkanlarda olacaktır. Ülkemizde karşılaştığımız bir durum değil mi toplum tarafından kara yazılı(öyküde de kömürle karalanmış bir kağıt) biri(bazen bir kadın, bir akademisyen, bir yazar(Elif Şafak, Orhan Pamuk) ya da bir toplum(Suriyeliler, Aleviler, Kürtler, Rumlar) seçilir ve öyküdeki gibi lince girişilir.
Özetle kitap gerçekten iyidi

2 Beğeni

Jackson’ın yazınında birey ve toplum ilişkisi en saf haliyle resmediyormuş gibime geliyor. Ayrıca, birey de toplum da bir şekilde sorunlu ya da belli noktalarda noksan. İşin ilginci, birey topluma, toplum bireye muhtaç. Bu gündelik ihtiyaçların ötesinde, dur durak bilmeden, kendi kimliğini kendinden olmayanın konumuna göre inşa etme mücadelesi var.

Jackson hikâyeleri ne zaman aklıma gelse, birey konumundakileri bilinç, pasif veya aktif biçimde mücadele ettikleri dış gücü (kasaba, perili ev) bilinç dışı olarak kodluyorum.

Bilinci korumak, bilinç dışına karşı verilen mücadeleyle mümkün. Fakat, bilincin kendini koruma yöntemleri her zaman işe yarar veya sağlıklı olmuyor. Bilincin bilinçaltı iyice gözlemleyip tanıması gerekirken, bunu tam beceremiyor.

Bilinçaltı derdi bilince üstün gelmek. Bu, hükmetmek de olabilir, kendine katmak da. Önemli olan, bilinci doymak bilmez karanlığının misafirlerinden biri yapmak.

İkisinin de var olabilmek için birbirlerine muhtaç olmalarıysa aralarındaki ilişkiyi daha da çetrefilleştiriyor.

Jackson yazının tekinsizliğinde, birbirine üstün gelmeye çalışan bu simbiyotik ilişki yatıyor gibi.

Bu çok derin ve kapsayıcı bir öz. Zaman, coğrafya, kültür, cinsiyet, etnik köken, vs. ayrımı gözetmeyecek kadar güncel. Çok ama çok kişisel ölçekteki deneyimlerde bile gözlenebilecek kadar hayatın içerisinden. Üstelik, mağdura da mağdur edene de eşit oranda eleştiri getiren bir tutum. Aslında bu niteliği sebebiyle “kendini mağdur konumunda gören” ile “şartlar gereği mağdur eden konumuna gelen” gibi yakıştırmalar da yapılabilir. Çünkü, ortada bir hata olduğu hissediliyor, ancak, herkes bir şekilde hatalı sisteme ayak uydurmakta; “mağdur” ve “mağdur eden” payesini alacak biçimde hareket ediyor. Bu yönüyle, şartlar gereği “mağdur eden” rolünü üstlenenleri rahatsız edeceği kadar, zarar görmenin kaçınılmaz olduğunu düşünen "mağdur"u da rahatsız edebilecek irdelemelere çok müsait.

Öne çıkan genel özelliklerini düşününce, Jackson, içeriğin değindiği noktalar babında, eskimesi zor hikâyeler kaleme almış. Tamam, olay örgüsünün geçtiği dönem yaşını belli edebilir. Ama içeriğin etkisi, yazıldığı zamanı aşabilmesini sağlamış gibime geliyor.

2 Beğeni