KR Kitap Kulübü #6 Engin Türkgeldi - Orada Bir Yerde


(Cem) #1

KR Kitap Kulübü altıncı etkinliğiyle tüm hızı ve heyacanıyla devam ediyor. Bu sefer farklı olarak kulübümüzde bir yazarı ağırlayacağız. "Orada Bir Yerde"nin yazarı Engin Türkgeldi’yi kulübümüze konuk edeceğiz.

Özel etkinliğin içeriğinin detayları:

Katılım sıklığına bağlı olarak, eğer sayı çok olursa kendisini doğrudan foruma davet edeceğiz ve kendisine hem okuduğumuz kitap hem de edebiyatla ilgili sorular sorma şansına erişeceğiz. Katılım daha az olursa ise etkinliğe katılım gösterenlerle birlikte sorular hazırlayacağız (herkes aklındakini yazacak) ve yanıtlaması için yazara göndereceğiz. Son olarak kulüple birlikte yürüttüğümüz söyleşi Kayıp Rıhtım Portal’da yayınlanacak.

Her zamanki gibi bu başlıkta tartışma başlangıç tarihinden (15.03.2019) itibaren kitabın üzerine konuşacağız.

Can Yayınları’ndan çıkan kitabın tanıtım bülteni şu şekilde:

Çenemde demir halatlar vardı sanki, tek tek, yavaş yavaş koptuklarını duyuyordum. Üzerimdeki adamın ağırlığından nefesim bağırmaya yetmiyordu. Cansız bir inleme sürünerek ancak çıktı ağzımdan. Pas tadı geliyordu belli belirsiz. Gözlüklü, dişime asılmaya devam ediyordu. En sonunda bir çatırtı duydum, çene kemiğim parçalanmıştı sanki. İçimde bir boşluk hissettim.
Engin Türkgeldi’nin Orada Bir Yerde ’si, benzerine pek az rastladığımız bir öykü dünyası çıkarıyor karşımıza. Alabildiğine görsel, dünya edebiyatının tanıdık öykülerine ve atmosferine göndermelerle ilerleyen, fantastiğin kıyısında bir öykü dünyası bu. Terk edilmiş kasabalar, köleler, peygamberler, cüceler, krallar ve dağ bayır dolaşan bilge kişiler… Bir solukta, düşünerek, şaşırarak okuyacaksınız.

Kitapla ilgili daha detaylı fikir edinmek istiyorsanız, sitemizdeki incelemesine de göz atmayı unutmayın.

Önemli Not: Kitap tartışmasının başlangıç tarihi (15.03.2019). Kitap edinme süresi de hesaba katılarak tarih artırılmıştır.


Son olarak Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü’nün ana başlığına hepinizi bekleriz. Gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz.

Tüm etkinliklere göz atmak için #kitap-kulubu kategorisine bakabilirsiniz. Aynı zamanda etkinlikleri Goodreads’ten takip etmek için KR Kitap Kulübü’nün grubunu ve Kayıp Rıhtım’ın ana hesabını takip etmeyi unutmayın.

Keyifli okumalar ve sohbetler hepimize.


KR Kitap Kulübü Soru Cevap #1 - Engin Türkgeldi
#3

Biraz önce son satırlarını okudum, üzerine konuşacağımız anı bekliyorum. Akşama doğru ayrıntılı yorum yapabilirim sanırım. Umarım katılım çok olur etkinliğe ve sevgili yazarı da foruma davet edebiliriz.


(Ezgi ) #4

Dün okumaya başladım iki öykü okudum ve Muhteşem Bir Gülüş’ün etkisinden çıkmaya çalışıyorum. Bugünkü olacak sunumumdan bile daha korkunç bir öykü. Dişlere feci takıntılıyım ve adamın dişlerini kerpetenle çektikleri yerde durup bir soluklandım ve son paragraf üstüne tüy dikti. :cold_face:


(Yusuf Ziya) #5

Kayıp Rıhtım’daki ilk mesajım. Eğer kitabı okumadıysanız spoiler uyarısı yaparak başlıyorum.

İlk sayfalarda kitabın bir Dino Buzzatti havası ile başladığını düşündüm. Kendilerinden çok uzaktaki bir savaşa, kendileri ile alakalı olmayan bir sebepten dolayı sürüklenmiş, büyük haberi bekleyen ama bir türlü alamayan insanlar. Hikayenin sonunda itilmişlerin şevkle başa geçmesi bu karamsar sıradanlıktan çok iyi bir dönüş oldu. Pis pis sırıtmıştım. Her hikayeden böyle dönüşler beklemeye başladım. Zaten bir çoğunda da var.

Bence kitabın en temel bağlayıcı noktası evreninin ötesinde kötülük teması. Bu, Saat Kulesinin Gölgesinde ve Uzaktaki hikayelerinde ucubelerin intikamı diyebileceğimiz bir şekilde ilerliyor. Mükemmel bir Gülüş ve Cüceler Sarayı hikayelerinde bencil/çıkarcı bir kötülük var. Muktedirler etraftaki insanlardan yararlanarak (bu iktisadi olduğu kadar, duygusal da bir yararlanma) amaca ulaşıyor.

Peygamber hikayesinde iyi niyetle yapılmış, hatta belki ortada bir niyet bile olmadan yapılmış bir kötülük var. Sıradan bir insanın hayatı dini bir inançla nasıl mahvolabilir bunu anlatıyor sanırım. Ana karakter peygamber değil çiftçi bence. Gördüğüm pek çok yorum kitabı olmayan bir peygamber fikrinin çok hoş olduğunu yazmıştı. Bence bu hikayenin vurgusu kitabı olmayan peygamberde değil; çünkü Hristiyan geleneği de İslam geleneği de kitabı hiç olmamış peygamberlerle dolu. Çiftçini asıl ihtiyacı ile hiç bir alakası olmayan bir şey getiriyor peygamber ve çiftçi anlayamadığı bu şeye kendisini kaptırıyor. Bir nevi hayatı mahvoluyor diyebiliriz. İşin trajedisi peygamber de ne söylediğini anlamıyor.

İyi kalpli yolcu ve Yemek hikayeleri banal bir kötülükten bahsediyor. Yolcunun hastalığı yayması için hiç bir sebebi yok, yine de yapıyor. Yemek’te ise toplumsal olarak genel kabul görmüş bir kötülükten zevk alma durumu var. Yine de eğer bir davranış biçimi bütün toplum tarafından kabul ediliyorsa, buna hala kötülük diyebilir miyiz? Yaptıkları bize kötülük olarak görünüyor, ancak hiç de öyle değil. Topluma ölümüyle başkaldırmış birinin toplum tarafından lanet edilse de yine de normlara uydurulması. Ölerek bile toplumdan kaçamıyoruz yani.

Kutsal hikayesi de toplumun devamı gözetilerek yapılan bir kötülüğü (zavallı adamın öldüğünü düşünüyorum) anlatarak bu temaya bağlanıyor. Endülüs Köpeğinde kötülüğün sebebi bencil bir korku. Hikayelerin bence en korkuncu sonuncusu, aşkın bir sonucu olarak kötülük. Yine de bu hikayede biraz sıkıldım ben. Hikayelerin sonunda bir dönüş bekliyordum sanırım. Ama bu hikaye baştan kendisini belli etti. Aşk içerisindeki tutkunun iyilik ve kötülükle aynı anda dolu olduğu fikri de bana yeni gelmedi. 89-90’da azıcık bahsedilen ressamı okurken Salvador Dali’yi düşünen başka birisi var mı acaba?

Kısacası, bence çok güzel bir tema üzerinden çok farklı konuları tatlı bir şekilde ele almış yazar. Hızlıca okuyup geçmek isteyene de gelir, derin derin düşünmek isteyene de gelir :slight_smile:


#6

Yazarıyla birebir iletişime geçme fırsatımız olacağı için haddim olmayarak eleştirel bir gözle hatta belki de daha bir irdeleyerek okuduğumu itiraf etmekle başlayayım. Kısacık bir kitap bir oturuşta dahi okunabilir, ancak neredeyse her hikayeye hakim boğucu kötülük beni yordu. (Birçok hikayenin sonunda burnumu kırıştırdığımı hatırlıyorum.) Özellikle mutlu sonlara alışkın bir bünyem olduğu için belki de bilmiyorum.

(Yorumu yazıp bitirdiğimde farkettim; belki de birçok kötü karaktere hak veriyor olduğumun ayırdına varmaktı beni rahatsız eden, içimdeki kötüyü uyandırdığı için öyküler hoşuma gitmedi belki, bilmiyorum.)

Okunan kişiye göre değişen sübjektif bir değerlendirmenin ötesinde söylemek istediğim ise yazarın dili akıcı, hikaye örgüsü sağlam, okutuyor kendini, ancak kitaba hakim anlayış olan ivmesi bir anda (çoğunlukla sonuçta) tavan yapan öykü tercihi bir süre sonra sıkıyor, aslında beklenmedik olması gereken beklenene dönüşüyor ve tahmin edilebilir oluyor. İlla vurucu bir son kaygısı güdüldüğünü düşünmüyorum ancak kitabı bitirdiğimde böyle bir düşünce ister istemez aklıma düştü.

Bunların ötesinde karakterler, mekanlar, zamanlar öyle güzel aktarılmış ki hiç sıkıldığımı hatırlamıyorum okurken. Hatta öyle ki iskeleti bu öykülerden her biri seçilip koca koca romanlar dahi yazılabilir dedim.

Karakterlerin hissettiklerinin aktarılması da çok başarılıydı. İlk Görüşte Ölüm başlıklı öyküde duyulan sevgiyi, aşkı ve yok etme isteğini öyle duyumsadım ki iliklerimde, hiç yadırgamadım yaptığını karakterin hatta. Sonda olduğu için belki, belki de tamamen içine aldığı için beni İlk Görüşte Ölüm en sevdiğim oldu.

Kitapta altını çizdiğim satırlardan birkaçını da yazarak sonlandırıyorum yorumumu:

“Yaşamdan en çok kendilerinin tat aldığını zannederdi böyleleri. Oysa bucak bucak gezmelerinin asıl amacı, ağızlarındaki geçmek bilmeyen yavan tadı bastırmaktı.”

“Dünyayı anlamak için seyahat ettiğini söyleyen seyyah, henüz insan ruhunu anlayamamış olacak ki…”

“Sözlerinden kaçabilenler, gözlerine yakalanıyordu.”

“Aklım, kendisinden esirgediğim sesleri, görüntüleri, kokuları kendi yaratırdı.”

“Artık sahip olmadığım bir şeyin bıraktığı boşluğun bana tekrar acı vermesini istemiyordum.”


#7

Herkese merhaba,
Öyküler oldukça akıcı bir dille yazılmıştı, yazarı bu konuda tebrik etmek isterim. Aklımda kalanlara göre -yanlış anımsamıyorsam- çoğu öykünün sonu hüzünlüydü, mutlu sonları seven biri olarak bu durum beni biraz üzdü.


(Hiçliğin bekçisi…) #8

Selamlar,

Herkes her şeyi söylemiş neredeyse ben de çok fazla bir şey ekleyemem üstüne. Öyküleri okuduktan sonra üstüne oturup düşünebilirsiniz. Tüm bu yaşananların neden olduğunu düşünüp kendinizce cevaplar bulabilirsiniz. Kitap öyküler bakımından iyi fakat içerik bakımından kötücüldü. Gerçekten çok karanlık noktalara değinilmiş. Bazı öyküler ciddi anlamda beni etkiledi. İlk başta hiç beklemediğiniz sonlar sizi şaşırtıyor ama alışınca ister istemez bir hinlik olduğunu düşünüyorsunuz ve tahmin edilebilir oluyorlar. Burada ben yazardan bazen ters köşeler de beklerdim. Bizi tam da kötü sonlara alıştırmışken “bam!” beklenmedik bir son isterdim. Böyle olsaydı bir tık daha hayran olabilirdim. Yazarın doktor olmasının da verdiği bir detaycılık vardı.

Neden bu kadar kötü olmak zorundaydı? Kötü sonla bitmesinden bahsetmiyorum. Öykülerin üstünde gezinen bu kara bulutları soruyorum. Niçin bu denli kötü ve rahatsız edici?

Endülüs Köpeği ve İlk Görüşte Ölüm favorilerim arasında.


(Gülçin Akın) #9

Zamanı, coğrafyası belirsiz; bir yandan çok tanıdık bir yandan çok özgün öyküler.

Genellikle finalleri çarpıcı on öykü var. İlerledikçe öykülerin bağımsız oldukları kadar bağlantılı da olduklarını keşfediyorsunuz. Bu bağlantılar için tekrar okunabilir.

Kolayca okunan bir masal kitabı gibi ama çocuğunuza okumak istemeyeceğiniz bir masal kitabı… Önceki arkadaşların da değindiği gibi her öyküye sinmiş bir kötülük var. Yine de mutsuz sonları beni rahatsız etmedi. Hatta doğrusu buymuş gibi hissettirdi.

“Sanki asıl mesele ölen değildi de, kalanların çektikleriydi. İnsanın asla kendisini bir ölünün yerine koyamadığını düşündü. Ne olursa olsun, geride kalanların gözüyle bakıyordu olan bitene.”


(Hiçliğin bekçisi…) #10

İyi kalpli yolcu (Düzenleme: öncesinde yanlışlıkla Yemek yazmışım) adlı öyküdeki detay sizce de rahatsız edici değil miydi? Böyle insanlar gerçekten var. Gerçeklik boyutu değil de tiksindiriciliği açısından ben rahatsız oldum mesela. Düşündükçe mideme kramp giriyor. :tired_face:


(Gülçin Akın) #11

Geçen ay Yaban Diyarlarda Yabancı’yı okudum. Önemli bir detay sayılmaz bence ama kitapla ilgili bilgi almak istemeyenler için spoiler içinde belirteyim durumu.

Marslılar cenaze töreninde aynen Yemek öyküsündeki gibi ölülerini yiyorlar. Bu ölen kişiye duydukları saygının bir göstergesi. Onu özümsediklerini, bir olduklarını düşünüyorlar ve Dünya’ya gelen Marslı burada böyle bir uygulama olmadığını öğrenince çok şaşırıyor. Bunu büyük bir israf olarak görüyor. Orada okuduğumda da tiksinmemiştim, bu kitapta da tiksinmedim. Yani elbette bir yakınımı yemeyi düşününce korkunç ama bir yandan bu önyargılarımız olmasaydı gerçekten biz de bu durumun büyük bir israf olduğunu düşünebilirdik.


(Hiçliğin bekçisi…) #12

Bu söylediğinizden tiksinmedim aksine çok da yaratıcı buldum. Benim tiksinç bulduğum sanırım sıvının hayalimdeki görüntüsü. Hayatımda çok az şeyden tiksinirim. Zamanında babamın kardeşi baştan aşağı yanmıştı. Ölümcül bir yanıktı. Aylarca yoğun bakımda kaldı. Sonra eve çıktı ama tedavisi annemle bana kalmıştı. Ciddi anlamda iltihaplı bir yaraya dönüştüler. Korkunç bir görüntü vardı. Onları mecburen patlatıyorduk filan. Yani kafamda doğrudan o görüntüleri çağrıştırdığı için benim mideme kramp giriyor. Kimse öyle bir şeyi yemek istemez inanın. Bir filmde, bir kitapta okumak çok fazla etki etmiyor. Benzer bir görüntüye birebir şahit olunca etkileyicilik bakımından daha çok sarsıcı oluyor sanırım. Gözümün önüne o yeşil cıvık cıvık yaralar ve onlar patlayınca görünen o manzara gelince bir tuhaf oluyorum. Kokusu da ayrı bir mevzu…


(Gülçin Akın) #13

Bahsettiğiniz öykü Yemek değil de İyi Kalpli Yolcu sanırım. Benim açıklamam Yemek’le örtüşüyordu. Sizin açıklamanız İyi Kalpli Yolcu’yu çağrıştırıyor.

Evet, İyi Kalpli Yolcu tiksindirici şekilde bitiyor gerçekten. Sizinki gibi bir tecrübeden sonra daha da katlanılmazdır eminim.


(Hiçliğin bekçisi…) #14

Olabilir. Kafam dalgın bu sıralar biraz, üstelik bakmama rağmen yanlış konu üstünde durmuşuz. Özür dilerim vaktinizi çaldım. :confused:


(Gülçin Akın) #15

Olabilir dalgınlıklar. Sorun yok. Çalınmış bir vakit yok, kitap üzerine konuşmak için buradayız. :slightly_smiling_face:


(Cem) #16

Kitaptaki tüm öyküler çok yalın ve tatlı kelime oyunlarıyla şekillendirilerek yazılmış. Yazarın yazınsal hâkimiyeti açıkça görülüyor. Neyi nasıl anlattığının bu derece farkında olmak önemli bir beceri.

Yukarıda da söylenmiş, çok akıcı bir kitap. Kısalığını da hesaba katınca bir oturuşta bitirilebilir. Benim için süre 2-3 gün kadar uzadı. Hem diline hem de anlatımına biraz daha vakit ayırmak istedim.

Akıcı olduğu kadar hikâyelerde bırakılan bilinçli boşluklarla okuyucuya 93 sayfanın ötesinde bir deneyim sunuyor. Yukarıdaki her öyküden bir roman çıkarılabilir yorumunun da bununla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Öyküler arasındaki ince bağlantılarla birlikte yaşayan bir dünya oluşturmuş yazar. Bu da bütünde yaratılan dünyada ne olup bittiğine dair öyküleri kendi aralarında birleştirerek düşüncelere dalmamıza vesile oluyor.

Birçok yazarın düştüğü her detayı anlatma probleminden kurtulması çok değerli Türkgeldi’nin. Yukarıdaki söylediğim okuyucuya verilen özgürlük bunun sayesinde gerçekleşiyor. Cümlelerini, paragraflarını da gereksiz doldurmaya çalışmamış. Yapmacıklığa dair hiçbir unsur yok.

İsimsiz karakterler, bölgeler… Hem özgürlüğümüze hem de eserin tekinsizliğine hizmet ediyor. Tekinsizlik demişken evet, yukarıda söylendiği gibi kötücül hava hâkim her öyküye. Bazı öyküler özellikle (tabii ki yazar tarafından bilinçli olarak) okuyucuyu iğrendirmeye yönelik. Özellikle sebepsiz kötülük. Zaten en ağırı ve korkuncu da budur.


(Ezgi ) #18

Dişlerle ilgili öyküyü atlattıktan sonra iki gün içerisinde bitti. En korkutucu öykü - tabii ki İyi Kalpli Yolcu idi ama deneyimlediğimiz şeylerden her zaman daha çok etkileniriz. Benim iltihaplı yaralarla ilgili fazla hatıram yok - neyse ki- ama dişçiye çok gitmişliğim var ki diş çekim maceraları, tel maceraları olsun artık gitmek istemiyorum kusasım geliyor. Herkesin kendi dişine bakması olayında tir tir titremiştim.

Sonunu tahmin edemediğim hikayeleri her zaman daha çok severim. Kötülüğün bol olduğu hikayeleri de öyle. Bence Engin Türkgeldi yeraltı edebiyatında yazmalı. Neyse ona kalsın ne yazacağı konuya döneyim. (Yine de muhteşem olurdu ve öykülerden herhangi biri çok güzel bir fantastik roman konusu olabilirdi) Ters köşe olamadığım için biraz kursağımda kaldı ama iyi ki okumuşum. Kaldı ki tüm öykülerde şaşırmadım ya da bu nasıl böyle bitti tepkisi vermedim değil. Ne dediğimi anlamadım ama açıklayayım.

Endülüs Köpeği öyküsü nasıl öyle bitti çok kafan karıştı. Ana karakterin babası köpeğin havladığı gün ölüyor ama sonraki ölenleri ana karakter öldürmüş gibi. Yani bu adam o söylenti gerçek olsun diye babasını da öldürmemiştir değil mi :thinking:

Bir de en sevdiğim öykü Cüceler Sarayı oldu daha doğrusu İlk Görüşte Ölüm’le yarışırlar. Sanki yazar cüceymiş gibi duyguları öyle güzel anlatmış ki! Ve o öyküdeki kraldan cidden umutluydum diğer cüceler bizim cüceye birşey yapacak sandım ama daha kötüsü oldu tabii. Sanırım biraz şaşırdığım için akılda kalıcı geldi.

İlk Görüşte Ölüm ise - epik! (Bekle beni Firefight :boom:) Sonu olay bazından bakarsak beklediğim gibi oldu seyyahı öldüreceğini tahmin etmiştim. Gerek öykü başında dünyayı gezenlerle ilgili düşünceleri olsun, gerek seyyahın avanak halleri olsun bağırıyordu. Öykü anlatımı ise bambaşka bir durum yazarın öyle bir dili var ki içimizdeki arzuları - kötülüğü- açığa çıkaracak gibi zihnimizde. Bu his benim için son öyküde ayan beyan ortadaydı.

Neyi ne kadar nasıl yazdım bilmiyorum - AÇIM - kontrol etmeden gönderiyorum bana satırlar sürmüş gibi geldi belki de çok kısa bir yorum yazısıdır. Ya da o kadar iğrenç olmuştur ki sen bir daha yorum yazma diyebilirsiniz :sweat_smile: