KR Kitap Kulübü Soru Cevap #1 - Engin Türkgeldi


(Cem) #1

Hepinize merhaba!

Bildiğiniz gibi Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü’nün altıncı adımı için özel bir etkinlik düşünmüştük. Hep beraber Engin Türkgeldi’nin “Orada Bir Yerde” adlı eserini okuduk ve tartıştık (bu başlığın yorumlar için kapısı da her zaman açık olacak).

Şimdiyse sıra önceden duyurduğumuz gibi soru-cevap etkinliğine geldi. Bu başlıkta “Orada Bir Yerde” hakkında ve genel olarak edebiyatla ilgili sorularımızı yazara yönelteceğiz. O da bu cumartesi (23.03.2019) günü forumumuza konuk olarak gün boyu sorularımızı yanıtlayacak.

Sizlerden ricamız, etkinliğimiz keyifli geçmesi açısından sorularınızı açık ve net olarak yazmanız. Aklınıza geldiği sürece bu başlığa şimdiden merak ettiklerinizi yazmaya başlayabilirsiniz.

Engin Türkgeldi’ye davetimizi yanıtsız bırakmayıp KR Kitap Kulübü’ne konuk olacağı için şimdiden teşekkür ediyoruz.

Sorularınızı merakla bekliyoruz!


(Yusuf Ziya) #3

Sorularımızı cevaplamaya geldiğiniz (ben bunu yazarken geleceğiniz) için çok teşekkür ederiz. Ben şunları sormak istiyorum:

  • Orada Bir Yerde’ye hakim karanlığın/kötülüğün ilhamı nedir? Edebi bir ilham mı, öyleyse nereden? Yoksa kişisel ya da artık herkese sinmiş olan toplumsal bir durum mu?

  • Hem doktorluk yapıp, hem yazı yazmayı nasıl başarabiliyorsunuz? İki alanı birden götürmek nasıl fedakarlıklar gerektiriyor?

  • Şu an başka bir edebi proje üzerinde çalışıyor musunuz?

[Tartışma başlığındaki mesajları okurken aklıma gelen bir iki şey daha oldu, ama diğer arkadaşların sorularını çalmayayım şimdi.]


(Hazal Çamur) #4
  • altZine takdir ettiğim ve belki de tarafsız kalmayı başarmış tek edebi topluluk. altZine macerasına nasıl başladınız / nasıl dahil oldunuz?

  • İlk kitabınızın Can Yayınları’ndan çıkması gerçekten bir başarı. Editörlük sürecinde öyküler ne oranda değişti? Bu süreçte aklınızda kalan bir anınız var mı?

  • Biz sizi severek okuduk. Siz kimleri okuyorsunuz?

  • Kayıp Rıhtım hakkındaki yorumlarınızı merak ediyorum :slight_smile:


(Gülçin Akın) #5

Bir e-kitap yayınevinin yayın kurulunda olmanıza rağmen kitabınızı basılı yayımlamayı tercih etmişsiniz. e-kitap olarak yayımlanan bir eser basılı esere göre daha mı değersiz görülüyor sizce?

altkitap’taki e-kitabınızdan haberdarım ancak onlar daha önce başka mecralarda çıkan öyküler olduğu için onu saymıyorum. :slight_smile:


(Onur Selamet) #6

Kitabı okuyalı epey oluyor. Ben izninle biraz kaçak güreşeceğim abi. :stuck_out_tongue:

  • Engin Türkgeldi nasıl bir ortamda çalışır? Yazıya odaklanırken neler yapar?
  • Uzun süredir dergilerin (matbu/çevrimiçi) mutfağında vakit geçirmiş biri olarak bu mecralardan neler kazandı? Geçen zamanla birlikte dergiciliğin nereye evrildiğini gözlemledi?
  • Kısa bir süre önce İstanbul 2099 adlı kolektif bir öykü derlemesinde yer aldı. Kolektif projelerde çalışmak nasıl bir duygu? Ortaya çıkan işten memnun mu? Ufukta böyle yeni çalışmalar bizi bekliyor mu?
  • Sonsuza kadar tek bir kitabı okuyabilecek olsaydı, bu hangisi olurdu? (Ölümcül soru :smiling_face_with_three_hearts: )

(Hiçliğin bekçisi…) #7

Öncelikle hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Yukarıdaki arkadaşlar sormak istediğim diğer soruları belirttikleri için bana tek bir soru kaldı.

  • Karakterlerinizi yaratırken hastalarınızdan esinlendiğiniz oldu mu? Olduysa hangi öykülerde bu esinlenmeleri aramalıyız?

Teşekkürler.


(Hazal Çamur) #8

Bu soruyu görünce aklıma geldi: Instagram’da bu eserde yer alan öykünün girişini paylaşmıştınız. Ben de Shingeki no Kyojin’e (Attack on Titan) oldukça benzetmiştim. İzleme şansınız oldu mu sahi :slight_smile: ?


(Barışcan Bozkurt) #9

Altkitap ile ilgili bir soru sormak istiyorum.
Arada siteden dereceye giren öyküleri okuyorum ve hiç bilim-kurgu öyküsüne denk gelmedim. Altkitap öykü yarışmasına bilim-kurgu öyküleri geliyor mu?

Orada Bir Yerde’de Nick Cave alıntısı vardı. Başka hangi müzisyenleri seversiniz?

Oscar Wilde’ın masallarını okudunuz mu? Yazarlığı ya da masalları hakkında ne düşünüyorsunuz?


(Hakan Tunç) #10

Şimdiden hoş geldiniz diyor ve çok merak ettiğim iki soruyu yöneltmek istiyorum.

  • Çoğu yazar “Yürüdüğüm yolda soluduğum havadan, kuşların cıvıltısından, gördüğüm manzaradan, yaşadığım talihsizliklerden bile ilham alırım ve bunlar oluşturduğum kurguda yer ederler,” gibi ifadelerle metni oluştururken her konuyu yazabilecekmiş gibi bir söylev sunarlar. Sizde de böyle bir durum var mı? Yani yazmak, bir şeyi satırlara dökmek ve bunu okuyucuya aktarmak gerçekten bu kadar kolay mı? Doğru kelimeleri bir araya getirip o olması gereken cümleyi yakalamak?
  • Onur sormuş ama ben de şeyi merak ediyorum. Heyecanla yazdığınız bir paragrafı daha sonra editörünüz burası fazla ya da gereksiz diye tamamen çıkartılması gerektiğini önerdiğinde ne hissediyorsunuz? Ya da siz bu şekilde metinlerde oynama yaparken sayfalarca sözcüğü bir anda silip atabiliyor musunuz? O anki hissiyatınızı merak ediyorum.

#11

Herkese merhaba,

Öncelikle hepinize “Orada Bir Yerde”yi Kayıp Rıhtım’da ağırladığınız için çok teşekkür ederim. Kitap kulübünüze konuk olmak beni çok mutlu etti. Önceki tartışmaları da keyifle takip ettim.

Umarım bugün de doyurucu, etkileşimli bir sohbet yaparız. Sorularınızı elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım. Sırayla gitmeye gayret edeceğim fakat bazı soruların daha detaylı veya uzun cevapları olabileceği için atlayıp sonra geri dönmek durumunda kalabilirim.

Herkese güzel bir gün dilerim.
Sevgiler


#12

Merhaba. İlk sorunuzdan başlayayım.

“Orada Bir Yerde”ye bir karanlığın/kötülüğün hakim olduğuna kesinlikle katılıyorum. Forumda da, kitap hakkında bundan önce çıkan yazılarda da dikkat çeken bir konu olmuş bu.

İşin doğrusu bu planlı bir tercih değildi. Kitaptaki öyküler oldukça farklı zamanlarda, farklı niyetlerle yazıldı. Ancak bir noktadan sonra bunları toplayıp bir araya getirme düşüncesi oluştu. Ancak o noktada dönüp bakınca öykülerin karanlık ve kötülüğe bulanmış olduğunu fark ettim.

Kötülüğün kaynağı olarak verdiğiniz tüm seçeneklerin payı var aslında. Çağımızdaki karamsarlığın ve bazı konulardaki umutsuzluğun da hepimiz kadar bana da sindiğini düşünüyorum. Öte yandan ”Orada Bir Yerde”de genel olarak çağdan ve kültürden bağımsız insanlık hallerini yazmaya çalıştım. Yani kötülük çağımıza veya coğrafyamıza özel değil, her zaman ve her yerde hep bir gölge insanlığın içinde duran bir kavram; insanın ayrılmaz ve doğal bir parças gibi geliyor bana. Bizden öncekilerden daha az veya daha çok kötü değiliz bana kalırsa. O yüzden çağı suçlamaktan da imtina ediyorum.

Kişisel olarak, insanlık ve toplum hakkında biraz karamsar ve umutsuz sayılırım. Bunun bir yansıması da olabilir.

Tabii son olarak da, kötülük iyilikten daha ilginç bir hikayeye sahiptir ve çoğu kez daha gerçektir diye düşünüyorum. Bu da işin edebi yönü olsa gerek.


#13

Doktorluk ve yazmak arasında ikili bir ilişki var. Bir yandan her gün farklı insanlar tanıyıp, farklı hallere tanık olmak besliyor. Öte yandan doktorluk, insanın hayatının merkezine engellenemez bir şekilde oturan bir meslek. Benim branşım da gecesi gündüzü olmayan bir branş, dolayısıyla 7/24 doktorum aslında. Bunun dışında akademik yönde de çalışmalar yürütüyorum. Onlar da mesai dışı vaktimin önemli bir kısmını alıyor. Dolayısıyla yazmaya ve okumaya asla istediğim kadar zaman ayıramıyorum. Bu nedenle bazen sosyal hayattan, bazen kişisel diğer keyiflerimden ve sıklıkla da uykumdan fedakarlık yapmam gerekiyor. Kimi zaman buna rağmen denge sağlayamadığım da oluyor. O dönemlerde de, bazen akademik çalışmaları bazen de yazmayı bir süre askıya almam gerekebiliyor maalesef.

Arka arkaya 3 cevap yazamadığım için 3. sorunuzu da burada cevaplayayım.

Şu anda kafamda bir proje var. Yine bir öyküler toplamı tasarlıyorum. Az önce bahsettiğim akademik yoğunluk nedeniyle henüz kağıda dökme fırsatım olmadı. Daha çok okumalarla, fikirleri kafamda evirip çevirmekle meşgulüm şu ara. Yaz ortasından itibaren aktif yazma sürecine geçmeyi umuyorum.

Bunun dışında zaman zaman tek öykülük projeler oluyor. Yakın zamanda İstanbul 2099 adlı kolektif kitaba bir öykümle katıldım. altkitap.com ve altzine.net yayın kurulundaki görevlerim, sürekli yürüttüğüm bir proje sayılabilir sanırım.


#14

Merhaba,

Bu soruyu daha önce kimse sormamıştı, çok güzel bir noktaya temas etmişsiniz, teşekkürler :slight_smile:

Kitabı, yayın kurulunda olduğum altkitap.com’dan çıkartmayı tercih etmememin iki nedeni var. Birincisi, yayın kurulunda olduğum ve diğer editörleri ile yakın arkadaş olduğum bir mecradan çıkartmak çok etik olmayacaktı. Yakın zamanda buna benzer örnekler mevcut; örneğin Semih Gümüş, Cem Akaş (o dönem Koç Üniversitesi Yayınları’ndaydı) ve Murat Yalçın. Hepsi de çok başarılı yayınevlerinin başlarında oldukları halde kendi kitaplarını başka bir yayınevinden çıkartmayı tercih ettiler. İkinci nedeni ise, basılı olarak daha farklı bir okur grubuyla tanışabileceğimi düşünmem.

Kendi adıma e-kitapları veya dergileri daha değersiz görmüyorum. Zaten yıllarca elektronik platformlara yazmış ve uzun zamandır da bunların yayın kurullarında aktif rol alan biri olarak böyle düşünmediğim aşikar.

Bahsettiğiniz bakış açısına sahip hiç de küçümsenmeyecek sayıda insan vardı fakat zamanla bu anlayışın kırıldığını düşünüyorum. Elektronik ortamda çok kaliteli işlerin çıkması, bu yayınlara ulaşımın kolaylaşması ve genel olarak yaşamın dijitalleşmesi bunda rol oynuyor olsa gerek. Artık daha çok içeriğe bakıldığını görüyorum. Bir çok e-kitap veya e-dergi, basılı benzerlerinden çok daha kaliteli işler ortaya koyabiliyorlar. Öte yandan tabii ki belirli bir seviyenin altında kalan e-yayınlar da var. Bunun nedeni editöryal sürecin e-yayınlarda daha az işlemesi olabilir. Çünkü henüz basılı yayın yapan kurumlar kadar köklü, tecrübeli ve ekonomik olarak güçlü değiller. Zamanla bu açık da kapanacak ve okurlar elektronik veya basılı olmasının ötesinde kitabı/dergiyi seçmeye başlayacaklar diye düşünüyorum. Ayrıca bugün bir çok yayın her iki platformda da varlık gösteriyor.


(Cem) #15

Hoş geldiniz. :slight_smile: Ben de Orada Bir Yerde ile ilgili sormak istiyorum.

Yukarıda da bahsettiğiniz üzere kitapta kötülüğün önemli bir yeri var. Ben de bu kötülüğü biraz açmak istiyorum. Parlayan dişleriyle gülümseyen, kasaba kasaba insanları zehirleyerek dolaşan, hayatlarında bir öldürme hakkı olan bir toplumda öldüreceği sevgilisiyle ilgili betimlemeleri detaylandırarak keyifle anlatan… öldürme ve zarar verme aşkı. Bu kitaptaki birçok öyküde ve karakterde mevcut.

Bu da okuyucuyu öykülerde özellikle psikopati bağlamında bir kötülük beklentisine götürüyor. Herhangi bir empatiden yoksun olup tamamen zarar vermekten sadistik zevk alan kişileri öykülerinizde özellikle seçmeninizin nedeni var mı? Yani kötülüğün içeriğinin ne olacağına dair düşündünüz mü? Eğer böyleyse psikopati üzerine araştırma yaptınız mı?

Aynı zamanda bu isimsizlik sebepsiz kötülükle birleşince öykülerdeki karanlık havayı iyice artırıyor diye düşünüyorum.

Bir de özellikle kitabınızdaki öykülerde detay vermekten kaçınmışsınız. Bu hoşuma gitti. Tekinsizliği artırmak, kötülüğü nedensiz bırakmak, okuyucuyu yaşayan dünyaya dair özgür bırakmak gibi nedenleri olabileceğini düşünüyorum. Kitabınız bağlamında bu tercihinizin sebebi neydi?


#16

Merhaba,

Hastam olsun veya olmasın bire bir esinlendiğim insan pek olmuyor doğrusu. Fakat bir kişinin bir jesti, tepkisi, anlattığı bir şey veya içinde olduğu durum parçalar halinde, biraz çarpıtalarak da olsa bazen yer buluyor öykülerimde. Yine de genel olarak gözlemden çok düşünsel bir süreç benim için karakter yaratmak. Büyük parçaları yansıtmaktansa, daha küçük parçaları birleştirmeye, eğip bükmeye daha çok eğilimim var.

Bu arada yeri gelmişken forumdaki yorumunuzla ilgili bir not düşmek isterim, zira hem onunla hem de sorunuzla örtüşüyor. Tıp okurken, bazı veremli hastaların bilerek kapı kollarına salyalarını sürdüklerini duymuştum. Hasta olmanın verdiği bu psikoloji çok ilginç gelmiş ve aklımdan hiç çıkmamıştı. İyi Kalpli Yolcu’da da bu olaydan esinlendiğimi söyleyebilirim.


#17

Merhaba Hazal :slight_smile:

Soruna geç dönüş yapıyorum çünkü cevabım biraz uzun olacak gibi.

Altzine’in benim için çok özel bir yeri var. Güzel sözlerin için öncellikle teşekkür ederim. altzine’e benim katılmam neredeyse kuruluşuna yakındır, 2000’lerin başına denk gelmiş olsa gerek. Benim yazı maceram Hayalet Gemi ile başladı. Lisedeydim, iki ayda bir çıkan bu çok farklı derginin müptelasıydım. Hayalet Gemi iki ayda bir tema seçerdi ve dışarıdan gelen metinlere de açıklardı. İlk öykülerim orada yayımlandı. Onun motivasyonuyla tam düzenli ve heyacanla yazmaya sarılmıştım ki dergi maalesef maddi sebeplerle kapandı. Ben de yazmama vesile olacak, beni masanın başına çekecek bir mecra düşünürken, aslında bir anlamda Hayalet Gemi’nin kardeşi sayılabilecek fakat daha çok hypertext, etkileşimli görseller gibi o dönemin dijital olanaklarını kullanmaya özen gösteren altzine.net ile tanıştım. Her ay öykülerimi oraya gönderdim ve sonradan bu öykülerden bazıları altkitap.com’dan çıkan e-kitabım Gölgeler Ordusu’nun omurgasını oluşturdu. Altzine de benzer nedenlerle kapanana kadar orada yazmayı sürdürdüm. Ardından büyük bir boşluk geldi. Yeni bir ekip altzine’i tekrar kurunca bana da öykü veya metin gönderip gönderemeyeceğimi sordular. Memnuniyetle kabul ettim. Düzenli desteğimden bir süre sonra yayın kurulu üyeliği önerdiler. O gün bugündür, yani 4-5 senedir altzine ve altkitap yayın kurulundayım. ikisi de parçası olmaktan gurur duyduğum işlerden.


#18

Evet, bu konuda şansım yaver gitti gerçekten. Bir şekilde hayalimde olan yayınevi Can Yayınları’ydı ve öykü dosyamı ilk onlara ilettim. Kendimi kötüye hazırlamıştım açıkçası fakat kabul gelince çok mutlu oldum.

Editörlük sürecinde öyküler neredeyse hiç değişmedi diyebilirim. Bunda dosyayı iletmeden önce uzun süre ve dikkatle üzerinde çalışmamın rolü olsa gerek diye düşünüyorum. Süreç boyunca bana birer editör gibi detaylıca ve sabırla yardımcı olan sevgili arkadaşlarım Mevsim Yenice ve Gültekin Karakuş’un bu kitapta payı büyük.


#19

Kimleri okuduğum sorusunu yanıtlamak her zaman zor :slight_smile: Çünkü beğeni değişebilen bir şey ve bir dönem insanı çok etkileyen bir yazar, bir süre sonra o kadar da harika gelmeyebiliyor.

Yine de benim için Italo Calvino, George Perec, Kurt Vonnegut, Juan Rulfo, Julio Cortazar, Gabriel Garcia Marquez, Julian Barnes, Jose Saramago, Paul Auster, Orhan Pamuk apayrı bir yerde durur.


#20

Kayıp Rıhtım benim geç keşfettiğim ve bu gecikme için hayıflandığım bir platform. Her türlü güçlüğe rağmen yıllardır böylesine özelleşmiş bir alanda kaliteli ve tutarlı içerik sunabilen; kendi değerlerini oluşturabilmiş; üyelerinin basit takipçilerden çok neredeyse aile/dost olduğu birleştirici ve katılımcı olduğu bir yer burası ve bu çok hoşuma gidiyor.


#21

Li̇steme attım ama maalesef hala izleyemedim. Ama listeye giren eninde sonunda izlenir :slight_smile: