Van Pisu adlı manga serisindeki Doktor Hirurukku.
Aslında bir anlamı yok. Sadece derin bir anlamı olan bir şey bulana kadar ‘boş’ bırakmayı tercih ediyorum.
Benimkini herkes tahmin edebilir bence.
Ama neden Kvothe değil de Kivoethe? Bir sebebi, Kvothe’nin hemen her mecrada alınmış olması. Diğeri de, Kivoethe’nin ismime benzemesi, ki arkadaşlarım da bana Kıvo der. 
İzlediğim bir dizideki moon elfinin adıydı, benim için unutulmaz değildi ama karakteri sevmiştim. Sade ve kulağıma hoş gelen bir isim.
Türkçe anlamı kod çözücü demek. Kodlanmış verinin ilk halini elde etmek için kullanılıyor.
Hayatımda hep birisinin bana bu soruyu sormasını bekledim ve işte soruluyor.
(Çok heyecanlandım.)
Leficp aslında ismimden ve bir kelimenin kısaltmasından oluşuyor.
Lefie arkadaşlarımın bana taktığı bir lakap, cp ise cosplay’in cp’si. Hep bir cosplayer olmak isterdim ve her kullanıcı adımın sonuna “cp” koyuyordum. Sonra aklıma neden bu kısaltmayı lakabımın sonuna koymayayım dedim ve "lefiecp"den “leficp” oldu.
Çok da heyecan verici bir hikaye değilmiş ama güzel bir kullanıcı adı.

Soğuk bir kış günüydü,ben evde oturmuş Skyrim oynarken bir yandan da Leyla ile Mecnun izliyordum.Skyrim’de Stormcloakların lideri Ulfric vardır,o dönem baya sevmiştim o karakteri (sonradan aram açıldı biraz Ulfric’le).Leyla ile Mecnun’da da bir bölümde Mecnun Cengiz’i Han’la karşılaşır ve ona Cengiz Hanım der.
Tam Ulfric’in yanına giderken bu sahneyi izliyordum ve kafamda bir şimşek çaktı dedim ki kullanıcı adım “UlfricHanim” olsun.
Not:Sonra bu nicki seçtiğim için baya pişman oldum.
Okula gidecektim. Ama çorap bulamıyorum. Yani var da hiçbirinin eşi yok. Sonra “Off abi niye bütün çoraplarım eşsiz.” dedim. İşte orda eşsiz kelimesinin iki anlamı olduğunu fark ettim. Ben de çoraplar gibiydim yalnızlaştıkça eşsizleşmiştim.
Bundan 33 yüzyıl önce Anadolu topraklarında yaşamış, tarihin ilk yazılı barış antlaşması olan Kadeş’te mührü bulunan Hitit Kraliçesi. Döneminde elde ettiği siyasal gücü ve bitmek bilmeyen öğrenme aşkıyla beni kendine hayran bırakan tarihi kişi. Aklını kendine zırh edinmiş gerçek güçlü kadın figürü.
Puduhepa çocuk yaşlarında tıpkı her çocuk gibi bol bol hayal kurar. Bugün Venüs gezegeni olarak bilinen İştar yıldızına bakarak bir gün kendine şu sözleri verir:
“Ben Puduhepa. Kimseler bilmezken ben okuyacağım. Bilge insanlar gibi ben de yazacağım. Büyük insanlar gibi düşüneceğim. Yoluma çıkan engelleri aşacağım. Yıldızlar şahidim, sözüm söz olsun”
Puduhepa hakkında Barış Özcan’ın hazırlamış olduğu çok güzel bir video da mevcut.

Tutunamayanlar’ın İngilizce baskısının adının “The Disconnecte d” olduğunu okumuştum birkaç yıl önce. Birebir çevirisi “Bağlantısı kopmuş” demek sanırım. Tutunamayanlar, yani bir şeylere tutunmaya çalışsa da tuttuğu dalı elinde kalanlar, insanlardan ve hayattan beklentisi büyük olanlar ve bu yüzden hep hayal kırıklığına uğrayanlar, kızan-küsen-kabuğuna çekilenler. Kitaplarla olan bağlantımda Oğuz Atay öncesi ve sonrası söz konusu olduğu için bu isim güzel gelmişti. Yine de, özgün bir şeyler bulsam daha iyi olurdu.
Oynadığım ilk birkaç CD ROM oyunundan birisi olan Shogo: Mobile Armor Division’daki MCA’lardan birisinin adı (Kumo Blade) ile o zamanlar en cool bulduğum dövüş oyunu karakteri olan Akuma’nın amalgamı.
Menthe nin kısaltılmışı. Menthe nane demek. Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim. Aslında yıllar önce ocean 12 filminde ünlü lazer sahnesinde çalan müzik… A la menthe… İşte oradan geliyor nickim 
Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in lakabı Bilge Kral. Bosna’daki müslümanlar savaş sırasında çok büyük acılar çekti. Büyük bir özgürlük savaşçısıdır İzzetbegoviç.
İstiklal savaşı gazilerinden biridir Aziz. Sırtında kocaman bir yarayı onur madalyası gibi taşımış Ülkesi için kanını dökmüş terini dökmüş. Diğeri yani Hayri, doğduğu toprakları bırakıp ana vatana dönen ama döndükten kısa bir süre sonra vefat eden bir isimsiz. Kızı bile nerede yattığını bilmiyormuş. Bunlar benim atalarım. Onların adını bir parça da olsa yaşatmak için Aziz Hayri diye imza atıyorum yazdıklarımın altına.
Çok açık olduğunu düşünüyorum. 
Yıllaaar yıllar önceydi…
O zamanlarda evlerde bilgisayar yok…
O zamanın şartlarına göre her yeni nesil gibi ben de İnternet kafelere dadanmıştım…
Civarda gördüğüm abilerimin bazıları MSN de chatleşiyor, bazıları metin2 oynuyor, bazıları ise knight oynayarak hayatlarını çürütüyordu…
Hiç birine aklım henüz ermediği için gözüm bir anlığına sağa sola delilerce ateş eden counter strike 1.5 oynayan birine denk geldim. Zombiler etrafını sarmış ve umarsızca dede silahıyla tabir ettiğimiz altı patlarıyla kafalarına tek mermi sıkarak her birini alt ediyordu. Bu silah benim olmalı dedim ve hemen bir bilgisayar başına geçtim. Abi şu masayı yarım saat açar mısın diyerek 50 kuruşumu uzattım. Silahın adında “revolver” yazıyordu…
6 mermisinin 6 sında da kill aldığımı görünce adım bu silah olmalı diye düşündüm…
Fakat bir sorun vardı.
Revolver ismi çok yapmacık olur diye düşünerek sivri ve kıvrak zekamla ismimi artık RevoLTeR yapmıştım 
Tabii zamanla bu isim beni çok sıktığı için fazla harfleri nickimden eksilterek “Revo” olarak kaldım. Sanırım bu ismi 15 yıl öncesinde almıştım, sanal ortamda artık çoğu kişi nickname im ile çağırmaya başladı diyebilirim 
Sissoylu serisinin ikinci üçlemesinde yer alan ana karakterimizin adı. Çok severdim Sanderson’u, aldılar elimden. Kahrolsun bağzı şeyler.
Şuppiluliuma ismi geçince derste sınıf bayağı gülme krizine girmişti. Üniversite ilk sene, liseden yeni gelmiş ergenler. Hoca da “bir daha gülen olursa dersi terk etsin” diye sert çıkmıştı. Anlam verememiştik tabi ki bu kadar sert çıkışa. Hitit isimleri gördüğüm anda aklıma gelir bizim Şuppi.
