Malazan Book of the Fallen

Benim fikrim. İsimleri ve yer isimlerini çevirmesinler, dipnot daha iyi olur, sonra famdom da kim nedir, burası neresidir bulamıyorum. :slight_smile:

2 Beğeni

O şekilde bir anlamdan bahsetmiyorum. Zaten normalde soyisimler çevrilmez ama kurguda belli bir anlam yüklendiyse çevrilebilir. Zaten genelde fantastik evrenlerde krallık, Orta Çağ tarzı öğeler içeren kurgularda karşımıza çıkan şeyler bunlar. Yeni bir evren var ortada, yazar değişik kurallar atıyor. Mesela Game of Thrones örneğinde gayrimeşru çocuklara doğduğu yerin özelliklerine göre soyisim veriliyor: snow, rivers, waters, pyke gibi. Ortada bir konsept var yani, bu konsepti vurgulamak için çevirmeyi tercih etmişler. Ama diğer soyisimler altında kurguya ait mesaj barındırmadığı için ister Bahar Kaya ister Rose Smith olsun, kelimenin anlamı var ama çevrilmesini gerektiren bir mesaj yok. Durduk yere Spring Stone, Gül Demirci yapmaz kimse yani. :slightly_smiling_face: Bu Tekkol, Alakarga isimleri takma isim mi soyisim mi bilgim yok ancak kurguyla bağlantılı olarak bu isimler atanmışsa çevrilmesinin amacı okuyucuya yazarın verdiği bilgiyi aktarmaktan başka bir şey değil aslında. Çünkü özellikle serilerde yüzlerce sayfa okuyoruz ve İngilizce bilmeyenler için bu tarz takma isimler belli şeyleri hatırlatıyor olabilir. :slightly_smiling_face:

2 Beğeni

Konu epey etkileşim almış. Umarım kitaplar çıktığında da böyle devam ederiz. Umarım okurları memnun edecek bir çeviri ile karşılaşırız. Ben Zaman Çarkı gibi olacak diye biraz endişeleniyorum. Bazı ciltlerinde oldukça fazla çeviri ve imla hatası var.

Not: Gerçi bana göre İthaki’nin en iyi çevirmeni bu işle uğraşıyor. Güzel bir iş bekliyorum.

Soy isim değiller, yani olan da var olmayan da. Tekkol mesela, adam tek kolunu savaşta kaybedince ismi Dujek Tekkol oluyor. Bunu “Onearm” bırakmamalı çevirmen. Diğer takma isimlerin neredeyse hepsi de kişinin özelliğine göre bir çavuş tarafından veriliyor. Mesela Fiddler (kemancı) sırtında keman taşıyor gibi… Ama örneğin Bellurdan Skullcrusher’ın ekstra bir özelliği yok. Gücüne hitaben almış o ismi. O çevrilmese de olur (ya da çevrilmeli mi, emin olamadım şimdi. Kendi kafamı karıştırdım. :joy:)

Neyse, biz ne dersek diyelim, Karamancı ne yaptıysa onu okuyacağız nihayetinde. :slight_smile:

1 Beğeni

Gücüne hitaben aldıysa yine bir mesaj taşıyor, o kadar güçlü ki böyle bir isim almış. Bu anlamın da aktarılması gerekebilir, o yüzden çevrilmiş olarak görmemiz mümkün. :slightly_smiling_face:

Daha önce başka bir yerde konuşuldu mu bilmiyorum ama isteği olanlar varsa telegram grubu kurup (fantastik kurgu / bilim kurgu) oradan da bu tarz şeyleri tartışıp, paylaşım yapabiliriz gibime geliyor. Zamanla zaten büyürse güzel bir community olur. Özellikle Malazan başladığında ihtiyaç artacaktır keza şu anda Zaman Çarkı’nda olduğu gibi. Sadece bir fikir :slight_smile: :grinning_face_with_smiling_eyes:

1 Beğeni

Ben de böyle demişim zaten. Üstelik ben sadece fantastik eserleri kastetmemiştim, genel bir durumdan söz ediyordum. Okuduğum bazı kitaplarda bunu görüyorum. Bana yanlış geliyor. Özel bir anlam yüklenmişse çevrilebilir, onun dışında anlamı olan her isim soyismi çevirmek pek doğru değil.

Bu şekilde karşılaştığımı hiç hatırlamıyorum. :thinking: Aklınıza geldiğinde ya da okurken denk geldiğinizde paylaşabilirseniz çok sevinirim. Merak ettim nasıl bir bağlamda çevirdiklerini. :slightly_smiling_face:

Mutlaka eklerim. .

1 Beğeni

Telegram grubu kurmadan forumda da bunlar yapılabilir.

3 Beğeni

Serinin alt metninde kurguya şekil veren bir tema var mıdır var ise nedir?

Örnek: Zaman Çarkı’ndaki, “Çark döndüğü müddetçe iyilikle kötülük birbirine üstün gelmeye çalışacak.” veya ASOIAF’daki “Kazanmak istiyorsan ya çok güçlü, ya çok zeki, ya da çok şerefsiz olacaksın.”

Yazar bunun “merhamet” olduğunu söylüyordu yanılmıyorsam.

Ya da bana sorarsanız “Dünya işinde gücünde sade insancıkların hatrına dönüyor” da olabilir. :roll_eyes::roll_eyes:

1 Beğeni

Cevap için teşekkürler. Bir sorum daha var. Serinin savaş temeli üzerine kurulduğunu okumuştum. Yazar savaş öncesini, savaş sırasını ve savaştan sonrasını nasıl anlatıyor? Savaşın vahşetine, korkutuculuğuna, pisliğine ne derece iniyor? İndiği yerde duyguları ve atmosferi ne derece yansıtıyor?

İlk kitaba direkt bu sorduklarınızı cevaplayarak başlıyor yazar. Okuduğumda beni zaten kitaba bağlayan ilk birkaç bölüm olmuştu. İliklerime kadar savaşın vahşetine, pisliğine batmıştım. Elimde İngilizce sert kopyası var. Bir bakayım sizin için birkaç kısmı anlatabilirim şöyle spoiler vermeden, üstünkörü.

1 Beğeni

Hocam takip ettiğimiz karakterlerin çoğu profesyonel asker. Hepsinin farklı nedenleri, nasılları, dünyaları var. Savaşlara da genelde bunların gözünden, her birinin kendine has bakış açısından tanıklık ediyoruz. Bu arada “tanıklık etmek” seride baya değer verilen bir olay. Yazar sizden çok şey beklediği gibi hakkıyla tanıklık da ettiriyor.

Savaşların öncesinde çaylakların heyecanlı bekleyişini de görüyoruz, o son sakin kahvaltıyı da. Savaş sırasında ön saflarda nelerin olduğuna, kimin neyinin parçalandığına da şahitlik ediyoruz; kan kaybından biraz sonra ölecek adamın çocukken dizi kanadığında enfeksiyon kapıp doktor parası yüzünden annesinin düzgün bir mahalleye taşınma ümidini yok etmesine içinin yanışına da.

Özetle yürek de yakıyor kral, mide de bulandırıyor yeri geldiğinde. Yumruklarını sakınmayan birisi genel olarak.

4 Beğeni

@GKS @nefarrias_bredd Bilgilendirme için çok teşekkürler. Her bir farklı yorumu okuduğumda “Bu kitap benim için yazılmış.” diyorum.

2 Beğeni

Valla hocam bu seri genelde ya favori oluyor ya hiç beğenilmiyor. Sizin için inşallah ilki olur hahah.

Fantastik edebiyatta acımasız üslubu seviyorum hatta bu savaşla harmanlanmış ve evrenin geneline yayılmışsa daha da seviyorum. Serilerde en sevdiğim kısımlar da oralar oluyor zaten Örneğin:Witcher’da Nilfgard işgali sonrası, Asoiaf’ta Kuzey isyanı sonrası, Parçalanmış İmparatorluk’ta Jorg’un savunması, Gediksavaşları’nda farklı kitaplarda (Arutha ve Eric von Darkmoor kısımları) en sevdiğim yerler arasında bulunuyor.

5 Beğeni

Örneğin, aynı karakterin küçükken idealize ettiği kahraman askerin büyüdüğünde nasıl bir portreye dönüştüğünü anlatıyor. Bunu da hem okuyucuyu hem de bu karakteri bir anda her şeyin ortasına atarak tanrıların, varlıkların, entrikanın, vahşetin altında ezerek yapıyor.

Siz sanırım Fırtınaışığı’nı okumuştunuz. Onun ilk kitabında Kaladin ile tanıştığımız ilk savaş alanı sahneleri vardı. Orada anlatılan savaş ile burada anlatılan savaş bambaşka. Öyle söyleyeyim. Hatta genel olarak Fırtınaışığı serisinde anlatılan savaşlar ile burada anlatılan savaşlar arasında çok çok fark var. Orada uzaktan izliyorsunuz, burada siz üzerine büyü cast edilen bir taburun içerisinde gözüne çamur kaçmış, tek bacağı yarılan yerin içine girmiş bir askersiniz.

2 Beğeni

Hocam Türkçe 'ye çevrilen neredeyse her fantastik seriyi okudum, örnek gösterirken rahat olabilirsiniz.:slight_smile:

Merak ettiğim nokta biraz şurasıydı: Hani klasik Rus edebiyatında -erken dönem cumhuriyet edebiyatında da- yazar halkın sefaletini tüm çıplaklığıyla göz önüne serer ya. Bu seride de yazar fantastik yaratımın epikliğinden, heyecanından, şaşaasından sıyrılıp -fantastik de olsa- bu evrende yaşayan insanların da gerçekçi şekilde acı çekebildiğini nasıl yazdığıydı.
Sadeleştirirsem: -Acımasız gerçekçi üslubundan bağımsız olarak- yazar sadece savaşa mı odaklanıyor yoksa olaylara -flashback dışında- asker olmayan halkın da penceresinden bakılıyor mu?

1 Beğeni