3 kitap çevrili durumda. Hakları da satın alınmış. Şu dakikadan sonra hiç basmamak zarar olur. En kötü düşük baskıdan 3 kitap çıkar sonrasını görmeyiz. Her türlü kazanç, 3’ten sonra İngilizce devam etmeye çalışırım. Ama seriye direkt İngilizce olarak başlamak zor benim için.
Aynı durumda Beyaz Balina da vardı. O da çevirtti ama basmadı. Demek ki basarsa daha büyük zarar edeceğini düşündü. Sonuçta baskının, reklamın vb. maliyeti de var.
Yok yav, milyon dolarlık şirketler. Haftada bir bakıyorlar Kayıp Rıhtım’ın forumuna. O hafta kaç kişi hâlâ çıkmadığından yakınmış, kaç kişi kendilerini artık sevmiyormuş. Tek tek Excel’e giriyorlar. Ona göre karar veriyorlar.
Çok net hatırlıyorum Malazan’ın temeli bu forumda atıldı. Birisi çıktı (kim bilmiyorum) “Emre Bey,” dedi “Malazan basmayı düşünmüyor musunuz?” Emre Bey de dedi ki: Talep oluşmadan öyle büyük bir seriye girilmesi imkansız. Şahsen ben de isterim ama yayınevini üç-beş kişi için ikna etmek imkansız. Sonra bu arkadaşlar “Hay hay,” dediler. Aradan biraz süre geçti. Birkaç kişi daha “Malazan” dedi. Böyle böyle 2018-2019 sularında başladı kulislerde Malazan konuşulmaya. Bir dönem geldi bütün bütün “Malazan” adı karşımıza çıkmaya başladı. Herkes merak etmeye etmeye başladı. “Neymiş bu Malazan yeaaaa?” diyenler çıktı sonra. Merak oluşturuldu. Herkesin kafasında bir Malazan vardı. Soru işaretleriyle birlikte çöreklendi beynimize. İthaki basarız demedi, basacağız demedi. Forumun imkan sunduğu her yayınevi yetkilisine “Malazan” baskısı yapıldı. Sonra bir haber yayıldı. X bir yayınevi dedi ki “Hakları yeni alınmış serinin.” (Bundan önce bir de BeyazBalina mevzusu var atladım orayı)
Talep oluşmaya başlayınca İthaki editörleri bir şekilde üst mercileri ikna edip telif hakkı aldırdı fakat çeviri büyük problemdi. Okuyucular olarak kaprisliydik. O çevirmesin şu çevirsin istiyorduk. İthaki bassın ama hemen bassın istiyorduk. İthaki o zamanlarda bile hemen basmak istemiyordu. Hem çeviri uzun sürecekti hem de kısıtlı bir kitleye hitap ediyordu. Bu yüzden Bookstagram hesapları aracılığıyla takipçilere “Malazan” aşılamaya başladı. Bütün ponçik takipçiler “Hö, Malazan mı?” dediler. Kimse bilmiyordu. Herkes aynı cahillikte şaşıp kaldı bu duruma. İthaki bekledi, beklerken virüs patlak verdi. İkilemde kalındı. Kitapevleri kapandı, millet canının derdine düştü. Çevirmenler de eve kapandı. Herkes eve kapanınca üretimde bir artış oldu. Normalde üç kadar yapılan iş eve girilince beş kadar yapıldı. Çeviriler toplandı da toplandı. Bu sırada Malazan’da üçüncü kitap dahil çevrildi ki çevirisi oldukça zorlayıcıydı. (Emre ve Alican Bey zaten fuarda hakları aldık ama hemen basılmayacak. Henüz daha doğru dürüst bilen yok. Biraz bekleyeceğiz. Çevirisi de oldukça zorlayıcı. Hazırlanması uzun sürecektir, çok satmayacağını zaten biliyoruz, demişti.)
Forumda Malazan başlıkları açıldı. Artık iyi kötü bir kitlesi oluştu. Seri devam eder etmez, bilemiyorum ama zaten aşırı satmayacağını bilerek bu işe girdiklerini düşünüyorum. Bu yüzden beklenmedik bir patlama yaşanmazsa tek baskı yapacağını düşünüyorum. Muhtemelen az adetli olacak ve dördüncü kitaba gelindiğinde birinci kitap tükenecek. Elric vakası yaşanabilir. Uzun vadeli tahminim Amber Yıllıkları, Hobb kitapları veya kısaca zamanında güzel işler yapıp bastıkları ama on senelerce satamadıkları için bir daha bulaşmak istemeyecekleri seriler arasına girecektir.
Forum olarak yanılgıya düşülen bir nokta var. İthaki zamanında x serileri bastığı için telif onlarda diye düşünüyoruz ama işin arka planı o şekilde değil maalesef. Kimse onlarca serinin telifini 15 yıl baskı yapmadan boşa para ödeyerek tutmaz. İşletme mantığına aykırıdır bu zaten.(Yanlış değilsem Steinbeck’in telif miktarı 3 milyon lira civarındaydı. Yani kulislerde dolaşan fiyat bu şekildeydi. Çok satan bir yazardı. Fantastik kitapların telifleri aşırı popüler değilse elbette daha az ama ortalamaya vuracak olursak yeni zamlarla birlikte 5000 ila 30.000 dolar arasında bir makastan bahsediyoruz.) Çoğu seri telifi alınmadan öyle boş boş duruyor. Hiçbir yayınevi de bunları almaya yeltenmiyor. Hobb kitapları için de senelerce muhabbet dündü fakat Alfa bir anda atak yaparak serinin haklarını alıp fantastik alanında atılımda bulundu. Pazar araştırması yapıldı. Bu kanalda denemek istediler. Yani onlarca seri uzay boşluğunda öylece duruyor. Talep yok. Talep olmayan şeyi de kimse almıyor.
Peki ya bu yazının sonunda “alın yoksa bir daha bulamazsınız” algısı oluşturuluyorsa! 

Benim algı oluşturma gibi bir amacım yok. Şahsen ben ilk kitabı alıp gerisini almam. Seri devam ederse ben de devam edeceğim. İthaki bana para vermiyor. İthaki’yi severim ama eleştiririm de. Objektif ve gerçekçi yaklaşmaya çalışıyorum. Elimde onlarca yarım serileri var. Beş sene sonra bir anda bu serilere dönüp devam ediyorlar. Sonra ilk kitabı ara ki bulasın davası oluşuyor. Bu da benim canımı sıkıyor. Özellikle fantastik alanında okuyan okuyucular bu bekleme olayında oldukça şerbetlidirler. Senelerce beklerler. Sadece İthaki de değil. Altın, Pegasus, YKY vs. olmak üzere kitaplığımda yüzlerce yarım seri var. Hepsinin boynu bükük. Benim de sinirlerim tepemde. Her gördüğümde ilgilisini bulup çemkiresim geliyor ama şartlar düşünüldüğünde ve çemkirdiğim insan da bir çalışan olduğundan “Ne hakkım var?” diyerek susup oturuyorum.
Tabii, tabii öyledir. O yüzden ‘‘dert yanayım’’ şeklinde başladım ki öyle bir serzeniş olsun. Yayınevine ciddi ciddi sallamak amacıyla yazmadım yani. Basmazlarsa da kendileri bilir. Benim bilecek halim yok ya. ![]()
Ben ciddi ciddi merak ediyorum aslında nasıl karar veriliyor diye.
Yani çıkartalım denilip sonra vazgeçiliyor ya. Onu kastediyorum. Başta satar, sonra yok yok satmaz mı diyorlar falan. Dizisi, filmi çıkıyorsa onu anlamak daha kolay tabii. ![]()
Şöyle de bir ekleme yapayım. İlgi alanım olan bir türde yayınevleri beni pohpohlasaydı ben de Bookstagram olsaydım şu an piyasada emin olun daha çok fantastik kitap olurdu. Almayanı her gün kınadığım videolar yapar, her saniye bu kitapları överdim.
Halamın bıyığı olsaydı amcam olurdu. 
Herkes kendi çıkarını gözetiyor. Okur da kendi çıkarını gözetmek zorundadır. Bu yüzden kendisini garantiye almalıdır. Bu yolda ilerleyecekseniz ilk kitapları almak farzdır, caizdir. 
Olay talep meselesi değil bence, Zaman Çarkı’na başladıklarında çok mu talep vardı daha TR’de kimse bilmiyordu fantastik kurgu nedir, bir tek LOTR bilirdi alakalı alakasız herkes.
Olay daha çok vizyon meselesi. 2010 öncesinde 7 kitaplık Ölüm Kapısı, Zaman Çarkı, Amber Yıllıkları gibi uzun serileri başladılar ve bitirdiler, o zaman da bunların çok çok sattığını sanmıyorum.
İthaki’nin kurgu tarafının başında kim varsa -Alican Saygılı baş editör mü bilmiyorum- çok fazla çeşit kitap basalım 10 kitaptan 1 tanesi bestseller olursa diğer 9 kitabı da kurtarır kafasıyla kitap basıyorlar. Kesinlikle küçümsediğim için söylemiyorum ama abuk subuk 300-500 seveni olan şiir kitabı yazarlarını, tanınmamış ilk kitabını yayınlayan kişilerin kitaplarına zaman, para, depoda yer ve pazarlama bütçesi ayıracaklarına ciddi, yayınevinin kataloğunda “ohaa bunu da mı basmışlar” dedirtecek kitaplara ağırlık verseler yayınevi uçar diye düşünüyorum.
Ejderha Mızrağı mesela, Kayra Küpçü ve Alican Saygılı çıktılar video yaptılar 6 sene önce mi ne, dediler tüm EjderhaMızrağı basılacak 1,5 sene içinde ama dediğim gibi vizyonsuzluktan basılmadı halen. Bu video yapıldığında dolar kuru 2 lira falandı. Bu yavaşlıkları yüzünden insanlar seriyi alamadı doğru düzgün, 3 kitap olsa 1.kitabın baskısı olmuyor, devam kitapları halen yok. Haliyle insanlar da bitmeyecek seriyi neden alayım dedi ve almadı ve satmadı seri doğru düzgün. Unutulmuş Diyarlar için de geçerli bu. Halen bitmedi bu iki seri ve bu saatten sonra da çok yavaş basarlar ya da basamazlar zaten telifler yüzünden.
Şimdi aynısı Malazan için de olacak, ilk 3 kitabı 1 senede basacaklar, 4.kitap 3 sene sonra falan gelecek, 2030’da falan ancak 8-9.kitaba geliriz. Ben de diyorum ki içimden bu yüzden, hazır bitmiş bir seriyi 10 senede yayınlayacağı bile belli olmayan bir yayınevine neden güveneyim.
Bakın Akılçelen’e o kadar laf ediyoruz, Sanderson kitaplarını öldürdü falan ki haklıyız ama adamların başlayıp bitirmedikleri yarım bıraktıkları bir seri yok mesela. Mass Effect serisi, Sissoylu, Alcatraz, 2 sene gibi bir sürede 30 kitaplık Fullmetal Alchemist manga serisini bitirdiler. 3 sene de Deathnote serisinin tamamını bastılar falan.
Kara Murat benim…
Düşünüyor olmanız sistemin bu şekilde döndüğünü veya bunun uygulanabilir olduğunu ya da arka plandaki mekanikleri bilmeden çok farazi bir yorum bence. Bunu diyebilmek için önce bir şeyleri az da olsa bilmek lazım. 300-500 takipçili yazar belki kitabının maliyet parasını kendisi ödüyor ve yayınevine külfeti yok. Bunu biliyor musunuz? Piyasaya girebilmek, tutunabilmek için bugün çok yazar bunu kabul etmese de dürüstçe söyleyenlerle bizzat yaptığım konuşmalarda çoğunun kitabının masraflarını kendilerinin karşıladığını biliyorum mesela.
Ben bu serinin davaya kurban gittiğini düşünüyorum biraz. Önceleri merdiven altı basılmasının da bunda biraz etkisi var. Bu olayı anlatmak ne derece doğru ama şunu diyeyim. Laika vs. bu serileri bastığında o dönemler daha bandrol yok bir şey yok. Kimse kimseyi takip etmiyor hatta internet daha yeni yeni ülkede kullanılıyor. Neyse, bu yayınevi telif almadan bir güzel basıyor bu eserleri ve hiç de takılmadan devam ediyor haliyle. İthaki de kurulduktan sonra nasılsa telif şunlarda diye bakmıyorlar bile derken birisi bir gün kendini yenemeyip telifi kontrol ettiğinde ülkemizce bu kitaplar için hiç telif alınmadığı ortaya çıkıyor. Yani hepsi korsan kitap. Öyle bir yaygara kopuyor ki bu sözde yayınevleri batıyor.
Yabancı kurumlarla çalışmak ve onların kaprislerine uyum sağlamak öyle konuşmak kadar kolay olmuyor. Dijital çağda yaşıyorsunuz ama adamlar ıslak imza istiyorlar bunu da postayla yolluyorlar. Bir sözleşmenin gelmesi gitmesi aylar boyunca sürüyor. Orada bir anlaşmazlık oluyor hayda yine aynı süreç falan filan. Ülkemizde dolar 2 lirayken de 5 lirayken de alım gücü aynı şekilde sıkıntılıydı. Üstelik o yıllarda internetle tanışan, büyüyen genç nesil fantastik meraklısıydı. Bugün bile hâlâ fantastik okuyorum diyen insana bir üst gömlek nesil “Doğru dürüst, ciddi şeyler oku.” diyor. Daha üst gömlek nesil de “Kur’an oku bunları okuyacağına.” diyor. O günlerde bu kitaplar 100 satıyorsa şu an çoğu fantastik eser 1000 adet zor satıyor. Yani bir eleştiri yapılacakken bütün şartları masaya koymamız lazım. Vizyonsuzluk sözünü ben kaba buluyorum. Niçin böyle bir sözcükle kendimizi ifade edelim. Çok bariz bazı noktalarda bocaladılar, başaramadılar. Denediler ama olmadı. Hatalar yapıldı. Bugün Alfa bile yılların deneyimli yayınevi kitabın koca bir bölümünü unutup basıyor. Geniş ölçekte bakarsak bu da vizyonsuzluktur. Alfa’nın son okuyucu kullanmaması da vizyonsuzluktur ama ben bunun okuyan insanlara yakışmayan bir anlatım biçimi olduğunu düşünüyorum çünkü okur lafa höt girerse yayınevi de kulak arkası eder. Bu insan psikolojisinde yatan bir eğilim.
Kesinlikle katılıyorum. Yapılan hatalar, yanlışlar maalesef birtakım okuyucularda bu etkiyi yarattı. Güven bir kez kırıldı mı sevgi bir kez örselendi mi maalesef yeniden oluşması çok zor oluyor. Son zamanlarda ben yavaşça topladığını düşünüyorum. Sadece değerlendirme yaparken günün ekonomik, siyasi vs. faktörlerini de unutmamak lazım. Geçmiş geçmişte kaldı. Bundan on sene önce İthaki’de çalışan, yayın sorumlusu olan birçok insan artık yok. Bayrak çok kez el değiştirdi. Yine Alfa’daki gibi bir örnek vereyim. Her genel yayın yönetmeni değişiminde kapaklar da değişir. Asla bir rayına sokulmayan diziler okuyucuların çileden çıkmasına sebep. Şimdi bayrak gençlerde ve onlar daha pişmeden üst merciler çat diye işi bırakınca bocalaması çok normal. Bugün devlet kurumları dahil olmak üzere siz bir müdür değiştirdiğinizde veya özel sektörde yetkili emekli olduğunda her kuruluş bir anda bataklıkta ilerlemeye çalışır. Bir başkasının işini yürütmek, ona adapte olmak, onun notlarını ve iş akışını öğrenmek o kadar zor ki. Hazırlanma aşamasında yarım bırakılan bir yemek bile yemek yapmayı çok bilmeyen birisi tarafından devam ettirildiğinde yavan olur.
Burada ben bunun pozitif olarak görülmesine de karşıyım. Yayınevi gözetmeksizin eğer yarım yamalak çeviri, düzelti, editörlük vs. yapılarak bir kitap serisi tamamlanacaksa hiç basılmasın. Param boşa gidiyor. Sabrım da sınanıyor. Mesela Dune serisi. Öyle oldu, böyle oldu derken seri tamamlandı sonunda. Keşke hiç tamamlanmasaydı. Dost Körpe çevirisi bundan on sene sonra bizden daha kalifiye okurlar oluştukça yine olay olacak. Katliam ne demekse Dune eserlerine bakmak yeterli gerçekten.
Lafı çok uzattım. Umarım kendimi ifade edebilmişimdir.
Bir bölümüne cevap vereceğim sadece. Laika bastığında tabi ki internet de vardı, bandrol de vardı, dediğiniz Arkabahçe için geçerli olabilir. İnternet yeniydi ama Ankira’nın forum sitesi bile vardı. Laika’da dizgi yoktu ama wordde tüm satır sonlarını düz bırak seçilip tiresiz kelimeler olurdu. Neyse ben Laika’yı Cüce Derinliği Ejderhaları kitabıyla tanımıştım çünkü yeni çıkan kitabı internetten görmüştüm ve tüm DL, FR kitaplarını almaya devam ettim. Görüldüğü gibi eski bir okuyucuyum, hala eksik kitapların rahatsızlığını duyuyorum. Bizim üllkede Yüzüklerin Efendisi’nden sonra en çok satan kitaplar bunlardı. Ciddi şekilde basılsa yine çok satar. Yeni seri de dünyada geliyor zaten nasıl yetişeceğiz bilmiyorum. Dünyada hasbro dışında del rey basabiliyorsa zaten tüm seriyi bilen biz okuyucular için başka bir yayınevi bekletmeden basar umarım.
Korsan kim basmış Laika mı?
sistemi az çok biliyorum nasıl işlediğini, benim demek istediğim ithaki kadar büyük bir yayınevinin böyle küçük işlerle uğraşmaması gerektiği, senin elinde o kitapların satışından elde edeceğin geliri 100 e katlayacak serilerin olduğu, editörlerini bu göreceli çok satacak seri kitaplarının devamı için mesai yaptıracağına az satacak 300-500 takipçili yazarların kitaplarını adam etmekle uğraştırıyorsun. Baskı parasını kendisi karşılasa da bunun depo maliyeti var, o kitapları adam etmek için uğraşan editörlerin mesai saatlerinin ücretleri var, çizim için grafik parası ödeniyor vs… vs…
Katılır katılmazsınız ama yayıncılık işinin mutfak bölümünde de bulunduğum için akılçelen’in manga çevirileri ciddi anlamda çok kalitelidir diyebilirim. İngilizce çevirisinden internetteki manga sitelerinden manga okuyup türkçe çevirilerine kötü diyen kişileri görmezden gelirsek; Deathnote’u ve Fullmetal’i Huseyin Can Erkin çevirmiştir. Diğer manga serilerinin de çeviri editörüdür. Ankara Üniversitesi japon dili ve edebiyatı öğretim üyesi, japonya büyükelçiliğinden ödüller falan almıştır ve benim hocam olur kendisi ![]()
Akılçelen’in brandon sanderson çevirilerinden sissoylu 1-2 (çevirmeni Yosun Erdemli) noktalama işareti hatalarını saymazsak çeviri kalitesi güzel ama diğer kitaplar berbat maalesef. Dune için de haklısınız, hatta Kara Kule serisi ülkemizde Altın Kitaplar batmazsa maalesef hiçbir zaman okunamayacak kadar kötü olacak.
O dönem bandrol yasası daha bir değişik, bir tür boşluk var. İşin içinde olan biri varsa çok daha iyi cevaplar benim aklımdaki bilginin unutulmuş kırıntısı. Kitabı basmak için yırt dışı telifini almadan kalan her işlemi rahat yapıp piyasaya sürebiliyorlardı ülkede yayınevleri. Kimse de detaylı araştırmıyordu Agapenin dediği gibi.
Yani tam korsan demek doğru değil, devletin ilgili birimlerinden izinli bandrollü iş yapılıyor. Ama yurt dışı telifi alınmadığından eser sahibin cebine bir kuruş para girmiyor
.
Bu durum pek çok yabancı yazar eserinde yaşanmış geçmişte; eski çevirmenler kütüphaneden beğendikleri İngilizce kitabı çekip çevirirler yayınevleri de basarmış falan tarzı efsaneler var
Ne zaman telif ve bandrol yasası güncellendi, ondan sonra tüm işleyiş değişti. 2001 falandı galiba, daha detaylı bilen birileri mutlaka çıkar.
Bu arada Ankira-Arkabahçe-Laika bastıkları neredeyse her fantastik kitap bende de var, hepsini severim böyle böyle oluştu kitap okuma aşkımız. Yayınevlerinin yetkilileri, sahipleriyle muhabbet etmişliğim falan olmuştur çok ama o dönem dediğim gibi garip bir düzen dönemiymiş. Belki ben de tam bilmiyor olabilirim, işin mutfağından daha güzel bilgi çıkabilir
.
Benim demek istediğim aslen şöyleydi: Laika vb. derken eski baskıların hepsinden bahsediyordum. Arkabahçe’nin adı aklıma gelmedi. “vb.” zaten bu kitapları basanlar anlamında. Arkabahçe’den söz ettiğimi söyleyebilirim. Keza kitap sektörünün karanlık sokaklarında yaşayan arkadaşlarımdan da hangi kuruluşun korsancı olduğunu da biliyor ve tercih etmiyorum. @Vordune daha güzel izah etmiş. Ben sadece kısa bir bilgilendirme geçip hızla konuyu geçmeyi tercih ettiğimden yanlış anlaşıldı sanıyorum. Asıl mesele yurtdışı telifi alınmaması aslında.
Bu arada değinmeden de geçemeyeceğim Drizzt çevirileri de korkunçtur. Bu şekilde düzenlenmeden özel baskı gelecekse gelmesin daha iyi.
Bakın bu göreceli bir konu. Bunu yapmasalar bu sefer de Türkçe yazan yeni yazarlara şans verilmiyor oluyor. Pegasus bu konuda ağır eleştiriler alan bir yayınevidir mesela. YKY de aynı şekilde.
Mutlaka öyledir. Manga ve anime konusunda zır cahilim. Bu durumda benim yorumum sadece takip ettiğim eserleri içerir. Diğer açıdan sizin hocanız olduğundan objektif mi yoksa subjektif mi bakıyorsunuz emin olamıyorum ama manga okuyucusu olarak siz daha iyi bilirsiniz, bunda hemfikirim.
Kısa ekleme: Ben çeviriler, kitap kaliteleri konusunda çalışanlara baskı yapılmasını da doğru bulmuyorum. Piyasa genelde şöyle işliyor:
Alıcı: Abi, sen bana bu malı x liraya sattır.
Üretici: Kardeşim o zaman bu maldan verim alamazsın.
Alıcı: Abi n’apıcan sen verimi. Yap ver. Yapmayacaksan Ahmet yapıyor.
Üretici: Tamam, abi.
Bütün özel sektörlerde var bu. Çalışanlar genelde emir kulu. Ne denirse yapmakla yükümlüler. Bu insanlara baskı kurmak anlamsız geliyor bana. Altın kitaplar da çevirmenler şeytan taşlanır gibi taşlandı fakat asıl muhatabımız yayınevinin ta kendisi.
Çok iyi bir bilgisel olmuş. Bu forumdaki bazı kişilerin tecrübeleri ve bilgi paylaşımlarını yayınevleri yapmalı diye düşünüyorum. Mesela çıksın desin ki: “ Biz Ejderha Mızrağı basamıyoruz çünkü telif sorunu var” yahut, “ malazan’ı şu şu sebeplerden dolayı biraz bekletme kararı aldık” Sanırım Malazan 2 senedir her ay diğer ay dendi. Bu çok büyük bir hata. tartışma veya saygısızlık anlamında söylemeyeceğim fakat okurun telif sıkıntısı veya diğer sorunlar umrunda olmaz. Benim tek derdim, verilen söz tutulsun ve belirsizlik olmasın. Örneğin; Malazan Ocak dendi mi yapılsın, ayın 15.nde ghost town’da gibi gezmeyelim. Yanlış anlaşılmasın, bizler şirketin sahibi değiliz, istediğimizi istediğimiz zaman basma gücü bizde değil. Biz sadece sözlere ve deadlinelara bakarız, biz okuruz ve aslında şirketlerin gizli sermayedarıyız. Ben ithaki’yi çok severim ama güveni müthiş seviyede kırdı. Beni sinirlerindirmiyor aksine üzüyor ve hayalkırıklıgı yaratıyor. Benim gibi 20 kişi olsa, bu seriyi ingilizce okumaya karar verse ve bu başlık gündemden düşse bence seri direkt dibe gider. Kayıprıhtım diyip geçmeyin

Bu da hem doğru hem yanlış.
Bakın biz bunları yaşadık. Açıkladılar baskı kurduk, açıklamadılar baskı kurduk. Gak dediler guk dedik. Okuyucu olarak bizlerin de bu bilgisizlikte payı var. Aşırı baskı kuruyor, psikolojik şiddet uyguluyoruz. İnsan olan insan çatlar.
Evet, bu amaçla yazmadık ikimiz de. Sadece bazı tespitlerde bulunduk. Yoksa kendi adıma ben hiçbir zaman İthaki neden Malazan’ı basmıyor demedim, demem de. Sonuçta bazı riskleri barındırıyor. Çok bilinmeyen bir seri. Bir beklenti oluşturmaya, merak edilmesini sağlamaya çalışmalarını da normal karşılıyorum. Ama diyorum keşke geçen yıl bir iki kitabını bassalardı. Ha hiç basmayabilirler de. Ama basılırsa alır okurum.
Ben İthaki’yi genelde yarım bıraktığı seriler nedeniyle eleştiriyorum.
Laika’nın bu yüzden battığını bilmiyordum ama bu şekilde iş yapmış olmaları muz cumhuriyetinde bile kabul görmez bence.
Hayır ben şaka maksatlı yazmıştım ablacığım. Yıllardır tanıyorum sizi, öyle bir şey aklımın ucundan dahi geçemez.