Benim şu an işim yok hemen hemen tüm vaktimi ayırabiliyorum. Ayrıca Türkçe okuyorum onun da etkisi var.
- Sayfadayım, vakit var ama kızım Asya izin vermiyor
Hızlanmaya çalışacağım. Merak ediyorum.
Türkçe baskı sayfa 53:
“Türler zeki canlılara dönüşür dönüş
mez evrim sona erer.”
Ne kadar doğru bir tespit. Gerçi zeki olduğumuz için bazı uzuvlarımızı kullanmadığımızdan küçülebilir. Isıtma ve soğutma sistemlerimiz geliştikçe kıl ve tüy yapımız da değişebilir. Buna tabi mutasyon denir sanırım. Neyse, tek cümleyle zihnime deli sorular bıraktı kitap.
Ben de solar wind’in radyallığına ilişkin şu illüstrasyonu kopyalıyorum.

Bu da fıskiye analojisi
:

Bence değil, önemli bir detayı kaçırıyoruz… Neyse. ![]()
Uzay yelkeni ümit vaat eden bir teknoloji olduğu için hem NASA hem de özel bazı kuruluşlar bu konu üzerinde yıllardır kafa patlatıyorlar. Breakthrough Starshot’ı duydun mu? Yönetim kurulunda Stephen Hawking, Freeman Dyson, Avi Loeb ve Ann Druyan (Carl Sagan’ın eşi) gibi ağır isimlerin olduğu bir proje.
Şu baskı devre kartı (StarChip) geminin tamamını teşkil ediyor, üzerinde Alpha Centauri’nin yanından geçerken görüntü alacağı kameralar ve bu veriyi Dünya’ya yollayacağı anten ve haberleşme ünitesi var. ![]()
StarChip’e 16 metrakarelik aşırı hafif bir uzay yelkeni takılacak ve bu gemicik Dünya’dan ateşlenen lazerlerle (Motie’lerin light sail probe’una da laser canon’larla ilk ivme verilmişti) 0,2c gibi bir süratle 30 yıl içinde Alpha Centauri’ye ulaşacak. Mühendislik problemleri yeterince sağlam ve hafif bir uzay yelkeni üretmek ve 100 GW’lik bir lazer array’ini bu kadar ufak bir yelkene nasıl odaklayacakları sorununu çözmek.
Tamam ben okurken doğru anlamışım bu light sail olayını. Poe bir öyküsünde farklı bir gezegene kaçırılır ya da yanlışlıkla gider. Oradan geri gelmek için bir ışık zarfına atlayıp geri gelir. Bu da aynı mantık.
Sadece teknolojik olarak light sail biraz daha basit.
Duymamıştım, fikir de kadro da harikaymış. Biz görürüz umarım gerçekleştiğini. Bilim kurgunun bilim ilerledikçe uçuk kaçık açıklanamayan fikirler yerine gerçeğe yaklaşmasına ne diyorsun?
@periyodiknesriyat Hocam dünyanın en tatlı bahanesine sahipsiniz. ![]()
Bilim kurgu bir taraftan geleceği öngörüyor ve teknolojiye yön veriyor, diğer taraftan bilimsel gelişmeler bilim kurgu yazarlarının hayal güçlerini kamçılıyor ve onların eserlerine esin kaynağı oluyor.
Bence benzersiz güzellikte bir döngü. Özellikle astronomi alanında önemli çalışmalara imza atmış bilim insanlarının geçmişlerine dikkat ederim, onları bu alana iten, bilim sevdalarını yeşerten olaylar ne diye araştırırım. Yanıt sık sık Verne, Wells, Asimov, Heinlein ve Clarke gibi yazarların öykülerinden etkilenmiş olmalarıdır.
Desene benim oğlanlara okutacağım kitaplar belli oldu.
Az biraz büyüseler de Cosmos’u birlikte izlesek diye uzun zamandır bekliyorum zaten. Kitaplarla da besledim mi sanırım zehri tamamen verebileceğim. ![]()
Yalnız dikkatimi çekti, senin yorumu çokça beğenen var, yine de 2-3 kişi konuşuyor kitapla ilgili. Ben de bir aksilik olmazsa yarın dahil oluyorum size. Sizin detaylı açıklamalarınız sayesinde daha hızlı ilerlerim diye düşünüyorum. ![]()
Vay vay böyle bir etkinliğe denk gelmek şans benim için. Geçen sene kitaba başlayıp 300de ara verip tekrar donememistim. En son nerede kaldığımı ve olayları hatırladığım için yine 300den devam ederek etkinliğe katılayım yalnız kaçıncı bölüme denk geliyor ona bakmam lazım. Öncesinde değerli yorumlarınızı okuyup recap yapmis olurum ![]()
Senin çocuklarının müfredatı şöyle bir şey olacak, belli
:
7 yaş: Canıgüz, Günday (absürt mizah ve psikoloji: Türkiye’de yaşayacaklarsa elzem yetenekler, ne kadar erken o kadar iyi)
8 yaş: Verne, Wells, Asimov, Heinlein, Clarke (bilim aşkının filizlenmesi)
9 yaş: Dragonlance & FR (Biraz da eğlensinler)
11 yaş: Türk edebiyati
13 yaş: Malazan (bu zaten bir 6-7 yıllarını alır)
18 yaş: Dünya klasikleri
20’li yaşlar: Felsefe, Bilim, Tarih
Bu işin şakası ama aslında ayrı bir konuda tartışılabilecek kadar ilginç ve önemli bir konu çocuklarımıza okuma sevgisini nasıl kazandırabileceğimiz ve kitap seçimlerinde ne derece müdahele etmemiz gerektiği.
Haydi bakalim, iyi okumalar.
Bu tespit benim de ilgimi çekmişti.
Savın gerçekçiliginden şüpheliyim, ama yine de düşündürücü bir tespit. @nefarrias_bredd belki görüşlerini dile getirebilir. Senin için metnin aslını iliştiriyorum; ana tespit son paragrafta ama ondan önceki diyalog bu tespite zemin hazırlıyor:
“They used to teach us that evolution of intelligent beings wasn’t possible,” she said. “Societies protect their weaker members. Civilizations tend to make wheel chairs and spectacles and hearing aids as soon as they have the tools for them. When a society makes war, the men generally have to pass a fitness test before they’re allowed to risk their lives. I suppose it helps win the war.” She smiled. “But it leaves precious little room for the survival of the fittest.”
“But suppose,” Whitbread suggested, “suppose a culture were knocked even further back than Makassar? All the way to complete savagery: clubs and fire. There’d be evolution then, wouldn’t there?”
“Certainly,” she said. “Until a society evolved. You’d have natural selection until enough humans got together to protect each other from the environment. But it isn’t long enough. Mr. Whitbread, there is a world where they practice ritual infanticide. The elders examine children and kill the ones who don’t conform to their standards of perfection. It’s not evolution, exactly, but you might get some results that way—except that it hasn’t been long enough.”
“People breed horses. And dogs,” Rod observed.
“Yes. But they haven’t got a new species. Ever. And societies can’t keep constant rules long enough to make any real changes in the human race. Come again in a million years."
“It—it ought to be pretty well closed off for an intelligent species,” she said. “Species evolve to meet the environment. An intelligent species changes the environment to suit itself. As soon as a species becomes intelligent, it should stop evolving.”
Hocam doğruluk payı yok değil, ama (pek çok konuda olduğu gibi) işler o kadar basit değil. Yani mesela
Bu maalesef doğru değil; seçme baskısı yoksa kıl kaybetmeyiz ya da sadece kullanmadığımız için uzuv küçültmeyiz (adaptasyon mekanizmaları hariç). Bu yönde seçilim baskısı olması gerek. Mesela tüylerin azalması için bireylerin aktif olarak tüysüz eş seçmeleri, tüylü kardeşlerimizin yalnız ölmesi gerekir. Ama epilasyon teknolojisine sahip olduğumuzdan bu yönde bir seçim baskısı yok; bu da demektir ki süreç hardy-weinberg prensibine göre işliyor, yani tüylülük oranı uzun vadede sabit kalır ![]()
(Adaptasyon mekanizmaları hariç.)
Türün genel olarak evrilmesi ise biraz daha karışık bir konu. Gen aktarımını branching process olarak modellemek mümkün; bu işlerde de genelde insanlar olayı matematiksel olarak modelleyip ne şartlar altında nereye gidiyor diye bakıp sonuca varmaya çalışıyor.
Bu particular durumda ne olacağına dair bir şey pek okuduğumu hatırlamıyordum şimdi biraz bakındım. Anladığım kadarıyla sürekli büyüyen (i.e. bir gezegene tıkılı kalmamış), bebek yapma ihtimali herhangi bir genetik durumdan etkilenmeyen, ve de tüm bireyleri birbiriyle çiftleşebilen bir populasyon varsayarsak seçilim baskısı sıfır oluyor. Ama bu halde bile belli şartlar altında (mutasyon hızı çoğalma hızına göre belli bir seviyenin üstündeyse) populasyon kendi içinde ayrışabiliyor. Ama bu doğru olmasa bile zaman içerisinde yeni mutasyonlar da sürekli ekleniyor. Dolayısıyla yeterince zaman geçtiğinde yine de evrim gerçekleşmiş olur. Ama evrimin yönü rastgele oluyor bu durumda, ve de oldukça çeşitli bir populasyonumuz oluyor. ![]()
Ayrıca az önce baktığım bir makaleden şöyle bir kısım beni eğlendirdi yalan yok:
Planet’s carrying capacity bir etmen olmaktan çıktığında işler bayağı ilginçleşiyor gibi de yani.
Ayrıca ben de kitaba başladım hocalarım şu sıralar yüzde 2-3 civarındayım. Bakalım devamını getirebilecek miyim ![]()
Ohh oh, süper oldu bu. Uzun zamandır düşünüyordum, çok büyük bir problemi çözmüş oldun, teşekkürler.
Bu sene birinci sınıfa başlıyorlar. Seneye yaz Canıgüz’le başlarız. ![]()
Buna kesinlikle katılıyorum. Belki yeni bir konu üzerinden konuşulabilir. Özellikle daha büyük çocuğu olan üyelerin yorumlarını merak ediyorum.
Gelir gelir, sen de hoş geldin. ![]()
Katılıyorum. Konuya tam oturan “Has Human Evolution Stopped?” adlı bir makaleyi biraz inceledim
. Makalenin yazarı bilim insanlarının ham pro hem contra argümanlarını irdelemiş.
Has human evolution stopped? Many evolutionary biologists have answered this question in the affirmative. For example, the distinguished paleontologist Stephen Jay Gould stated:
“There’s been no biological change in humans in 40,000 or 50,000 years. Everything we call culture and civilization we’ve built with the same body and brain”.
The basic rationale behind the conclusion that human evolution has stopped is that once the human lineage had achieved a sufficiently large brain and had developed a sufficiently sophisticated culture (sometime around 40,000–50,000 years ago according to Gould, but more commonly placed at 10,000 years ago with the development of agriculture), cultural evolution supplanted biological evolution.
Yazar, insanlarda biyolojik evrimin sona ermediğini mesela bulaşıcı hastalıklara karşı doğal seçilim göstermemiz ve genetiğimizde hastalıklara karşı gelişen değişimler argümanlarıya çürütmeye çalışıyor.
The increased numbers and densities of people allowed more individuals to be infected at any given time and for infected individuals to be in close proximity to uninfected individuals, which in turn increased the probability of transmission of malaria via mosquitoes. Because of agriculture, malaria became a major infectious agent in this, and other, human populations, and hence a major selective agent. The result is that human populations began to adapt to malaria via natural selection. […] Human populations in turn adapted to malaria by increasing the frequency of a number of alleles at many different loci, including the various thalassemias and glucose-6-phosphate-dehydrogenase deficiency alleles in addition to sickle cell.
- Bölümdeymişim. Yukarıdaki yazıları okudum ve 6. Bölümde bu kadar olaylar olduğuna şaşırdım. Acaba İngilizce metin ile bölüm farkı mı bulunuyor?

Olayları tartışmıyoruz ki, hoşumuza giden sci-fi konseptleri hakkında biraz detaylıca muhabbet ediyoruz. Hangi olayları kastediyorsunuz?
Olay çok değil aslında da biz meraklıyız eşip deşmeye. ![]()
6. bölümde o kısmın Türkçe metni
"Şaka yapıyordun, değil mi?” diye sordu Blaine. Seyir Amiri ona şaşkınlıkla baktı. “Işık yelkenli bir tahrik sistemiyle muhatap olduğumuzu biliyorsunuz, efendim.”
“Haliyle.”
“Öyleyse şuna bir bakın.” Renner’in sıska parmakları ekranda sağa doğru dik açıyla parabol çizerek yükselen yeşil eğrinin üzerinden geçti. “İşık yelkeninde santimetrekare başına düşen güneş ışığı yıldıza uzaklığın karesi oranında azalıyor. İvmesi yelkene yansıyan güneş ışığı miktarına göre değişkenlik gösteriyor.”
“Elbette, Bay Renner. Sadede gelin.”
Renner ilkinin tıpatıp aynısı olan ama mavi renkli başka bu parabol çizdi. “Bir ışık yelkenine yıldız akımı da itme gücü ağlayabilir. Tahrik gücü de aynı şekilde değişkendir. Önemli farkı şu ki yıldız akımı atom çekirdeğine denktir. Yelkene çarptığı yerde kalır. Momentum doğrudan aktarmalıdır. Bunların hepsi güneş doğrultulu.”
“Bu şekilde yön değiştirmek olanaksız.” Blaine aniden İdrak etmişti. “Işığa göre yelkeni oynatarak yön değiştirmek mümkün ama yıldız akımının itme gücü doğrusal bir çizgiyle güneşten uzaklaştırır.”
“Aynen. Peki, diyelim ki yüzde 7 ışık hızıyla bir sisteme girdiniz ve Tanrı korusun, durmak istiyorsunuz, Kaptan. Ne yapardınız?”
“Tüm yükü mümkün mertebe boşaltırdım,” dedi Blaine. "Hımm, nasıl bir sorun yaratırdı kestiremiyorum. Onlar da aynısını yapmış olmalı.”
“Sanmıyorum. Çok hızlı ilerliyorlar. Bunu şimdilik bir kenara bırakın. Asıl mühim olan duramayacak kadar hızlı seyretmeleri, güneşe çok yaklaşmak istiyorlar sanki, sahiden de iyice yaklaşmak. Hatta işgalci cisim güneşe doğru dalışa geçmiş. Muhtemelen güneş ışığı onu yeterince yavaşlattıktan sonra keskin bir dönüş yapacak, tabii araç o vakte kadar erimezse, çarmıkları kopmazsa ya da yelkenleri parçalanmış olmazsa. Zaten o kadar yaklaşmış durumdalar ki bodoslama gitmekten başka seçenekleri yok.”
Ben pek ilerleyemedim. Henüz 4. bölüme geldim.
3. bölüm sonundaki yemek sahnesinde “zeki canlıların evrimi” ve “zamanında teknolojiye ulaşmış bazı dünyaların yıkımdan sonra demir çağına veya orta çağa dönmüş olması” konuları ilgimi çekti.
İlerleyen sayfalarda evrim üzerine daha fazla şey okuma ihtimalimiz az değil gibi hocam. ![]()
Okuma etkinliklerini bu yüzden seviyorum. Tek başıma okusam konuda dönen bilgi akışı/tartışmadan mahrum kalırım. Kafama takılan şeyleri bazen biraz araştırsam da böyle olmuyor.
Karşılaştığım en kötü çevirilerden biri. ![]()
“Yıldız akımı” (Stellar/solar wind’i kastediyor. Wind neden akım oldu ki, rüzgar de işte.)
“Yıldız akımı atom çekirdeğine denktir” (Denktir? Doğrusu: Yıldız rüzgarı atom çekirdeklerinden oluşur).
“Momentum doğrudan aktarılmalıdır” (Doğrusu: Momentum doğrudan aktarılır.)
“Bunların hepsi güneş doğrultulu” (Radyallığı, yani daireselliği güneş doğrultulu diye çevirmek? Tamam bu zor, ama olmamış.)
“Yıldız akımının itme gücü doğrusal bir çizgiyle güneşten uzaklaştırır.” (Doğrusu: Yıldız rüzgarı seni her zaman güneşten uzağa iter.)
Felaket…
Tamamı böyle maalesef. Elimdeki Gene Wolfe’ları okumadan satmaya karar verdim çevirmen yüzünden. ![]()




