Ben bir ara bu konuları çok merak edip araştırmıştım. Program yüklerken verilen izinler, programların neler yaptığı vs. Facebook kişisel veriler yüzünden ceza yediği zaman çoğu kişi bilmese de facebook’un yıllardır bunu yaptığı zaten biliniyordu. Bildiği halde sosyal medya kullanan da pek çok kişi vardı. Bir ara chrome açıklama yapmıştı. Geçmişte girdiğiniz siteleri bulmak istiyorsanız yardımcı oluruz diye. Bu ne demek? Tüm internet geçmişi, sen silsen bile kayıt altında demek. Girdiğin her site, internette yaptığın her hareket kayıt altında. Yani kısaca demek istediğim kaçış yok. Chrome’u bıraktım, facebook sıkıldığım için kullanmıyorum. Hadi WhatsApp da bıraktık diyelim. Daha gmail var. Android kullanan biri gmail’i bırakamaz. Hadi diyelim hepsini bıraktık. Arka planda çalışan daha neler neler var. Bir kere Android Google’a ait. İPhone için de bir şeyler vardır bilemem. Backdoor dedikleri arka kapı yoluyla her türlü takip altındayız. Artık kredi kartı bilgilerim dışında pek dikkat etmiyorum.
Zaten bugüne dek her şey ellerindeydi ki… Bir suç islediğine veya bir şey olduğunda tüm bunlar kayıt ediliyor ve silsen bile önüne getiriliyordu. Telefonumun konum, internet gibi özellikleri kapalıyken bile eve geldiğimde açıyorum ve bana “Şurayı nasıl buldunuz?” diye sorabiliyor. Telefon güncellemeleri bile bu noktada büyük sorun. Ya tamamen izole edeceksiniz kendinizi ya da sisteme ayak uyduracaksınız. Zaten mobil iletişim sağlayanlar bilgilerinizi çatur çutur dağıtıyor. Kötü niyetli insanların eline düşmeniz an meselesi.
Kısacası zaten olan bir şey sözleşmeye eklenince gündem oluyor. Kendiniz izin verseniz bile yarın bir mahkeme bu konuda zıt bir karar aldığında yine değişir. Eninde sonunda bize dayatılan sisteme dahil olacağız. Çağ bir şekilde ilerliyor. Siz dursanız da o ilerliyor. Sonra bir bakıyorsunuz ki yeni sistemler, teknoloji vb. ile aranızda uçurum olmuş. Bugün size ters gelen bu sözleşme yarın yeni nesil için çok sıradan normal bir şeye dönüşecek ve bize de şeytan işi görünecek. 
Çocukluğumun önemli bir kısmı şu kitaplarla geçti, Okuma yazmayı yeni öğrendiğim zamanlardı. Çocukken bana alınan kitaplardan bir tek bunları saklayabildim.
İstenmeyen sms ve aramalar için onay ve ret verebileceğiniz bir site. E devlet şifreniz ya da numaranız ile giriş yapabilirsiniz.
Muhteşemmiş. Hepsini reddediyorum şu an 

Benim aklıma da babamın yıllar önce (benim daha doğmadığım sıralarda, belki de doğmuşumdur bilmiyorum) benim için gazete kuponları ile aldığı ansiklopediler geldi.
Temsili olarak böyle bir şey;
7 yaşına kadar üstüne kendimce resimlerimi yaptım. Ondan sonraki zamanda arada bir şeylerden uzaklaşmak için inceliyordum. Baya ilgi çekiciydi. Hâlâ hatrıma geliyor. Ve merak duygumu arttırıyordu. En son annem 7, 8 yıl önce artık atalım diyince elimden kayıp gitmişti. Aklıma gelince yazayım dedim. 
Bunların sülalesinden bizde de vardı:) ben milliyet gazetesinin verdiği thema ve Junior larousse çok severdim, çok şey öğrendim onlardan.
Yukarıda benim paylaştığım karacan yayınlarının kitaplarından, 80’lerde çok iyi kitapları vardı Karacan yayınlarının. Bunun 8 cilt büyük boy coğrafya versiyonu da çok güzeldi.
O kadarını bilmiyorum, yetişemedim :)) Ama daha farklı siyah kapaklı olanlar da vardı. Ailem kitaplar konusunda benim kadar istekli değil. En fazla 150 kadar kitapları var. Ama yine de bu döneme göre kendi çapımda iyi bir çocukluk geçirdiğimi görüyorum şimdi. Bu zamanki aklım olsa saklardım. Kısmet. 
Vallah detaylara takılmıyorum. Ray Bradbury de sevdiğim (özellikle öykülerini) saydığım bir yazar. Distopya temeliymiş, 4 temel kitapmış, bunlar sonradan insanların yaptığı değerlendirmeler. Benim için bir anlam ifade etmiyor.
Yarın (teknik olarak bugün) Hürriyet Gazetesi’nde kurucusu olduğum kitap kulübü ile ilgili minik bir röportajım yer alacak. Galiba heyecandan uyuyamayacağım.
Hatırlıyorum da ilk düzenlediğim buluşmaya sadece 1 kişi gelmişti. Destek için gelecek en yakın arkadaşlarım, hatta erkek arkadaşım bile katılamamıştı türlü haklı sebeplerden. Hayatımın sürekli aksilik yaşadığım tuhaf bir dönemiydi ama şimdi geldiğim yer, daha doğrusu aldığım yol o kadar keyifli ki tarif edemiyorum. Mutluluğun kimi zaman yılmamak ve devam etmekle güçlü bir ilişkisi olmalı. 
Tebrik ederim, sizin adınıza sevindim 
Link ya da görsel varsa okumak isterim.
@Howl sayesinde güne harika bir hediyeyle uyandım.
Zarfın içinden ölüm resmi çıkması beni hiç ürkütmedi. Kalpsiz bir adamdan ne beklenir.
Bize de öyle işte Amazon’dan express geldi. xd
Sen yine de kitapları yeme her evin bir kütüphanesi olmalı. xd
Ben de bunu görmüştüm.
Kitap, oyun ve güncel haberler paylaşacağım bir Instagram hesabı açmayı düşünüyorum ama isim bulmakta zorlanıyorum. Fikir verebilecek, yaratıcı arkadaşlar var mıdır forumda? 
Jonathan Galindo adlı biri “Mavi Bebek” diye bir oyun yapıyor. Oyun Mavi Balina ve Momo gibi. Psikolojik şiddet içeriyor. Oyunda kullanıcılarla iletişime geçmek için de videodaki resmi kullanıyor.
Oyunu anlayan bazı çocukların anlattıklarına göre oyun bir efsane üzerine kurulu. Efsaneye göre, banyonun ışığını kapatıp ayna karşısında elinizde bebek varmış gibi sallıyorsunuz. Bunu 14-15 kez tekrar ettiğinizde kolunuz ağırlaşacağı için elinizde bir bebek hissetmeye başlıyorsunuz. Elinizdeki görünmez bebek bir süre sonra tırnaklarını kollarınıza batırıyor. Eğer bebeği atıp kaçmazsanız annesi " bebeği bırak" diye sesleniyor. Eğer bırakmaz ve devam edilirse kişi, delirme veya hayatını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliyor.Bu kötü sonuçların tamamen korku seansına bağlı olarak meydana geldiği söyleniyor.
(Onedio)
İnsanların amacı ne anlamak mümkün değil…






