Kant olmayan bayağı insan da benzer hatlarda düşünüyor, ona gönderme olmayabilir gibi geldi bana.
Ayrıca eklemeden duramadım, yazılana şiddetle karşı çıkıyorum
.
Kant olmayan bayağı insan da benzer hatlarda düşünüyor, ona gönderme olmayabilir gibi geldi bana.
Ayrıca eklemeden duramadım, yazılana şiddetle karşı çıkıyorum
.
Yazılana ben de katılmıyorum.
Kant fenomonoji ötesindeki bilinemez ve tanımlanamaz olanı gerçek bilgi olarak tanımladığı için, o felsefeye bir gönderme mi yapıyor diye düşündüm.
Bana düz fenomonoloji karşıtlığı gibi geldi bu metin ya. “Görünür dalga boyu ışığın çok küçük bi kısmı .s.s” teması sezdim ben.
Bu sonda kullandığınız .s.s nedir acaba? 
Hocam “:S” emojisinin alaycı bir şekilde yanlış yazımı. “Entitled” kabullenemeyişi alaya almak için kullanıyorum ben sıklıkla.
Yazıdaki küstahlık benzetmelerini ve “hiçbir b*k bilmiyorlar” gibi kendinden emin tavırla söylenen ifadelerle dalga geçmeden duramadım zira 
Anladım, ben acaba vs. olarak mı kullanıyorsunuz diye merak etmiştim fakat başka bir şeymiş. Şahsınıza özel bir durummuş. Benim kafa Türkçe kuralı olarak yaklaştığı için hiç ifade olarak düşünmemiştim. 
Açıkçası şahsıma özel değil ama kimbilir internet kültürünün hangi döneminden/ortamından kalıp ifadelerime yerleşti inanın emin değilim.
Forum genelinde kullanılmadıği için üye olarak şahsa özel demek istedim. İlk kez sizi gördüm. Yeni nesille birlikte internet jargonunu kaçırdığım için karşılaşmamışım. 
Anladım. Allah affetsin günlük hayatımda rastgele gülme efekti de kullanan birisiyim hocam, burada kullanmaktan imtina ediyorum aristokrasi sofrasında pilavı elle yer gibi olmasın diye 
“.s” ifadesini özel konuşmalarımda ya da sosyal medyada vs. ben de çok kullanıyorum. Cümleye göre yazılanı yumuşatıyor ya da sizin dediğiniz gibi alaycı bir etki bırakıyor. 
Ben o emojiyi görünce dudaklarımı s şeklinde büzmeye çalışıyorum.
olmuyor.
Ben çocukken annem korkutmak için yapardı bazen öyle…
Forumun içinde gizli İthaki çalışanları var ya. Ağız tadıyla “Şu yaptığınız yanlış.” diyemiyoruz. 
İthaki resmi olarak forumdan çekildikten sonra ajanlar yerleştirdi buraya. 
Ankara Kitap Fuarına katılmak isteynler varsa liste iptal… Fuar organizatörünün sayfasında yayınladığı listeydi bu katılımcı listesi ve bugün fuara gidenlerden duyduğum yayınevleri kendileri katılmamışlar.
Genelde 3-4 yayınevi tek standa kitapçılar tarafından satılıyormuş.
Komikşeyler, Epsilon, Doğan gibi bir kaç yayınevi kendi stant açmış.
İşbankası, Can ve YKY tek stanttaymış.
İthaki başka bir kaç yayın evi ile birlikte bir kitapçı standındaymış.
%20-25 civarı indirimler ve bir kaçta sahaf mevcutmuş.
Hem Kant’a hem de ampiristlere, pozitivistlere, mekanikçilere sallıyor gibi geldi bana bunlar bağlantılı zaten, açayım. Biraz uzun olabilir ama dayanamadım hehe
Duyuların ötesinde bir gerçeklikle ampirisitlere, ve Kant’a sallıyor ama zaten bu felsefede binlerce yıldır tartışılıyor. Platon’un mağara alegorisi, Gazzali’nin ayna metaforu, Bacon’ın 4 idolü vs hep duyularımızın-zihnimizin bizi yanılttığını ve bunların gerçeklikle aramızda engel olduğunu söylüyor. Marx da gerçeklikle aramızda sınıflarımızın olduğunu söyler mesela ama bu engelleri aşılabilir görüyorlar. Bu engelleri aşamayacağımızı söyleyenler ise septik cephe. Protagoras insanı her şeyin ölçüsü yapması, septiklerin Tropos öğretisi, Descartes’in rüya argümanı vs. bunlara örnek. Septik cephe gerçeklikle aramızdaki engellerin olduğunu kabul ediyor ama diğerleri gibi bu engelleri aşabileceğimizi düşünmüyorlar. Duyularımız bizi bir kere yanıltıyorsa niye güvenelim diyorlar kısaca.
Kant’ın bu olaya dahli ampirizmi ve rasyonalizmi birleştirip septik cepheyi mağlup etmek üzere ama işleri berbat ediyor maalesef kantçığımız
Kant duyularımızın bir formu olduğunu ve bu formların bizim algımızı oluşturduğunu söylüyor. Algının ise 2 formu var: Zaman ve mekan. Zaman ve mekanın insan zihninde olduğunu söylerseniz gerçekliğin sürekli olarak insan zihninde üretildiğini söylemiş olursunuz. Zamanı doğadan çıkarırsak nedensellik, ereksellik doğaya içkin değil insan zihninin üretimi olur. Gerçekliği insan zihni üretiyorsa dışarıda zihnimiz dışında bir gerçeklik mümkün müdür? Yani Kant “engelleri aşarak gerçekliğe ulaşabiliriz” sonucuna ulaşmak isterken aslında bunun mümkün olmadığını söylüyor. Feci skandal hehe. Septikleri mağlup etmek isterken onlara müthiş bir alan açıp destek atmış oluyor
Kant göndermesi burada.
Mekanik evrende ise pozitivistlere ve mekanikçilere söylüyor. Ama meşhur bilimcilerin evreni mekanik olarak görmeleri kuantum fiziğine kadardı, eskidi o iş
Einstein kuantum fiziğiyle tanışınca bu yüzden tanrı zar atmaz diyor. Tanrıdan kastettiği doğa. Doğanın rastgelelik üzerine kurulu olduğunu kabul edemiyor çünkü evreni hep böyle mekanik nedenselliğe dayalı düşünmüşler. Bu yüzden Einstein bu doğru olamaz diye diye öldü garibim 
Ama şimdik şöyle bir sorun var bilimden hiçbir zaman nedensellik ve mekanik evren çıkmadı. Yani kuantumdan önce de bilim nedenselliğe ya da mekanik evrene dayalı değildi. Bilim insanları bunu savundu ama bilimden bu görüşleri çıkartamayız. Pozitivistler bilimin böyle olduğunu savunuyorlardı ama yanılıyorlardı. Bunda Newton’un payı çok çünkü o tanrının evreni bir saat gibi kurduğunu ve evrenin mükemmel bir şekilde tıkır tıkır işlediğini söylüyor. Ama N cisim problemi evrenin kararlı olmadığını 2den fazla cisimlerin birbirleriyle hareketlerini öngöremeyeceğimizi bildiriyordu zati. Ay-Güneş-Dünyanın birlikte hareketlerini öngöremezsiniz yani güneş sistemimiz kararlı kararsız mı bilemezsiniz. Newton bu sorunu biliyor tabii çözmek için çok çabalıyor ama çözemiyor doğal olarak. Sonunda evrenimiz kararsız hale gelirse tanrı müdahale edip tekrar kararlı hale getirir diyor. İlk başta tıkır tıkır işleyen bir evren derken şimdi problemi çözemeyince “tanrı müdahale ederek evreni düzeltir” diyerek kendisiyle çelişerek işin içinden sıyrılıyor çakal 
Laplace da evrendeki her şeyi hesaplarsak geleceği görebiliriz diyordu düşünce deneyiyle hatta bu gazla Newton’a nispet edip tanrıya ihtiyacım yok demiş
Çünkü Newton’un çözemediği problemi kendi çözdüğünü düşünüyor ve tanrıya ne hacet canım ben varım diyor
Ama o da yanılıyordu çünkü Heisenberg belirsizlik ilkesinden dolayı evreni durdursak bile bir parçacığın konumunu ve hızını yüzde yüz doğru ölçemiyoruz. Bu iki kişi de görüldüğü üzere nedenselliğin ve mekanik evrenin kaynağı bilimden ziyade kişilerin kendi inançları. Bu da Aristoteles’ten geliyor. Aristoteles’in neden sorusunun 4. ve en önemlisi amaçtır. Aristoteles evrendeki her şeye amaçsallık ereksellik atfediyor. Her şeyin ereksel olması bugünkü bilimimizle tamamen ters görüş. Ortaçağda bilimin gelişmemesinin en büyük sebeplerinden biri de Aristoteles’in bu ereksel nedeni. Darwin evrim kuramıyla ortaya çıkınca da Aristocular hemen ya böyle olamaz evrimin hiçbir erekselliği yok diye feryat figan oluyorlar 
Her şeye bir amaç verirseniz bir amaç-neden zinciri oluşturursunuz ve ilk amaç ortaya çıkar. O da Aristoteles’in tanrı argümanı devinmeyen devindiriciye çıkar. Yani nedenselliği ve mekanik evreni bilimden ziyade din başımıza bela etti. Yanınıza bir bilimci gelip nedenselliği ve mekanik evreni savunursa çabucak kaçın yanından kısaca 
Erdal Bey gözlerime felç indi.
Karanlık Kitaplıktan bir şey okuyorsanız ondandır. 


Aynı durumu yaşıyorum. Şunu yazsam böyle mi olur böyle mi olur diye düşünerek yazıyorum. Çoğu zaman yazdıklarımı anlatmaktan istediğimden başka bir yöne çekilmesi olasılığına karşı tekrar okurum. Yazdıklarım kadar yazmaktan vazgeçtiklerim, ikisinin toplamından fazla ise acabalarım var. (Bunları bile yazarken defalarca değiştirdim.)
Çok teşekkürler çok sevindim
