Rıhtım Kamarası


#171

Şiddetin herhangi bir soruna çözüm olacağını düşünmüyorum. Zizek istediği kadar yamuk ya da yan bakış açısı sunmuş olsun, sonuçta şiddet sadece yıkım getirir.

Hapishane deneyi ya da filmlerinde hep gördüğümüz bir şey vardır; azılı suçluları şiddet kullanarak yola getirme çabaları fakat bu asla sonuç vermez ve sadece daha büyük bir suçlu haline dönüşmelerine sebep olurlar.

Şiddetin olduğu yerde sağlıklı kararlar alınabileceğini düşünmediğim gibi, psikolojik olarak da büyük yıkımlara yol açacağı kanaatindeyim.

Acımasız olanlar zaten güçsüz olanlardır ve bu sebeple, Zizek’in ‘acımasızlık olmadan sevginin güçsüz kalacağı’ iddiası da yine benim bakış açıma ters düşmektedir.


#172

Arkadaşlar herkese öncelikle iyi gunler uzun suredir takip ediyordum burayi başka yerlere göre kaliteli bir kitle olduğunu düşünüyorum.Neyse iki düşünce paylasip fikirlerinizi almak isterim.
1-) Bazen kitaplara sure veriyorum işte 4 gun bitmeli vb. dikkat ettim son zamanlarda bu huyum kitapdan aldigim eglencenin onune gecmeye basladi istedigim surese bitmeyince kitaptan daha cok ne zaman bitecek ona odaklanmaya başladim.Bu şekilde yapan var mi başka acaba ?
2-)Seri kitaplarini hemen alan arkadaşlar var bende aliyorum konularını merak ettigim kitaplari ama genelde devam kitaplari en az 1 yil buluyor cikmasi bu sekilde devam edince kitapdan aldigim zevk cok düşüyor , bazi kitaplarda genel konu hariç unutuyorum mesela bundan dolayi serisi tamamlanan kitaplari tercih etmeye çalışıyorum.Fantastik ve bilimkurgu katagorisininde genelde seri kitaplar oldugunu dusunursek bu durumu sıkça yaşıyorum.Bir örnekle bağlayalım müthiş konulu bir kitap çıkıyor devam kitaplari uzun surede cikacak bu durumda nasil hareket edersiniz?


#173

1- Ben belirli süreler vermiyorum ancak kitabın kaç sayfası kaldığını sürekli kontrol ediyorum ve kitapları çabucak bitirmem gerektiğini düşünüyorum ve belirttiğin gibi bu alınan edebi hazzı bana göre azaltıyor.
2- Kitapları tekrar okumaktan erinen biri olmadığım için alırım ve okurum, devam kitabı çıktığında tekrar okurum. Hem baskının tükenmesi gibi bir riskte var, sonra kitaplara bir anda %90 zam falan gelir, al bence hiç kaçırma.


#174

Genel yaşantımda da hakim bir durum ancak en çok yolda biriyle yürürken tepki alıyorum. En ufacık ses, hareket sıçramama sebep oluyor. Ben alıştım kendime de yanımda biri olunca verdiğim tepkilerden rahatsız oluyor. Özellikle dediğim gibi yolda yürürken kornalar, ani hareket eden insanlar, bir şekilde benim için beklenmedik olaylar adrenalin seviyemi tavan yapıyor. Sırf bunun için her şeyi gözlemlemeye çalışıyorum etrafımdaki ki korkmayayım ama yetmiyor. Abartı tepki verdiğimi söylüyor insanlar ama elimde olsa niye yapayım. Çözümü insan içine çıkmamak mıdır? O da yetmez ya. En azından varsa aynı hisleri yaşayan birini duymak rahatlatır belki diye yazıyorum buraya da.


#175

Uzman değilim o yüzden yapacağım öneri: Bir uzmanla görüşmeniz iyi olabilir. Şu ilaç manyağı doktorlardan değil de terapi üzerine gidenlerden. Tabii iyisini bulmak için çok iyi araştırmalısınız ve fiyatlarının fahiş olduğunu da söylemek de fayda var.

Empati kurmada dahi zorlandım. Etrafımda sürekli ani olaylar olabiliyor her birinde böyle tepki versem diğerlerinin ne düşündüğü değil de bunun bana olan zararı ya da götürüsünü düşünürdüm. İleride herhangi bir kalp rahatsızlığına yakalanacak olursanız fiziksel olarak da zarar verebilir ya da bu durum agorafobiye sebep olabilir ve kendinizi eve de kapayabilirsiniz. Bunlar hep farazi tabii, en iyisi uzmanların bu konu hakkında yazdıklarına ulaşıp, bir tanesine danışmak.


(Mesierg) #176

Beni tanımladığınız için teşekkürler :grinning::grinning: Hem keşke sadece kornaya irkilseydim. Çok hafif dalgın olsam bile yanımdan bir araba geçince irkiliyorum.(tabi ara ara, her zaman değil) Sanırsın adam üzerime üzerime sürüyor. Gerçi sonra gülüp geçiyorum ama kesinlikle sinir bozucu olduğu için …


(Emre ) #177

Descartes’in eserlerini Fransızca’ya çevirene yazdığı mektupta kitaplarının nasıl okunması gerektiğini anlatıyor. Diğer kitaplar içinde bu uygulanabilir aslında ama üç kere okumayı kaç insanın yapabileceği merak konusu.


#178


(Hüseyin gök) #179

gülelim mi hönkürelim mi? :joy:


#180

Okunması gereken o kadar çok kitap olduğunu düşünüyorum ki tekrar okumayı biraz vakit kaybı olarak görüyorum çok beğenmediysem veya anlamak icin tekrar okumak gerekmiyorsa; mesela kitaplar bitince yeni sipariş veririm derken yeni kitaplar çıkıyor konuları gene çok güzel gene alıyorum sonra kitaplar birikiyor belki bundan dolayı tekrar okumak vakit kaybı gibi geliyordur tabi herkesin kendine göre bir düşüncesi var.Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.


(Emre ) #181

Yeni bir yayınevi keşfettim. Gulag Takımadasını da bu yayınevi basacakmış. Çeviri hakkında çok özenli çalıştıklarından bahsediyorlar çıkardıkları kitapların genelinde. Bir sonraki kitap alışverişimde birkaç kitap alıp deneyeceğim. Türkiye’de yayıncılık cidden çok iyi devam ediyor son zamanlarda. Döviz krizisi olsa da okurları mutlu etmeye devam ediyorlar sanki.

https://www.eksikitaplar.com


#182

Son zamanlarda fantastik ve bilimkurgu tarzında kitap basan farklı yayınevleri var benimde dikkattimi çekti yukarı da siparis ettigim kitaplarda iki yayınevinden ilk defa kitap aldım. En çok satan katagorilerdir belki güzel işler çıkmasını umut ediyorum.


(Cenk) #183

Muhabbet etmek öncelik ama sanırım buraya biraz içimi de dökebilirim. Öylesine de olsa birilerinin bunu okuması hissi beni rahatlatıyor. Kendi kendime yazıp okuyunca içimi dökmüş değil de daha da ‘içeri’ gömmüş gibi hissediyorum. Burada kimseyle bir tanışıklığım olmaması da bu yazıyı buraya daha uygun kılıyor. İzninizle bir mabadlık yer isteyeceğim.

2018

Nisan 25
Etrafımdakileri kaybediyormuşum gibi…
Hiçbir şey yapamıyormuşum gibi…
Katrandan bir deniz varmış da ortasında debeleniyormuşum gibi…
Sorular soruyormuşum da cevapları kendi yankılarının içinde kayboluyormuş gibi…
Hikayenin sonunda “Peki.” deyip vazgeçiyorum. Katran içine çekiyor çünkü artık debelenmiyorum, yankılar bitiyor çünkü soru sormayı kesiyorum, kaybetmiyorum çünkü hiçbir zaman kazanmak uğruna bir mücadeleye girmiyorum. Hikayem böyle bitiyor. Yüreğimi kapatıyorum her şeye.
Risk almak bile ağır geliyor artık, sonunda ceza olduğunu biliyorum.

Nisan 25
Güzel veya kötü cümleyle biten bir şeyin bitmesi canımı yakıyor. Nokta güzel veya kötü bitmesi değil. Güzel bir şeyin olması ve bitmesi.
Güzel olan ve kendi ellerimle bitirdiğim her şeyden acı ve pişmanlık duyuyorum. Kronik bir vicdan azabının çamurunda yuvarlanıyor, Aldous Huxley’nin öğüdüne kulak asmıyorum.

Nisan 25
Kimseyi rahatsız etmeden bağırmak istiyorum… Ben bağıra bağıra şarkı söyleyeyim ama kimse duymasın. İnsanların beni önemli biri gibi görmesini istemiyorum. Kendi ızdıraplarını yaşasınlar. Benimkini bana bıraksınlar. Hiçbir kimse benim ızdırabımdan muzdarip olmasın istiyorum.
Ama yapmacık muzdariplikler görüyorum. Umursamacılık oyunları… "Senin derdin benim derdimdir’ler. Köşedeyse dışlanmış ve “Bana ne?” diyen maskesizler.
Maskesizlerin yüzünde bir ifade görmüyorum, kendi acılarını dışarı yansıtmıyor, daha da güzeli başkalarının acılarına sahte bir misafirperverlikle ‘Hoş geldin’ de demiyorlar. Bedenleri bir perde. O perdeye maske takmıyorlar.
“Her insan bir adadır” diye mırıldanıyor Neil Gaiman. Huxley’nin öğüdü kulağımdan çıkarken Gaiman’ın sözünü onaylıyorum.

Nisan 25
Tüm bunların ortasında kendimi nereye konumlandıracağımı bilmiyorum. Tercih hakkım olsa kendi kendine yetebilen bir insan olmak isterdim. Kendime bile yetersiz kalırken başkalarına yetmeyi planlayan birisi değil…
İddialı konuşmayı kendime uygun bulmuyorum. Dedim ya önemsizim diye. Fikirlerimin, benliğimin bir önemi yok. Öylesine bir hayatım, emojilere, harflere ve piksellere sıkışmış bir mutluluğum var. Hepsini kasıp kavuran da bir ızdırabım. Bana yeter.

Nisan 25
Benim gibi birinin bile hedefleri ve başarmak istediği şeyler olduğunu görünce hafifçe gülümsüyorum. Kendi kendime yetmek isterken kendimi aşmak istiyorum. Spiral bir paradoksun içinde savruluyorum. Paradoks döndükçe ben duvarlarına çarpıyorum.
Canım dayanılmaz bir şekilde acırken aklıma gelen en kötü küfürleri ağzımdan bir bir dökmek istiyorum. Ama korkaklığım boğazına takılmış. Bir kelime bile dökülmüyor ağzımdan. Ve tek bir yaş bile, gözlerimden. Korkudan değil, kibirden…

Nisan 25
Gerçek hayatın problemlerine piksellerle serzenişte bulunuyor, her pikselde söylenemediğim için farklı pikseller açıyorum.

Nisan 25
Benim hayallerimin başkasının gerçeği olduğunu görüyorum ve saygı duyuyorum, zerre kıskançlık yok içimde.
Benim istediğim bir şeye başkasının sahip olduğunu görüyorum ve kıskanıyorum, zerre saygı yok içimde.

Nisan 25
Kronik, kopyala yapıştır fikirler.

Nisan 26
Drama kasırgasının içinde pazarlanan bir fanatik savaşı…
Ne daha fazlası, ne de daha azı…

Haziran 9
Görece kısa ömrümde ilk defa umudumun, damarlarımdaki kan gibi coşkuyla ve aşkla bedenimde dolaştığımı hissediyorum. Yolun sonunda yaşadığım şeyden işte bu yüzden pişmanlık duymayacağım.

Haziran 12
Yenilsem de mutlu yenileceğim, içim rahat.
Ağustos 14
Yenildim ve mutsuzum. Demek ki söylediğim kadar kolay olmuyormuş.

Haziran 13
Siz tartışmıyor, nefret kusuyorsunuz. Konuşmuyor, egolarınızı yarıştırıyorsunuz. Kesinlikle ikna olmuyorsunuz çünkü sözlerinizle değil inatlarınızla iletişim kuruyorsunuz. Sözde sevginiz, içinizde köpüren nefretinizin yanında sönük kalıyor…
Kibriniz, halihazırda varolan duygularınızın önüne geçiyor. İstediğiniz gibi algılıyor, konuşuyor, anlatıyor, tartışıyorsunuz. Ne yaparsanız yapın asla önüne geçemeyeceğiniz bir kibrin pençesinde can çekişiyorsunuz.
Farkındasınız ama yine pençesinde kıvrandığınız kibir yüzünden görmezden geliyorsunuz ya da körsünüz.
Bilmiyorum. Belki de insan olmak tam da budur.
Gerçi sizi ne hakla eleştiriyorum ki? Ben de bu saydıklarımdan ibaretim. Çünkü ben de insanım. Çünkü insan olmak tam da bu kibrin pençesinde kıvranmak hatta yeri gelince ölmektir. Hatta ve hatta ömrümüzün son anlarında yıllarca bu gülünç durumda olduğumuzu fark etmektir.
Uzun yıllar boyu kibrinin pençesinde acı çeken ve can çekişen insanın sadece son saniyelerinde bunu fark etmesi gülünçlüğünden bahsediyorum evet. Belki insan olmak tam da budur. Bundan bahsederken kör olan gözlerimizin hayatımızın son saniyesinde açılmasından bahsediyorum evet.
Bu farkındalığa erişildiğinde, kiminin suratında bir korku, kimininse sevinç, kimininse üzüntü oluşur. Belki de Azrail diye bilinen, bizzat bu farkındalıktır.

Temmuz 4
Bugün hiçbir şekilde kendime saygı duymadığımı fark ettim. Ne hayallerime, ne hayatıma, ne de varlığıma. Ölüp gitsem en az üzüleninizden daha az üzülür, en fazla sevineninizden daha fazla sevinirim.
Bir insan kendiyle ne kadar kavga edebilirse o kadar ediyorum. Benim tüm derdim kendimle, yok olup gitsem rahatlayacağım da yaşama zincirlenmişim.
Nefret ettiğim o kadar şeyin arasında en fazla kendimden nefret ediyorum. En fazla kendimden tiksiniyorum. Beni insan yapan onca şeyi etrafımdakilerden daha çok kendime borçluyum.

Temmuz 26
İnsanoğlu gerçekten çok nankör. Sevdiğimiz bir şeyin gerçekleşmesi bile tatmin etmiyor, hep gerçekleşmeyen mutluluk hayallerinin peşinde koşmaya devam ediyoruz, ta ki gerçekleşene kadar. Gerçekleştiği zaman kısa bir sevincin ardından gerçekleşmeyen başka bir hayale takılıyoruz.
“Bari…” ile başlayan cümleler “Bir de…” ye dönüşüyor.
Sevgilisi olsa mutlu olacak fakat hiçbir şeye sahip olmayan birini düşünün;
“Bari sevgilim olsaydı.”
Bu adamın sevgili hariç her şeye sahip olduğunu düşünün;
“Bir de sevgilim olsaydı.”
Eksikliğini hissettiğimizi düşündüğümüz tüm şeylerin tek bir sebebi var: Açgözlülük.

21 Ağustos
Kontrolü elimde olmayan süreç içinde yaşanan belirsizliklerden nefret ediyorum. Dibe vurmaya ya da zirvede olmaya katlanabilirim ama belirsizlik sadece sonu gelmeyen bir acı çektiriyor.

Eylül 19
İnsanın mutluluğunu bir kişide, bir yerde, bir mekanda, bir zamanda araması kadar nafile bir çaba ve umut olamaz. Kendi mutluluğunu başka bir şeyde arıyorsan mutsuzluğa mahkumsun. Hayallerin ve hayatların yetmiyorsa mutlu olamazsın.

Eylül 19
Var oluşundan bu yana değişmeyen, böyle gelmiş böyle gidecek olan bir akıntının değişeceği, en azından seni istisna sayacağı ümidiyle çırpınıyorsun. Belki hiç sorgulamadığın bir şey ama kazanamadığın sürece mücadele etmenin amacı ne ki? Dönüp “Ben mücadele ettim!” demek mi?
Kazanamadığın sürece umut çığırtkanlığını yapmaya devam edebilir, kendini kandırabilir, vicdanını rahatlatabilirsin. Sonuçta kaybettiysen kaybetmişsindir. Bu kadar basit.
O yüzden sana tavsiyem bazı şeyleri ya olduğu gibi ya da değişmeyeceklerini kabullen. Değiştirmeyi deneyebilirsin ama zorlamanın bir faydası olmaz. Olacağına dair hiçbir belirti görmedim ki şu zamana kadar da olmadı zaten. Kendinden sana tavsiye. Dinle beni.
Ve mücadeleni kendine sakla. Senin kişisel mücadelen kimsenin umrunda değil, hem de hiç kimsenin! En değer verdiğin kişiler için bile bir safsata. Anla bunu. Kendine hiçbir değer vermeyen insandan değer bekliyor, kendini kandırıyorsun. Kendine yazık edip mahvediyorsun.
Hiç kimse için nadir, değerli, el üstünde tutulan, imtiyaz sağlanan bir insan olamayacaksın. Diğerlerinden biri olacaksın. Herkes olacaksın. Tabii ki öyle söylemeyecekler ama aksi şekilde de davranmayacaklar. Unut bunu.
Güzel olduğunu söyleyip seni içeri davet edecekler ama üzerinde günah izi bulundurmayan çocuğa kapılar açık değil.

Eylül 20
Tek ihtiyacımız olan doğru eylemlere duyulan yeterli bir sağduyuydu.

Ekim 18
Gerçekten bağırış ve yakarışlarımı kimse duymuyor mu? Bir kişi bile mi?
Ekim 19
Bağırıyorum, çağırıyorum, yardım için dileniyorum, kimsenin kulakları çınlamıyor mu? Herkes mi terk etti beni?
Peki ya sen? Problemlerimi seninle çözeceğim dediğim sen bile mi duymuyorsun beni? Bu kadar mı dayanamadın bana? Kulaklarını bu kadar çabuk mu tıkadın?


#184

İnternette gezinirken bu fotoğrafa rastladım. Aslında bu bir koltuk katoluğundan ama kitaplığı kıskandım. Çok fena kıskandım hem de.


#185

Bazı bölümlerdeki hayat dair çıkarımlarını çok beğendim şunu anlayamadım kendi hayatındaki çıkarımların mı yoksa öylesine karaladığın veya topladığın düşünceler mi? Stefan zweig kitaplarına benzettim. Yanlız ve düşünceli bir insan portresi oluşturdun bende eline sağlık ben beğendim.


(Cenk) #186

Tamamen kendi anlık düşüncelerimi aktardığım bir twitter hesabım vardı, oradakileri toparlayıp yazdım buraya. Kendi hayatımdan yani. Teşekkür ederim.


#187

image
image
image
image
image


image
image
image


(Emre ) #188

Prof . Dr. Mukim Sağır’ın önsözünden alınmış bir kesit.


(Emre ) #189

Eski NTV geldi aklıma liseye yeni yeni geçiyorum felan o zamanlar TV’de tek izlediğim kanal felan o sayılır. Halil İnalcık çıkmıştı Teke Tek’e İlber Hocayla felan röportaj yapmışlardı bir ara. Onlar aklıma geldi şimdi. Aynı şekilde Ntv yayınları da güzel işler çıkarırdı zamanında. Bir de şimdi ki NTV’ye onu geçtim bütün Türkiye medyasına televizyonuna bakıyorum yok ya hiç bir şey. Her şeyin içi boşaltılmış yapayalnız kalmışız gibi hissediyorum.