Sathoshi Kon's Last Words | Kayıprıhtım Öykü Çeviri Aktivitesi #2

Öncelikle herkese merhaba!

Aktivite çevirilerimizin 2. ayağıyla karşınızdayız.
“O da ne ki?” diyorsanız sizi şöyle alalım » Aktivite Öykü Çevirileri

Olay şu: rıhtım ahalisi olarak birkaç kişi toplanıp daha önce hiç Türkçe yayınlanmamış öyküleri forumumuza kazandırma amacı güden bir aktivite yapıyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda ilk çevirimiz olan “The Lantern” öyküsünü sizlerle buluşturmuştuk. Şimdi de gelmiş geçmiş en iyi anime yapımcıları arasında gösterilen ve üzücü bir şekilde 2010 yılında kaybettiğimiz Satoshi Kon’un vefatından önce yazıp internet bloğunda yayınladığı mektubunu sizlerle buluşturuyoruz.

Sinema; insanın düşlediği dünyaları, kurguladığı hikayeleri ve fikirlerini diğer insanlar ile paylaşmasının en önemli ve etkili yollarından biridir. Eserler, yapımcısının zihnine doğrultulmuş bir ayna görevindedir adeta. İzleyicisine onun hayal dünyasına girme fırsatı tanır. Eğer mevzubahis yapımcı, Satoshi Kon gibi hayal dünyasının uçsuz bucaksız sınırlarını dahi zorlayan bir isimse, durum iyice heyecan verici bir hale gelir.

satoshi-kon-3472

Ne yazık ki yaklaşık 10 yıl önce henüz 46’sında, genç bir yaştayken aramızdan ayrılan ve kendi ifadesiyle “öteki dünyaya” göç eden Satoshi Kon, anime dünyasının en farklı kişiliklerinden biriydi. Hepsi birbirinden değerli birer hazine olan filmleriyle hayatımıza yeni renkler katan, yaşama sevinciyle dolu ve geç bulup erken kaybettiğimiz bir isim. Kariyerinin erken denilebilecek dönemlerinde bu denli sanatsal ve Christopher Nolan ve Darren Aronofsky gibi tanınmış Holywood yönetmenlerinin ilham aldığı çalışmalara imza atması, keşke hala aramızda olsaydı diye hayıflanmamıza yol açmakta. Ufak bir kıyaslama yapacak olursak; eğer Hayao Miyazaki onunla aynı yaşta vefat etmiş olsa, Komşum Totoro, Ruhlar Diyarından Kaçış ve Prenses Mononoke gibi muhteşem yapıtlar vücut bulmamış olacaktı.

Az sonra okuyacağınız mektup bu büyük üstadın belki de bizim ulaşabileceğimiz son son sözlerini içeriyor.

Bu mektubun çevirisi sizlerle @Pyrewrath @Vector @mbes @kurozime @Arqonquin @Shelpe çevirileri, @Agape’nin imla düzenlemeleri ve naçizane benim de bulunduğum ekibimizin emekleriyle burada. Çeviri Japonca aslından değil İngilizce’sinden[1] yapılmıştır. Kim bilir belki bir gün ekibimizde Japonca’dan çeviri yapan bir üyemiz de olur biz de anadilden çeviriler yaparız

Unutmadan, Satoshi Kon’u daha detaylı tanımak isterseniz konunun ikinci mesajını okumanızı rica ediyoruz. Hem mektubun değerini hem de Sathoshi Kon’un bize kattıkları için bir göz atmalısınız.

Lafı çok da uzatmadan, sizleri mektupla başbaşa bırakıyorum, hatamız varsa affola.

Sayonara (Elveda)


Bu yılın 18 Mayıs’ını nasıl unutabilirim?

Musashino Kızıl Haç Hastanesi[2]’ndeki kalp damar hastalıkları doktorundan şu bilgiyi aldım: “Bu, pankreas kanserinin son safhaları. Birçok kemiğe yayılmış. En fazla altı aylık ömrünüz kalmış.”

Karımla birlikte dinledik. Öyle beklenmedik ve dayanılmaz bir kaderdi ki ikimiz birlikte anca başa çıkabildik.

“Ne zaman öleceğim elimde değil,” diye düşünürdüm. Yine de, bu çok ani olmuştu.

Elbette, bazı belirtiler vardı. İki-üç ay öncesinde sırtımda ve bacak eklemlerimde şiddetli ağrılar vardı; sağ bacağımdaki güç kaybı yüzünden yürümekte zorlanıyordum ve bir akupunkturcu ile bir fizyoterapiste gidiyordum, yine de bir iyileşme yoktu. Emar ve PET-CT çekimleri ile bunlara benzer gelişmiş makinelerle yapılan incelemelerden sonra ne kadar ömrümün kaldığı bilgisi bir anda gelivermişti.

Sanki ölüm ben farkına varmadan bir anda arkamda belirmiş de yapabileceğim hiçbir şey yokmuş gibiydi.

Haberi aldıktan sonra eşimle birlikte ömrümü uzatma yolları aradık. Bu, kesinlikle bir ölüm kalım meselesiydi. Sadık dostlarımız ve sevdiklerimizin desteğini aldık. Kanser tedavisi görmeyi reddedip alışılmışın biraz dışında bir dünya görüşüyle yaşamaya çalıştım. “Bekleneni (ya da normal olanı)” reddetmek tam da bana göre bir şeydi.

Kendimi gerçekten çoğunluğa dahil hissetmedim hiç. Her şeyde olduğu gibi bu durum tedavi konusunda da aynıydı. “Neden kendi kurallarıma göre yaşamayı denemeyeyim?” Ancak, tıpkı bir şeyler üretmeye çalıştığımda (film) olduğu gibi sadece irade gücü bir işe yaramıyordu. Hastalık günden güne ilerliyordu.

Diğer taraftan, toplumun bir parçası olarak, genellikle toplumun doğru kabul ettiklerinin en az yarısını ben de kabul ederim. Vergilerimi öderim. Saygın bir vatandaş olmaktan çok uzağım ancak Japon toplumunun tam bir üyesiyim. Sonuç olarak bana göre hayatımı uzatmak için yapmam gerekenler haricinde “düzgünce ölmeye hazır olmak” için gerekli olan her şeyi denedim. Yine de doğru düzgün yapabildiğimi düşünmüyorum. Yaptığım şeylerden biri, güvenebileceğim iki arkadaşımın yardımıyla sahip olduğum az sayıda telif hakkı gibi şeylerle ilgilenecek bir şirket kurmaktı. Bir diğeri ise düzgünce bir vasiyet yazarak sahip olduğum mütevazı varlıkların eşime kalacağını garantiye almaktı. Mirasım konusunda bir anlaşmazlık yaşanacağını düşünmüyordum elbette ama hem bu dünyada bırakacağım eşimin dert edeceği bir şey olmasın istiyordum hem de yapacağım küçük sıçrayışla bu dünyadan göçmeden önce endişelerimden kurtulmak istiyordum.

İşlemler için gerekli olan evraklar ve araştırmalar -ki ne eşimin ne de benim yapmakta iyi olduğumuz konular- harika arkadaşlarımız tarafından hızlıca halledilmişti. Sonrasında zatürre geçirip, ölümün kapısını tıklatıp vasiyetnameme imzamı attığımda, eğer tam da o an oracıkta ölsem, elden hiçbir şey gelmeyeceğini düşündüm.

“Ah… Sonunda ölebilirim.”

Ne de olsa bundan iki gün önce ambulansla Musashino Kızıl Haç Hastanesine getirilmiştim; sonraki gün yine aynı hastaneye ambulansla getirildim. Hatta hastaneye yatırılmam ve birçok tetkikten geçirilmem gerekti. Tetkiklerin sonuçları şöyleydi: zatürre ve göğüste sıvı birikmesi. Doktora (doğrudan) sorduğumda aldığım cevap gayet profesyonelceydi ve bundan bir şekilde memnun olmuştum.

“Bir ya da iki günlük ömrün kaldı… Bunu aşmayı başarsan bile muhtemelen bu ay sonuna kadar ancak yaşarsın.”

Dinlerken sanki bana hava durumunu söyler gibi olduğunu düşündüm, yine de vaziyet korkunçtu.

Bu, 7 Temmuz günüydü. Gerçekten pek acımasız bir Tanabata[3] Festivali’ydi.

Ve böylece hemen orada karar verdim.

Evde ölmek istiyordum.

Etrafımdakilere zahmet verecek olsam da onlardan hastaneden kaçıp eve gitmemin yolunu bulmalarını istedim. Bunu yapabildim; eşimin çabaları, benden umudu kesmek zorunda olmalarına rağmen hastanenin iş birliği, diğer tıbbi tesislerin inanılmaz yardımları ve ancak cennetten gönderilmiş olabilecek sayısız tesadüf sayesinde. Hayatımda bu kadar tesadüfün ve olayın böyle düzgünce yerli yerine oturduğunu hiç görmemiştim, buna zar zor inanabildim. Sonuçta bu Tokyo Godfathers[4] değildi ya?

Eşim kaçışımı ayarlamak için koşturup dururken ben de doktorlardan rica ediyordum: “Yarım günlüğüne bile olsa eve gidebilsem, hâlâ yapmak istediğim şeyler var!” Sonrasındaysa kasvetli hastane odamda yalnız başıma ölümü bekliyordum. Yalnızdım ama düşündüğüm şey buydu.

“Belki de ölmek o kadar kötü olmayacak…”

Beni bu düşünceye iten herhangi bir sebep yoktu. Belki de o anda öyle düşünmem gerekti ama ilginç bir şekilde sakindim ve rahatlamıştım.

Ancak, içimi kemiren bir düşünce vardı. “Burada ölmek istemiyorum…” Tam böyle düşünürken duvarda asılı duran takvimden bir şey çıkıp odaya yayılmaya başladı. “Tanrım, takvimden bir satır çıkıyordu. Halüsinasyonlarım hiç de orijinal değildi.”

Profesyonel içgüdülerimin böyle bir zamanda bile iş başında olması beni gülümsetti ama ne olursa olsun ölüler diyarına hiç o anda olduğumdan daha yakın olmamıştım. Ölümü çok yakınımda hissediyordum ama birçok insanın yardımıyla mucizevi bir şekilde Musashino Kızıl Haç’tan kaçıp eve döndüm ve aklım ölüler diyarındayken örtülere sarındım.

Musashino Kızıl Haç Hastanesine karşı bir nefretim veya eleştirim olmadığını vurgulamalıyım; yani beni yanlış anlamayın. Sadece eve gitmek istiyordum, kendi evime. Yaşadığım eve.

Oturma odama taşınmaktayken bir de herkesin aşina olduğu ölüm döşeği tecrübesini yaşayınca —yüksek bir yerden taşınan bedeni izlemek— çok şaşırdım. Kendime ve etrafıma yerden birkaç metre yüksekten sanki geniş açılı lens ve flaşla bakıyordum. Yatak, odanın ortasındaki kare şekliyle oldukça büyük ve belirgindi. Ve çarşaflara sarılı bedenim o karenin ortasına indiriliyordu. Yeterince nazik indirilmiyormuş gibi görünüyordu ama şikayet etmiyorum.

Böylece, geriye sadece evimde ölümümü beklemek kalmıştı ki görünüşe göre zatürreyi yenebilmiştim.

“Ha?” Bunu şu şekilde düşündüm: “Ölmeyi beceremedim! (kendime güldüm)”

Hepsinden sonra ölümden başka bir şey düşünemediğim için gerçekten de öleceğimi düşünmeye başladım. Aklımın bir kenarında “yeniden doğmak” birkaç kez dalgalandı.

Şaşırtıcı bir şekilde, ondan sonra yaşam gücüm yenilendi. Tüm kalbimle, bunun bana yardım eden insanlar sayesinde olduğunu düşünüyorum; her şeyden önce karım ve desteğini esirgemeyen arkadaşlarım, doktorlar, hemşireler ve hasta bakıcılar.

Yaşam gücüm yenilendiğine göre zamanımı boşa harcayamazdım. Kendime, bana ikinci bir şans verildiğini ve bunu dikkatlice kullanmam gerektiğini söyledim. Böylece, ardımda dünyaya bırakacağım sorumsuzluklardan en az birini olsun silmek istediğimi düşündüm.

Dürüst olmak gerekirse kanser olduğumu sadece en yakınlarıma söyledim. Annemle babama bile söylememiştim. Özellikle, çeşitli iş kaynaklı pürüzler yüzünden, istesem dahi (kimseye) bir şey söyleyemezdim. Kanser olduğumu internet üzerinden duyurmak ve kalan ömrümü paylaşmak istedim ama eğer Satoshi’nin ölüm zamanı belirlenmiş olsaydı ufak da olsa bazı şoklar yaşanabilirdi. İşte bu nedenlerden dolayı tanıdığım bazı kişilere karşı sorumsuzca hareket ettim. Çok üzgünüm.

Ölmeden önce görmek istediğim çok fazla insan vardı; sırf selamlaşmak için olsa bile. Aile ve akrabalar, eski arkadaşlar, ilköğretim ve liseden sınıf arkadaşları, üniversitede tanıştığım arkadaşlar, manga dünyasında tanıştığım insanlar, çok fazla ilham alıp verdiklerim, anime dünyasından masalarında yanlarında oturduğum insanlar, beraber içmeye gittiklerim, aynı işler üstünde rekabet ettiklerim, beraber iyi ve kötü zamanlar geçirdiğim arkadaşlar. Film yönetmeni olmam sayesinde tanıma imkanı bulduğum sayısız insan, sadece Japonya ile kalmayıp bütün dünyadan kendilerini hayranlarım olarak gören insanlar, internet üzerinden edindiğim arkadaşlar.

En azından son bir kere görmek istediğim çok fazla insan var (görmek istemediklerim de var tabii) ama onları görünce “O insanı bir daha asla göremeyeceğim,” düşüncesinin beni alıp götüreceğinden ve ölümü nezaketle kucaklayamayacağımdan korkuyorum. İyileşmiş olsam bile çok az yaşam enerjim kalmıştı ve insanları görmek çok fazla çaba istiyordu. Ne kadar çok insan beni görmek isterse onları görmek benim için o kadar zor oluyordu. Ne ironi ama… Üstelik kanser kemiklerime sıçradığı için belimden aşağısı felçliydi ve yatağa bağımlıydım, insanların sıska vücudumu görmelerini istemiyordum. Tanıdığım insanların çoğunun beni hayat dolu Satoshi olarak hatırlamasını istiyordum.

Bu satırları sorumsuzca davranıp kanser olduğumu onlardan sakladığım akrabalarıma, arkadaşlarıma ve tanıdıklarıma ayırmak istiyorum. Lütfen Satoshi’nin bu bencil isteğini anlayışla karşılayın. Yani Satoshi Kon “Böyle bir adamdı.” Yüzlerinizi hayal ettiğimde, aklıma sadece güzel anılar ve harika gülümsemeler geliyor. Hepinize gerçekten harika anılar için teşekkür ederim. Yaşadığım dünyayı sevdim. Böyle düşünebilmek bile beni mutlu ediyor.

Yaşamım boyunca tanıştığım sayısız insan, olumlu ya da olumsuz, Satoshi Kon olarak bilinen kişinin şekillenmesine yardımcı oldu ve hepsine minnettarım. Sonucu kırklarımın ortalarında erken bir ölüm olsa da bunu bana ait eşsiz bir kader olarak kabul ettim. Her şeye rağmen başıma bir sürü güzel şey geldi.

Şu an ölümü düşünüyorum… ‘‘Diyebileceğim tek şey, bu çok kötü.’’ Gerçekten.

Ancak her ne kadar birçok sorumsuzca davranışımı (insanlara söylemeyerek yaptığım) dert etmiyor olsam da annem, babam ve Madhouse[5]’un kurucusu Maruyama-San[6]la ilgili iki konuda pişman olmaktan kendimi alamıyorum.

Ne kadar geç olsa da doğrularla yüzleşmekten başka çıkar yol yoktu. Onlara beni affetmeleri için yalvarmak istedim.

Beni evimde ziyarete gelen Maruyama-San’ın yüzünü gördüğümde akan gözyaşlarımı ve duyduğum utancı engelleyemedim. “Bu hale düştüğüm için çok üzgünüm…” diyebildim. Maruyama-San hiçbir şey demedi, yalnızca başını salladı ve iki elimi birden tuttu. Minnetle dolmuştum. Onunla çalışacak kadar şanslı olduğum için minnettarlık ve sevinçle dolup taşmıştım. Bencilce olabilir fakat tam o anda bağışlandığımı hissetmiştim.

En büyük pişmanlığım “Rüya Makinesi[7]” filmi. Sadece film için değil fakat film üzerinde birlikte çalışma fırsatı bulduğum insanlar için de endişeleniyorum. Hepsinden sonra, kanımız, terimiz ve gözyaşımızla hazırladığımız film şeritlerinin asla gün yüzüne çıkmama ihtimali var. Çünkü Satoshi Kon orijinal hikayeyi, senaryoyu, karakterler ve arka planlarını, çizimleri, müziği … her bir kareyi sahiplenmişti. Elbette animasyon yönetmeniyle, sanat yönetmeniyle ve ekip üyeleriyle paylaştığım şeyler vardı ama pratikte işin büyük bir kısmı sadece Satoshi Kon tarafından anlaşılabilirdi. Beni işleri böyle ayarlamakla suçlamak kolay fakat benim açımdan bakıldığında vizyonumu diğerleriyle paylaşmak için tüm çabayı göstermiştim. Ancak şu anki durumumda bu alanlardaki yetersizliğim için sadece derin pişmanlık duyuyorum. Tüm çalışanlara karşı gerçekten mahcubum. Yine de birazcık bile olsa beni anlamalarını istiyorum. Satoshi Kon “böyle” bir adamdı; diğerlerinden farklı ve oldukça garip animeler yapabilmesinin sebebi buydu. Bunun bencilce bir mazeret olduğunu biliyorum ama kanser olduğumu göz önünde bulundurun ve lütfen beni bağışlayın.

Tembelce ölümü beklemedim. Şimdi bile yorgun zihnimle çalışmanın ölümümden sonra devam edebilmesi için yollar düşünüyorum. Fakat bunlar hep sığ fikirler. Maruyama-San’a “Rüya Makinesi” hakkındaki kaygılarımı dile getirdiğimde “Tasalanma,” dedi. “Bir yolunu bulacağız, endişelenme.”

Ağladım. İstemsizce ağladım. Önceki filmlerimde de yapım ve bütçe konusunda hep sorumsuzca davranmıştım ama daima benim için “bir yolunu bulan” Maruyama-San vardı. Bu sefer de durum farklı değil. Aslında hiç değişmemişim. Maruyama-San ile gönlümce konuşabilmiştim. Bu sayede, Satoshi Kon’un yeteneklerinin ve becerilerinin bizim sektörde az da olsa değer gördüğünü hissettim.

"Senin gibi bir yeteneği kaybettiğimize üzülüyorum. Keşke yeteneğini bize bırakabilseydin.”

Eğer bunu söyleyen Madhouse’tan Maruyama-San ise öteki tarafa giderken kendimle az da olsa gurur duyarak gidebilirim. Elbette, bunu kimse söylememiş olsaydı bile tuhaf görüşlerimin ve bir şeyleri dakikasında detaylıca çizebilme yeteneğimin yitirilecek olmasına üzülüyordum ama elden bir şey gelmiyordu. Bana bunları dünyaya gösterme imkanı verdiği için Maruyama-San’a tüm kalbimle minnettarım. Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim. Satoshi Kon bir animasyon yönetmeni olarak mutluydu.

Annemle babama anlatmak çok acı vericiydi.

Hâlâ bunu yapabilecek haldeyken ailemin yaşadığı yer olan Sapporo[8]’ya gitmeyi çok niyetlenmiştim ancak hastalığım o kadar hızlı ve can sıkıcı bir şekilde ilerledi ki hastane odamda ölüme çok yaklaştığım bir anda onları telefonla aramak durumunda kaldım.

“Kanserin son evrelerindeyim ve yakında öleceğim. Sizin çocuğunuz olarak doğduğum için çok mutluyum; Baba ve Anne. Teşekkür ederim.”

Ansızın bunları duymak onları yıkmış olmalıydı fakat o anda öleceğimden emindim. Ama sonra eve döndüm ve zatürreyi atlattım. Zor da olsa ailemi görmeye karar verdim. Onlar da beni görmek istiyorlardı ama onları görmek çok zor olacaktı ve benim buna gücüm yoktu. Yine de annemle babamın yüzünü son bir kez görmek istiyordum. Onlara beni dünyaya getirdikleri için ne kadar minnettar olduğumu söylemek istiyordum.

Mutlu bir insandım. Eşime, aileme ve sevdiklerime hayatımı çoğu insandan biraz daha hızlı tükettiğim için bir özür borçlu olsam bile.

Ailem bencil isteklerime uyarak ertesi gün Sapporo’dan evime geldi. Beni yatarken gördüğünde annemin ağzından çıkan ilk sözleri asla unutamam.

“Seni bu dünyaya daha güçlü bir bedenle getirmediğim için üzgünüm!”

Dilim tutulmuştu.

Annem ve babamla sadece kısa bir vakit geçirebildim ama bu kadarı yeterliydi. Yüzlerini görmüş olmanın bile yeteceğini düşünmüştüm, öyle de oldu. Teşekkür ederim; anne, baba. İkinizin de çocuğu olarak dünyaya gelmiş olmaktan çok mutluyum. Kalbim minnettarlık ve pek çok anıyla dolu. Mutluluk kendi başına da önemli ancak mutluluğa değer vermeyi bana öğrettiğiniz için size minnettarım. Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim.

Anneden babadan önce ölmek saygısızca ama geçtiğimiz on yılda bir anime yönetmeni olarak isteklerimi yaptım, hedeflerime ulaştım ve güzel eleştiriler aldım. Filmlerimin çok fazla para kazanmamasına pişmanım ama hak ettikleri değeri gördüklerini düşünüyorum. Özellikle şu son on yılda diğer insanlara nazaran daha yoğun bir şekilde yaşadığımı, annem ve babamın kalbimden geçenleri anladıklarını düşünüyorum.

Maruyama-San ve annemle babamın ziyaretleri sayesinde üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyorum.

Son olarak; beni en çok endişelendiren ancak sonuna kadar beni destekleyen eşime…

Ne kadar ömrümüm kaldığı açıklandıktan sonra birlikte defalarca gözyaşlarına boğulduk. Her gün, ikimiz için hem fiziksel hem de zihinsel anlamda acımasızdı. Anlatmaya kelimeler yetersiz kalır. O zor günlerde hayata tutunabilmemi sağlayan, haberi almamızdan hemen sonra bana söylediğin sözlerdi:

"Sonuna kadar yanında (seninle koşacağım[^maraton]) olacağım.”

Endişelerimi boşa çıkarıp sözlerine sadık kalarak üzerimize çığ gibi gelen talepleri ve ricaları maharetle yönettin ve eşinle nasıl ilgileneceğini hemen öğrendin. Her şeyle o kadar ustaca ilgilenişini izlemek hayranlık uyandırıcıydı.

“Eşim harika biri.”

Artık bunu söyleyip durmama gerek yok mu diyorsun? Hayır, hayır. Sen şimdi, her zamanki halinden bile daha harikasın; bunu gerçekten hissediyorum. Ben öldükten sonra bile Satoshi Kon’u öbür dünyaya zarafetle yolcu edeceğine inanıyorum. Evlendiğimizden beri, çalışmayla öyle kafayı bozmuştum ki ancak kanser olduktan sonra evde biraz vakit geçirebildim, ne yazık!

Ama hep arkamda durdun, kendimi işime kaptırmam gerektiğini, yeteneğimin orada olduğunu hep biliyordun. Mutluydum. Gerçekten mutlu. Yaşamım boyunca ve şimdi ölümü beklerken sana olan minnetimi yeterince ifade edemem. Teşekkür ederim.

Beni endişelendiren daha birçok şey var, sayısız şey, ancak her şeyin bir sonu olmalı. Son olarak, günümüzde böyle bir uygulama olmasa da beni evimde muayene etmeyi kabul eden Doktor H’ye ve hemşire olan eşi K-San’a en derin minnettarlığımı ifade etmek istiyorum. Evde tıbbi bakım gerçekten çok güç ancak sizler kanserin getirdiği sayısız ağrı ve acıyı sabırla bertaraf edip ölüm denen nihai sona kadar vaktimin olabildiğince konforlu geçmesi için çabaladınız. Bana ne kadar yardımcı olduğunuzu anlatamam. Bu kibirli ve aksi hastayla sadece işiniz olduğu için ilgilenir gibi değil de benimle bir insan olduğumu hissettirerek iletişim kurdunuz. Bana nasıl destek olduğunuzu ve ne kadar kurtardığınızı anlatamam. Sizin insani erdemlerinize pek çok kez özendim. Gerçekten çok minnettarım.

Ve -bu sefer gerçekten son- mayıs ayının ortasındaki o teşhisten bugüne hem kişisel olarak hem de iş konularında ruhsal desteklerine sahip olacak kadar şanslı olduğum iki arkadaşım. KON’Stone[9] Şirketi’nin üyesi ve liseden beri arkadaşım olan dostum T ve yapımcı H, ikinize can-ı gönülden teşekkür ediyorum. Çok teşekkür ederim. Sınırlı kelime dağarcığımla ikinize olan minnetimi layıkıyla ifade etmem zor. Eşim ve ben, ikimiz de size çok şey borçluyuz.

Eğer ikiniz yanımızda olmasaydınız, eminim ki, gözle görülür ölçüde daha fazla dehşet ve endişeyle yanımda oturan eşime bakarken ölümü bekliyor olurdum. Size çok şey borçluyum.

Ve son bir istekte daha bulunacağım; ölümümden sonra eşime beni öteki dünyaya göndermesinde yardımcı olabilir misiniz? Eğer benim için bunu yapabilirseniz bu yolculuğa gözüm arkada kalmadan çıkabileceğim. Bunu tüm kalbimle istiyorum.

Bu uzun yazı boyunca benimle birlikte olan herkese teşekkür ederim.

Çeviri Ekibi: @Pyrewrath @Vector @mbes @kurozime @Arqonquin @Shelpe @Ozgur
Çeviri Editörü: @Ozgur
Son Okuma: @Agape


  1. Mektubun ingilizce hali Satoshi Kon's last words | Makiko Itoh : Not a nameless cat.. sitesinden alınmıştır. ↩︎

  2. https://www.yelp.com/biz/武蔵野赤十字病院-武蔵野市?page_src=related_bizes ↩︎

  3. Tanabata (Japonca: たなばた; “Yedinci akşam”), Çin Qixi Festivali kökenli bir Japon festivalidir. Festival, Orihime ve Hikoboshi ilahilerinin buluşmasını kutlamaktadır. Tanabata’nın tarihi ülkeye göre değişir, ancak ilk festivaller Gregoryen takvimine göre 7 Temmuz’da ile başlar. ↩︎

  4. Tokyo Godfathers (2003) - IMDb ↩︎

  5. MADHOUSE Inc. (Japonca: ???, Kabushiki-gaisha Maddohausu), bir Japon animasyon stüdyosudur. Şirket 1972 yılında kurulmuştur. ↩︎

  6. 1941 doğumlu Japon anime yapımcısı. MadHouse’un kurucu ortağı, MAPPA ve Studio M2’nin kurucusu. ↩︎

  7. Dreaming Machine - Wikipedia ↩︎

  8. Japonya’nın Hokkaido prefektörlüğünün merkezi ve bölgenin en büyük şehridir. ↩︎

  9. Kon’s Tone kelime oyunuyla üretilmiş bir isim. Kon’un yani Sathoshi Kon’un Tonu olarak ifade edilebilir ↩︎

12 Beğeni

Sathoshi Kon


Anime dünyasının ünlü ismi, hayata gözlerini 12 Ekim 1963 tarihinde Japonya’nın en güzel şehirlerinden biri olduğu söylenen Sapporo[1]’da açtı. Lisedeyken animatör olma fikri aklında yer etmeye başladı. Kararını verdikten sonra Musashino Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Tasarım bölümüne girdi. Üniversite yıllarında çok sayıda yabancı film izledi ve çalışmalarına ilham kaynağı olan Yasutaka Tsutsui[2]’nin kitaplarını büyük bir iştahla okudu. Bu sırada anime/manga dünyasına ilk adımını atmasını sağlayan “Toriko” adındaki mangayı yazdı.

Üniversiteden mezun olduktan sonra sektörün efsane ismi Katsuhiro Otomo [3]’nun asistanı olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde farklı türden animelerin yapımında çeşitli rollerde görev aldı, mangalar yazdı. Adı asistanı olduğu Katsuhiro Otomo’nun yönettiği Memories adlı film ile duyulmaya başladı. Üç farklı bilim kurgu temelli hikayeye değinen bu “toparlama” çalışmanın ilk öyküsü olan “Magnetic Rose”un senaryosunu yazdı. Kısaca, “The Corona” adlı gemileriyle uzayda dolaşan ve çöpleri temizlemekle görevli dört uzay gezgini, bir yardım çağrısı alır. Çağrıya cevap vermek için sıkıntılı bir bölgeye girmeleri gerekir ve terk edilmiş gibi görünen bir uzay gemisine ulaşırlar. İki kişi çağrının kaynağını bulmak için gemiden ayrılır. Geçmişte ünlü bir opera sanatçısı olan ve çağrının sahibi olduğunu düşündükleri Eva Friedel’in ve kendilerinin anılarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Anıların ne denli güçlü olduğu ve yıkıcı olabileceğini anlatan, gerçek ile gerçek olmayanın birbirine geçtiği bu öykü, onun gelecekte yaratacağı eserlerin erken bir habercisidir adeta. (Diğer iki öykü de ilginç ve farklı tatlarda, izlemenizi tavsiye ederim)


Bu başarının ardından bir nevi kendini kanıtlasa da, asıl yükselişi 1997 yılında yönettiği
Perfect Blue ile gerçekleşti. Bu yapıt onun ilk filmi olmasına rağmen “ilk filmdeki hatalar görmezden gelinir” diyerek hareket etmemiş, en ince detayları bile ustaca kurgulanmış bir film ortaya koymuştur. Beyin yakan senaryosu, gerçek bir film izliyor gibi hissettiren renk paleti seçimi, Holywood’u kıskandıran sahne ve geçişleriyle (Siyah Kuğu ve Bir Rüya İçin Ağıt filmleri Perfect Blue’dan esintiler barındırmaktadır) Perfect Blue, adı gibi “kusursuz” denilebilecek bir başlangıç filmidir. Kısaca kariyerinde değişim ve imaj değişikliği kararı alan ana karakterin yaşadığı olayları anlatan filmde çoklu kişilik bozukluğu, takıntılı hayranlık, mahremiyet gibi kavramları da altmetinde irdeleniyor.

Film içerisinde sinema sektörüne çeşitli eleştiriler de mevcut. Satoshi Kon’un henüz internetin yeni yeni dünya çapında bir ağ olmaya başladığı dönemde siber zorbalık olarak adlandırabileceğimiz bir durumu öngörüp kurgusunun içine ustaca yerleştirmiş olması ise takdire şayan (filmin yapım yılında ülkemizde internet yeni hizmete açılmıştır).Sürekli artan gerilim ve ne olacağı kestirilemeyen senaryosu ile şans vermeniz gereken bir film Perfect Blue. Yoshikazu Takeuchi’nin[4] aynı adlı romanından uyarlanmasına karşın, Satoshi Kon tıpatıp bir uyarlama yapmanın doğru olmayacağını düşünerek gerekli gördüğü noktalarda senaryoyu değiştirmiştir. Daha sonra romana daha sadık olan Perfect Blue: Yume Nara Samete adlı 2002 yapımı bir film de çekilmiştir. Merak edenler bu filme de göz atabilirler.

Perfect Blue’nun ardından 2001 yılında Millenium Actress ile tekrar sahneye çıkan Satoshi Kon, bu filmiyle ününe ün kattı. Önceki filme göre daha sakin bir yapıya sahip olan bu film Japon toplumunun aşka bakışını, zaman içerisinde toplumda yaşanan değişimleri ve sinemayı merkezine alıyor. Bir aktris olan ana karakterin hayatı üzerinden bunları yapan filmde, Satoshi Kon bu sefer zamanı büküyor. Geçmiş ve şimdiyi aynı kadraja sığdırarak farklı bir tat sunuyor. Japon tarihine göndermeler de barındıran ve film içinde filmler izleyeceğiniz bu eser duygusal anlar yaşamanıza da sebep olabiir.


Tüm bunlarla beraber sektörde yerini iyice sağlamlaştıran Satoshi Kon, Millenium Actress’den iki yıl sonra, 2003’te, üçüncü projesi Tokyo Godfathers ’ı duyurdu. Önceki iki filminden daha fazla maliyete sahip olan bu filminde, birey psikolojisinden uzaklaşıp, toplum olgusuna ustaca işliyor. Üç evsiz karakterin Noel gecesi bir bebek bulmalarıyla başlayan ve bir “tesadüfler zinciri” ile devam eden, bebeğin ailesini bulma arayışlarının anlatıldığı bu film, Kon’un önceki filmlerinden farklı olarak komedi unsurlarını da başarılı bir şekilde barındırıyor. Hatta film sizi sonlarına doğru öyle bir hale büründürüyor ki, en absürt olduğunu düşünmeniz gereken durumlar, olması gereken aslında o şekliymiş gibi gelmeye başlıyor. Sizlerden bir Noel filmi tavsiye etmeniz istendiğinde, tavsiye edebileceğiniz güzel seçeneklerden biri Tokyo Godfathers.

2004 yılında, yine psikolojik çözümlemeleri ile öne çıkan bir Satoshi Kon klasiği denilebilecek, Mousoui Dairinin adında 13 bölümlük bir dizi yönetti. İzlemesi biraz zor olsa da psikolojik gerilim türünü sevenlerin beğenerek izleyeceği bir anime olduğunu belirtelim. Ayrıca Kayıp Rıhtım’da bu anime seri ile ilgili daha önce yayımlanmış olan bu yazıya da göz atabilirsiniz.

2006 yılına geldiğimizde Satoshi Kon’un belki de en bilindik, en farklı ve de hayal dünyasının ne kadar geniş olabileceğini fark etmemizi sağlayan filmi vücut buldu: Paprika . Ustalık eseri diyebileceğimiz bu filmi anlatmak gerçekten de zor.

Daha ilk sahneden izleyicisini rüyaların arasına atan Satoshi Kon, internet ve rüyaların birbirine benzediğinden dem vurarak düşüncelere sevk ederken, muhteşem müzikleri ve muazzam açılış sekansını başlatarak ufak çaplı bir şok yaşatıyor adeta. Rüyaların mahremiyeti, modern insanın kendini kabullenme noktasında yaşadığı problemler, kadın erkek ilişkileri ve daha fazlasını ele alan bu filmin her bir sahnesinden ayrı bir anlam çıkarmak mümkün. Bu filmiyle Satoshi Kon’un daha önce de bahsettiğimiz sahne geçişlerindeki ustalığını ayrı bir boyuta taşıdığını ve filmin yazının başında eserlerini okuduğunu söylediğimiz Yasutaka Tsutsui’nin aynı adlı romanından esinlenildiğini es geçmeyelim.

9

Son sahneye çıkışını ise Ani*Kuri 15 projesi ile gerçekleştirdi. Ani*Kuri 15, on beş anime yapımcısının birer dakikada hayata dair istedikleri bir duyguyu anlatmalarının istendiği minik bir projedir. Satoshi Kon “ Ohayo ” ismindeki mini animesiyle bu projeye katıldı. Bir dakikada kendi tarzını sonuna dek hissettirmesi gerçekten etkileyici bir deneyim. Projedeki diğer mini animeler de sıcacık ve izlenmeyi hak ediyor.
Kariyeri boyunca kendisiyle çalıştığı ve sıradışı notalara imza atan Susumu Hirasawa’nın da ismini burada anmış olalım.
Satoshi Kon, 2008 yılında bu şahane kariyerini belki de çok daha üstün bir seviyeye taşıyacak yeni bir proje üzerinde çalışmaya başladı. Ancak 2010 yılında yakalandığı ve son nefesine kadar mücadele ettiği pankreas kanserine yenik düşmesi nedeniyle proje yarım kaldı. Filmi Satoshi Kon’un hatırasına yakışır bir şekilde çekme kararı alan stüdyo, daha sonra filmin Satoshi Kon olmadan çekilemeyeceğini açıkladı ve proje rafa kalktı.
Âyinesi iştir kişinin. Anime dünyasının David Lynch’i olarak anılan Satoshi Kon’un vefatına kadar neler yaptığına bakıp, daha neler neler izletirdi bizlere diye düşünmekten kendini alamıyor insan. Huzur içinde yatsın.
Not: Satoshi Kon’un vefatından kısa bir süre önce izlenmesi gerek diyerek paylaştığı film listesine buradan ulaşabilirsiniz:
İlk 50 film: https://mubi.com/lists/satoshi-kons-list-of-100-films-part-1-of-2
İkinci 50 film: https://mubi.com/lists/satoshi-kons-list-of-100-films-part-2-of-2

Kaynakça:
~ https://www.animeler.net/galeri/agustos-ayinin-yonetmeni-satoshi-kon
~ https://satoshikon.fandom.com/wiki/Satoshi_Kon
~ https://www.imdb.com/name/nm0464804/
~ https://www.youtube.com/watch?v=oz49vQwSoTE
https://www.birdizihaber.com/2017/04/ruyalar-aleminin-ustasi-satoshi-kon/


  1. Japonya’nın Hokkaido prefektörlüğünün merkezi ve bölgenin en büyük şehridir. ↩︎

  2. Toki O Kakeru Shojo (1967) ve Papurika (1993) isimli iki animelerin uyarlandığı romanların da yazarı Japon yazar. ↩︎

  3. 1954 doğumlu Akira’nın da yazarı olan ünlü mangaka. ↩︎

  4. Perfect Blue’nun uyarlandığı romanın da sahibi Japon yazar. ↩︎

9 Beğeni

Harika bir işe imza atmışsınız. Bu çalışmada emeği geçenlere teşekkür ederim. Yazının başından sonuna dek gözümü kırpmadan okudum desem yeridir. Öleceğini bilen bir insanın tüm doğruluğuyla hayata veda edişini dakika dakika hissettim açıkçası.

9 Beğeni

Bugün, Satoshi Kon’un vefat yıl dönümü. Eserlerini konu alan (benim yeni keşfettiğim) podcastler ve önümüzdeki aylarda gösterime girecek biyografik filmi sizlerle paylaşarak kendisini anmak istedim.

Belgesel Film

Film, Satoshi Kon’un hayatı ile eserlerine odaklanan ve hakkında yapılmış röportajlar içeren biyografik bir belgesel aslında. Yönetmeni, filmin önümüzdeki güz döneminde dünya çapında gösterime girmesinin planlandığını söylüyor.
IMDb sayfası: Satoshi Kon: The Illusionist
Belgesel fragmanı: https://youtu.be/G1a1afSAWyU

Ghibliotheque: Konology Podcast

Her bölümünde Kon’un bir filmini masaya yatıran bu podcast serisini aşağıdaki linkler üzerinden dinleyebilirsiniz.
1. Bölüm: Perfect Blue
2. Bölüm: Millennium Actress
3. Bölüm: Tokyo Godfathers
4. Bölüm: Paranoia Agent (Mousou Dairinin)
5. Bölüm: Paprika
6. Bölüm: Ohayo, Dreaming Machine
Not: Podcastlar İngilizce.

The AFA Podcast

The AFA Podcast - 150. Bölüm: Satoshi Kon
Not: Podcast İngilizce.

Bunların yanında Satoshi Kon’un bir Berserk AMV’si yönettiğini öğrendim.

Geride bıraktığın harika eserler için teşekkürler Satoshi, huzur içinde yat.

:white_flower:

1 Beğeni