İzlenilesi, dinlenilesi.
…
sözün gelişi ben keçecizâde irfan
mekteb-i tıbbiye’nin üçüncü sınıfından
hürriyet kıdemlisi
mühendishane-i berr-i hümâyûn’dan
halil cebel-i bereket
bendeniz
topkapı’lı cevdet
ikinci mim mim grubu’ndan
üç yüz otuz altı senesi
teşrin-i sâni’nin yedisinde
anadolu’ya iltihâk eyledik
üç dâr-ül-muallimin talebesi
mekteb-i harbiye derseniz
ben mustafa kemal
selânik
yürüyün çocuklar
siz bizi göremezsiniz
büyük yumruklar gibi sıkılı içinizde
gizli bir yerinizdeyiz
çünkü sesimizde deprem sesleri var
sizin sesinizde
çünkü sizin gözleriniz
bizim gözlerimiz
her uzvu girdibâd-ı havayiçle sarsılan
bir neslin oğlusun
bunu yâd et zaman zaman
asrın unutma bârikâlar asr-ı feyzidir
her yıldırımda
bir gece bir gölge devrilir
bir ufk-u itilâ açılır yükselir hayat
yükselmeyen düşer
ya terakki ya inhitat
Attila İlhan - Ferdâ (Bela Çiçeği kitabından)
I was angry with my friend;
I told my wrath, my wrath did end.
I was angry with my foe:
I told it not, my wrath did grow.
And I waterd it in fears,
Night & morning with my tears:
And I sunned it with smiles,
And with soft deceitful wiles.
And it grew both day and night.
Till it bore an apple bright.
And my foe beheld it shine,
And he knew that it was mine.
And into my garden stole,
When the night had veild the pole;
In the morning glad I see;
My foe outstretched beneath the tree.
A Poison Tree - William Blake
Dostuma öfkelenmiştim:
Öfkemi söyledim, geçti öfkem.
Düşmanıma öfkelenmiştim:
Dile getirmedim, büyüdü öfkem.
Ve korkularla suladım öfkemi,
Gece gündüz gözyaşlarımla:
Güneşi gülücükler oldu onun,
Yumuşacık yalanlar, hileler.
Gece gündüz büyüdü öfkem,
Sonunda olgun bir elma verdi,
Düşmanım gördü bu elmayı,
Biliyordu ki benim elmamdı.
Bahçeme girdi elmamı çalmaya,
Gece örttüğünde kutbun yüzünü;
Sabah olduğunda ne görsem iyi,
Düşmanım serilmiş ağacın altına.
Zehirli Bir Ağaç - William Blake
Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar
Bu aralar divan edebiyatına merak saldım. Şöyle sevdigim bir iki şiiri bırakıyorum.
Avni(2. Mehmed) Divanından:
Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana
Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl
Mûr hâlin nice arz ede Süleyman’ım sana
Şem’i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar
Hoş yanar yıkılır ey şem’-i şebistânım sana
Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben
Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana
Dün rakîbin cevrini men’ eyledin ben hastadan
Eyledi te’sir gûyâ âh u efgânım sana
Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum
Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana
Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî’nin harâb
Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana
Fuzuli Divanından:
Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
Her ebrulu güzel elinde bir hançeri hunriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimse ki âşıktır işi ahü figandır
Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
Gel derse Fuzûlî ki güzellerde vefa var
Aldanma ki şair sözü elbette yalandır.
Baki Divanından:
Âlâyiş-i dünyâdan el çekmege niyyet var
Yakında adem dirler bir şehre azîmet var
Uçdı bu fezâlardan mürg-ı dil-i nâlânım
Ârâm idemez oldum efkâr-ı seyâhat var
Nûş eylese bir âşık tâ haşre dek ayılmaz
Bezm-i feleğin bilmem câmında ne hâlet var
Bu hâlet ile ey dil sağ olmada âlemde
Derd ü gam-ı dilberle ölmekte letâfet var
Gitdükçe harâb eyler mülk-i dil-i vîrânı
Dehrün bu cefâsından bir şâha şikâyet var
Ser terkine kâ’ildir dünyâya gönül virmez
Terk ehlinin ey Bâkî başında sa’adet var.
Fuzuli’den devam.
Bende mecnundan füzun aşıklık istidadı var
aşık-ı sadık benem mecnunun ancak adı var
kıl tefahür kim senin hem var ben tek aşıkın
leylanin mecnunu şirinin eğer ferhadı var
ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle
derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var
öyle bed-halem ki ahvalim görende şad olur
her kimin kim dehr cevrinden dil-i naşadı var
gezme ey gönlüm kuşu gafil feza-yı aşkta
kim bu sahranın güzer-gahında çok sayyadı var
ey fuzuli aşk men’in kılma nasihten kabul
akl tedbiridir ol sanma ki bir bünyadı var
Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever
Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever
Her kimün âlemde mıkdârıncadur tab’ınde meyl
Men leb-i cânânumu Hızr Ab-ı Hayvânın sever
Başa dem düştükçe taksîr eylemez eyler meded
Ol sebebden muttasıl çeşmüm ciger kanın sever
Müşg-i Çîn âvâre olmuşdur vatandan men kimi
Hansı şûhun bilmezem zülf-i perîşânın sever
Şu ki ser-gerdân gezer başında vardur ki hevâ
Gâlibâ bir gül-ruhun serv-i hırâmânın sever
Akıbet rusvâ olub mey-tek düşer il ağzına
Kim ki bir ser-mest sâkî lâ’l-i handânın sever
N’olacakdur terk-i ışk etme Fuzûlî vehm edüb
Gâyeti derler ola bir bende sultânın sever
Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni.
Az eyleme inayetini ehl-i dertten
Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni.
Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni.
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni
Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni
Öyle sermestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir;
Ben kimim, sâki olan kimdir, mey ü sahbâ nedir?
Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem
Sorsa canân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir.
Vasldan çün âşıkı müstağni eyler bir visâl
Âşıka mâ’şuktan her dem bu istiğnâ nedir?
Hikmet-i dünyâ vü mâfîhâ bilen ârif değil.
Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâfîhâ nedir.
Âh ü feryadın Fuzûlî incidipdir âlemi
Ger belâ-yı aşk ile hoşnûd isen gavgâ nedir
Beni cândan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem‘i yanmaz mı
Kamu bîmârına cânân devâ-yı derd eder ihsân
Niçin kılmaz bana dermân beni bîmâr sanmaz mı
Gamım pinhân tutardım ben dediler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı
Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı
Gül-i ruhsârına karşu gözümden kanlı akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı
Değildim ben sana mâ’il sen etdin aklımı zâ’il
Bana ta‘n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı
FUZÛLÎ rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı
Aşiyan-i mürg-i dil zülf-i perişanındadır
Kanda olsam ey peri gönlüm senin yanındadır
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır
Çekme damen naz edip üftadelerden vehm kıl
Göklere açılmasın eller ki damanındadır
Bes ki hicranındadır hasiyyet-i kat’-i hayat
Ol hayat ehline hayranem ki hicranındadır
Ey Fuzuli şem’-veş mutlak açılmaz yanmadan
Tablar kim sünbül rişte-i canındadır (Altaki besteyi yapay zekaya yaptırmışlar. Daha iyisini bulamadım)
Perîşan-hâlin oldum sormadın hâl-i perîşânım
Gamından derde düşdüm kılmadın tedbîr-i dermânım
Ne dersin rûzgârım böyle mi geçsin güzel hânım
Gözüm, cânım, efendim, sevdiğim, devletli sultânım
Esîr-i dâm-ı aşkın olalı senden vefâ görmen
Seni her kande görsem ehl-i derde âşinâ görmen
Vefâ vü âşinâlık resmini senden revâ görmen
Gözüm, cânım, efendim, sevdiğim, devletli sultânım
Değer her dem vefâsız çerh yayından bana bin ok
Kime şerh eyleyem kim mihnet ü endûh u derdim çok
Sana kaldı mürüvvet senden özge hîç kimsem yok
Gözüm, cânım, efendim, sevdiğim, devletli sultânım
Gözümden dem-be-dem bağrım ezip yaşım gibi gitme
Seni terk etmezem çün ben beni sen dahi terk etme
İgen hem zâlim olma ben gibi mazlûmu incitme
Gözüm, cânım, efendim, sevdiğim, devletli sultânım
Katı gönlün neden bu zulm ile bî-dâda râgıbdır
Güzeller sen tegi olmaz cefâ senden ne vâcibdir
Senin teg nâzenîne nâzenîn işler münâsibdir
Gözüm, cânım, efendim, sevdiğim, devletli sultânım
Nazar kılmazsın ehl-i derd gözden akıdan seyle
Yamanlıkdır işin uşşâk ile yahşi midir böyle
Gel Allâhı seversen bendene cevr etme lutfeyle
Gözüm, cânım, efendim, sevdiğim, devletli sultânım
FUZÛLÎ şîve-i ihsânın ister bir gedâyındır
Dirildikçe seg-i kûyun ölende hâk-i pâyındır
Gerek öldür gerek ko hükm hükmün rây râyındır
Gözüm, cânım, efendim, sevdiğim, devletli sultânım
Bu Gece Bendeki Canıma - Hasret Gültekin
Bu gece
ben giderim resmim kalır,
belli ki bir hevesim kalır,
gözüm arkada kalmaz,
Seni göresim kalır…
Sesim kalmaz,
sözüm kalmaz,
yarım kalır bir öykücük,
bozulmuş bir tılsım kalır.
Güze ulaşır vakit
kurur dallar,
ayaz kalır…
gece çöker baykuş öter,
yaşanmamış bir yaz kalır.
Söner içimdeki yangın,
direnen kımıl, göğ ekinler,
açar güneş,
mevsim ilkbahara döner,
yemyeşil bir tınaz kalır.
Alacak renkler susar,
ortada tek “beyaz” kalır.
Çürür düzen zulüm biter,
kar altında gülüm biter,
vakit ulaşır yolum biter,
bir de yasak “adım” kalır.
Toplatılır yazılarım,
yakılır dizelerim,
kurutulur gözlerim,
geride genç ölüm kalır.
Sevgilim Ben Şimdi - Cemal Süreya
Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
“Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz”.
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
O gülün yüzü gülmüyor sensiz
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
Hepten hüzünlü bu günlerde
Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
Masada tabaklar neşesiz
Koridor ıssız
Banyoda havlular yalnız
Mutfak dersen - derbeder ve pis
Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
Vantilatör soluksuz
Halılar tozlu
Giysilerim gardropda ve şurda burda
Memo’nun oyuncak sepeti uykularda
Mavi gece lambası hevessiz
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
Radyo desen sessiz
Tabure sandalyalardan çekiniyor
Küçük oda karanlık ve ıssız
Her şey seni bekliyor her şey gelmeni
İçeri girmeni
Senin elinin değmesini
Gözünün dokunmasını
Ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi
Seyyid Nesimi’den müthiş bir şiir.
Ey nazı çok dil- ber beni yandırma hicrin narına Çün yanarım pervane tek şem’- i ruhun envarına
Hicrin şarabı acıdır müştaka içirme anı Niçin ki yar ol ağuyu içirmez ey can yarına
Hüsnünden ey şems ü kamer afaka düştü fitneler Kimdir yeten endişesi zülfü robun esrarına
Dünya vü ukbada bana maksud sensin yoksa ben Ukbaya sensiz bakmazam hem dünyenin mikdarına
Vaslından oldum çün gani mülk ile mali n’eylerim Ben künfekanı vermişim vasi- ı ruhun didarına
Saçar hayalin nakşını lü’lü’- i şeb- varı gözüm Ey işleri dür- dane bak ol lü’lü’- i şeh- varına
Yüzün "ene’l- Hakk’ı beni zülfünde ber- dar eyledi Mansur olandır asılan alemde aşkın darına
Tesbih ile seccade çün zerk ehlinin erkanıdır Aşıklara zülfün yeter da’vet kılan zünnarına
Ger vasıl olmak yar ile istersen ey aşık bu gün Gel ur Nesimi tek kafa kevn ü mekanın varına
YIKILMA SAKIN - İsmet Özel
Sana durlanmış kelimeler getireceğim
pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler
kelimeler, bazıları tüyden bazısı demir
seni çünkü dik tutacak bilirim
kabzenin, çekicin ve divitin
tutulduğu yerden parlayan şiir.
Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı
sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin
çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.
Her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan
acılar bile duymadım kof yürekler önünde
beynim her sabah devrimcinin beyniydi
ayaklarım donukladı gelgelelim
sağlığın yerinde mi?
Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
halkın doğurgan dünyasına dalmakla
onların güneşe çarpan sesini anlamayan
dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
yılgı yanımıza yanaşamazken
bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
yıkılmak elinde mi?
Boşuna mı sokuldu bankalara
petrol borularına kundak
kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi
varsın zındanların uğultusu vursun kulaklarımıza
yaşamak
bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.
Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir
ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana
öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar
sevgiyle hatırlansa bile hatta.
Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim
bütün devrimcilerin çektikleri
biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır
dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki
pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak
ama budandıkça fışkıran da bizleriz
ölüyoruz, demek ki yaşanılacak…
‘‘Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?’’
[N.F.K]