Konuda biriken yaklaşık 600 mesajı okudum ve içimden bir parça bile kitap almak gelmedi. Normalde sepet hazırlardım. İçim çömelmiş olsa gerek. 
Bende almak isteği ara ara oluyor. Özellikle Hasan Ali Yücel Klasikler gördüğüm zaman ekrana elimi sokup kitabı çekesim geliyor 
Hasan Ali Yücel konusunda hiçbir evrede bir istek oluşmadı. Genelde bu seri için hep " Eh, iyi tamam alayım bari, en azından güvenilir, mıh…" düşüncesindeyimdir. Tasarımları o kadar itici geliyor ki buradaki bazı arkadaşlar bana çemkirebilir ama belirteyim ki elimde içine kurbağa iksiri koyulmuş su tabancası var.
Yormayın beni. Çocukluğumdan beri krem rengi ve türevlerini sevmem fakat sorun tam olarak bu değil. Sorun klasik okumaya kalkıştığımda yaşadığım sıkılganlık. O kapakların rengi, tasarımı tam da benim kıvranışlarımı çağrışıran türden olması. Bana öyle gelmesi. İçlerinde en enerjik hikâye bile olsa benim bi’ midem irkilir, gözüm çapılır. 
Yaklaşmayın! Gerçekten
yapar ![]()
Zevkler - renkler meselesi. Bende kapağı mesela kitap okuma isteği yaratıyor. Ayrıca kitaplıkta duruşu kahve alıp seyretmelik.
john cheever yüzücü’yü gördüm sanki☺️
özellikle kitaba ismini veren yüzücü muhteşem derinliği olan bir hikayedir, amerikan rüyasının boyasını siler atar…
cheever favorim yazarlarımdandır, umarım beğenirsiniz
Rengine ve tasarımına bir şey demem de, klasik okumaya kalkıştığımda ruh hâlim aynen böyledir.
Eskiden bende klasik konusunda çekingendim fakat okumaya başlayınca o kadar korkunç olmadıklarını farkettim. Özellikle bazı klasikler kalın olmasına rağmen hemen bitiyor.
Okumaya başlıyorum ama bir süre sonra sıkılıyorum, ilerleyemiyorum. Belki ileriki zamanlarda alışırım.
Dostoyevski falansa sıkabilir. Ben klasik okumaya Monte Cristo Kontu ile giriş yapmıştım. Umarım alışırsınız 
Bende de böyle bir sıkıntı var. Özellikle Rus Edebiyatına karşı bir önyargı oluştu bende. Derdime iyice dert katacak konuları değil de aralarından ilginç olanları seçip bu sıkıntıyı aşmaya çabalıyorum. Belki siz de böyle bir çözüme gidebilirsiniz.
Hasan Ali Yücel kitap tasarımlarını bende sevmiyorum, renk, kapak, boyutlar görünce bile rahatsız ediyor, bu nedenle kitaplık yerine kapalı dolaplara koyuyorum. 
Ağlamıyorum gözüme toz kaçtı ![]()
Mesele çekingenlik değil benim için. Şimdi otursam Dostoyevski de bitiririm sabaha kadar başka herhangi bir yazar da. Sorun genel itibariyle sıkıcı olmaları. Sürekli bir sıkıntı, problem, depresyon, acı, hayat dersi vs. olması. Beni bilenler zaten hayatımın her saniyesinde kaotik ve sorunlarla dolu olduğunu bilir. En basitinden dün normal bir gün olarak başladı ama hastanede bitti. Tam atlattık derken hop annem de hastanelik olmuş. Bu bazılarına komik, bazılarına büyük bir şey gibi gelebilir ama bana çok sıradan geliyor. Evde çay demelemek gibi geliyor. Çayı da unutmuşuz taşmış, gibi bir tepki veriyorum. O kadar çok koldan sorunum var ki bir noktada doyum oluşuyor.
Ailevi sorunlar yüzünden bir çalışanım gözümün önünde kendisini doğradı mesela. Herkes şoka filan girdi fakat benim için hayatta olabilecek şeyler kategorisine giriyor artık bu tip şeyler. Hani ben örnek olsun diye aklıma ilk gelen örnekleri yazdım. Hepsiyle baş edemeyince hiçbir şeyle baş etme prensibi yaşıyorum. Kendimi bildim bileli hayatım bu denli kaotik. Hâl böyle olunca ve orada bir karakter üç yüz sayfa ağıt yakınca benim içim bayılıyor ya da karakterin yaşadığı olaylar bana çok basit geliyor. Kendi karakterime zıt olduğu için üstüne bir de sinirleniyorum.
Beni fantastiğe iten şey de bu belki. Adamlara ejderha saldırıyor, ne bileyim bir yerde tıkılıp kalıyorlar, bir gün uyandığında garip bir yetisi oluyor… Bunlar daha sıradışı olduğu için kafamı dağıtıyor. Tolstoy’un çok amaçsız öyküleri var mesela. Sayfalar dolusu okuyorsun sonuç yok, olay olay değil gibi. Zaten ben bunları okuyunca unutuyorum hemen çünkü sıkıyor beni. Türk klasikleri veya edebiyatı ise o bildiğimiz eserler bana çok avam geliyor. Televizyonu açıp bir dizi bulun isimleri değiştirin pek bir fark yok. Ben bu kitapların özüne baktığımda karakterlerin kendi hayatlarını zorlaştırmak için elinden geleni yaptığını, korkak olduklarını ve gerçekle yüzleşemediklerini gözlemliyorum. Olan şeyi reddetmek, kabul etmemek başlı başına bir sorun. Bu debdebenin içinde daralacağıma Jules Verne okur maceraya atılırım daha iyi.
Mutlaka okumadıklarımda farklı olanlar vardır. Okumuyor değilim ama tercih listemde en sonda geliyorlar. Bazı kitaplar da o an içinde bulunduğunuz sıkıntının aynısını veya benzerini işliyordur. Yine aynı sıkıcı durumdur fakat o an başka birisinin de sizin gibi hissetmesi, düşünmesi iyi geliyordur ya da önceden aşamadığınız bir durumu anlatıyordur ve size zihnen yalnız değilmişim düşüncesi ile rahatlatır fakat benim için bu da geçerli değil. Geçmiş gitmiş bir şekilde baş etmişim ve atlatmışım olarak gördüğüm için aynı sorunu tekrar anımsayıp kendimi bunaltmış oluyorum. Hayatımda buna ayıracak vaktim yok. Atlarım bir sandığın üstüne Diskdünya’da gezinirim daha iyi. Bunu yapma olasılığım yok. Öbürünü ise yaşadım, bitti. Beni eğlendirmiyor. Bu noktada sadece yazarın o durumu karakterler üzerinden anlatışına, durumu aktarma becerisine bakıp kendimce tartıp başarılı veya başarısız bulabilirim.
Benim bakış açım böyle yani. Klasiklere karşı bir antipatim veya ön yargım yok. Bir dönem okudum fakat beni tatmin etmiyorlar. Basit geliyorlar.
Ben demek istediğinizi çok iyi anladım. Yeterli dozajda acı, dram, kaos, gerilim olunca insanın hayatında bırakın bir hikayeyi yeri geliyor ağlayan bir insan görmek dahi insanı yoruyor, boğuyor, hırpalıyor. Benim de kaçış noktam bu dünyadan çok uzak, kurmaca fantastik dünyalarda kaybolmak oluyor bazen. Fantastiğin insana verdiği haz çok farklı. Hem rahatlamaya yardımcı oluyor hem hayal gücünü geliştiriyor diye düşünüyorum.
Öncelikle geçmiş olsun. Ne demek istediğinizi çok iyi anladım. Bende devamlı klasik okumuyorum, öyle bir algı olmasın
Genelde karışık gidiyorum. Polisiye, gerilim/korku, bilim kurgu, klasikler. Sadece fantastikle çok aram yok. Bende çok dram sevmediğim için ve de dili ağır olduğu için Dostoyevski okuyacak cesareti daha gösteremedim. Genelde kendi ilgimi çeken türde klasikler okuyorum. Zaten klasiklere Dostoyevski’ den başlanırsa %95 klasiklerden soğuyor insanlar. En azından ben öyle gözlemledim.
İlknokta uçuşa geçti yine, Kent kitabının temin ediliyor durumundan, temin edildi, paketleniyor ve kargolandı durumuna geçmesi dakikalar sürdü.
Çıkış tarihi 3 Temmuz olmasına her zamanki gibi bir gün önce kargoya verildi.
Güzel paketlenmiş bir kargo bekleniyor artık.
Trendyol siparişlerim az önce tamamlandı.2-3 gün içerisinde 2 siparişim de elime ulaşmış oldu.Paketleme harika değil ama kitaplar hasar görmemişti kendi kargoları ile gönderdikleri için.Yurtiçi,Aras vs ile göndermiş olsalar hasarlı olacakları kesindi.
Şurası sadece 27.50 TL,daha mutlu olamazdım 
Az önce geldi benimde iki şehrin hikayesi. Trendyol bilgilendirmen için tekrar teşekkürler.
En son buraya yazdığımda bu son demiştim ama tabii ki son olamadı… Zaten fotoğraftakilerin çok büyük bir kısmı kardeşimin ve @taurenim’in doğum günü hediyeleri oldu.
Yunan Mitleri, Kızların Suskunluğu, Tarih ve Argonautika’yı ben kendim Kitapyurdu’ndan sipariş etmiştim. Jetteslim ile geldi. Kargo takibinde kuryeyi haritadan göstermeleri hiç güzel bir özellik olmamış, 15 dakikada bir adama baktım neredeymiş diye
.Lovecraft Bütün Hikayeleri ve Binbir Gece Polisiyeleri’ni kardeşim aldı.
Geri kalan hepsi @taurenim’den, forumdaki herkese bir @taurenim lazım
.Kendim çok pahalı oldukları için almayı hep ertelediğim kitapları almışlar sağ olsunlar
.Edgar Allan Poe’nun 2. cildinin sırtında sinir bozucu bir problem var ama iki cilt jelatinle kaplı olduğu için geç fark ettik.
Son olarak da ilk kez YKY Taşkent kitaplarım oldu ve üç kitabın da sırtı birbirinden farklı
. Bu konuda Taşkent okuma rehberinin altında konuşulmuştu sanırım, gerçekten çok ilginç bir durum
.



