Ne kadar kötü birisin muzır neşriyat. 99’dan beri yayıncılık yapan Lotus ve alt yayınenvi olan Kent ve Patara’nın bütün yazarlarına bu iftirayı, bana çamur atarken yapmış oldun.
Kitaplarım ve dergilerdeki öykülerim parayla basılmadı bilmiş ol.
Ne kadar kötü birisin muzır neşriyat. 99’dan beri yayıncılık yapan Lotus ve alt yayınenvi olan Kent ve Patara’nın bütün yazarlarına bu iftirayı, bana çamur atarken yapmış oldun.
Kitaplarım ve dergilerdeki öykülerim parayla basılmadı bilmiş ol.
Sen ad hominem yapınca ben de sana yapayım dedim, hoşuna gitmedi, değil mi?
Bir kitabın kapağını tartışırken insanların kaç kitabı olduğu ya da kitaplarını nerede bastırdığı önemli değildir. Tartışmayı ilgisiz konuları öne sürüp kazanmaya çalışmak tartışma adabına yakışmaz, bu dersimizde sana bunu öğretmeye çalıştım.
Tartışmanın başından itibaren okudum ve @SJack 'e yapılan yorumu haksız buldum.
Bir okurun kitaplığında 0 kitap da olabilir. Evinde kitap tutmayan ya da kütüphanede okuyan, satın aldığı kitabı okuduktan sonra birilerine veren okurlar var. Yahut evine yüzlerce kitap alıp hiç okumayan insanlar da var. Bir insanın evindeki kitap sayısı ile okuduğu kitap sayısı arasında korelasyon yoktur. Ayrıca bir kitap kapağını beğenmekle kitap okumak arasında da korelasyon yoktur bu bir zevk meselesi. Neresinden bakarsak bakalım tutarsız bir tartışma.
Not: Bahsedilen kitap kapakları bence de kötü.
Bir okurda 0 kitap olabilir. @SJack de olamaz. O bir okurdan çok daha fazlasıdır. 1000 üstü ![]()
1000 tane yok üzgünüm Erce. ![]()
Gereksiz sataşmadan çok ben motivasyonu merak ediyorum. Emre bey neyden alındı, gücendi de böyle bir meseleye girişti acaba.
Motivasyonum ithaki dışındaki her yazara ve yayınevine okuyucu kaybettirmek için girilen büyük çabayı görmem ve bundan rahatsız olmaya başlamam, zaten forumu terketmem de bundan kaynaklı, mod diye gezeninenler de ergen kitle.
Tabii ki yok. @erce senin robot olduğunu ve veri tabanında milyonlarca kitap tuttuğunu unutmuş ![]()
Eleştiri yaptığınızı düşünüyorsunuz büyük ihtimal fakat üslubunuz ve davranışlarınız pasif agresif saldırgan görünüyor. Motivasyonunuzu olayın en başında mantıksız bir argüman sunmak yerine düzgün bir şekilde de açıklayabilirdiniz.
Tartışmayı körükleyecek ama bana bu parayla kitap bastıranlar inanılmaz itici geliyorlar ya.
Bunların parayla bastırmasından çok bazı huyları var o çok itici. Mesela bu kişiler:
Mutlak suretle ne kadar edebiyat - kitap forum varsa hemen üye olurlar. Tek kelime yazmadıkları yerde hemen bir başlık… Kitabını tanıtır. Sonrası öncesi yok.
Bunların profil başlığı hep aynı. " Ateş Diyarları Yazarı" " Senden Sonra’nın yazarı" gibi…
Ayrıca böyle 1000k gibi sitelerde de bir profil açılır. Sadece kendi eserini her gün elli kere kendisi paylaşır. Bir de böyle alıntı laflar olur orada artık kitap ne ile ilgiliyse bir jön laf vardır orada:
" Zaman her şeyi unutturabilir ama aşk zamanı da unutturur"
veya fantastik kurgu ise:
" Kselinia topraklarında güneş doğarken, uzak topraklarda bir ses duyuldu. Yabanın kuşu son kez kanat çırptı ve kırık kılıcın üzerine kondu"
gibi bir paylaşım günlük, düzenli olarak gelir.
İthaki dışındaki yayınevlerine okuyucu kaybettirmek için mi uğraşıyoruz? Örnek; Martı Yayınları: Ellerinde Anne Rice ve Harlan Coben telifleri varken bir bookstagramı yayınevi editörü yapıp tamamen Wattpad’de yazılmış genç yetişkin (Young Adult) kitapları basmaya başladı. Yayınevleri kendi kendilerini baltalıyor.
Böyle tartışmalar da iyi oluyor aslında kimin kitabını okuyup kiminkini okumayacağımızı görmüş oluyoruz![]()
Mevcut tartışmadan bağımsız olarak soruyorum. Kendi kitabını (parayla veya parasız) bastırma (self-publishing) konusuna bakış açınız nedir? Bu usülde basılmış kitapları okuyor/satın alıyor musunuz? Bende nedense hep bir çekince oluyor. Ancak yayınevlerinin eş dost kontenjanından bastıkları gırla tırışkadan yazarı görünce de haksızlık ediyormuşum gibi geliyor.
Elif Şatdifakap’in kanıtlanmış intihal davasına karşın onlarca meslektaşı tarafından savunulması, dimdik (!) ayakta ve gündemde durması sonrasında yerli yayıncılığa ve seçimlerine zerre saygı duymuyorum.
A kişisi B kişisi fark etmiyor; imza günleri reklam edilen yüzlere bakın: Kaçını tanıyorsunuz?
Parayla veya dayıyla; “hak edilme kıstası” yaratmıyor tek başına burada para. Eserlerin yüzde doksanı çöp iken “hangileri hangi kıstasla kabul edildi?” sorusunun cevabı bende bir uyanışa yol açmıyor (Arkadaşı tenzih ederim, yazdıklarını okumadım ve değişmez biçimde genel yorumumu aktardım).
Şahsen konsept olarak karşı değilim. Sonuçta kitap basmak bir iş, ve dağıtımcılar kendi iş anlayışlarına göre ürünlere yatırım yapıyorlar. Karşılığında da gelirden pay alıyorlar.
Özünde yayıncıların yaptığı şey deterministik para harcayıp stokastik getiriler elde etmek. Basım, editörlük, dağıtım, pazarlama eakamların net olduğu kalemler. Gelir ise değil; kitap piyasaya çıkana kadar kimse tam olarak ne kadar stacağını bilmiyor.
Bu açıdan yayınevi sigorta gibi çalışıyor esasen. Yazarın bu işleri yapacak parası/uzmanlığı yok ya da az sayıda kitabı olduğu için bu riski üstlenemiyor, o yüzden gelirden pay karşılığında yayınevine veriyor. Yayınevi de riskini bir sürü kitaba dağıtıyor, zarar edenleri kar edenlerle götürüp oyunu sürdürüyor.
Şimdi kişi burada riski kendi üstlenebilir, karşılığında gelirden yüzde pay vermez tüm getiriyi kendi alır. Riski gözü yiyorsa yürüsün bence. Yahut yazdığı ürün yayınevlerinin risk profiline uymuyor olabilir. Kimse dağıtmak istemeyebilir. Ürününe güveniyorsa kendi dağıtsın.
Bence bunlar makul şeyler. Diğer yandan bir yayınevinin kitabı basmaya değer bulması mükemmel olmamakla beraber makul ölçüde kullanışlı bir sinyal. En az bir kişi, kitaba makul büyüklükte bir risk alacak kadar güvenmiş demek ki. Tabi nepotizm falan bir problem ama yayınevlerinin sonuçta isimleri ve bilançoları var işin ucunda. Kayırılmış vasıfsız adam kitabı 2 tane basar 3 tane basar. Çoğunluğu öyle olmaz.
Problem burda her türlü sinyalin aşırı önemli olması. Çok fazla kitap var, her geçen gün de artıyor. Hepimizin okunacaklar listesi okunanlar listesinden daha hızlı büyüyordur. En az bir yayınevinin filtresinden bile geçmeyen kitabı açıp okumaz pek fazla kimse, çok spesifik bir nişe çok iyi hitap ediyor olması lazım kişinin bence.
Şahsen son bir kaç yıl haricinde hep çok fazla kitap okumuşumdur, ama self-publish edilmiş toplamda 1 (bir) kitap okudum. O da zaten worm idi. Şu an durum ne bilmiyorum ama bir 10 küsur sene önce bayağı popülerdi fantastik ortamlarda hep önerilirdi.
Yani özet geçeyim, prensipte bence sorun yok, ama uygulamada pek de olmaz o iş.
Türkiye’de işler risk üstünden yürümüyor pek. Yazarlar kitaplarını yolluyor yayınevine. Ya sıra gelmiyor ya da beğenilmiyor. Yazar da madem öyle işte böyle diyerek kendi basıyor kitabını. Herkesi aynı kefeye koymamakla beraber, özellikle Türkiye’de kişiler “ben yazarım” diyebilmek için bu işe giriyor. Yurtdışında ise çoğunlukla risk üzerinden ilerleniyor. Ayrıca self-publishd kitapların bilinirliği de ülkemize göre daha yüksek.
Self-published okuyup çok beğendiğim de oldu, hiç beğenmediğim de. Yayınevi için de aynısı geçerli.
Her türlü kitap okuyan, dinleyen birisi olarak benim için sadece iyi - kötü kitap var. Şunu da atlamamak lazım: Yayınevinden basılan kitabın iyi olma ihtimali bir tık daha artıyor (onaydan geçmesi, editörün bakması, yayınevinin risk almaya değer bulması vs.) ama garantilemiyor haliye. Öyle olsa her basılı kitabı beğenirdik. ![]()
Doğrudur hocam yalan yok pek güncel edebiyatımıza hakim değilim. Fantastik kurguyu ekseriyetle ecnebilerden okuduğumuz için ![]()
Takip ettiğim az sayıda Türk yazar da hep yayınevleriyle çalışan yazarlar, bağımsız yanına pek hakim değilim işlerin (pek değerli @Esterabadi hocam müstesna) (boş yere adını anmak istemezdim ama bu konuşmada kendisini zikretmemek ayıp olur gibi geldi).
Gideyim 2 kilo alçı alayım da linkedinime heykeltraş yazayım madem, şanım yürüsün ![]()
Benim için fark etmiyor. Kişisel yayıncılık ile basıldığı halde nitelikli olan birçok kitap okudum. Kitabını kendi imkânlarıyla bastıranların niteliksiz olduğunu düşünmek demek, büyük yayınevlerinin tarafsız ve maddiyattan uzak edebî otoriteler olduğunu kabul etmek demektir; ancak öyle bir şey yok, yayınevleri aynı zamanda bir ticarethanedir de. Yani Dostoyevski bile olsan, kitabının satmayacağına inanırlarsa basmazlar. Yahut Şeyma Subaşı bile olsan satma potansiyelin olduğu için Doğan Yayınları bünyesinde kitabın basılır ve herkesi mutlu edemeyeceğin çünkü pizza olmadığın gibi önemli cümlelerini raflarda görebilirsin.
Sıkça karşımıza gelen bir konu: Yapay zeka sanat yapabilir mi?
AI sanat yapmalı mı?
Günün sonunda yaptığı sanat mıdır, bir derleme ya da taklit eser midir?
Yabancı forumlarda ve redditte çok dönen bir konu. Görüşlerinizi merak ediyorum.
Valla hocam bu sorunun tartışılması bile bana absürd geliyor. İnsanlık olarak bu noktayı aştığımızı sanıyordum. Şimdi yeri geliyor yazılarını takip ettiğim, evvelden saygdı duyduğum insanlar “sanat otomatize edildi bile, vov” falan diyorlar ve gözlerim devrile devrile kafatasımın içine gidiyor.
Yazıcıların, CNC tezgahlarının çıktısı ne kadar sanatsa AI çıktısı da o kadar sanattır hocam. Tartışılacak bir şey yok burda bence. Yeri gelir işe yarar, CNC tezgahları ve yazıcılar da kullanışlı ve işe yarar şeyler zaten. Ama sanat bu değil.
Ek: “insan AI kullanarak sanat yapabilir mi?” Sorusu biraz daha ilginç bir soru bence. Burda cevap bana teknik olarak “evet” gibi geliyor, her ne kadar pratikte bana pek oluru var gibi gelmese de.