Hocam ben satmaz demiyorum ki. Tabii ki satar. Pegasus’un sattığından daha fazla da satar. Ama aradaki farkın öyle abartılı olacağını sanmıyorum. Diyelim ki Pegasus 1 milyon satmış. İthaki de 2 milyon satar. 10 milyon satacak değil. Bunu ifade ettim ben. (Rakamlar öylesine yazılmıştır, gerçek satış rakamları değildir).
Tamam da bilimkurgu alalım diyen, yani bilimkurgu ile ilgilenen fazladan kaç kişi olabilir. Yukarıda yazdım, elbette fazladan satış olacaktır. İthaki’nin bu işin lokomotifi olduğunu ben de sizler kadar biliyorum takdir edersiniz Ancak burada bilimkurgudan söz ediyoruz. Birçok insanın ilgisini bile çekmeyen bir tür. Dediğim gibi elbette Pegasus’tan fazla satacaktır, kabul. Ama öyle abartılı bir fark olmaz. Ha İthaki de bu durumu düşünmüş ve telifi buna göre almıştır muhtemelen.
Bu konu neden bu kadar uzadı onu da anlamadım. Sonuçta İthaki telifi kendinde olan bazı serileri bile çok satmadığı için basmıyor. Bununla kıyas yaptım.
Sizin yazdığınız rakamları vs doğrulamak yanlışlamak gibi bir şey kastetmedim, “bence” diyerek bir yorum yazmıştım ama neyse boşverin , zaten size cevap yazmış gibi olmamak için sildim o mesajı.
Gerçekten inanamıyorum. Tam üç kez kitabın elbette Pegasus’tan daha fazla satacağını ben de düşünüyorum (sadece arada abartılı bir fark olmaz) diye yazdım. Hâlâ ben aksini söylemişim gibi yorum yapılıyor. Başka bir şey yazmaya gerek yok artık. Çünkü öyle görünüyor ki ne yazsak boş.
Pegasus 1milyon
İthaki 2milyon yazmasaydı bende @Blackheart a katılacaktım sonuçta ortada %100 lük bir artış olur. Pegasus %100 ü becerse zaten vermezdi ithakiye. Bence doğru rakamlar 1 e 1.15 gibi olsa @Blackheart daha inandıricı olurdu. Ama adam satamaz demiyor ki , o kadar satamaz diyor.bende yangına biraz daha benzin dökeyim dedim
Yıllardır almak istediğim kitaplar, Burgazada geçen sene çıkmıştı. Kınalıada’yı yazıyor hala. İBB baskıları alan bunu da alır deyip kanına giresim geldi açıkçası.
Ben webtoonu okudum. Çok kaliteliydi. Ana karakterin güçlenmesi, yaptıkları, olay örgüsü bana çok mantıklı gelmişti. Yani aksiyon ve fantastik ağırlıklı olduğu için ana karakterin gücü havadan gelmiyor ve okuması bu yüzden keyifli oluyordu. Ama bitirmedim henüz, bitirmeye kıyamadım. Sonu felaket değilse -ki kötü yorumla hiç karşılaşmadım- güzel bir seridir kendisi.
Lindon isos’un yeni ufuklara doğru uzaklaşan sırtını izledi sessizce, birlikte üstesinden geldikleri zorlukları, galebe çaldıkları düşmanları, zafer ve yenilgileri hatırlarken gözlerinde hafif bir hüzün vardı. Ardından yumruklarını önünde birleştirip hafifçe eğildi veda edercesine. “Şimdilik hoşça kal eski dost” dedi. “Bu bir veda değil ama. Yine görüşeceğiz…”
Cansız madde nasıl olur da kendiliğinden canlılığa yol açar? Zihin dediğimiz şey nerden çıktı? Peki ya ahlâk? Bütün bunlar tanrısal bir müdahale olmadan çıkar mı? Bilim bu soruya evet olarak cevap verdiği için kutsallığı kaldırmakla suçlanıyor. Oysa 3,8 milyar yıllık evrimden sonra canlı bir hücrenin örülmüş tümleşik karmaşıklığını düşünün: Hücrenin bir çırpıda biçimlendirildiğini varsaymak mı, yoksa canlı organizmanın gelişen biyosfer tarafından
yaratıldığı gerçeğini kabul etmek mi daha harikadır?
Öndegelen karmaşıklık kuramcısı Stuart Kauffman, ortaya çıkmakta olan bilimsel temelli bir dünya görüşüne dayanan yeni bir doğal tanrısallık anlayışı önermektedir. O soğuk, cansız bir evrene “tanrı” sokmaya çalışmamakta; bunun yerine, kutsal saydığı tanrısal niteliklerin ‒yaratıcılık, anlam, amaçlı eylem– aslında evrenin bilimsel olarak araştırılabilecek özellikleri olduğunu savunmaktadır. Kauffman’ın tanrısallık yorumu, okurların fikirlerine bilimsel düşüncenin her düzeyinde meydan okuyacaktır.
“[Kauffman’ın] farklı bir Tanrı anlayışı için kışkırtıcı savı çok güçlü ve ikna edici.” ‒ Scientific American
“Stuart Kauffman yeni Spinoza’dır; Kutsalı Yeniden Keşfetmek ise 21. yüzyıl için hem pedagojik bir güç gösterisidir hem de metafiziği yüceltmektedir.”
‒Owen Flanagan
“Stuart Kauffman olağanüstü bir kitap yazmış, kışkırtıcı olduğu kadar iyimser de. Yalnızca indirgemecilik eleştirisiyle kalmayıp onun ötesine geçerek, anlaşılabilen ve saygı duyulabilen, ancak her zaman tahmin edilemeyen, kendi kendini inşa eden ve sürekli yaratıcı bir evren vizyonuna giden yeni bir
bilimsel dünya görüşü öneriyor. ”
‒ Lee Smolin
Meropi Anastassiadou bu kitabında Pera Rumları özelinde İstanbul’un toplumsal, ekonomik, kültürel ve kentsel değişiminin izlerini sürüyor. 19. yüzyıl başında henüz bir mahalle olan Pera’nın yarım yüzyıl içinde Osmanlı modernleşmesinin vitrini ve yüzünü Avrupa’ya çevirmiş bir başkentin kalbi haline gelişini anlatıyor. Kiliseleri, okulları, hastaneleri, hayır kurumları ve görkemli mimari eserleriyle İstanbul’daki Rum varlığını, İstanbul Rum toplumunun zengin mirasını aktarıyor. Aynı zamanda Rumların gündelik yaşamından kesitler sunuyor. Milliyetçiliğin yükseldiği bir çağda kozmopolit bir kentin dönüşümünü, Tanzimat döneminde yapılan reformların Rum kurumları üzerindeki etkisini gösteriyor. Siyasal çalkantılar, rakip ideolojiler, savaşlar ve göç ekseninde cemaat içi dinamikleri, tartışmaları, gerilimleri ve uzlaşmaları yorumluyor. 19. yüzyıl dönümünde bir semtin, bir cemaatin, bir idealin parlayışı ve sönüşünün hikâyesini anlatıyor.
Şu aralar okuma da çok gerilerde kalmışım ama herkes Türkiye olarak düşünüyor bu durum yanlış biraz bence.
şöyle düşünün dışarıda bir ajans var, İ ile sürekli çalışıyor ve sattığı ürünlerde memnun.
Sonra P çıkıyor onun iyi ürünlerinden birini alıyor ama gereken performansı gösteremiyor.
siz olsanız zamanı gelince sevgili İ bu var gel bunu da sana verelim anlaşalım demez misiniz.