Boyutu 16/24 olsaydı bari…O kalınlığa o boyut olmamış,fiyatta cabası. 
O kadar heveslenmiştim ki Alastair Reynolds kitaplarına, çevirisinin kötü olduğunu bir çok kişiden duyunca hüsrana uğradım.
Bu fiyatlar beni Resimli Harry Potter 4. kitabı hakkında, “Acaba o ne kadar olacak?” diye endişelendiriyor🙄
Örnek göstereyim boş geçmeyelim ![]()
Asıl Metin
Türkçesi
Bir biçerfırtına yaklaşıyordu. Slyveste çukurun etrafında duruyor ve işçilerinin geceden sağ çıkıp çıkamayacağını merak ediyordu. Arkeolojik kazı, saf toprak yığınlarıyla bölünmüş derin kare kuyularda klasik Wheeler kutu ızgara yöntemiyle yürütülüyordu. Kuyular onlarca metre derine iniyor; hiperelmaslarla örülü şeffaf koferdamlarla çevriliyordu. Bir milyon yıllık çok tabakalı jeolojik tarih, levhalara baskı uyguluyordu. Ancak kuyuları neredeyse yüzeye kadar doldurmak için yalnızca iyi bir toz çökmesi –sağlam bir biçerfırtına– yeterliydi.
Büzülmüş ilk paletli vincin üstünden çıkıverdi ve “Onaylıyorum, efendim,” dedi ekibinden biri.
Adamın sesi solunum maskesinin arkasından boğuk geliyordu. “Cuvier, tüm Kuzey Nekhebet kara kütlelerinde sert hava koşullarının geçerli olacağını duyurdu. Tüm yüzey ekiplerine en yakın üsse dönmelerini tavsiye ediyorlar.”
Asıl metin
Türkçesi
Adamla göz göze geldikten sonra istemsizce göz kırptığını fark etti ve mahcup bir halde, “Kendi adına konuş,” dedi Sylveste. “Beni dinle. Bu kazıyı terk etmeyi göze alamayız. Anlıyor musun?”
Adam tekrar ızgaraya baktı. “Bulduklarımızı tabakalama ile koruyabiliriz efendim. Ardından da transponderları gömeriz. Bütün kuyular tozla kaplansa bile mevki tekrar bulabilir ve kaldığımız yere geri dönebiliriz.” Adamın toz gözlüklerinin arkasındaki gözleri vahşi ve kuşatıcıydı. “Döndüğümüzde tüm ızgara sisteminin üzerine bir kubbe yerleştirebiliriz. Ekipmanları riske atmaktansa böylesi daha iyi olmaz mı efendim?”
Son cümleye dikkat, people and equipment demesine rağmen ekipmanları diye çevirmiş.
Siz okunur derseniz alacağım ben. ![]()
100 diyorum… 
320 sayfalık 3.kitabın etiket fiyatı 110’muş. Öyleyse 460 sayfalık kitabın 140-150 TL olabilir bence🤦🏻♂️
Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nı çok ama çok pahalıya almak zorunda kalacağız. 
Yüksek Şatodaki Adam’ın çevirmeni Dost Körpe olarak gözüküyor. Alfa düzeltme ya da baştan çeviri mi yaptı yoksa ta 99’daki Metis basımının çevirisini mi kullandı bilen var mı?
Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? kitabında olduğu gibi her sayfada bir harf hatası olmasına hatta ana karakterin Rick olan adının Risk olarak yazılmış olmasına bile kayıtsız kalan Berna Kılınçer de editör olarak gözükmekte. Windows 98’deki Notepad’in Auto Correct özelliği daha iyi editörlük yapardı. Feci endişe verici bir durum.
lütfen eski çeviri olmasın, korkunçtu, feci korkunç
Çeviri ve Dost Körpe dediniz, şimdi Özgür gelecek 
Edit: Ahan da geldi 
Yayınevlerinin çeviri ve editörlük işlerini yeterince önemsememesi gerçekten can sıkıcı. Oysa bir kitap yayınlarken en önemli hususlar bu ikisi değil midir…
Ayrıca Monte Cristo’nun fiyatı çok olmuş bence. Son birkaç gündür kitap fiyatları gözümü korkutuyor.
For a week Mr. R. Childan had been anxiously watching the mail. But the valuable shipment from
the Rocky Mountain States had not arrived. As he opened up his store on Friday morning and saw
only letters on the floor by the mail slot he thought, I’m going to have an angry customer.
Pouring himself a cup of instant tea from the five-cent wall dispenser he got a broom and began
to sweep; soon he had the front of American Artistic Handcrafts Inc. ready for the day, all spick
and span with the cash register full of change, a fresh vase of marigolds, and the radio playing
background music. Outdoors along the sidewalk businessmen hurried toward their offices along
Montgomery Street. Far off, a cable car passed; Childan halted to watch it with pleasure. Women in
their long colorful silk dresses . . . he watched them, too. Then the phone rang. He turned to answer
it.
‘Yes,’ a familiar voice said to his answer. Childan’s heart sank. ‘This is Mr. Tagomi. Did my Civil
War recruiting poster arrive yet, sir? Please recall; you promised it sometime last week.’ The fussy,
brisk voice, barely polite, barely keeping the code. ‘Did I not give you a deposit, sir, Mr. Childan,
with that stipulation? This is to be a gift, you see. I explained that. A client.’
‘Extensive inquiries,’ Childan began, ‘which I’ve had made at my own expense, Mr. Tagomi, sir,
regarding the promised parcel, which you realize originates outside of this region and is therefore–’
But Tagomi broke in, ‘Then it has not arrived.’
‘No, Mr. Tagomi, sir.’
An icy pause.
‘I can wait no furthermore,’ Tagomi said.
‘No sir.’ Childan gazed morosely through the store window at the warm bright day and the San
Francisco office buildings.
Beyimizin çevirisi
BAY CHILDAN bir haftadır endişeyle postanın yolunu gözlüyordu. Ama Rocky Dağları Devletleri’nden beklediği değerli kargo hâlâ gelmemişti. Cuma sabahı dükkânını açarken yerde, kapıdaki dar ve uzun posta açıklığının önünde yalnızca mektupların durduğunu görünce, müşterim çok kızacak, diye düşündü.
Kendisine duvardaki beş sentlik makineden hazır çay koyduktan sonra eline bir süpürge aldı ve ortalığı süpürmeye başladı; kısa süre sonra Amerikan El Sanatları Şti.'nin girişi, yeni başlayan gün için temizlenmiş, dükkân bozuk para dolu kasasıyla, içinde kadife çiçeklerinin durduğu saksısıyla ve arka planda müzik çalan radyosuyla pırıl pırıl olmuştu. Dışarıda, işadamları ofislerine bir an önce varmak için Montgomery Sokağı boyunca kaldırımda aceleyle yürüyorlardı. Uzaktan bir teleferik geçip gitti; Childan durup onu hazla seyretti. Uzun, renkli ipek giysilerin içindeki kadınlar… Onları da seyretti. Sonra telefon çaldı. Telefonu açmak için dönüp içeri girdi.
“Evet,” dedi tanıdık bir ses, o “Alo?” dedikten sonra. Childan’ın içi karardı. “Ben Bay Tagomi. İç Savaş nefer toplama afişim geldi mi bayım? Lütfen anımsayın; geçen hafta söz vermiştiniz.” Nezaketi zorlayan, görgü kurallarının sınırında gezinen, huysuz, sert bir ses. “Size bu koşulla bir depozit bırakmamış mıydım bayım, Bay Childan? Bu bir armağan olacak, anlıyorsunuz ya. Bunu açıklamıştım. Bir müşterime.”
“Söz vermiş olduğum parçayı bulmak için,” diye söze başladı Childan, “giderlerini kendi cebimden karşıladığım yoğun araştırmalar, ki sizin de takdir edeceğiniz gibi parça bu bölgenin dışından geleceğinden…”
Ama Tagomi sözünü kesti: “Yani gelmedi.”
“Hayır efendim, Bay Tagomi.”
Buz gibi bir sessizlik.
“Daha fazla bekleyemem,” dedi Tagomi.
“Elbette efendim.” Childan somurtkan bakışlarla vitrinin ardına, önce ılık ve güneşli güne, sonra da San Francisco’nun ofis binalarına baktı.
ilk sayfa bu. Seven bulunur belki. Karşılaştırma bile yapmıyorum
Körpe sevmeyenler cemiyeti kurup Başkan, Başkan Yardımcısı ve Sayman da kendim olacağım ![]()
![]()
Ben 6.45’den okumuştum. 6.45 çevirisinde bariz bir kelime, anlam hatası var mıydı bilmiyorum ama imla konusunda pek iyi değildi diye hatırlıyorum.
Bu da Körpe çevirisi sanırım. Benim attığım Metis versiyonuydu. 1999 Ağustos baskısı. Değerli nakliye mesela Değerli Kargo olmuş. ufak tefek değişimler ama ben çevirmenin anlam ifade şeklini anlamıyorum.
Alfa keşke iyi bir cevirmene tüm kitapları cevirtseydi. Hem yazarın tüm kitapları konusunda uzman olurdu çevirmen, ufak nüansları da farkederdi.
Tabi hayal benimki, Körpe çevirisi kullanan yayınevine güvenmiyorum.
Bakalım biri alır mutlaka yeni baskısını da.
@Leingrad ben Türkiye’de Körpe ya da başkası farketmez tüm çeviriyi en bastan sona karşılaştırarak editörlük yapacak kimse olduğunu sanmıyorum.
6.45 çevirisi Dost Körpe’nin değil.
Feyyaz Şahin - Murat Karlıdağ
Çok iddialı olmuş bu cümle
ama halihazırda birinin yaptığı biliyoruz. Yordam China Mieville için yeni baskılarda @mit bunun hazırlığını yapıyor.
Şimdi aklıma girdin bak
Mumkunse ilk 3-5 Sayfadan fotolar alabilirsem bunu, Metis Körpe ve Alfa Körpe cevirilerini karşılaştırır yorumlarım
Iyiyse 6,45 ararım.
Yaparsa iste üç beş kişi yapar. @Mit her şeyden önce bizden biri. Hatalı çevirileri, bizim tepkilerimizi, ne kadar şikayetçi olduğumuzu bilip umursuyor. Bunu övmek için söylemiyorum, ben kötü yapsa en yakın arkadaşım olsa da söylüyorum. Cevremdeki çevirmen arkadaşlarım bilir misal, şurda söyle bak ona göre hemen gömme derler ![]()
Tek üzüldüğüm nokta Kara Prizma işte… Kerem Sanatel’e kaldı seri. Ciddi sinirlerim bozuluyor düşününce. Baya sevdim ben seriyi, hem farklı bir tarzı var hem de büyü sistemi güzel.










