Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


#411

Efsuncu Baba - Hüseyin Rahmi GÜRPINAR


(fatih çetin) #412

Bu kitabın sonunda da güzel bir alıntı vardı ama şimdi hatırlayamadım.

Edit: http://1000kitap.com/gonderi/32658363
Edit 2: Sizin bahsettiğiniz sonunda olan galiba :slight_smile:


(galeme) #413

Günümüzün özeti olan bir paragraf resmen. Okuduğum zaman ben de altını çizmiştim.


#414

Bu alıntı da çok güzel. Okurken tebessüm ettirenlerden :slightly_smiling_face:

O satırların kaleme döküldüğü tarih 1924. Geçen onca yıla rağmen değişen pek bir şey yok maalesef.


(galeme) #415

Evet. Şair Evlenmesi’nde de öyle bir durum var. Geçen onca yıla rağmen bazı şeyler hiç değişmemiş.


(barbaros) #416

Sanatçı ruhlu insanlar hastalandığında doktorların reçeteye ilaç değil alkış yazmaları gerekir. Glenn Meade- Brandenburg


(Alper) #417

’ Rehberlik teklifleri her daim kabul edilmeli ama asla güvenilmemelidir.’ İkincisi; ’ Aşina olandan kork.’ Üçüncüsü; 'Garip olan temkinlice kucaklanmalıdır. ’ (S.127)

Michael Moorcock - Elric Rüya Diyarları’nda


(Emre ) #418

Bu başlıkta telif haklarını ihlal ediyor muyuz?


(Boş İnsan) #419

“Bir Tanrı olduğunuzu düşünün…”
Budah güldü.
“Eğer bir Tanrı olduğumu düşünebilseydim, gerçekten de bir tanrı olurdum!”
“Peki ya bir Tanrı’ya öneride bulunma olanağınız olsaydı?”
“Hayal gücünüz çok geniş,” dedi Budah hoşnutlukla. “İyi bir şey bu. Okuma yazmanız var mı? Harika! Sizinle sohbet etmekten zevk alacağım…”
“Beni şımartıyorsunuz… Ama bu bir tarafa; Kadir-i Mutlak’a ne yapmasını önerirdiniz? İşte şimdi dünya iyi ve güzel bir yer oldu, diyebilmeniz için tanrının ne yapması gerekir sizce?”
Budah onaylarcasına başını salladı, koltuğuna yaslandı ve ellerini karnına koydu. Kira gözlerini ondan alamıyordu.
“Pekâlâ,” dedi, "madem öyle arzu ediyorsunuz. Kadir-i Mutlak’a şöyle derdim: “Yaradan, senin planlarını bilmiyorum, belki de insanları mutlu ve iyi kılmaya niyetin yok. Ama bunu iste! İste ki olsun! Onlara yeterince ekmek, et ve şarap ver, başlarını sokabilecekleri yerler ve kıyafetler ver. Açlık, yokluk ve onlarla birlikte insanları bölen her şey kaybolsun.”
“Hepsi bu mu?” diye sordu Rumata
“Sizce az mı bu?”
“Tanrı da size şöyle cevap verirdi. 'İnsanların yararına olmaz bu. Zira güçlüleriniz verdiğim her şeyi zayıfların ellerinden alır ve zayıflar eskiden olduğu gibi sefil kalır.”
"Ben de Tanrı’dan yoksulları korumasını isterdim, ‘zalim hükümdarlara akıl ver’ derdim.
“Zalimlik güç demektir. Zalimliği bırakan hükümdarlar güçlerini de kaybederler ve onların yerini başka zalimler alır.”
Budah’ın yüzündeki tebessüm kayboldu.
“Zalimleri cezalandır,” dedi kararlı bir tavırla, “cezalandır ki zayıfların üzerinde zulüm peyda olmasın.”
“İnsan zayıf doğar. Çevresinde daha güçlü başka kimse yoksa güçlenir. Güçlülerin arasındaki zalimler cezalandırıldığında zayıfların arasındaki güçlüler onların yerini alır. Onlar da zalimdir. Böylece herkesi cezalandırmak gerekir ki, ben bunu istemiyorum.”
“Sen daha iyi bilirsin ya Rab. O halde öyle yap ki insanlar her şeye sahip olsunlar, böylece senin ona verdiklerini birbirlerinden çalmasınlar.”
“Bu da insanların yararına olmaz,” dedi Rumata, iç çekerek, “zira o zaman insanlar her şeyi emek harcamadan benim ellerimden alır, çalışmayı unutur, hayatın anlamını kaybeder ve ebediyen besleyip giydirmem gerekecek evcil hayvanlara dönerler.”
“O halde her şeyi hemen verme!” dedi Budah, heyecan içinde “Azar azar ver, ağır ağır!”
“Ağır ağır olsa da insanlar ihtiyaçları olan her şeyi benim ellerimden almış olurlar.”
Budah’ın yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi.
“Evet, görüyorum kolay iş değil,” dedi. “Daha önce böyle şeyleri hiç düşünmedim ben… Sanırım bütün olasılıkları gözden geçirdik. Ancak,” öne doğru eğildi, "bir ihtimal daha var : Öyle yap ki, insanlar her şeyden çok emeği ve bilgiyi sevsinler ve emekle bilgi, hayatlarının biricik anlamı olsun!"

Tanrı Olmak Zor İş, Arkadi ve Boris Strugatski


#420

Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü, kendilerini tekrar tekrar hatırlatmalarıdır. Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir. Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir. Hep, ama hep hatırlarız. Ne biçim kaybetmektir bu?

Murathan Mungan - Yüksek Topuklar


#421

"Ben kral değilim, Nynaeve. Yalnızca bir adamım. Bir çiftçinin tarlası kadar bile malı olmayan bir adam. "
Nynaeve’in sesi titremeyi bıraktı.
"Bazı kadınlar toprak ya da altın istemez. Yalnızca adamı ister. "

Zaman Çarkı Serisi, Dünyanın Gözü, Robert Jordan


#422

Yüksek sıkışık apartmanlar öğleden sonra bile derin gölgeler yaratıyordu. Sanki burası alacakaranlığın, akşam mesaisine çıkmadan önce iki tek atmaya geldiği yerdi.

Sissoylu- Benliğin Gölgeleri / Brandon Sanderson


#423

Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci bir defa oynamam…

Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna


(Pilav Ye, Kadınlara İnan) #424

Kusursuzluğa ulaşmak için insan ruhunun erişemeyeceği bir soğukluk gerekir bize; ne var ki o zaman da, kusursuzluğu sevebilecek insan yüreği kalmazdı.
Kusursuzluğa taparken, kusursuzluğa uzanan, büyük sanatçıları yaratan o gerilim büyüler bizi. Kusursuzluk için sarf edilen bu çabayı severiz, ama tam da bunun için, sadece çaba olduğu için.

Huzursuzluğun Kitabı - Fernando Pessoa


(Pilav Ye, Kadınlara İnan) #425

Kendimde farklı kişilikler yarattım, yenilerini yaratmaya da aralıksız devam ediyorum. Her düşüm doğar doğmaz bir başkası olup canlanıyor, o başkası da benim yerime düş görmeye başlıyor.
Yaratmak uğruna kendimi yok ettim; kendi içimde o kadar dışarı attım ki kendimi, kendimin dışında varlık sürüyorum artık. Farklı oyuncuların farklı oyunlar oynadığı boş bir sahneyim ben.


(Burak Mermer) #426

Değil lakin. Sandığınız gibi değil. Şişkosunuz artık. O erkeğe yakışır dediğiniz koca göbek paytak paytak basan ayaklarınızın üzerinde kısa kalın bacaklarınızla birleşince bildiğin şişkosunuz. Güdük boyunuz cabası. Eskidiniz siz Beyefendi. Eskidiniz yaşlı, şişko, öksürüklü, ölümden korkan, pis bir bencile dönüştünüz. Artık hiçbir kadını sevemezsiniz, hiçbir çocuğa kıskanmadan bakamazsınız, hiçbir işe canla başla başlayıp gururla bitiremezsiniz. Her şey yorgunluk, bıkkınlık, en iyi haliyle alışkanlık sizin için Beyefendi. Öyle. Gerçek bu. Yeni bir eve çıksanız ne olur, çıkmasanız ne! İçiniz öldükten sonra, yirmi iki yaşındaki metresinizin haftada iki kere üstüne abanıp nefes nefese seviştim sansanız ne! Yakında ardınızdan ağlayacak gizli gizli bir köşede. Yoo, ayrılık acısıyla değil, cenazenizde. Gözyaşları da sizin için değil, kendi kaderine. Lakin böyle. Eskidiniz işte. Kemikleriniz çoktan kalınlaşıp kireçler bağladı. Henüz haberiniz yok, az sabredin. Çıkacak ortaya takırtıları yakında. İçtiğiniz sigaralar sadece işaret ve ortaparmağınızın arasını sararttı sanıyorsanız, iki sene sonra akciğerleriniz bitmiş diyen hekimi şaşkın şaşkın dinlerken anlayacaksınız sararan başka şeyler de var bedende. O akşamdan akşama içtiğiniz rakı neticesinde sirozdan ölmezseniz, akciğer kanseri alıp götürecek sizi bizden uzağa Beyefendi. Hem de öyle metresinizin ya da karınızın tepesinde değil. Boktan bir hastane odasında, mendebur bir hemşire tarafından “Yine mi altına işedin!” diye azarlanırken. Tam o anda. İşte böyle. Eskidiniz Beyefendi. Göz göre göre. Aynaya baktığınızda gördüğünüz delikanlı yirmi yıl öncesinde kayboldu. Karşınızda duran kendini her gün yılmadan usanmadan kandıran balgamlı şişkoyla vedalaşmanıza az kaldı. Ölüm Allah’ın emri. Ve elbette sizi de vuracak bu cümle. Sanmayınız ki kibriniz kurtaracak ölümden o sakil gövdenizi. Hiçbir işe yaramayacak kıldığınız bayram namazları. Arada bir yalancıktan söylediğiniz çok şükürler, elhamdülillahlar, aziz Allahlar. Eviniz evet eskidi Beyefendi. Siz ondan beter. Bir çocuğun gözünden görseniz kendinizi, muhakkak anlayacaksınız söylediğimi. Lakin yoo! Kibir Beyefendi, eskimekten fenadır. Karınız, çocuklarınız, metresiniz, çalışanlarınız size korkuyla karışık bir saygı, göstermeye ürktükleri bir sevgi besliyorlar sanıyorsunuz ya, onun adı buz gibi nefret. Açık sözlü olmak gerekirse tiksinti. Bir tek siz görüyorsunuz o altın kalbi. O da bir yanılgı. Kalbiniz öfke, korku, endişeyle birlikte yağ bağlı. Hepsi bu. Hayat geldi geçti Beyefendi. Önüne geleni azarlayıp, meyhanelerde onun bunun sözünü keserek yaptığınız gereksiz çıkışlarla, tadını almayı akıl etmeden ağzınıza tıktığınız kızartmalarla, boşalırken tutamadığınız ulumalarla, lütfedip her bahar ailenizi götürdüğünüz pikniklerde genç kızların diri memelerine bakarak daldığınız hülyalarla, saçınıza sürdüğünüz briyantin kokusuyla, babanıza duyduğunuz o hiçbir işe yaramaz nefretle, hay ve huyla… hayat siz anlamadan bitti! Ve siz bunu da anlamadınız ya, yazık size! Yazıklar olsun size!

Kabuk - Zeynep Kaçar

(Yazarın ve yayınevinin affına sığınarak paylaşıyorum bunu çünkü epey uzun bir alıntı oldu. Ama kitabın tamamını buraya alıntı olarak koysam yeridir, zira her bir sayfası diğerinden daha güzel, daha etkileyici bir ilk roman Kabuk. Bana @Firtinakiran önermişti, ben de herkese tavsiye ederim.)


#428

Yaşadığıma inandığım kadar, kötülüğün de insanlığın ilk ve temel içgüdülerinden biri olduğuna, insan
karakterine yön veren belli başlı duyguların birini oluşturduğuna inanıyorum.
Sadece yapılmaması gerektiği için, saçma ya da kötü bir hareketi yüzlerce kez yapmamış insan var mıdır? Bütün bilincimize ve mantığımıza karşın, sırf kabul edilmiş oldukları için bozma eğilimi duyduğumuz töreler, düzenler yok mudur?

E.Allan Poe


(Hüseyin gök) #429

Bu joker’in espirileri şahene ya :joy:


#430

Güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca,güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundadırlar. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği -Milan Kundera


(Pilav Ye, Kadınlara İnan) #431

Huzursuzluğun Kitabı - F. Pessoa