Kitabı bitirdikten sonra filmini de izleyebilirsiniz. Filmi de çok güzeldir tavsiye ederim.
Kesinlikle izleyeceğim, cuma günü Netflix’e geliyormuş zaten.
Kitabı yeni bitirdim, cidden mükemmeldi. Kapağını kapattıktan sonra oturtup düşündüren cinsten, dolu dolu ve çok sert bir hikayeydi.
PKD - Bay Uzay Gemisi
Şahane kitap. Kalınlığı göz korkutmasaydı bilim kurguya başlamak isteyenlere önereceğim ilk kitap olurdu.
Sayfaların beyaz olması çok iyi, gözlere şenlik. Keşke bütün kitaplar böyle olsa. Tuğla gibi sağlam ciltli baskı da yapmışlar. Tek kötü yanı aşırı sağlam olmasından dolayı tek elle kitabı açık tutmak bazen zorladı. Bilek kaslarım ısındı sürekli.
Hikayelerin birçoğundaki ortak tema; teknolojinin kötüye kullanımı, teknolojinin çok fazla gelişmesinin ve savaşlarda kullanılmasının insanlığa getirdiği yıkım, zaman yolculukları.
En çok beğendiğim üç hikaye: Kafatası, Hesaplaşma, Dadı. Zaten aralarında kötü hikaye yoktu ama bu üçü diğerlerinden çok daha hoşuma gitti. Özellikle Kafatası ve Hesaplaşma.
Ekleme: Asıl söyleyeceğim şeyi unutmuşum. The Twilight Zone dizisinin orjinal yapımını izleyip sevenler bu kitaptan ayrı bir tat alacaklardır. Çok benzer tarzda hikayeler var.
Ayrıca pulp dergilerde yayınlanan ucuz ama okuması çok keyifli yer yer güldüren ve genelde şaşırtıcı finale sahip olan hikayeler de mevcut. Çeşitlilik açısından çok iyi yani. Bir tane fantastik hikaye bile var.
Bilimkurguya başlamak isteyenler için muazzam bir eserdir Toplu Öyküler. Gerçekten çok iyi öyküler var. Yanlış hatırlamıyorsam bir gezegen kiralayıp orada yaşayan ailenin başına gelenler ve bir sabah ansızın kendilerini bir savaşın ortasında bulan ailenin öyküleri ilk ciltteydi. İkisini de çok sevmiştim. Öte yandan metalik robotlarla olan savaş da çok iyiydi. Kısacası her öykü güzeldi hatırladığım kadarıyla. İkinci ve üçüncü kitapta daha iyileri de var diyerek heyecanlandırayım. 
Okunma ve bilinme sayısı az olduğu için (ki rıhtımda yorum aradım kendimce ve bulamadım.) 1k hesabımdan ek olarak kitapla ilgili düşüncelerimi buraya da yazayım dedim.
Hangi çağda ve mekanda olduğunu bilemedigimiz “Gormenghast” şatosu ve onun sakinleri.
Kendimce modern gotik olarak adlandırdığım bu seride, en sevdiğim şey kesinlikle dilindeki muziplikti. Alice Harikalar Diyarındaki Kırmızı Kraliçeyi hepimiz biliriz. Onun sarayını aratmayacak bir mekan ve çeşitli figürlerini düşünelim. Pek tabi bu masalda nereden çıktığını bir türlü bilemediğimiz, yer yer sempatik tavırlarıyla sevip, dengesiz tavırlarıyla boğmak istediğimiz bir anti-kahraman olan Steerpike ile karşılaşırız.
Kitap kesinlikle fantastik bir tür değil bunun altını çizmek istiyorum. Gotik tarza merakı olan okurlara önerebilirim. Hele de saray entrikaları sevenlere. Bana hitap eden en büyük yanı ise; yazarın kendince olan diyalektik göndermeleri ve dili diyebilirim.
Bütün karakterlerin gelgitlerini görmek, gizem havasını hissetmek cidden hoştu. Ve yazarın dili nesir tadında. Gerçek olayları fantastik bir şey anlatır gibi betimlemesi de iyiydi. Fakat bayılarak okudum diyemiyorum.
Puanım 7/10
Jane Austen - Emma yeni bitirdim. Daha önce Gurur ve Önyargı’ yı okumuştum. Genel olarak zevkli ilerliyor yazarın kitapları. Bütün Jane Austen stoklarını bitirmemek için biraz ara vermeye karar verdim
INFERNALIANA
Kitabı beğendim. Kitabın içinde pek çok kısa roman ve hikaye var. Oldukça akıcı, okurken sıkılmıyorsunuz. Konusuna kısaca değineyim; Şeytan ile Tanrı, İyi ile Kötü savaşını ele alıyor. Beklentinizi çok yüksek tutmazsanız seveceğinizi düşünüyorum. Bu kitabı ana yemek değil de, ana yemek öncesi aperatif olarak düşünün 
Bu kitabı çok severek okudum. Önüne gelene öneriyorum, etrafımda okuyan kimse yok üzülüyorum:(

Kitaba bir cesedin kuyu dibinde çürümesiyle ve sizden katilini bulmanızı istemesiyle başlıyor. Devam eden sayfalar boyunca tek tek kendini, gördüklerini, hayatını anlatan karakterler var. Baştan sona ben dili kullanılmış. Kişilerin konuşmalarına bakarak katilin kim olabileceğini anlamaya çalışıyorsunuz. Yani bir nevi 1591’de geçen bir polisiye roman okuyorsunuz. Ayrıca arka planda olaylar içinde geçen bir aşk hikâyesi de var. Bu unsur yazarın anlatımını güçlendiriyor.
Orhan Pamuk’un tarihi, gerçekte varolmuş insanları hikâyelerime empoze etmesini seviyorum. Bence dozunda yapıyor. Bu romanda da o dönemin İstanbul’unun nakkaşhanesinde, nakkaş ustalarının evinde gezip duruyoruz. Son derece renkli ve çeşitli bir kitap. Ve dili akıcı. Okuru yoran bir anlatımı yok. Ben kitabı beğendim. 8/10
Ben de önermeye başladım, okumazlarsa kendileri kaybeder. 

Korkuyu Beklerken
Yıldız Gemisi Askerleri’ni okumaya başlamıştım (ki hala devam da ediyorum onu okumaya) ve Oğuz Atay’ın doğum günü olduğunu görünce (12 Ekim) ne zamandır ertelediğim -aslında yıllar önce pek çok eseriyle beraber okuduğumu iddia etmiştim, okumuş olduğumu söyleyemiyorum şimdi bakınca, sadece iddia boyutunda olduğunu düşünüyorum o okumaların- Korkuyu Beklerken kitabını da arada okumak istedim (tabii bunda son dönem biraz Oğuz Atay tarzı okuma isteğimin de katkısı oldu). Kitap Oğuz Atay’ın 8 hikayesinden (3 tanesi mektup içerikli) oluşuyor. Oğuz Atay deyince herkesin aklına Tutunamayanlar gelir ama bence Korkuyu Beklerken yazara başlamak için çok daha doğru bir tercih olacaktır, bence daha başarılı (bence) bir eser ve Tutunamayanlar’dan daha fazla ilgiyi hak ediyor. Tabi Yazarın Tutunamayanlar’daki toyluğunu attığını ve çok daha olgun bir metin ortaya koyduğunu da belirtmek lazım. Bunda Tutunamayanlar’ın bir nebze daha ‘deneysel’ diyebileceğimiz bir roman olmasının ve ilk kitabı olmasının da katkısı var.
Kitaba gelirsek; tabii ki Oğuz Atay okumak kolay bir iş değil (her ne kadar bu eseri çok daha okunası olsa da) ama yine de apayrı bir keyif olduğu bir gerçek. Özellikle edebi tat olarak çok üstte olduğunu düşünüyorum Oğuz Atay’ın. Bir de biliyorsunuz kendisinin harika bir espiri anlayışı var ve bu kitapta çok daha büyük bir ustalıkla kullanmış bu yeteneğini. Kitaptaki hikayelerinin tamamı çok başarılıydı ama özellikle Türk edebiyatına unutulmaz bir karakter kazandıran Beyaz Mantolu Adam ve çok ayrı başarılı bir hikaye olan Tahta At kitabın tamamı okunmasa dahi okunması gereken hikayeler olarak ön plana çıkıyor. (Bir de son hikaye nefisti, Demir Yolu Hikayecileri). Kısaca edebiyat seven herkese kesin tavsiyemdir bu muhteşem eser, zaten Oğuz Atay da sesleniyor bize kitabın sonunda;
Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?
FAHRENHEIT 451
KONUSU
Fahrenheit 451, insanların televizyonda beyin yıkayan şovlar seyrettiği ve kitap bulundurmanın suç olduğu bir geleceği anlatıyor. Yayınlanır yayınlanmaz adını klasikler arasına yazdıran ve halen distopya edebiyatının dört temel eserinden biri sayılan Fahrenheit 451 romanı, işi yangınları söndürmek değil kitapları yakmak olan bir itfaiyecinin sıra dışı hikayesine odaklanıyor. Romanın geçtiği bilim kurgu evreninde televizyon hayata tamamen hakim durumda. Her türlü kitap yasak, bulunan kitaplar derhal yok ediliyor. Kitap okumak ve kitaplar üzerine düşünmenin ağır cezalara çarptırıldığı bu gelecekte, kitaplar için direnenler de var. Ömrü kitap yakmakla geçen Montag, yeni komşusu Clarisse sayesinde kitapların gerçek dünyası ile tanışıyor. Böylece Montag, toplumun karanlığını sorgulamaya başlıyor ve tüm bildikleri ile yüzleşiyor. Mutluluğu ve mutsuzluğu sorgulayan roman, yaşadığı toplumun temel yoksunluklarını gören itfaiyeci Morgan üzerinden şu soruya yanıt arıyor: “Gerçeklerin öğrendikten sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir mi?”
DÜŞÜNCELERİM
Dünyası, karakterleri ve uzunluğu, sırf vermek istediği mesaja oturması için yaratıldığından sönük kalmış. Bu yüzden mesajın sizde ne derece yankılandığı kitabı ne kadar beğendiğinizi belirleyecektir.
İlki açıkçası benim katılmadığım bir mesaj ama hala tekrarlandığına göre katılanı çok. “Televizyon kötüdür!” yazarların 80 yıldır ekmeğini yediği bir laf, gerçi günümüzde yerine internet aldı. Okuryazarlık, evlilik, komşu ilişkileri… her şeyi gelip mahvetmiş televizyon. Sanırsın ki radyodan önce herkes birbiriyle Shakespeare’i alıntılayarak konuşurmuş. Özüne indirgersek “Yeni nesil çok bozdu, biz böyle değildik.” goygoyu. Binlerce yıl önce de yapılıyordu, bugün de yapılıyor. Yazarın daha sonra birçok televizyon şovunda çalışması, hatta kendi şovunu yapması da büyük ironi.
Değindiği bir diğer konu da sansür, ve özellikle de bugünkü “cancel culture” denilen kavrama çok yakın bir şekli. Burada uzun uzun Amerikan azınlık politikalarını konuşmak istemiyorum. Keşke üzerinde daha çok dursaymış.
Bilim kurgu ögeleri açından ise takdir etmek gerek; kulaklık ve düz panel ekranlar var; araştırsak büyük ihtimalle daha eski eserlerde de örneklerini buluruz ama önemli olan bunları kullanış şekli.
170 sayfacık ve tür için önemli bir eser olduğundan okumanızı öneririm. Fahrenheit 451’e benzer bir kitap arıyorsanız Walter Tevis’in Mockingbird kitabını deneyebilirsiniz. Neredeyse aynı konu ama daha ilginç bir dünyada ve daha iyi yoğrulmuş karakterlerle.
Stanislaw Lem’ in Siberya’ sı bitti.
Gerçeküstü, tuhaf, sempatik, ironik, metalik, yer yer komik, acayip bir evrende geçen, iki mühendisin uzayda ve robotlarla olan maceralarının anlatıldığı öyküler okudum. Geleceğe dönük tahminlerin olduğu, eleştiri makinesinin işletildiği iki yüz yetmiş sayfalık bir kitap.
Ustanın diğer kitaplarını okuduktan sonra bu üslubu biraz garipsediğimi söylemem gerekir. Aslında pek çok hikayenin arasında bu üslupta bir kaç hikaye olsaydı güzel bir tat bırakabilirdi ancak iki yüz yetmiş sayfa boyunca bu üslupta bir kitap okuyunca kitabın yarısından sonra artık başlangıç meridyenimin konumunu şaşırmaya başlamıştım. Tabii ki bu tarzı sevenler bu kitaba bayılacaktır bana göre. Okunmalı mı? Tabii ki.
NOT: Özellikle sondan bir önceki macera adeta bir gerilim hikayesi gibiydi.
Felsefe ile ilgilenenlerin ya da Felsefe Tarihi ile ilgilenenlerin kesinlikle okuması gerken başlangıç düzeyinde olarakta kabul edilebilir bir kitap. Bu kitapta yazar Antik Çağ filozoflarını ve öğretilerini anlatıyor. Herkese tavsiye ederim.
ANDROİDLER ELEKTRİKLİ KOYUN DÜŞLER Mİ? - PHILIP K. DICK
Özgün Adı: Do Androids Dream of Electric Sheep?
Çeviren: Nur Yener
Kitabın filmini karşılaştırma yapacak kadar hatırlamıyorum fakat Rachel ve Deckard isimleri her geçtiğinde filmdeki yüzleri getirdi aklıma.
Kitaptaki ana karakterimizin ismi Rick Deckard. Kendisi bir polis memuru ve ödül avcısı. Dünya, Son Dünya Savaşı sonrası gri radyoaktif bir toz bulutuyla kaplanıyor ve bundan dolayı göç edebilen insanlar başka bir gezegene göç ediyorlar, göç edemeyenler ise dünyada kalıyor. Bu tozdan dolayı ise canlı hayatı yavaş yavaş ya yok oluyor ya da bozuluyor. Bu yüzden hayvanların oldukça gerçekçi versiyonları olan yapay halleri yapılıyor.
Bir de insanları oldukça iyi taklit edebilen ve insanlara benzeyen Marstan Dünyaya kaçak yollardan gelmiş Nexus-6 olarak modellenen androidler var ki ortalık bu androidler yüzünden epeyce karışıyor.
Kitapta bahsi geçen konular ve olaylar bana biraz Detroit: Become Human oyununu anımsattı. Empati yapabilen androidler; empati yapamayan androidler; bizim androidlerle empati yapmamız ama yeri geldiğinde bir insanla bile empati yapamamamız… Güzel konular.
Kitap Mart 2020’de ikinci baskısını yapmış ve kitabın genelinde göze çarpan harf hataları var: kelime içerisinde eksik harf ve yanlış harf kullanımı gibi… Hatta bir ara Rick efendinin ismi Risk oldu. Umarım ileriki baskılarda düzeltilir.
Hatta oyunda bu kitaba gönderme var. Rastgele televizyon haberlerinden birinde çok satan kitap olarak Did Humans Dream a Sheep geçiyor.
Çok güzel ayrıntı. Hiç fark etmemiştim. 
Dan Brown’un okudum ilk kitabı ve herhalde son kitabı olacak. Kitabın neredeyse yarısındayım ama yazarın yazış şekline kanser oldum. Kitabı okuyamıyorum. Kitabın yarınsa geldim hala Nereden Geldik Nereye Gidiyoruz sorusuna cevap bulamadım. Habire ya geçmişteki olayları okuyoruz ya da başka karakterleri okuyoruz. Bir bölüm yaklaşık 10 sayfa filan olduğundan dolayı da bu cevabı verecek insanlara yeterli vakit bırakmıyor yazar. Eğer sonuna doğru bu soruya iyi bir cevap alabilirsem bu yazara bir şans daha verebilirim. Ama şimdilik hiç tatmin edemedi.
Dan Brown un belki de en kötü kitabından, yazarı okumaya başlamış olmanız şanssızlığınız sanırım. Melekler ve Şeytanlar, Da Vinçi şifresi, İhanet noktası ve Dijital kale kitapları gerçekten sağlam kitaplardır. Bu belirttiğim kitaplardan birisini de okuduktan sonra yazar hakkında yargıda bulunmanızı tavsiye ederim.










