Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Gece Tutulması - Sümeyye Avcı

İki kez okumalı. Birisi gizemleri keşfetmek ve karanlıkta el yordamıyla yürümek, diğeri de bilge gözlerle aydınlıkta apaçık görmek için…

Yıl 2110. Siberpunk bir dünyada, şehir merkezleri ve burada yaşayan insanlar kameralar ve ağ ile kontrol edilmektedir. Kenar mahalleler bu kontrolden biraz daha uzak kalabilmiştir ama bedelini sıradan insanlar olarak yaşayarak öderler. Kast sistemi vardır yani. İyi okullarda yaşayan, yüksek yerlere gelen asiller ve sıradan bir şekilde yaşayıp ölen insanlar… Bu iyi okullardan birisi de Zübde-i Tin’dir, sistemin göz bebeğidir. Geleceğin idarecileri, askerleri, bilim insanları buradan yetişir.

  1. Bölge’de -kenar mahallelerden biri- bir kadın bebeğini bir aileye bırakır ve o bebeğin kendisini bulabilmek için büyüdüğünde Zübde-i Tin’e gelmesi gerektiğini söyler. Bebeğin adı Gece’dir. Biraz daha büyüdüğünde hayaletler görmeye başlar ve ona şizofreni teşhisi konulur. Normal şartlarda bu teşhis Zübde-i Tin’e girmesine engeldir ama okula alınır. Bu, büyük bir resmin parçası ve olayların başlangıcıdır.

Romanın kapalı bir anlatımı var. Üzerinde oldukça emek verilmiş ve bu emeğe de değmiş. Son sayfalara kadar ustaca gizlenmiş gizemleri, bildiğimiz zaman ve mekan algısını yıkan bir kurgusu ve edebi bir anlatımı olduğu için, özenle okumak, ayrıntılara dikkat etmek gerekiyor. Kaçırdığınız bir yer olduğunda anlamamanız muhtemel, benim başıma geldiği gibi. Bu durumda tekrar dönüp baktığınızda cevabı bulacaksınız. Kurguda bir açıklık ya da tutarsızlık yok ve bunu böyle bir romanda başarmak takdir edilecek bir şey. Kitabın yazarına romanı bitirir bitirmez söylediğim gibi: “Dark dizisi, bu kitabın getir götürünü yapar!”

Hiçbir şey bilmeden ve her şeyi bilerek, iki kez okumak lazım.

11 Beğeni

Sicilya’da Bir Aşk Hikayesi - Ann Radcliffe

Olaylar Mazzini Şatosu’nun harabelerinde, bir rahiple karşılaşan isimsiz anlatıcı tarafından aktarılıyor. Geçmiş zamanlarda şatonun nasıl bir ahlaksızlık yuvası olduğundan bahsediliyor. Roman, sert ve otoriter bir adam olan Mazzini Markisi Ferdinand’ın ailesi ve şatonun derinliklerinde yatan sırlarıyla ilgili.

Kitabın ilk sayfalarında yoğun bir romantizm var. Okurken bir pembe dizi izliyormuşum gibi geldi. Lirik anlatımı biraz abartılı buldum. Zamanla romantizm yerini başka şeylere bırakıyor. Kitabın gotik yönü beni heyecanlandırsa da gizemlerin akılcı şekilde çözümlenmesine sevinmedim.

Kitabın çoğu bölümünde insanların nasıl hırslarının kölesi olduğu, bir şeyler elde etmek için var güçleriyle çabaladığı görülüyor. Finalinde de katı bir ahlaki yön bulunuyor. Bir miktar din adamlarına eleştiri de var.

Klasik seven biriyseniz kitabı severek okuyabilirsiniz. Ancak içeriğinde aşırı romantizmle, katı ahlaki yönler bulunduğunu söylemeliyim. Ben kitabı severek okudum. Abartılı bulsam da merak ettim. 1790’da yazılmış, gotik kurgunun öncülerinden olan bir kadının kaleminden çıkan hoş bir romandı.

Ayrıca Radcliffe’i, çağdaş eleştirmenler romantizm yazarlarının güçlü büyücüsü ve Shakespeare’i olarak adlandırmış. Yazdığı kitaplar yüzünden delirdiğine dair söylentiler de varmış.

Puanım: 7/10

17 Beğeni

Şu sıralar Zülkarneyn hakkında bir kitap okuyorum ara ara da Agatha Christine

2 Beğeni

Hangi yazarın hangi kitabı, okuma nasıl gidiyor. Zülkarneyn benim radarıma giren isimlerden biri…

1 Beğeni

Sizin bahsettiğiniz bu mu bilmiyorum ama adı Zülkarneyn olan bir kitapla benim inceden travmatik bir anım var hocalarım hahah.

Ben çocukken (10 yaşlarımdayken) bir ara “UZAY ULAN” fazım olmuştu. Cümle içinde uzay geçiren her şeyi okuyordum. Bir gün evde şu kitaba rastladım:

49bfbf7e739142c7ad8514cf4f0066ae

“OOO UZAYA MI ÇIKMIŞ?” dedim ve okumaya başladım kitabı. Kitap tabii ki beklediğim gibi çıkmadı, ben yine de sonuna kadar okudum ama bitirdiğimde kafam bir milyon olmuştu. Kitabın içeriğini net hatırlamıyorum ama o zaman uzaylı muzaylı dini hikayeler tadında bir ktiap bekleyen bana hissettirdiklerini net hatırlıyorum hahah.

10 Beğeni

Serhat Ahmet Tan-Zamanın Sahibi Zülkarneyn
Kitaba yeni başladım 100. sayfadayım çok daldan dala atlamış, Yuşa’dan Hızır’a oradan İsa’ya filan, çok ucu açık teoriler var ama konunun kendisi zaten öyle olduğu için hoşuma gitti açıkcası.

1 Beğeni

İyi okumalar diliyorum

2 Beğeni

Kur’an’da Uzaya Seyahati Anlatılan İnsan başlıklı kitaptan ne bekliyordun? Hard sci-fi mı? :slight_smile:

4 Beğeni

Bir dönem ben de Serhat Ahmet Tan, Hamza Yardımcıoğlu ve Ertan Özyiğit’lerin uzay, zaman yolculuğu, Adem-Havva, dinler vs konulu programlarını çok takip ederdim tvden. Kaçırdıklarımı da YouTube’dan izlerdim :slight_smile:
Açıkçası, cazibesi olan konular. Her daim ilgi çekmiştir.

3 Beğeni

Hahahah! Hocam o dönem herhangi bir filtrem olmaksızın önüme çıkan/sahafta olan her şeyi okuduğum bir dönemdi. Bilim teknik ve Sızıntı’yı, Gordon (aşağıdakinden) ile Kuran-ı Kerim’den dini hikayeler’i arka arkaya okuduğum zamanlardı. Kitabın kapağı hayal gücümü harekete geçirmişti diyelim :roll_eyes:

görüntü

5 Beğeni

Seninle Başlamadı - Mark Wolynn

Kitap genel olarak bizi biz yapan ve hayatımızı olumsuz etkileyen korkularımızın kaynağının ebeveynlerimiz olabileceğini örnekler vererek anlatıyor. Yer yer kutsal metinlerden alıntılar yapıyor fakat değindiği konuları bilimsel araştırmaların sonuçlarıyla da destekliyor.

Bazı araştırmaların sonuçları gerçekten çok çarpıcı ve tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde.
Örneğin Harvard Üniversitesin kişinin anne ve babasıyla arasındaki ilişkiyi “çok yakın”, “sıcak”, “arkadaşça”, “tahammül edici”, “gergin ve soğuk” şeklinde tanımlaması isteniyor. Annesiyle arasındaki ilişkiyi tahammül edici ve gergin şeklinde tanımlayanların %91’i orta yaş döneminde kanser, koroner arter hastalığı, hiper tansiyon vb. sağlık rahatsızlıkları yaşamış. Diğer gruplarda bu oran sıralamaya göre azalıyor.

Bu araştırma bana gerçek olamayacak kadar iddialı geldi. Kitabın içerisinde buna benzer bir çok araştırma sonucuna değiniliyor.

Yazar kendi teorisini anlatıyor ve araştırmalarla bunu destekliyor, hastalarının başından geçen olaylarla da bunları daha da pekiştiriyor.

İlerleyen bölümlerde ise sizin ailenizle olan ilişkinizi incelemeniz için sizi yönlendiriyor.

Bence okuyun fakat yazar sadece anne bana değil dede ve ninenin yaşadığı travmatik olayların dahi bizim üzerimizde etkisi olduğunu anlatıyor, Türkiye’de neredeyse herkesin ailesi geçmişinde travmatik olaylar mevcut, bakış açısını genişletmek için okumakta fayda var ama anlatılanları tek gerçek kabul edip takılıp kalmak doğru olmaz.

4/5

17 Beğeni

Evet, kesinlikle haklısınız. Bu şekildeki araştırmalar “fact” vermek üzere değil de o araştırma içinde belirtilen sınırlılıklar, değişken tanımlamaları ve istatistiksel analiz yöntemleri gözetilerek tanımlı gruplarda alınan sonuçları o an için ifade ediyor sadece. Farklı kültürlerde, 1 değişkenin tanımının sorgulanabileceği en ufak farklılıklarda dahi bambaşka sonuçlar getirir. Dolayısıyla böyle batı yönelimli teoriler çok geçerli olmuyor ama en azından iç görü anlamında bir şeyler ifade edebiliyorlar.

Bir de “travma” denilebilecek durumların etkilerini Akut Stres, Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak da yaşayabiliyoruz. Tabii bu travma dediğimiz durumun da tanımı belli. Kısaca “ölümle” karşılaşmak. Sevilen birinin başına gelen olay olabilir, kendi başımıza gelen olabilir. Yaşamanın veya şahit olmanın yanında duyum almak dahi travmatik olabilir. Cinsel istismar da buna dahil. Net bir şekilde anlam dünyasının yıkıldığı olaylar bunlar. Zihin idrak edemiyor ama beden yaşamaya devam ediyor durumu. Tam o noktada takılı kalabiliyor birey. Geri kalan zor olaylar, durumlar aslında travma değiller bizim halk arasında kullandığımızın aksine ancak hayat örüntümüz boyunca etkisi sürebilecek pek çok şey var tabii ve aile yaşantısı kesinlikle bunda hem genetik hem sosyolojik hem de psikolojik olarak çok kritik bir faktör. Kitabı merak ettim aslında ama biraz bizim araştırma yaparken WEIRD (Western, Educated, Industrialized, Rich and Democratic societies) olarak tanımladığımız gruplara özgü değişkenler tanımlayarak yapılmış gibi duruyor.

7 Beğeni

Kitap, birbirine bağımlı beş hikâyeden oluşuyor. Kumsal kenarında oturan bir grup gencin birbirlerine başından geçen yahut tanıdıkları insanların başından geçmiş olan ürpertici cinli hikâyeleri anlatıyorlar. Tabi gençlerin o ergenliğe has konuşma ve hâl tavırları da hikâyeye yedirilmiş.

Şahsi kanaatim, kitap içindeki öyküler çok sakil konularla sınırlı kalmış. Yazar klişeyi olduğu gibi kullanmak yerine daha komplike temalarla vs. bezeyebilseymiş ortaya çok başka bir şey çıkabilirmiş. Düz bir şekilde “cin gördük, şöyleydi böyleydi, ayakları tersti vs.” gibi tasvirler artık okuyucular açısından -en azından benim için- tatmin edici değil.

Örneğin Mehmet Berk Yaltırık’ta klişe olarak cinleri vs. kullanır ama farklı farklı motiflerle, temalarla ve yerli yerine oturtmuş üslubuyla yazdığı romanı çeşitlendirmesi, bezemesi, klişe olan konuyu ve yazdığı öyküyü-romanı bambaşka bir seviyeye çıkartıyor.

Kitaptaki çoğu karakter kafamda hiç canlamadı mesela. Bu da benim için çok ayrı bir hayal kırıklığı oldu. Onun dışında tek beğendiğim öykü kitabın son öyküsü “Derya Kuzuları” oldu ve bütün kitap boyunca tek farklı motifi de -vampir motifi- burada gördüm o yüzden de beğendim.

Sonuç olarak benim için vasat altı bir kitap oldu. Yazarın birkaç kitabı daha var sanırım. Bu yazardan okuduğum ilk kitap. Belki de yanlış bir kitaptan başlamış olabilirim bilemiyorum.

11 Beğeni

images (3)

Klasik bir PKD kitabı. Ama bu kez şizofreni ve paranoyak düşünceler yok bu kitapta. Zaman Yolculuğu ve Paradokslarla dolu kısa ama güzel bir maceraya kapı aralıyor Dr. Gelecek.

Kitabın hikayesi; Kahramanımız Parsons’ın kendisini başka birilerinin geleceğe getirmesiyle başlar. Geleceğin çehresi oldukça değişmiştir. Erkekler kısırlaştırılmış, intihar etmek isteyenleri otobanda ezmek bir gelenek haline gelmiştir. Parsons ise bu çok yabancı dünyada yolunu bulmaya çalışırken kendisini bekleyen büyük bir sorundan bihaberdir.

Kitap fazla edebi olmasa da Philip’in dikkat çekmek istediği şeyleri bilimkurgusal dokunuşlarla değerli kılıyor. Sözü fazla uzatmadan, iç içe geçen şaşırtıcı bir hikaye sunan Dr. Gelecek, tatmin seviyesinin biraz üstünde yer alıyor.

Puanım 7/10

18 Beğeni

WORDS ON THE MOVE

İngilizce üzerinden güncel örneklerle hareket ederek kelimelerin neden değiştiğini, nasıl değiştiğini ve bu değişimlere nasıl yaklaşmamız gerektiğini anlatan bir dilbilim kitabı. Yer yer dilbilim terimleri kullansa da herkesin okuyabileceği düzeyde yazılmış. Konu başlıklarından bahsetmek gerekirse:

Edimbilim: anlamsız ama işlevli kelimeler, emotikonlar

Anlam değişimleri: Shakespeare İngilizcesi, contronimler

Gramer kelimeleri: can, must, used to gibi yapıların kökeni

İngilizce Büyük Ünlü Kayması: kelimelerin yazım ve telaffuzlarındaki farkların sebebi

Kelime türemeleri: bileşik kelimeler, kısaltmalar, vurgular

8 Beğeni

Savaşın İnsan Hallerinin Sorgulandığı Üçleme: Büyük Defter- Kanıt- Üçüncü Yalan, Agota Kristof

Son zamanlarda Twitter’ın edebiyat tayfasının dilinden ve elinden düşürmediği, birden bire göklere çıkan bir kitap hakkında düşüncelerimi paylaşacağım. Kitap geçen sene forumdan bir arkadaşımın yorumunu okuduktan sonra ilk kez dikkatimi çekmişti ve aklımın bir köşesine yerleşmişti.

İşte bu aralar ardı ardına gelen paylaşımların bombardımanına uğradıktan sonra merakımı daha da cezbeden bu eser, Macar yazar Agota Kristof’un kaleme aldığı bir üçleme: ‘’Büyük Defter- Kanıt- Üçüncü Yalan’’

Merakımın çıtası öyle inanılmaz boyutlara ulaştı ki kitabı eve geldiği gün incelemeye doyamadım. Halihazırda okuduğum bir kitap vardı ve o biter bitmez bu romana doğru hızlı bir uçuş gerçekleştirdim. Tahmin edersiniz ki kitaptan beklentim oldukça fazlaydı. Ve kendisi mükemmel bir şekilde beklentimi karşıladı. Okuduğum ‘’en iyi savaş karşıtları eserleri’’ arasında listenin başlarında yerini aldı bile. Yalnız kitap tamamlanmamış gibi his bıraktı içimde. Önümüzdeki yıllarda, unutmaya da fırsat vermeden okumayı planlıyorum.

Zamanı ve mekânı belli olmayan sadece bazı karakterlerin arasında kaybolduğumuz bir roman bu. Savaşın sert yüzünü çarpıcı bir anlatımla yansıtan yazarın üslubu o kadar akıcı ki diyalogların yüzeyselliği insanı şaşırtıyor bir yandan. Savaşın görünmeyen tarafında geride kalanların hayatına odaklanan bir konu var elimizde ve bu tür kitapları okumak okur açısından zordur… Fakat burada kasvet, ağırlığını yoğun ölçüde koymasına rağmen sular seller gibi okutuyor kendini.

Bilmediğim zamanda ve yerde yaşanan bir savaşı okumak gerçekten tuhaftı. Aslında teması savaş değil; savaşın birey ve toplum üzerinde ki yıkıcı etkileri. Özellikle bireylerin bakışıyla her bakımdan sorunlu hayatları okumak, daha doğrusu okurken yaşamak diyelim, çıkmaza sürüklüyor insanı.

Claus ve Lucas kardeşlerin yaşadıkları şeyler gerçek mi hayal mi soruları arasında bocalayarak okuduğum bir roman, bir üçleme. Üç kitabın bir arada basılması nokta atışı olmuş. Üçü de sayfa sayıları bakımından dolgun değiller, içerikleri ise epey vurucu. Ne ararsanız var bu yıkımın içinde: Yozlaşmış toplumun savaşla birlikte iyice dibe batışı ve ne tarafa dönseniz, nereye baksanız, sorunlu, irrite edici, iğrenç ilişkiler silsilesine maruz kalıyorsunuz. Böyle bir toplumda çocuğun çocuk gibi davranabilmesi, daha doğrusu insan gibi yaşamayla mücadele edebilmesi mümkün müdür? Romanın okunabilirliği kolay olmasına kolay ama her sayfasında insanı düşünmeye ve sorgulamaya itmesi ayrı bir olay. Ancak çok başarılı bir kurgunun olayı olabilir bu durum. Üçlemede kaybolurken hikâyenin ve anlatıcıların sürekli değişime uğraması bir an önce sona ulaşma hevesi yaratıyor, bittiğinde de algılarım altüst oldu. Sonu bile son gibi değil. Öyle bir roman…

“İnsan düşünmeye başlayınca hayat sevilmeyecek bir şey oluyor.” /s. 273

İlk kez Macar edebiyatından bir şey okudum, hem de kadın bir yazardan… Benim açımdan çok anlamlı bir okuma yolculuğuydu. Agota’nın olağanüstü tarzda yazılmış ve her yerinden özgünlük akan eserine iyi ki şans vermişim… Unutulmaz ve inanılmaz bir edebiyat varlığıdır böyle eserler. Eseri bu kadar sevmemde çevirinin payı yadsınamaz tabii. Ayşe İnce Kurşunlu’nun emeğine sağlık… Yalnız kitabı araştırırken bazı satırlara sansür uygulandığını öğrendim. Bu atlamalar kitabın güzelliğini eksiltmemiş fakat yazara ve eserine yapılmaması gereken bir eylem doğrusu. Gerçekle kurmacanın iç içe geçtiği bir romanda bile hoşlarına gitmeyen olayları nasıl da ortadan kaldırtıyor yetkinin hiç lâyık olmadığı insancıklar?

Roman, 2013 yılında Macar yönetmen János Szász tarafından sinema filmi olarak uyarlanmış ve Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nde büyük ödülü kazanmış. Defter’i (A nagy Füzet) yakın zamanda izlemeyi planlıyorum, umarım kitabı büyük ölçüde yansıtmıştır. Savaşı değil de savaşın insan hallerini okumak isteyen herkese bu üçlemeyi şiddetle tavsiye ederim.

Puanım: 10/10

İncelememi yayımladığım platform: Wannart

16 Beğeni

Son Erkek(Tüm Seri)

Fables kadar sevdiğim bir seri olmasa da genel olarak sevdiğim bir seri oldu. Kitap tüm erkeklerin öldüğü bir evrende geçiyor. Yazar burada zekice bir şey yapıp Erkeklerin olmadığı bir evrende super modelin ne işe yaradığı gibi sorular soruyor. Ama asla cevap vermiyor bu sorulara :rofl:

Seride beni şaşkına çeviren bazı şeyler var. Bunlardan biri İsrail. Genel de kitaplarda İsrail hep güzel ve mazlum olarak anlatılır. Bunun sevebi tabiki de soykırım yüzünden. Bu kitapta ise israil’in ırkçı oluşuna bol bol değiniliyor. Bu hiç beklemediğim bir şeydi.

Kitabın ana karakteri Yorick tam mizah adamı. Seri ilerledikçe onun da gelişimine tanık oluyoruz. İşte burası benim için biraz hayal kırıklığı oldu. Bu kısım hakkında daha fazla şey beklemiştim. Şahsen ben masallar serisindeki bakanlık binasının değişimini daha fazla seviyorum. Hayal kırıklığı olan bir başka nokta ise cinskırımın nedeni ve serinin finali. Ne yazı ki serinin finali çok basit ve mutsuz bir şekilde bitiyor. Sonu beni pek tatmin etmedi. Bunun dışında Yorick’in maceralarını okumak büyük keyifti.

Darkness(1. Cilt)

Darkness serisi ile çoğu kişi gibi ben de oyun ile tanıştım. En son 2. oyunu 2 ay önce tekrar oynayıp yine hayran oldunca sonra. Çizgi romanlarını araştırmaya başladım. Türkiye de gönülü bir site sadece 1. cildi içeren öyküleri çevirip paylaşmış. Ne yazık ki devamı yok.

Ben darkness öykülerine bayıldım. Karanlık bir güç tarafından ele geçirilen jack karkterinin hikayelerini anlatan çizgi roman onun ışık ile olan savaşını anlatıyor. Devamının gelmeyecek olması üzücü. Jack bir anti-hero ve bence roman bunu güzel anlatmış. Jack’in yanındaki bücürükleri de okumak çok keyifliydi. Keşke devamı gelse ama şimdilik böyle bir ışık görülmüyor.

14 Beğeni

BLACKWING (RAVEN’S MARK #1)

TÜR: Grimdark, high fantasy

KONUSU

Doğu İmparatorluğu ile olan savaş 80 sene önce sona erdi. İki ölümsüz büyücü ve Nall’ın Makinesi denilen devasa silah sayesinde insanlar, İmparatorluk’un canavarlarla dolu ordusundan korkmadan yaşayabiliyor.
Galharrow, bu büyücülerden birinin hizmetkarı, aynı zamanda bir engizitör ve kelle avcısı. Bir gün peşine düştüğü bir vatan haini, Nall’ın Makinesi’nin artık çalışmadığını, canavarlara karşı korunmasız olduklarını ve Prenslerin bu sırrı herkesten sakladığını iddia eder. Galharrow’un bu sözleri ciddiye almasının tek nedeni ise hainin dahiyane büyücü ve aynı zamanda çocukluk aşkı Ezabeth Tanza olmasıdır.

DÜŞÜNCELERİM

Öncelikle gayet akıcı bir kitaptı. Birinci kişi ağzından anlatıldığı ve karakter sayısı kısıtlı olduğu için odaklanmış bir hikayesi vardı. Hatta sadece ilk kitabı okuyup bırakabilirsiniz, tabi ben devam edeceğim.

Dünyası bana birçok farklı eseri hatırlattı. Attack on Titan gibi duvarların arkasında yaşayan bir insanlık var. Ana karakterimiz, Warhammer 40K dünyasındaki bir engizitör gibi canavarları, sempatizanlarını ve asileri avlıyor. Roadside Picnic gibi garipliklerle oldu ve kimsenin girmek istemediği büyük bir bölge var.

Karakter işi kitabın uzunluğunu düşünürsek iyiydi. İki ana karakteri ve İsimsiz denilen ölümsüz büyücüleri beğendim. Özellikle de Galharrow ve efendisinin ilginç bir dinamiği vardı. Diğer yan karakterler ise biraz tipleme niteliğindeydi.

Sonuç olarak grimdark sevenlere, gizem sevenlere önerebilirim.

17 Beğeni

Hocam bu kısmı izninizle Black Stone Heart incelemem için ödünç alabilirim ileriki günlerde. Kitaplar farklı ama tam da böyle bir yorumu hakediyor benim okuduğum kitap da.

İncelemeniz için teşekkürler. Bu kitabı da ekleyeyim listeme.

4 Beğeni

Orta Dünya’da Bir Dönemin Kırılma Noktası: Númenor’un Düşüşü- J. R. R. Tolkien

Dilimize çevrilmesi hayaldi ama gerçek oldu. Amazon’un Güç Yüzükleri dizisinin bu kitabın ortaya çıkmasında ve sonunda bizlerle buluşmasında payı oldukça büyük. İkinci Çağ’ı ve Númenor’u dizinin konularına işleyerek evrene uygunluğu hâlâ tartışılan bir yapımla mahvettiler biz Tolkien severleri… Dizi ne kadar bir hayal kırıklığı ve sinir krizi nedeni olsa da Númenor’un Düşüşü’nün doğmasında yararı oldu. Tek faydası da bu zaten. Dizi felaket olmasına rağmen Tolkien evrenine ilgi arttıkça bu tür kitapların yayımlanması devam edecek gibi duruyor.

Eğer bu evrenle ilgili bildiklerinizi, unuttuklarınızı veya gözden kaçan detayları tekrar ele almak istiyorsanız Númenor’un Düşüşü ile mükemmel bir okuma yolculuğu sizleri bekliyor olacak.

‘‘Edain’in yerleşmesi için, dört bir yanı göz alabildiğine uzanıp giden bir denizle çevrili olduğundan ne Orta Dünya’nın ne de Valinor’un bir parçası sayılacak bir diyar yaratıldı; yine de daha ziyade Valinor’a yakındı burası.’’ /s. 49

‘‘Gri Elf lisanında Dunedain diye anılacak olan halkın başlangıcı böyle olmuştu işte: İnsanlara Krallık edecek Numenorlular. Gel gör ki kendilerine bahşedilmiş olan bu ayrıcalıklar onları Iluvatar’ın tüm İnsanoğlu üzerine yerleştirdiği ölüm yazgısından muaf kılmayacaktı ve normalden daha uzun bir yaşam sürseler ve üzerlerine gölge düşene değin hastalık nedir bilmeseler de sonuçta ölümlüydüler.’’/s. 50

Númenor’un Düşüşü’nü roman olarak değerlendiremeyiz; Orta Dünya’nın en önemli konularından ikisini barındıran bir tarih eseri. İkinci Çağ ve Númenor ile ilgili ne varsa kronolojik örgüyle hazırlanan, akıcı, kolay okunabilir bir derleme bu. Brian Sibley özenle ve dikkatle bir araya getirmiş tüm bunları. Kendisi yeni bir şey yaratmadığını da ekliyor ve sadece üç bin küsur senelik dev bir tarihi tek bir eserde toplayarak hepimize kolaylık sağlamak istemiş. J. R. R. Tolkien ve oğlu Christopher Tolkien’den birçok kesit ve pasajlar var. Özellikle Tolkien’in yayıncılarına yolladığı mektuplar en hoşuma giden bölümlerdi. Gerçekte onlar olmasaydı bu kitap da olmazdı.

Christopher Tolkien’in editörlüğünü üstlendiği kitaplardan daha düzenli bir tonda olduğu da bir gerçek. Kolay okunabilirliği de bu yüzden. Christopher Tolkien’in hazırladığı kitaplarda kurgunun içine sürekli akışı bozan pasajlar ve eklemeler dahil olduğundan dolayı keyif veren bir okumadan ziyade öğretici yanı daha fazlaydı. Númenor’un Düşüşü kitabında de ise olayların sıralamasına dikkat edilmiş ve kitabın sonunda elli sayfalık bir ‘’notlar’’ bölümüne yer verilmiş. Daha çok detaya boğulmak için ara sıra baktığım bir bölümdü Notlar.

Peki Orta Dünya’nın kapısından girenler ve hiç çıkmak istemeyenler için bu kitap ne zaman okunmalı?

1- Hobbit
2- Yüzüklerin Efendisi, Yüzük Kardeşliği
3- Yüzüklerin Efendisi, İki Kule
4- Yüzüklerin Efendisi, Kralın Dönüşü
5- Silmarillion
6- Bitmemiş Öyküler
7- Húrin’in Çocukları
8- Beren İle Lúthien
9- Gondolin’in Düşüşü
10- Númenor’un Düşüşü

Bana ve çoğu okura göre okuma sıralaması böyle daha uygun. Ama herkesin kişisel tercihi ve yolculuğu farklı olabiliyor. Yalnız Silmarillion ve Bitmemiş Öyküler kitapları evreni seven çoğu insan için bile göze korkutucu gelebilir. Aslında korkmadan ve severek okumak mümkün. Silmarillion için bir rehber önerisi de bırakayım şuraya. Bana çok faydası olmuştu. Ayrıca Silmarillion incelememe de bakabilirsiniz.

Númenor’un Düşüşü’nü anlamak istiyorsanız bu adımları tamamlamak şart gibi duruyor. Brian Sibley, evrenin bazı kitaplarını topluyor, süzgeçten geçirip eliyor; Númenor’un Düşüşü’nü yayımlıyor ve sonuç olarak tek başına bu eseri okumak da bir anlam ifade etmiyor.

Númenor özelinde yeni bir tarihçe sunan bu eserin babaları ise yukarıda bahsettiklerim arasında bulunan Silmarillion, Bitmemiş Öyküler ve Christopher Tolkien’in on iki ciltlik Orta Dünya Tarihi’dir. Maalesef Orta Dünya Tarihi dilimize çevrilmemiştir. İthaki Yayınları’nın son dakika bilgisindeyse basımı planlanan başka bir kitap sözkonusu: The Nature of Middle-earth

Orta Dünya ile ilgili hiç görmediğimiz en yeni bilgiler içeren kitap buymuş. Gerçekten çok merak ediyorum. Umarım yakında güzel haberini de alırız. The Nature of Middle-earth ilgili şöyle güzel bir bilgilendirme yazısına denk geldim. Detaylar için bakabilirsiniz.

Númenor’un Düşüşü’nün en sevdiğim yanı Sauron’la ilgili kısımlardı. Olaylar diğer kitaplardan dolayı karman çorman bir halde olmadığı için Sauron’un planlarını ve hedeflerini daha net görmemi sağladı. Morgoth yenilgiye uğramadan önce Elflere düşman olan Sauron, Valar’ın İnsanlara hediye ettiği Númenor’u yeni düşmanı olarak hedef tahtasına alıyor. İnsanların zaaflarını ve tutkularını iyi bilen Sauron emellerinin çoğunu gerçekleştiriyor maalesef. Númenor’un yok oluşunun hazin sonu ise insanlığa hiç bitmeyen hırsının bir dersi niteliğinde… Aragorn’un soyuna tanık olmak, onların da bir zamanlar Númenor’da yaşadıklarını bilmek çok değişikti. Elendil ve İsildur bölümlerini de severek okudum bu nedenle.

Tolkien öyle bir evren yaratmış ki okuduğum tarihçeyi sanki kendi insanlığımızın bir parçasıymış gibi görüyorum. Fantastik bir dünyanın her detayı düşünülerek yaratılmasından ve hâlâ var olmasından gerçekmiş gibi algılanılması normal aslında. Hayatının büyük çoğunluğunu bu evrene adayan Tolkien’in kalemine ve emeğine sağlık.

Númenor’un Düşüşü bittikten sonra boşluğa düştüm ve bir doz Yüzüklerin Efendisi (Tek cilt) iyi gelir dedim, şu an enfes bir yolculuktayım. Galiba hiç bıkmadan, usanmadan ve yılmadan Orta Dünya’nın takipçisi olmaya devam edeceğim. Alan Lee’nin illüstrasyonları ve Kemal Baran Özbek’in mükemmel çevirisiyle unutulmaz bir Tolkien kitabıydı. Güç Yüzükleri’nin senaristi Brian Sibley olsa elimizde hazır bir kitap da var ve daha iyi bir uyarlama yapılabilirmiş. Çıkamıyorum diziden, affedin.

‘‘Andor, namıdiğer Bahşedilmiş Diyar, vaktiyle Kralların hükmüne bırakılmış olan Nùmenor, Earendil’in Yıldızı’nın sevgili Elenna’sı ise topyekûn mahva uğratıldı. Çünkü okyanusun göbeğinde açılan büyük yarığın doğu yakasına çok uzak sayılmayacak bir konumda bulunuyordu ve âdeta kökünden sökülmüşçesine tepetaklak olan koca ada dipsiz abislere yuvarlanarak dünyanın çehresinden silindi. Böylelikle Dünya üzerinde kötülüğün elinin değmediği bir zamanın anısı muhafaza eden tek bir toprak parçası kalmamış oldu.’’ /s. 273

PUANIM: 10/10

Númenor’un Düşüşü muhabbetine doyamadım, daha üst seviye bir ortam istiyorum derseniz şu yayına doğru hızlı bir uçuş gerçekleştirebilirsiniz:

ORTA DÜNYA KONSEYİ: Numenor’un Düşüşü Özel

İncelememi Yayımladığım Platform: Wannart

31 Beğeni