Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Güzel bir inceleme olmuş. Elinize sağlık. Özellikle okuma sırasını vermeniz bir rehber niteliğinde. Bir gün bu seriyi tekrar okumak istiyorum, sırasıyla…

2 Beğeni

Çok teşekkür ederim. Dün @J.S sağ olsun, okuma sırasıyla ilgili konu açmıştı: J.R.R. Tolkien - Yüzüklerin Efendisi Evreni Okuma Sırası

Ben de eklemek istedim incelememe :slight_smile: O sıraya uygun okumuştum, iyi de olmuştu böyle.

2 Beğeni

@sultiderler

Tolkien külliyatını bitirdin galiba. Sırada ne var? Zaman Çarkı taraflarına uğramaz mısın? Eminim ki Beyaz Kule’de seni kucaklayacak çok Aes Sedai vardır. :slightly_smiling_face: Çünkü işleri yapacak bolca çırak lazım. :joy: :sweat_smile: Şakası bir yana başlamanı dört gözle bekliyorum. Numenor’a yaptığın gibi güzel incelemeler hazırlarsın bizler de keyif alarak okuruz.

4 Beğeni

Teşekkür ederim :blush: Umarım okuyabilirim, inceleme de yazarım o zaman.
Dil olsaydı hepsi biterdi ama şu an için çoğu bitti diyebiliriz :face_holding_back_tears: Zaman Çarkı’na bu gidişle hiç başlayamayacağım galiba, fiyatlar malum :melting_face: Belli olmaz tabii, büyük bir indirim falan olursa alabilirim inşallah :sweat_smile:

3 Beğeni

Black Stone Heart - Michael R. Fletcher

Obsidian Path 1

Belki de hiç karşılaşmadığınız kadar şerefsiz (gerçekten şeref yoksunu) bir baş karakter, ona korkunç seçimlerini sorgulatan ve bir yere kadar durduran bir kadın, o korkunç seçimleri daha da ileri götürmesini sağlayan ve hatta bu yönde onu manipüle eden başka bir kadın ve bolca -bolca!- kan, gore ve bilimum iç kaldırıcı seçimlerle dolu bir kitap ilginizi çeker mi?

Uzun yıllar boyunca içgüdüsel bir açlıktan başka bir şey hissedemeyen ve çevresinde canlı ne varsa onlarla beslenen K. sonunda basit bir bilince kavuştuğunda kim olduğuna ve içinde bulunduğu duruma nasıl geldiğine dair hiç bir şey hatırlayamadığını farkeder. Parçalanmış hafızasına kavuşmak için çıkacağı yolculuk onu eski düşmanlar ve onlardan daha da tehlikeli eski dostlarla karşılaştırır. Geri alacağı her parça için kendisiyle savaşmalı ve bunu insanlığını kaybetmeden yapmalıdır…

Hikayemiz sade, bazı eski oyuncular için tanıdık temaları barındıran ve pek kafa yormayan türde. Kitap boyunca olacak olayları kestirmek zor değil, ama baş karakter (kahraman demeye dilim varmıyor, isminden dolayı kısaca K. diyelim) hafızasına kavuştukça ortaya çıkan vicdan muhasebelerini okumak ve bencilliğin hangi kisvelerin altına saklanabildiğini gözlemlemek asıl okuma motivasyonu sayılabilir.

Kısa sayılabilecek bir kitap ve kendini okutuyor. Hikaye ilerlerken biz her “tamam burada duracak, daha fazlasını yapmaz artık” dediğimizde K. yaptığını kendi içinde haklı çıkararak daha da beterini yapmaya devam ediyor. Oldukça kasvetli bir eser ve sizi de yavaş yavaş karanlığına çekmeyi başarıyor. Bir yerden sonra K.'ye hak vermeseniz de seçimlerini mantıklı bulabiliyorsunuz.

Yaratılan dünyaya dair pek bilgi verilmiyor bu kitapta, keza büyü sistemine dair de. Çok fazla karakter barındırmayan kitap karakterimizin ağzından yazılmış ve anlatım yeterince akıcı, dili de ağır değil. Takıldığım bir nokta karakterin olan bitene fazlaca çabuk uyum sağlayabilmesi. Her ne kadar geçmişinden kaynaklansa da ahlaki ikilemlerinin içini biraz boşalttı benim gözümde. Diğer nokta ise kitabın sonlarına doğru iç mücadelenin tekrara düşme hissiyatı vermesi.

Tanıtım yazısında da belirttiğim üzere herkese hitap eden bir seri değil ama fantastik severlerin en azından şans vermesi gerektiğini düşünüyorum. Dilimize çevrilmesine çok da ihtimal veremiyorum, sadece kan ve goredan dolayı değil ama ahlaki ikilemlerin çokluğu ve ciddiyeti yüzünden genç arkadaşlara tavsiye edilecek bir kitap değil.

Son çeyreğin biraz durağan olmasından dolayı 7.5/10 veriyorum ama kesinlikle devamını da okuyacağım ve yazarın da daha iyiye gideceğini düşünüyorum. Henüz olayların sadece yüzeyini kazıdık ve ufukta verilecek devasa bir savaş var.

@isos81 Normalde kararsız kalmam ama bu seri senin zevkine hitap eder mi bilemedim, bana hitap edip etmediğine bile karar veremedim ilginç bir şekilde. Sırf şu ikilem için bile bi şans verilebilir. :sweat_smile:

26 Beğeni

Ne çabuk bitirdin yav, bayağı beğendin demek ki 7.5 az. :joy:

2 Beğeni

Cidden garip bir kitap ya. Sen de bir dene istersen, tarif etmeyi de beceremiyorum ki. :sweat_smile:

2 Beğeni

İncelemenden yeterli bir fikir edindim hocam: sade bir hikâye, akıcı dil, bolca kan, hırbo bir baş karakter => Win. :heart:

Sen serinin devam kitaplarını okuduktan sonra fikrin hâlâ değişmemişse ben de okurum.

5 Beğeni

Ağzına sağlık, biraz daha uçlarda olması dışında böyle.

:+1:

1 Beğeni

Ben de @Abraxas ile aynı düşünüyorum. Zayıf kurgu beni soğutuyor. O yüzden sonraki kitaplarda iyiye gidiyorsa şans veririm. Ya da şu büyü sistemi daha iyi olan seriye bakarım. Büyü benim zayıf noktam. :drooling_face:

2 Beğeni

Gazap Üzümleri - John Steinbeck

Gazap Üzümleri’ni tanımlamak için destansı bir roman demek istiyorum. Kendimi Steinbeck’in insanı, toplumu ve ekonomiyi ele alış şekline çok yakın hissediyorum onun için de kitaplarını okumak çok keyifli oluyor.

Yazarın bu destansı eserinde, 1929 yılında başlayan ABD Büyük Buhranı’nın aileler üzerindeki yıkıcı etkisini görüyoruz. Akademik bir cümle gibi söylediğimizde ne kadar sorunsuz görünse de aslında var olan şey gücü elinde bulunduran sınıfın diğer toplumsal sınıfları daha da alta doğru itmesi ve mallarına el koyması ve nihayetinde yok olmalarına sebep olması.

Kendi arazilerinde tarım yaparak geçinen bir ailenin topraklarına ve evlerine bankalar tarafından el konulması sonrasındaysa yapılan manipülasyonların ve reklamların etkisiyle göç ettirilip mevsimlik tarım işçilerine dönüştürülmesini ve bu sırada ailenin parçalanarak yok olmasını okuyoruz.

Bu kitap köy dramları anlatan bir eser değil, aksine kapitalizmin insanları nasıl yok ettiğinin destansı bir anlatısı.

Nasıl ki bizim ülkemizde 3 tane indirim marketi varsa ve nasıl oluyorsa 3’ünde de tüm benzer ürünlerin fiyatı kuruşuna kadar aynı olmasına ve yine aynı şekilde sadece İzmir’de benim bildiğim 4 kapalı otoparkta yüzlerce sıfır plakasız araba stoklanmış durumda olmasına rağmen (neredeyse her ilde olan bir durum) halen “serbest piyasa ve rekabet olacak, rakipler satış yapmak için fiyat kıracaklar ve insanlar daha uyguna daha kaliteli mal alabilecek” anlatıları anlatılıp biraz konuştuğunda olay “beğenmiyorsa alma” yada “başka yerden al” 'a (sanki böyle bir şey mümkünmüş gibi?) dönüyorsa bu kitapta da insanların kendi tarlasında çalıştıracağı işçilere vereceği saatlik yevmiyi bile kendileri belirleyemez hale gelmesini okuyoruz.

Yine en büyük kapitalizm ayetlerinden birisi olan “üretim artarsa ürünün fiyat düşer” tezinin eğer pazar mekanizmaları bir kartelin elindeyse fiyatı düşürmek yerine üretilen meyve/sebzeyi yakmayı yok etmeyi tercih edeceklerini yine görüyoruz.

Devletin şiddet tekelini elinde bulunduran güç olarak kartellerin yanında hizalanması elbette olmazsa olmazımız.

Kitabın sonu o kadar görkemli ki heyecanını kaçırmamak için değinmek istemiyorum. Umarım okursunuz.

Bu kitabın her sayfasında yaşadığımız ülkeyle ilgili bir şeyler buldum, Amerikalı çiftçi ailenin savruluşu aslında hayatı boyunca çalışsa da bir ev alamayacak olan, B sınıf sıfır bir otomobil almak için bile 10 yıl hiç harcama yapmadan para biriktirmek zorunda olan Türklerden farksız.
İnsanlar farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda da olsa benzer hayatları yaşıyorlar, çünkü mekanizmalar hep aynı.

5 / 5

31 Beğeni

Yani diyorsunuz ki bizlerde aynı yollardan geçeceğiz. O zaman o devri yaşayanların deneyimlerinden yararlanmak gerekmez mi? Yapmamız gereken tam olarak da bu değil mi?

1 Beğeni

Cevad Karahasan, Boşnak yazar, bu kitabı 2015 yılında yazmış, kendileri geçen 19 Mayıs’ta vefat etti. Kitabın çevirisi Almanca’dan yapılmış.

Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölümü yalandan bir polisiye . Metnin yaklaşık 1/4ünü oluşturan bu kısım hiç olmasa da kitap hiçbir şey kaybetmezmiş. Bu uzun uzadıya polisiye kasıntısının meramı da Hayyam ın eşiyle tanışması, bi iki de asayiş memurunun tanıtımı. 140 sayfa değil de 14 sayfa da olabilirdi.

Asıl ve en geniş kısım 2. bölüm. Sultan Melikşah ve zamanı. Nizam-ul Mülk, Ömer Hayyam, Hasan Sabbah. Türk okuruna tanıdık gelecektir. Bundan 15 sene evvel ben lisedeyken Vladimir Bartol’un Alamut’unu bilmeyen yoktu, ki öyle ilim irfan yuvası falan değil tenefüslerinde uzun eşek, birdirbir oynanan, tavanına ayakkabı basılan bir yurdum okuluydu. Bu noktada, tam şu anda o kitabın yazarının da bir Yugoslav olduğu aklıma geldi. Bu romanda olaylara Ömer Hayyam odaklı bakıyoruz ama tam da bakamıyoruz sanki, Ömer Hayyam başrolde zayıf kalmış, yeterince dolgun değil. O değil de herhangi biri olsa da aynı etkiyi yapardı. Karmati kumandanına yönelik işkence sahnesinden feci şekilde Drina Köprüsü vaybı aldım ki bir başka Yugoslav’ın eseri o da. Melikşah konusu… Kendi devrinin yerli ve yabancı kaynaklarının ekseriyetinde iyi insan/iyi hükümdar olarak değerlendirilen bir hükümdara Boşnak ve Müslüman bir yazarın negatif yaklaşımı ve çizdiği olumsuz portreyi tuhaf karşıladım.

Üçüncü bölüm de ilk bölüm kadar kasıntı. Aradan 40 yıl geçmiş Ömer kocamış hasbelkader tanıştığı bir Boşnak delikanlısı ile yarenlik yapıyor. Yersiz flashbackler var. Bu bölümün son kısmında bir de hikayenin hikayesi bölümü var. O da doyurucu gelmedi.

Dönem dili yakalanamamış (çeviri etkisi?) Ömer Hayyam’a krem ve losyon tavsiye edilen bi dialog var mesela.
Anakronizm diz boyu. Ki tarihi kurguda kesinlikle olmaması gereken bir şey. 600 sayfa kitap yazıyorsun ama Nizam ül Mülk e çay çekirdek yaptıtıyorsun. E yani, olmaz.

6/10.

14 Beğeni

Japon Klasikleri 28- Çiçeğin Ruhu: Noh Tiyatrosunun Klasik Öğretileri, Zeami

Sanırım Japon klasikleri dizisinin en sevmediğim kitabı, bazı beğenmediklerimi de sollayarak zirveye ulaşan Çiçeğin Ruhu oldu. Noh tiyatrosunun klasik öğretilerinin ustası Zeami, Noh oyuncuları için bir el kitabı kaleme almış. Ve önemi çok büyük bir eser bu:

Kitabın tanıtım bülteninde yer alan şu alıntı gözüme müthiş geldi doğrusu. Dizinin her kitabını okuduğum için de güzel midir kötü müdür diye düşünmedim ve bu soruların üstünde de durmadım. Sonra da okumaya başladım. Herkesin bilmemesi gereken gizli bir kitabı okumanın fikri beni çok heyecanlandırmıştı fakat oldukça sıkıcı bir yolculuk oldu.

Bazen inceleme metinleri okumak beni yoruyor. Özellikle de akışı bozan birçok etken anlatıma eşlik ediyorsa… Edebi yanı ağır basabilseydi bu yorumlarda bulunmazdım zaten. Tanizaki’nin Gölgeye Övgü’sü de bir inceleme kitabıydı ama keyifle okumuştum onu.

Gerçekten sadece ilgilisine önerebileceğim bir kitap. Noh oyunculuğunu merak eden, araştıran, seven arkadaşların Çiçeğin Ruhu’na bayılacaklarına eminim.

Zeami’nin ‘’Çiçek’’ kavramıyla ilgili açıklamalarını çok değişik buldum. Noh oyunculuğunun sırrı ‘’Çiçek’’te olduğundan dolayı bu kavramı iyi anlamak gerekiyor. Noh tiyatrosunun öğretileri, Zen Budizminin ve Samuraylığın ilkeleri gibi birçok prensibi bir arada barındırıyor. Bir sanat dalı olmasına rağmen katılımcının ve sanatçının şartlarını zorlaması takdire şayan. Japonların sanatları bile kurallara ve disipline dayalı bir sistemden oluşuyor. 14. yüzyıldan günümüze kadar devam edebilmeyi başarması da bu el kitabına ve ‘’Çiçek’’le olan derin bağa işarettir kim bilir. ‘’Çiçek’’i içselleştirmek adına nitelikli bir çalışma kitabı olmuş doğrusu.

Zeami’nin sanatla başlayan ve son bulan hayatı bu kitabı yazmasının nedenini açıklıyor. Yaşamı boyunca ilgi alanı bu ve bunun gibi şeyler olmuş sonuçta. Oyun yazarı, aktör ve güzel sanatlar öğretmeni olan Zeami’nin hayatını sevdim de eseri sevemedim.

Puanım: 6/10

İncelememi yayımladığım platform:

17 Beğeni

THE MAN WHO FOLDED HIMSELF

Amcasının mirasının bir zaman makinesi olduğunu keşfeden Daniel nihai özgürlüğe kavuştuğunu düşünür. Ama gerçekten her istediğini yapabilir mi?

Kitap, dünyanın veya insanlık tarihinin değiştirilmesinden ziyade bir zaman gezgininin psikolojisine odaklanıyor. Zamanın dışında yaşayan kahramanımızın; özgür irade, hayatın anlamı ve yalnızlık kavramlarıyla boğuşmasını okuyoruz. Kimilerini rahatsız edecek birkaç sahnesi olsa bile öneririm.

18 Beğeni

Knut Hamsun - Pan

1000kitap

Açlık’tan sonra Hamsun’dan okuduğum ikinci eser. Tarih sırasına göre gideyim dedim. En azından elimdekiler bazında.
Kitapta ormanın dibinde yaşayan, avlanan, münzevi bir teğmen olan Thomas Glahn’ın hayatının yaklaşık beş yılı anlatılıyor. İki kısma ayrılmış olan eser, ilk bölümü Glahn’ın ağzından anlatırken, okuyucu ikinci kısmı ise isimsiz bir ev arkadaşının gözünden takip okuyor. Anlatıcımız birinci şahıs. Kitap daha 1900’ler başlamadan, 1890’larda yazılmış. 1855-60 arasında geçen olayları anlatıyor. Buna rağmen yaşananlar ve anlatım zamanının ötesinde. Sanki 1950’lerde insanları okuyor gibisiniz. Bilmiyorum ben öyle hissettim açıkçası. Burada varmak istediğim esas nokta ise şu, Knut Hamsun daha modern edebiyat ilk örneklerini verdim vereceğim dediği bir dönemde tam bir modern klasik yazmış. Anlatıcı tarzı, anlatım tarzı, her şeyiyle tam bir modern klasik okudum. Açlık da biraz böyleydi aslında. Norveç edebiyatını gerçekten çok seviyorum. İnanılmaz eserler okuduğum oldu çünkü. Bu da güzel örneklerinden bir tanesi.

Kitap çok tuhaf karakterlere sahip. Bir kere içinde Borderline kişilik bozukluğunun tanımı gibi, bir yaptığı bir yaptığını tutmayan hanım kişisi Edvarda var. Bu kızcağız istiyor ki herkes beni sevsin ama ben kimseyi sevmeyeyim. Babası da zengin bunun. Kızının huyunu biliyor. Uğraşıyor adam kızı mutlu olsun diye kabul edelim. Sövmek isteyen sövebilir yine tabi. Bizim ormancı reisle bu kız bir şekilde tanışıyor, aralarında olaylar olaylar.

Bizim ormancı reis ise biraz saf, biraz çapkın, haşin bir delikanlı. Otuzlarının başında. Ya da yirmilerinin sonu. Emin değilim. Onun ağzından dinlerken hikâyeyi, ya bu adam da ne salak adam diyebilirsiniz ama ne zaman ki ikinci bölüm başlıyor, öbür ruh hastası kıskanç ev arkadaşıyla tanışıyoruz, onun gözünden görüyoruz Glahn’ı, işte o an karar veriyoruz ki, Glahn adamın dibiymiş. Çevresindeki tiplere bak.

Her neyse, neden bu kadar karakter tipleriyle ilgili yorum yaptım, çünkü bence kitap bunda oldukça başarılı. Hamsun karakter yaratımında başarılı bir iş çıkartmış. Daha değinmediğim Doktor, Bay Mack, Eva ve hatta Glahn’ın köpeği Ezop bile gerçekten dikkate değer karakterler. Ezop, üzümlü kekim :frowning:

Tavsiye ederim. Bir-iki günde okunabilecek, güzel bir kitap.

19 Beğeni

House of Chains - Malazan 4

Malazan’a devam etmek konusunda tereddüt ediyordum, bunun sebebi üçüncü kitabın müthiş duygusal finalinden sonra House of Chains’in bin farklı yeni karakter ve tanımadığım etmediğim bir kıtada yaşanan alakasız olaylarla beni üçüncü kitabın atmosferinden koparacağı ve seriden soğutacağı korkusuydu.

Neyse ki ilk 100 sayfadan sonra kaygılarım yatıştı. House of Chains, son iki kitaba kıyasla bence biraz daha fazla sabır gerektiriyor; özellikle ilk birkaç bölümde tanıtılan yeni ırk ve bu arkadaşların serüvenlerinin betimlendiği kısımlar yorucu olabiliyor. SE ser verip sır vermediği için bu serüvenin tabanını oluşturan ve yüz binlerce yıl geriye giden görkemli maziyi bölük pörçük yapboz parçalarından yine kendimiz birleştirmeye çalışıyoruz. :exploding_head:

Nihayetinde alıştık artık, Malazan’ın bu kadar keyifli bir seri olmasinin bir nedeni de bu; bulmaca çözer gibi sürekli kafayı çalıştırmak, kimin kim olduğunu ve ne yapmaya çalıştığını mazoşişme meyleden bir hırsla idrak etmeye çalışmak, teoriler yürütmek.

Kitabın üçte birinden itibaren olay örgüleri birbirlerine yakınsamaya başlıyorlar ve kendimizi ikinci kitabın sonunda buluyoruz. Bu, beni artık baymaya başlayan bir Malazan İmparatorluğu askeri harekatı olduğu için ilgimi aslen Tanrıların ve yükselmişlerin olaylara sinsi sinsi müdahele etmeleri cezbetti: Arka planda yine büyük entrikalar dönüyor. Bazı mühim Tanrıları ve yükselmişleri bizzat iş başında görmek ve onlar hakkında yeni bir şeyler öğrenmek bana büyük keyif vermeye devam ediyor. Kitap bu bakımdan Malazan lore’una dair bazı kilit noktaları tatmin edici şekilde aydınlatıyor.

Bir 200 sayfa daha kısa olsaymış daha veciz bir öykü olurmuş, ama olsun, seri o kadar kaliteli ki görece zayıf kitaplar bile muhteşem bir deneyim sunuyorlar.

4/5

İlk dört kitabı şöyle sıralardım:

3 > 1 > 4 = 2

21 Beğeni

Kıyamet Gösterisi

Okuma listeme çok öncelerden girmiş olmasına rağmen bir dönem baskısının bitmesi ile yollarımız kesişememişti. Sonrasında 2019 dizi uyarlaması aracılığıyla Kıyamet Gösterisi ile tanışmış oldum. Kitap yeni baskı yaptığında edindim ancak olaylar kafamda taze olunca bir kenarda unuttum gitti. Dizinin tahminim dışı 2. sezonu yayın tarihi yaklaşınca artık kaynağından okumanın vakti geldiğine karar verdim.

Anladım ki çok geç bile kalmışım :slight_smile: 10 sene önce falan da okuyabilirdim muhtemelen, o üşengeçlikle güzel bir eseri kaçırmışım. Zaten Bir Pratchett ve Diskdünya fanı iseniz okurken keyiflenmeme ihtimaliniz yok :slight_smile: Küçük dokunuşlar, hicivler, göndermeler ile bol bol İngiliz mizahını dopdolu bir kitap halinde sunmuş bize ikili. Yeri gelmişken kim nereyi yazmış her zaman anlayamıyoruz hakikaten ama beni gülmekten koparan bazı yerlerde Terry’nin kalemini hissettiğime eminim.

Detaya ve spoiler a girmeye gerek yok; insanoğlu kıyamete yaklaşırken insanların arasında fazla kalmış melek Aziraphale ve iblis Crowley’nin dostluğu eşliğinde acaba bunu engelleyebilir miyiz diyerekten bir koşuşturmaca sunmuş yazarlar bize. Eseri oluştururken aldıkları keyif her sayfada bize de tesir ediyor, temponun düştüğü ve ara ara sıkıcı gelen yerlerde bile kendilerine has üslupları tat veriyor ve sürüklüyor. Eksi olarak belki kitabın ikinci yarısından itibaren Cadı Agnes ve soyu ile Cadı avcısı bölümlerini, ayrıca Adam Young’un 4 lü çetesinin Tadfield’daki kısımlarının fazla uzun olmasını söyleyebiliriz. Buralar fazla mı uzundu yoksa Aziraphale ve Crowley’i fazla sevdim ve onların rolü bu kısımlarda pek olmadığı için mi uzun geldi orasından emin değilim :slight_smile: Mahşerin 4 atlısının geçtiği bölümleri okurken daha fazla keyif aldım muhtemelen.

Güzel başlayıp tadında biten bir macera Kıyamet Gösterisi, finale doğru yazarların ufaktan tıkadığını hisseder gibi oldum ama güzelce bağlanmış diye düşünüyorum. Sonsöz olarak birbirlerine mektup yazarken ufukta bir devam kitabına açık bırakmışlar, Terry’nin ömrü yetmese de Neil dizinin devam sezonları ile bu hayallerine ulaşacak gibi. Yine de bana sorarsanız devama gerek olmayan, kapalı şekilde bitmiş güzel bir maceraydı.

24 Beğeni

Robert Sheckley’nin kısa öykülerinden birkaçını daha önce okumuştum. Mevki Uygarlığı ise yazardan okuduğum en uzun metindi. Kitap konu olarak gerçekten ilginç bir hikaye sunuyor. Omega gezegeni ve bu gezegende yaşayan herkesin suçlu olması bir yana, aynı zamanda da kötülük yapılmamasının cezalandırılması gibi alışılagelmişin dışında fikirler içermesi kitabı daha da cazip kılıyor. Ama bence dağın görünen kısmı sizi aldatmasın. Çünkü dağın görünmeyen kısmı çok daha iyi.

Öncelikle Robert’ın Mevki Uygarlığı ilk bölümlerde iyi bir izlenim vermiyor. Olayların dört nala koştuğu bu bölümler okura arada çokça boşluk var hissi veriyor. Ayrıca Omega gezegeninin ve işleyişinin daldan dala atlarcasına anlatılması da eseri edebi yönden geriye atıyor gibi gösteriyor. Fakat kitabın sonlarına doğru geldiğimizde bu olumsuzluğun ardında yatan gerçek amacı daha iyi anlıyoruz. Yazar ilk sayfalarda hafızası silinen Barrent ile okurlarını da hiç bilmediği bir gezegene götürmeyi amaç edinmiş. Böylelikle hem Barrent hem de okur yitirmiş olduğu anılarla etkili bir şekilde yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Mevki Uygarlığı’nı değerli kılan şeylerden birisi de her şeyin ve herkesin iyi olduğu ütopik dünyaların bir noktada kendi kendini bitireceğini dile getirmesidir. Thomas More’ün 1516 yılında yayınlanan Ütopya’sı Mevki Uygarlığı’nda çok uzak bir gelecekte karşımıza çıkıyor. Ama burda Sheckley, ütopyanın yani suçsuz ve her şeyin güllük gülistanlık olduğu Dünya’nın kendi sonunu getireceğine inanıyor. Kaosun, iyiliğin ve kötülüğün aynı tencerede kaynamasının elzem olduğunu dile getiren yazar, insanlığın ilerlemesinin durağan ve amaçsız bir şekilde değil de daima rekabetin ve farklı düşüncelerin varlığına borçlu olduğunu savunuyor diyebiliriz.

Nihayetinde etkili bir başlangıç sunmasa da Mevki Uygarlığı, sonradan açılan arap atı misali okunması gereken etkili bir kitap.

Puanım 8/10

@Olatris sen ne diyorsun kitaba? Bitirdin mi?

26 Beğeni

Sayenizde ilk kitap yorumumu yapmış olayım o zaman :smile:

41zHUjiihSL.AC_UL210_SR210,210

Mevki Uygarlığı - Robert Sheckley

Aslında @SJack’in güzel yorumundan farklı pek bir şey söylemeyeceğim. Kitap başlangıçta klasik bir kurgu ve seri bir anlatım ile başlıyor. Oradan oraya hızlı atlıyorum bir şeyler kaçırıyormuşum hissi aldım. Bu asla kitaptan zevk almama engel olmadı. Yazarın anlatımı akıcı ve hikayeyi yakalayıp ardı ardına okutabiliyor. Tam olarak bu sayede bahsettiğim kopukluğu tolere ederek devam edebildim. Kurgu olarak ise kitap aslında çoğu bilim-kurgu filmine benziyor. Tabii 1960 yılında yazıldığını düşünürsek aslında yazar ve kitap filmlerden çok daha önce yaratıcı bir dünyaya sahipmişte hatta filmlere ilham olmuş diyebiliriz. O yüzden kurgunun mükemmel bir şey olmamasını yazım yılına bağlayabilirim.

Kitaba devam edip şöyle bir son 50 sayfasına geldiğimde ise yukarıdaki yazdığım yorumun neredeyse tam tersini yazacağım. Kitap son 50 sayfada resmen o kopukluğu tamamlamış, bütünlük oluşturmuş ve okura hız treni edasını vermekten vazgeçmiş. Son 50 sayfadayım ve artık her şey daha tok ilerliyor ve ben daha keyifli okuyorum. Bu kısımlarda kitabın daha iyi bir hal almasının sebebini ise yazarın artık vermek istediği mesajı anlamlandırma ve anlatabilme çabasına bağlıyorum ve tam olarakta böyle oluyor. Yazar mesajını çok net bir şekilde okura iletebiliyor.

Ben genel olarak beğendim. Başlangıçtaki hızlı tempo rahatsız etmedi çünkü yazar başarılı bir anlatım kullanmış. Kitabın kapanışı ve sondaki mesajı güzeldi. Aynı şekilde 8/10 diyorum.

19 Beğeni