Uzun zamandır adını hiç bir yerde görmediğim mangaları tekrar gündeme getirme ihtiyacı hissettim.
51 Ways to Save Her
Büyük bir depremin ardından günlük yaşamın yok olmasıyla insanların ne kadar çığırlarından çıkabileceğini kanunsuzlaşabileceklerini anlatıyordu. Hatrınızdan ayrılmayacak sahneleri vardır. Okumanızı öneririm.
Hikaye genç bir çocuğun 100 gün boyunca 100 korku hikayesi anlatması izerine kurulu. Fakat çocukta ters giden bir şeyler var. Yavaş yavaş garipleşiyor olaylar. Okumalısınız.
My Dearest Self with Malice Aforethought 2 sene önce falan okumuştum. Başları çok ilgi çekici gelse de sonlara doğru baymıştı. Sonunu hatırlamıyorum bile. Büyük Spoiler: Ama hanım kızımızın asıl sayko katil çıkmasını beklememiştim
Her daim ilgiyle takip ettiği babasının rakugokalıktan atılması ile rakugokalıkta(Rakugo bizdeki meddahlık gibi tek kişilik hikaye anlatma sanatı) uzmanlaşmak isteyen Akane’nin hikayesi. En son 46. bölümü yayınlandı.
My Son Seems to Have Gone Reincarnated to Another World
Hiç beklediğim gibi bir konusu yoktu. Söz konusu annenin oğlu bir trafik kazasında hayatını kaybediyor. Kaybının üzerine annesi oğlunun eski eşyalarını ve kitaplığını kurcalamaya başlıyor ve henüz hayattayken okuduğu isekai kitaplarını keşfediyor. Hepsini okuyup bitiriyor. Oğlunun ölümünü kabullenemeyen bu anne, oğlunun farklı bir evrende reankarne olduğuna inanıyor. Bu konuda da liseden kendisini tanıdığı bu tarz fantastik kitaplar okuyan bir sınıf arkadaşının yanına gidiyor. Diyor ki “Oğluma ulaşmanın bir yolunu bulmalıyız.” Bu arkadaş da annenin histerik durumunu anlıyor ancak o hikayelerin gerçek olmadığını söyleyecek cesareti bulamıyor. Ve farkediyor ki anne intihara meyilli bir hal almış. Ölürse oğlunun yanına gidebileceğini düşünüyor. Bir yandan da bunu engellemeye çalışıyor.
Güzel, farklı bir yaklaşım. Okuması çok keyifli ama üzüntüden okuyamıyorum.
İnternetten sipariş ettiğim Yalınayak Gen’i okumaya başlayacaktım ama bir konuda tereddüt ettim, buradaki manga hayranları sorumu cevaplayabilirse sevinirim. Elimdeki kitap mangalar gibi sağdan sola değil çizgi romanlar gibi soldan sağa okunuyor. Bu orijinalinde de böyle mi yoksa çeviri yaparken okur yadırgamasın diye ters mi çevirilmiş? Orijinali de soldan sağaysa nedeni hakkında bilginiz var mı, 70lerde diğer mangalara bu kadar aykırı bir şey yapılması tuhaf çünkü. Eğer ters çevrilmişse neden diğer mangalar hep normal bırakılırken Yalınayak Gen’in ters çevrildiğine dair bir fikriniz var mı?
Nedeni hakkında bilgim yok ama manganın aslı sağdan sola. Çizgiroman okurları hedef alınmıştır belki ilk çevrildiğinde. Bizimkiler de İngilizce’sinden uyarladıysa al sana sağdan sola okunan bir manga.
Oyasumi Punpun okuyorum, mükemmel ya.
Gerek görsel gerek yazılı anlatım dilinin bu kadar güçlü olması, duygu aktarımını en üst seviyeye çıkarıyor.
Bazı olayları ve duygu durumlarını kör göze parmak değil de bir iki diyalog veya resimle vermesi, hayatın içinden uç noktalara parmak basmaları, çizimlerin vuruculuğu ortaya çok iyi bir iş çıkarmış.
Gelelim son zamanlarda okuduğum en çarpıcı şeylerden birine… Bu seri o kadar vurucu oldu ki benim için, taglerinde olmamasına rağmen karakter psikolojisini bu kadar iyi yansıtan çok seri görmedim. Serinin içerisinde pek çok mesaj var ve bunlar çok kompleks şeyler değil. Serinin sonuna doğru hayatımızın her anının ne kadar değerli olduğunu, takıntı ve korkulara kapılmadan her anın tadını çıkarmanın ne kadar önemli olduğunu, bunları başaramamış iki insan üzerinden vurguluyor.
Karakterler başta çok sıradan ve her seride olan tipler gibi gözükse de ilerledikçe derinleşiyor. Kesinlikle animesini değil mangasının takip edilmesini öneririm. Berserk
Aslında biraz tekrar okuma gibi oldu ancak bıraktığım yerin ötesine güncele yakın bir yere kadar okudum bu sefer. 2019’da okuduğumda 200’lere kadar okumuştum, bu sefer güncele çok yakın bi yerde ara verdim.
Seriyi anlatmaya gerek yok zaten, bir klasik. Çok sürükleyici bir seri olduğundan bir haftada 330 sayı falan okudum.
İsidro, Puck ve Luca apla favori çarlarım seriden. Özellikle Schierke ve İsidro’nun sahnelerine bayılıyorum. Son eklenen karakterlerden İsla da hoş idi. Guts babayı zaten saymadım onu sevmeyen yoktur ok.
Hope You’re Happy, Lemon
Daha 5 chapter falan yayınlanmış ama çok iyi başladı. Sizi aynı anda 3 erkekle aldattığını öğrendiğiniz eski kız arkadaşınızla yıllar sonra denk geldiğinizi düşünün. Sonra bu travma daha etkisini yitirmeden ertesi sabah bedenlerinizi değiştiğinizi. Bu da yetmezmiş gibi eski kız arkadaşınızın ev arkadaşının hoşlandığınız kişi olduğunu öğrendiğinizi düşünün. Vallaha sabah sabah iyi geldi.
90’larin basinda batida piyasaya surulen ilk mangalar Dark Horse Comics gibi yayincilarin aynalama teknigini kullanilarak degistirilmisti. Su an terkedilmis bir metot cunku diyaloglarda kayma yaratiyor.
Bu yazıyı gördükten sonra okuma listeme almıştım. Geçenlerde okuyabildim, hemencecik de bitti (en azından çevrilmiş bölümleri). Epey orijinal bir iş olmuş. Oldukça keyif aldım. Hatta öyle ki, geri kalan bölümlerini okumak için Japonca öğrenmeye başlayacağım bir çılgınlığın içine attım kendimi (Mübalağa tabii, o kadar çılgın değilim).
Yıllardır temiz scan bulamadığım için ertelediğim bir mangaydı. En sonunda elle tutulur, düzgün bir versiyonunu bulunca başladım.
Seri hakkında “ağır” eleştirileri duymuştum ancak temposu gayet yerindeydi. Tabii manga için konuşuyorum, animenin boğuk ve ağır temposunu ben de fark etim.
Seride çok yoğun siyasi meselelere giriliyor, hatta öyle ki Almanya’daki göçmen Türklere yapılan sağcı aksiyonlardan dahi bahsediyor.
Çok sevilesi yan ve ana karakterlere sahip gerçekten bunu da vurgulamak lazım. Özellikle Dieter(Futbolcu çocuk.) favori karakterim oldu. İnanılmaz tatlı bir velet. Geleceğin Ronaldo’su olacak ınshallah. Eva karakterinin de çok iyi yazıldığını düşünüyorum. Kadının tüm deliliği, çaresizliği, pişmanlığı aşkı, aşkına karşılık bulamayınca yaptıkları ve bitmek bilmeyen arayışı. Hepsi çok iyi aktarıldı.
Grimmer babayı da unutmamak lazım. Çok samimi ve sevilesi bir karakter.
Ve tabii ki serinin ana villain’ı Johan. Gerçekten çok ikonik bir manipülatör. Ancak sonuyla ilgili aynı şeyleri söyleyemem.
Ana karakter, Doktor Tenma yine çok iyi.
Çizimleri yine çok beğendim. Atmosfer hem çok sert, hem çok sıcak. Güzel harmanlanmış.
Yine her Naoki mangasında olduğu gibi serinin en vurucu noktası draması yani duygusal ağırlığı. Mangaka’nın çok hoşuma giden bir ahlâk anlayışı var. Zaten sever sayardım ama bu seri gerçekten ustalık eseriymiş. Tüm mangaları birbirine çok benziyor sistematik olarak ama bu gerçekten formülün zirvesi, en iyi hali olmuş. Final sayısının son sayfasına kadar tabii ki ne yazık ki son sayfayı beğenmedim.
Serinin finali(son birkaç sayfa) hariç bir şikayetim yok. Masterpiece diyebilirim. Puan kırarsam ancak oradan kırarım gibi.
Not: Hoşuma giden sayfaları da paylaşacaktım ama bir hata oluşuyor sürekli. Kısmet değilmiş.