Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Şu da ilginç;

“Gregor Samsa’nın dönüştüğü böcek yıllarca kafamızda bir hamamböceği imgesi olarak gezindi, oysa Kafka’nın kitabı için yayıncısına söylediği ilk şey, “lütfen kapağına hamamböceği gibi bir şey çizmeyin” olmuştu. Çünkü Gregor var olan bir şeye dönüşmemiştir. İnsanken, hayvan olmamıştır. O, ancak Kafka’nın devasa bir böcek olarak tanımlayabileceği, neydüğü belirsiz bir eşgale dönüşmüştür.”

Bizimkiler hala hamamböcegi ciziyorlar kapağa :slight_smile:

3 Beğeni

Can Öz bu durumla ilgili açıklama yapmıştı. Aklımda kaldığı kadarıyla Kafka yazdığı eserlerin öldükten sonra yakılmasını ister ama arkadaşı bu vasiyete uymaz ve yayınlatır. Yine vasiyette kapağa böcek koymayın demiş ama kimse buna uymuyor tarzında bir şey söylemişti. Videoyu bulabilirsem koyarım.

2 Beğeni

Bana kalırsa Can Öz demagoji yapıyor. :slight_smile:

3 Beğeni

Doğrudur, ama en azindan ilk baskıda ricasina uymuşlar:

6 Beğeni

İlk yayıncı uymuş ama ben hiç Türk yayınevlerinde böceksiz kapak hatırlamıyorum. Yabancı yayınevlerinde şuan böcek konuluyor mu konulmuyor mu bilmiyorum :slightly_smiling_face:

Bu arada bu kapak çok güzelmiş.

1 Beğeni

İki örnek:

4 Beğeni

Eski ilk basılan kapak güzelmiş. Keşke o kapakla basılsa. Bu Kafka Yayınlarının bastığı kapaktaki gölgeyi örümceğe benzettim ben :sweat_smile:

1 Beğeni

Yabancı basımlarda da böcek kapaklılar var halen. Ya genel bir böcek tasviri oluyor ya da metamorfozu anlatan kelebek kozası. Hatta bir yayınevi böceğin üstüne Kafka’nın başını koymuştu :woman_facepalming:

2 Beğeni

Pek benzemiyor gibi… :slight_smile: Yok hala benziyor diyorsan @Agape 'ye havale edecektim ama tatil de olduğu aklıma geldi.

Kafka’nın istediği gibi "Anne baba ve müdür. "

2 Beğeni

Sembol gibi bir şey sanırım. Aynı 1984 kapakları gibi. Hep bir göz hep bir göz :grin:

Bu fenaymış gerçekten.

1 Beğeni

Gerçekten gölge kısmında ki bacaklar var ya örümceği andırıyor, bilmiyorum. Foruma anket bile açarım bu kapakla ilgili. Kıyafeti ne renk görüyorsunuz vardı ya kimi siyah görüyor, kimi sarı falan iş ona döner gibime geliyor :joy:

2 Beğeni


Yorumsuz.

20 Beğeni

Öyküler ilgi çekici. Türkçe baskısı olsa da okusak.

1 Beğeni

Dostoyevski - Yeraltından Notlar bitti.

Varoluşçu edebiyatın ilk örneği olan roman 40 yaşındaki içine kapanık bir memur abimizin yaşadığı iç çatışmaları, ruhsal bocalamaları, insanlarla ilişkilerini, fakir birisi olarak kendisini bir birey olarak kabul ettirme çabalarını anlatıyor ve feci şekilde iyi anlatıyor. Bir garip adamın ben de buradayım diye bağırması bu roman bana göre.

Dostoyevski’ nin edebiyatına ve yazımına laf söyleyecek değilsek bile kendi beğenilerim açısından baktığımda dahi güzel bir eser var ortada. Okunmalı okumayanlar uyarılmalı. :slight_smile:

13 Beğeni

Okuduğum ikinci şiir oldu. Edip Cansever’i Nazım’dan daha çok beğendim. Özellikle Mendilimde Kan Sesleri ve Ramiz dayıdan duyduğumuz Ölümü Gömdüm Geliyorum muazzam şiirlerdi.

Tarz olarak umutsuzluk ve karamsarlık hakim olsa da tam anlamıyla karanlık değil; Edip abim aşkın tüm olumsuzluklarını anlatırken bir yandan sevmeyi, ölümü anlatırken ise yaşamı hatırlatıyor.

Güzel sevmiş, güzel yazmış. Tomris hanım da ne karıymış arkadaş, diyesim var. Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar; meziyetli tüm şairleri peşinde sürüklemiş. Kadın sihirli değnek gibi. Hangi şairin yüreğine dokunduysa, şairin şiirler döktüğü kadın olmuş. Ne sevilesi kadınmış. Yürekte büyük izler bırakmış. Turgut Uyar ile Cemal Süreya’yı da okursam, Tomris’e bir başka aşık, olarak listeye girmem olası.

Açıkçası bana da şiirler yazdıracak kadınlar oldu ama insan okuyunca anlıyor ki şiir gerçekten büyük bir meziyet. Edip Cansever… Fazla şiirden ölen insan. Bir ölüm bir adama bu kadar çok yakışırmış. Böyle anıldığını görseydi eğer, ölümünden kıvanç duyardı.

7 Beğeni

Bu kitabı ilk defa okuyorum, 6:45 çevirisi kötü olduğu için sürekli ertelemiştim. Alfa bastıktan sonra da çok acele etmedim, nasip bugüneymiş diyelim. Kitabın yazılışının üzerinden tam 53 yıl geçmiş. Hikayede birazcık olsun bir “eskimişlik” var mı? Bence kesinlikle yok. Benim bilimkurgu türündeki kalite kıstasım büyük oranda bu, gerçekten iyi olan kitapların yazılışlarının üzerinden 50 geçse bile “eskimişlik” hissettirmiyor. Elbette öznel ve benim kişisel görüşümdür.

Şimdi kitaba ve yazara geri döneyim. Öncelikle şunu söylemeliyim ki PKD edebi anlamda gerçek bir usta. Tıpkı Ursula K. Le Guin, Tolkien, Ernest Hemingway gibi… Sadece bilimkurguya meraklı ve hayal gücü kuvvetli olan birisi değil, kurgu oluşturmayı çok iyi biliyor. Edebi inceliklere son derece hakim, bunu kitabı okurken rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Usta işi bir eser.

En beğendiğim/sevdiğim bilimkurgu eserleri arasına girdi bu kitap. Bilinç, varlık, istekler, arzular gibi insana dair, insanı insan yapan kavramları kitapta son derece başarılı bir şekilde işlemiş yazar. Karakterlerin bu kavramlar üzerinde düşünmeleri hiç yapay durmuyor. Hikayeyle uyumlu bir şekilde karakter geldiği noktada doğal olarak bu kavramları sorguluyor. Bu da son derece usta bir yazarlık örneği. Acemi yazarlar genellikle karakterlerine ısmarlama sorgulamalar yaptırırlar ve bu da okurda yapay bir his uyandırır. PKD bunu yapmıyor karakterleri hikaye akışıyla uyumlu ve doğal bir şekilde gelişerek sorgulamaları yapıyor. Bu kadar başarılı karakter gelişimi kurgulayabilen yazar sayısı oldukça az.

Hikaye başarılı bir polisiye olmakla birlikte oldukça katmanlı bir anlatım söz konusu. İç içe geçmiş birden fazla hikaye söz konusu. Rick Deckard’ın android avı hikayesi ve bu hikayeyle temas halinde olan eşiyle olan hikayesi, koyunu üzerinden anlatılan kendi varoluşsal hikayesi ve Rachel ile olan hikayesi. Rachel’ın kendi hikayesi ve androidlerin kendi hikayeleri de mevcut.

Tüm hikayeler kendi içlerinde ilerliyor, gelişiyor ve birbirlerine bağlanarak tamamlanıyor.

Spoiler vermeden hikayeye değinebileceğimi sanmıyorum ve yazarın beni etkilediği nokta hikayeden çok hikayeyi işleyiş biçimi olduğu için bunun üzerinde durmak istedim. Anlatım biçimi/tekniği olarak kusursuza yakın bir anlatım söz konusu. PKD’nin asıl farkı bu bana kalırsa. Kitap çok akıcı ve hızlı okunuyor, sürekli merak uyandıran unsurlar devreye giriyor, biran önce okuyup bitirmek istiyorsunuz, twistler (ters köşeler) çok fazla evet ama bunların olduğu çok fazla kitap var zaten onun için PKD’nin ve bu kitabın asıl alametifarikası biçim olarak mükemmel olaması bana kalırsa.

Öncelikle yazar olmak isteyenlere ve tüm okurlara tavsiye ederim bu kitabı.

10/10

18 Beğeni

Kapak çok iyiymiş. İngilizce seviyesi nasıldır acaba?

Birkaç bilimsel terim dışında sıradışı kelime hatırlamıyorum.

Jose Saramago - Kopyalanmış Adam

Konusu

Sıradan bir tarih öğretmeni olan ana karakterimiz bir gün bir meslektaşının önerdiği bir filmi izlerken, filmdeki bir figüranın kendisinin tıpatıp aynısı olduğunu fark eder. Karakterimizin kendisinin birebir aynısı bu kişiyi bulmaya çalışması üzerine gelişir hikaye.

Deneyim ve Düşüncelerim

Saramago’dan okuduğum ilk kitaptı. Yazarın diline ve üslubuna alışmam epey zamanımı aldı fakat alıştıktan sonra da artık bir kitap okuyormuşum gibi değil de bir arkadaşımla konuşuyormuşum gibi hissettirmeye başladı.

Kitabın ilk yarısı oldukça durağan ve gizemli idi. İkinci yarıda bu gizemler yavaş yavaş aydınlığa kavuştu ve hikaye daha sürükleyici bir hâl almaya başladı. Sonlara doğru olacakları artık iyice anlamış oluyorsunuz ama yine de hikaye sürükleyiciliğinden ödün vermiyor. Kitabın sonuna kadar merak içinde okuyorsunuz kitabı.

Uzunca bir süre Saramago kitaplarını okumakta çekincem vardı. Dili hep gözümü korkutuyordu. Geçenlerde @J.S 'in tavsiyesi üzerine sonunda başlamaya karar vermiştim, kendisine teşekkür ediyorum buradan bir defa daha :slight_smile: . Eğer benim gibi başkaları da var ise bu kitap ile bir şanslarını deneyebilirler. Yazara başlamak için güzel bir kitap oldu benim için.

15 Beğeni

Beğenmenize sevindim. Sanırım aramıza bir Saramago sever daha katılıyor :slightly_smiling_face:

Yazarın en sevdiğim yönlerinden birisi de kitaplarının hep bu havada geçiyor olması.

4 Beğeni